"Artık Gitmeli miyim, Solan Çiçekler Gibi..."

8/10/2007 · Kategori: Haber-Izlenim

"Artık Gitmeli miyim, Solan Çiçekler Gibi..."

Che'nin Bolivya harekatına katılan tek kadındı Tanya. Şiirinde soruyordu "Adım unutulacak mı bir gün" diye. Unutulmadı... Kadın olduğu için özel muameleyi reddetti, Che'yle birlikte devrim yolunda yaşamını verdi.

BİA Haber Merkezi - Küba

06 Ekim 2007, Cumartesi

Artık gitmeli miyim, solan çiçekler gibi?
Yeryüzünde benden hiçbir şey kalmayacak
Ve adım unutulacak mı bir gün?

 Hayatını yaşamak istediği gibi yaşadı ve olmak istediği kişi oldu. Tanya'nın son derece kısa bir hayatının olması üzüntü verici belki ama yeryüzünde geçirdiği süre başarılarla doluydu. Anı olsun diye geride bıraktığı şiirin ilk dizeleri böyleydi...

1967 harekatında bir kadın... 

Gerçek ismi Haydee Tamara Bunke Bider olan Tanya, efsanevi solcu isyancıların 1967 harekatına katılan tek kadındı.

Gerilla ordusunun bir üyesi olarak Tanya oldukça soğukkanlıydı. Alışık olmadığı halde gerilla taktiği için gerekli olan uzun yürüyüşlere sessizce katlandı ve kadın olduğu için özel bir muamele görmeyi reddetti, kadınları hala toplumun tamamen kabul gören üyeleri olmaktan alıkoyan engelleri aşabilecek kapasitedeydi.

Kemikleri, Eylül 1998’de Ernesto Che Guevera’nın ve diğer gerillaların cesetlerinin aranması sırasında Bolivya’nın uzak kasabalarından Valle Grande’de bir tabut içinde bulundu.

Ailesinin düşlerini yaşayan bir komünist

Tanya 19 Kasım 1937’de Arjantin’de doğdu, anne ve babası Nazi zulmünden Arjantin’e kaçmış olan Almanlardı. Sonradan Alman Demokratik Cumhuriyeti’nin inşasına katılmak için ülkelerine geri döndüler. Arjantin’e kaçtıktan sonra da yer altı çalışmalarını sürdüren komünist ana-baba, kızlarını burada büyüttüler.

Tanya, 18 yaşındayken Alman Birleşik Sosyalist Partisi’ne kabul edildi. Annesinin anlattığına göre Tanya böyle bir ortamda yetişmişti ve ona göre bir komünist, doğduğu ülkede olmasa bile her nerede olursa olsun bir komünist ve devrimciydi. Kısacası Tanya ailesinin düşlerini yaşıyordu.

İlk gençliğinden itibaren Tanya, Küba’ya karşı derin ve sürekli bir ilgi duydu ve 24 yaşında, Mayıs 1961’de Demokratik Alman Cumhuriyeti’nden Küba’ya geldiğinde çok heyecanlıydı.

Che'yle, Demokratik Almanya Cumhuriyeti’ne yaptığı gezi sırasında tanıştı ve onun birliğine katıldı.

İçten gülümseme, çok iyi bir müzikal ve politik eğitim

Bir komşusuna göre, onunla ilgili en çarpıcı şey gülümsemesiydi; mutlu, samimi, güzel bir gülümseme... Orta boylu ve narindi, derin yeşil gözleri ve arkadan ördüğü sarıya çalan saçları vardı. Zarif bir tavrı ve ahenkli, tatlı bir sesi vardı.

Marie Elena Capote, Granma Enternasyonal’in bir özel sayısında şöyle yazmıştı:

“Neredeyse her zaman bir askeri üniforma giyerdi, bileklerde şişkin duran zeytin yeşili pantolonlar, postallar ve açık mavi ince bir tişört… Zeytin yeşili bir bere, geniş bir alının üzerinden sarkardı. Havana’da gazetecilik dersleri alırken böyle gözüküyordu. Hafif Arjantin aksanlı mükemmel İspanyolca’sı dışında, bir Latin Amerika kadınından çok daha fazla bir Avrupalı kadın imajını yansıtıyordu.”

Arjantin’de doğduğundan İspanyolca’yı akıcı şekilde konuşurdu ve gizli çalışmaları için bir çok kimlik uydurabilirdi. Nitekim, Küba’da Tamara Bunke, Avrupa’da Haydee Bidel Gonzales, Berlin’de Marta Iriarte ve Boliya’da Laura Gutierrez Bauer olarak biliniyordu.

Tanya’nın kendisiyle konuşan herkesi etkisi altına alan özel bir karizması vardı, muhtemelen bu, insanları nezaketle ve dikkatle dinlemesinden ya da gösterişçi veya ukala olmadan sergilediği kültürel zenginliğinden kaynaklanıyordu.

Tanya ailesinden çok iyi bir müzikal ve politik eğitim almıştı ve onun bir çok konudaki görüşleri öğrenci grupları arasında hep baskın çıkardı. Küba Kadın Federasyonu’nda gitar dersleri verirdi, ayrıca Küba’dan Arjantin’den Uruguay’dan Peru’dan ve bütün Latin Amerika’dan halk şarkıları kolleksiyonu yapardı.

Eğer yaşasaydı büyük olasılıkla bu konudaki bulgularıyla ilgili bir kitap yazmış olacaktı.

Başkalarının bir yılda edindiği becerileri o bir ayda edinirdi...

Tanya kısa zamanda Küba Kadın Federasyonu’ndaki en önemli yoldaşlardan biri oldu ve kendisine verilen her görevi yerine getirdi, ufak tefek ya da önemsiz gözüken görevleri bile. Çünkü onun mantığı şöyleydi:

“Küçük işleri yapamayanlar, asla büyük işleri yapamazlar.”

Sık sık yaptıkları tartışmalara rağmen ona istihbarat tekniklerini öğreten Mercy’ye epey bağlanmıştı. Daha sonraları Mercy, Tanya’nın sadece bir ay içinde kendisinin bir yılda edindiği becerileri edindigini söyleyecekti. Mercy, Tanya’nın Latin Amerika devrimine destek için özel göreve seçilmiş olmasından gurur duyuyordu...

Zorlu bir eğitimden sonra Tanya, Bolivya egemen sınıfının ve ordusunun temsilcileriyle ilişkiler geliştirmek ve gerilla cephesi için uygun koşulları yaratma görevini almıştı. 1964 sonunda Bolivya’ya vardı ve orada Laura Guiterrez Bauer ismiyle tanındı.

Tanya ismi Bolivya'da halk tarafından bilinmiyordu. Acaba burada tanındığı Tania Guiterrez ismini, omuz omuza savaştığı ve kendisiyle beraber öldürülen ve gömülen şehit yoldaşı Mario Guiterrez'le bir aşk ilişkisi olduğu için mi seçti? Doğrusu bende de bu yönde somut bir bilgi yok ama insan merak etmekten kendini alıkoyamıyor...

"Pek çok şeyden vazgeçerek devrim yolunda yürüdü"

Tanya, 1966 başında Küba Komünist Partisi’ne kabul edildiğini öğrendi. O andan itibaren, yeni savaşçıların siyasi eğitimi ve mevzilendirilmesi işlerinden sorumlu olarak gerilla güçleriyle doğrudan çalışmaya başladı.

Ve daha sonra, kendisi de Joaquin ismiyle tanınan Commandante Vitalio (Vilo) Acuna liderliğindeki gruba katılarak gerilla ordusunun bir parçası oldu. Binbaşı İnti olarak tanınan ve Che’nin ölümünden sonra Bolivya’daki devrimci mücadelenin lideri olan (ki kendisi de daha sonra Bolivya ordusu tarafından öldürülmüştür) Guido Peredo, "Rojas ve Calderon"un önsözünde onun için şöyle yazmıştı:

“Bir çalışmanın başarılı olabilmesi için kendi kendine edinilmiş içsel disiplin esastır. Eski hayatın tümü artık geçmişe gömülmüştür. Artık yeni ve farklı bir insanın embriyosu ortaya çıkmaya başlar. Bu, daha ve daha fazla fedakarlık yapmayı daha ve daha fazla sevinçle arzulayan insanın embriyosudur. Tanya her gün başkaları için çok önemli olabilecek olan değerleri reddederek bu yolda ilerledi.”

Gerillalar 31 Ağustos 1967’de grup bir köylü tarafından ihbar edilip Vado Del Yeso’nun nehir kıyısında Bolivyalı askerler tarafından pusuya düşürülerek öldürüldüler...

Cenazesi resmi törenle gömüldü

Che’nin kemiklerinin Haziran 1997’de bulunduğu yerden yaklaşık bir kilometre uzakta Gerilla Tanya’nın kemikleri de bulundu. O günlerde annesinin bir fotoğrafı dünyada dolaşıyordu... Nadya Bunke, 31 yıllık bekleyişten sonra kızının cesedinin küllerini sonsuza dek saklayacak olan vazoyu öperken fotoğraflanmıştı.

Daha sonra Nadya Bunke’nin kucaklayıp öptüğü vazo, Küba bayrağına sarılmış olarak Santa Clara’daki Marti Kütüphanesi’ne götürüldü. Nereye gömülmesini istediği sorulduğundaysa annesi hiç tereddüt etmeden Che ve yoldaşlarıyla beraber Küba’ya gömülmesi gerektiğini söyledi.

Nadya Bunke, kızının cenazesinin üstüne hangi bayrağın konulması gerektiği sorulduğunda da "Komünist Partisi’nin bir üyesi olarak uğrunda savaştığı ve öldüğü Küba’nın bayrağı" dedi.

Tanya’nın cenazesi, Küba’nın merkezi kentlerinden Santa Clara’da Aralık 1998’de Guevara ve yenilgiye uğramış diğer And Dağları gerillaları için inşa edilen mozoleye resmi törenle gömüldü.

Devrim hayatının amacıydı... 

Tanya hayata çok bağlıydı ama annesinin dediği gibi Latin Amerika’nın devrimci mücadelesinde rol alma görevini her şeyin üstünde tutuyordu. O böyle büyütülmüştü ve böyle bir yaşam istiyordu. Devrim, onun hayatının amacıydı. Bu, onun bütün konuşmalarında, mizacında ve inandığı düşünceler için giriştiği mücadelesinde açıkça kendini ortaya koyuyordu.

Sanırım Tanya, 31 yıl sonra sevgili Küba’sında, Amerika Birleşik Devletleri'nden (ABD) gelen bir yabancının, kendisini hiç tanımayan kalabalık bir uluslararası dinleyici kitlesine bu konuda bir konuşma yaptığını bilseydi çok mutlu olurdu. (GG/NZ)

* Psikolog Alma H. Bond bu konuşmayı, Havana'da 1999'da yapılan Radikal Felsefe ve Sosyoloji Konferansına katıldığında yaptı.

* Metni Sosyalist Barikat sitesindeki Türkçe çevirisinden Gökçe Gündüç derledi.

Cumhurbaşkanı Neden Yaşar Kemal Olmasın?Cumhurbaşkanı adayımız Y

25/9/2007 · Kategori: Haber-Izlenim

Cumhurbaşkanı Neden Yaşar Kemal Olmasın?

Cumhurbaşkanı adayımız Yaşar Kemal, dünya edebiyatının en önemli romancılarından biri. Anadolunun ezilen insanlarının hikayesini yazdı. Düşüncelerini ifade etmeye başladığı 17 yaşında kovuşturmalarla, cezaevleri ve mahkemelerle tanıştı.

BİA Haber Merkezi - İstanbul

16 Şubat 2007, Cuma

Yaşar Kemal, siyasi duyarlılığını ve cesaretini yapıtlarında da, kamuoyunda aydın kimliğiyle yer aldığı girişimlerde de her zaman açıkça ortaya koydu.

Kriter: "Kırk yaşını doldurmuş, yükseköğrenim yapmış, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) üyeleri veya bu niteliklere ve milletvekili seçilme yeterliğine sahip Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı."

Yaşar Kemal'in yükseköğrenimi yok. Ancak aşağıda okuyacağınız yaşam öyküsünün , Yaşar Kemal'e çoktan bir "Emerutus" ünvanı kazandırabileceğini düşünüyoruz.

Bu nedenle, bu adaylık önerisine bi fantezi gözüyle bakılmaması gerektiğini düşünüyoruz.

En çok bilinen romanı İnce Memed'te ağalara karşı Çukurova'nın yoksul halkına arka çıkan İnce Memed'in halkı için savaşmasını anlatır.

İnce Memed toprakları gerçek sahipleri olan köylülere dağıtır, ağayı öldürür, dağa çekilip kayıplara karışır ve bir efsane kişisi haline gelir.

Yaşar Kemal 1950'de eski Türk Ceza Kanunu'nun 142. maddesine aykırı eylemde bulunmak savıyla tutuklandı. Kozan Cezaevi'nde yattı. 1951'de salıverilince İstanbul'a gitti.

Cumhuriyet gazetesinde röportaj yazarlığına başladı.Fıkra yazarlığı ve kurduğu yurt haberleri serisinin yönetimini üstlendi(1951-63).

1962'de girdiği Türkiye İşçi Partisi'nde Genel Yönetim Kurulu üyeliği, Propaganda Komitesi başkanlığı ve Merkez Yürütme Kurulu üyeliği yaptı.

1963'te ayrıldığı gazetecilikten sonra kendini bütünüyle roman yazma uğraşına verdi. 1967'de haftalık dergi Ant'ın kurucuları arasında yer aldı. Sorumlusu olduğu bu derginin yayınları arasında çıkan Marksizmin Temel Kitabı adlı yapıttan dolayı 18 ay hüküm giydi.

Bu karar Yargıtay tarafından bozuldu. Ant dergisindeki yazılarından dolayı çeşitli kovuşturmalara uğradı.

1995'te Der Spiegel'de çıkan bir yazısı dolayısıyla İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde yargılandı, 20 ay hapis cezasına çarptırıldı ve cezası ertelendi.

Yaşar Kemal

1923'te doğan Yaşar Kemal'in asıl adı Kemal Sadık Gökçeli. Ailesi Van Gölü'ne yakın Muradiye ilçesine bağlı Günseli köyünden.

Birinci Dünya Savaşı'ndaki işgalde yaşanan bir göçte Adana'nın Osmaniye ilçesine bağlı bugün Gökçedam köyüne yerleşmişler.

Yaşar Kemal, 5 yaşındayken babasının Hemite Camiinde namaz kılarken öldürülmesine tanık oldu.

Adana'da ortaokula devam ederken çırçır fabrikasında işçilik yaptı. Ortaokulu son sınıfta terk etti.

Kuzucuoğlu Pamuk Üretme Çiftliği'nde ırgat katipliği (1941), Adana Halkevi Ramazanoğlu kitaplığında memurluk (1942), Zirai Mücadele'de ırgatbaşlığı, daha sonra Kadirli'nin Bahçe köyünde öğretmen vekilliği (1941-42), pamuk tarlalarında, batozlarda ırgatlık, traktör sürücülüğü, çeltik tarlalarında kontrolörlük yaptı.

İlk kez 17 yaşında siyasi nedenlerle tutuklandı. 1946'da İstanbul'da yerleşti, Havagazı Şirketi'nde gaz kontrol memuru olarak çalıştı.

1948'de Kadirli'ye döndü, bir süre yine çeltik tarlalarında kontrolörlük yaptıktan sonra arzuhalcilik yapmaya başladı.

İlk öyküleri Bebek, Dükkancı, Memet ile Memet 1950'lerde yayımlandı.

Kemal, PEN Yazarlar Derneği üyesi. İstanbul'da yaşıyor, bir çocuk babası.

Romanları:

İnce Memed (1955)

Teneke (1955)

Orta Direk (1960)

Yer Demir Gök Bakır (1963)

Üç Anadolu Efsanesi (1967)

Ölmez Otu (1968)

Ağrı Dağı Efsanesi (1970)

Binboğalar Efsanesi (1971)

Çakırcalı Efe (1972)

Akçasazın Ağaları/Demirciler Çarşısı Cinayeti (1974)

Akçasazın ağaları/Yusufçuk Yusuf (1975)

Yılanı Öldürseler (1976)

Al Gözüm Seyreyle Salih (1976)

Allahın Askerleri (1978)

Kuşlar da Gitti (1978)

Deniz Küstü (1978)

Hüyükteki Nar Ağacı (1982)

Yağmurcuk Kuşu/Kimsecik I (1980)

Kale Kapısı/Kimsecik II (1985)

Kanın Sesi/Kimsecik II (1991)

Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana (1997)

Karıncanın Su İçtiği (2002)

Tanyeli Horozları (2002)

Üç Anadolu Efsanesi (1967)

Ağrı Dağır Efsanesi (1970)

Binboğalar Efsanesi (1971)

Çakırcalı Efe (1972)

Öykü

Sarı Sıcak (1952)

Ödülleri:

* Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan "Dünyanın En Büyük Çiftliğinde Yedi Gün" röportajıyla Gazeteciler Cemiyeti Özel Başarı Armağanı'nı kazandı (1951).

* İnce Memed romanı Varlık Roman Armağanı'nı aldı.(1955).

* Demirciler Çarşısı Cinayeti adlı romanı Madaralı Roman Ödülü'nü aldı.(1974).

* Yer Demir Gök Bakır Fransa'da Edebiyat Eleştirmenleri Sendikası tarafından yılın en iyi yabancı romanı seçildi.(1997).

* Binboğalar Efsanesi 1979 yaz dönemi için Büyük Edebiyat Jürisi tarafından seçilen kitaplar arasında yer aldı.

* Uluslararası Del Luca Ödülü (1982).

* 1984'te Fransa tarafından Legion d'honneur madalyasıyla onurlandırıldı.(NZ/KÖ)

Dünyanın 22 Temmuz Yorumu

22/7/2007 · Kategori: Haber-Izlenim

Dünyanın 22 Temmuz yorumu
22 Temmuz 2007 Pazar 14:47
Dünyanın gözü 22 Temmuz seçimlerinde. İşte yabancı basının ilginç manşetleri.
Türkiye’deki kritik seçimler tüm dünyada büyük yankı buldu. Yabancı medya, ülkemizde bugün gerçekleşen seçim için farklı yorumlar yaptı.

İşte yabancı medya yorumları;

WASHİNGTON POST: BİR KUMAŞ PARÇASI OLMASAYDI TÜRKİYE SEÇİME GİTMEZDİ

Washington Post da “İslamcı giysi, Türk seçimleri öncesi tartışmalara hakim oldu" başlığı kullandığı haberinde türbanı kastederek “bir kumaş parçası olmasaydı, Türkler bugün seçime gitmezlerdi" ifadelerini kullandı. Gazete, “Türban tartışmaları, Türkiye’nin, Müslüman dünyasının büyüyen muhafazakarlığına boyun eğip etmeyeceğine ilişkin derin kaygıları yaratıyor" yorumunu yaptı.

LE FİGARO: "ATATÜRK’ÜN ÜLKESİ GELECEĞİNİ OYLUYOR"

Fransız Le Figaro başyazısında anayasal kriz ortasında yapılan seçimlerin birçok açıdan hayati önem taşıdığını belirtti. “Atatürk’ün ülkesi geleceği oyluyor" diyen gazete, “Avrupa ile ne gibi bir ilişki istediği kararından önce Türkiye, kendisine uygun toplum modelini seçmeli, askerlerce empoze edilen laik bir sistemi ile henüz tanımlanılamayan İslami model arasında yolunu bulmalı" değerlendirmesini yaptı.

OBSERVER: TÜRKİYE TARİHİNİN EN ÖNEMLİ SEÇİMİNİ YAPIYOR

“Milliyetçiler, seçim mücadelesine gölge düşürüyor" başlığını kullanan İngiliz The Observer ise, “Bugün kritik seçim, laikleri ve İslamcıları karşı karşıya getirdi. Ancak büyüyen etnik gerilimler ve şiddet belirleyici faktör olabilir" değerlendirmesini yaptı. Gazete, “AK Parti’nin çıkarttığı reformlar olmadan Türkiye Avrupa merdiveninde bir yeri olmazdı. O zamandan beri Türkiye yolunu kaybetti" sözlerine yer verdi.

NYT: TÜRKİYE BİR KAVŞAKTA

“Genç siviller" grubunu değerlendirdiği haberinde NYT, “Türkiye, bir kavşakta" ifadesini kullandı. Türkiye’de geçmişle bir uzlaşıya varmanın acı verici olduğunu, bazı Türklerin de ülkeyi etkisi altına alan değişikliklerin karşısında eskimiş milliyetçilik patikaya çekildiklerini öne sürdü.

LE MONDE: İSLAM, LAİKLİK VE AVRUPA: TÜRKİYE TERCİH YAPIYOR

Fransız gazetesi Le Monde ise, “İslam, laiklik, Avrupa: Türkiye, tercih yapıyor" dediği analizde seçim sonrası parlamentoda yaşanması beklenen zorluklara dikkat çekerken “Kürt milletvekillerinin, Sayın Erdoğan’ın onlarla işbirliği için şart koştuğu PKK’yı kamuoyu önünde kınamaları olasılığı azdır" diye yazdı.

SUNDAY TİMES: TÜRBAN SAVAŞINDAKİ TÜRKİYE SANDIK BAŞINA

İngiliz The Sunday Times’da, “Türban savaşındaki Türkiye sandığa gidiyor" başlığı ile yayınlanan haberde “Ordu kışlalarda kalacak mı?" sorusunu sorarken" Türkiye’de bazı laiklerin de Atatürk’ün 1923 projesinin güncelleştirilmeye ihtiyaç olduğunu kabul ettiklerini yazdı.

BBC: TÜRKLER KİLİT SEÇİM İÇİN SANDIK BAŞINA

İngiliz yayın kurumu BBC de, “Türkler, kilit seçim için sandık başına gidiyor" başlıklı haberinde “sandıklar, laik gelenek için kritik bir test olacak genel seçim için sandıklar açıldı" dedi. BBC, seçmenlerin oy kullanmak üzere tatil yaptıkları plajlardan otobüslere doldurarak eve yöneldiklerini belirtti.


EL CEZİRE: KÜRTLER KİLİT ROL OYNAYABİLİR

Kürt milliyetçilerinin seçime rekor düzeyde aday ile katıldıklarını belirten El Cezire ise, seçim sonucunun Kürtlerin cumhurbaşkanlığı seçiminde “kilit" bir rol oynamalarına yol açabileceğini, AK Parti’nin cumhurbaşkanı için Kürtlerle “ittifak" kurabileceğini belirtti.

LİBERATİON: GERÇEK ANI

Fransız Liberation gazetesi ise, Türkiye’deki seçime ilişkin haberinde ulus ve cumhuriyete ilişkin iki ayrı kavramın yüz yüze geldiğini belirterek “ilkbahardaki krizden sonra gerçek anı geldi" görüşünü dile getirdi.

LA VARGUARDİA: KAPİTALİST AK PARTİ’YE DERİN TÜRKİYE OY VERİYOR

İspanya’nın önemli gazetelerinden La Vanguardia da, “Türkiye, krizden nasıl çıkılacağını oyluyor" başlıklı haberinde “Ülke, ılımlı İslam ile ordunun gözetimindeki laiklik arasında karar veriyor" diye yazdı. Gazete, “Kapitalist AK Parti’ye derin Türkiye, kırsaldaki yoksullaşmış insanlar ve büyük kentlerin çoğalan banliyöler oy veriyor" ifadesini kullandı.

W.TİMES: “MODERN TÜRKİYE HALA ŞEKİLLENİYOR"

Washington Times gazetesi, seçimleri “Türkiye’nin siyasi geleceğine şekil verilirken" başlıklı başyazısında değerlendirdi. Seçimlerin Türk siyasetinde yaşanan kargaşanın sadece bir parçası olduğunu belirten gazete, Türkiye’nin ulusal kimliği konusunda “derin" sorunların olduğunu da yazdı.

EL MUNDO: KÜRT SORUNU PARLAMENTODA CİDDİ GERİLİMLER YARATACAK

İspanyol El Mundo da “Türkiye’deki seçimlerin başlıca aktörleri Islamcılar ve kürt krizi" görüşünü öne sürdü. Seçimlerde “Kürtlerin statüsü ve Müslüman nüfusu ile laik devlet arasındaki zor denge gibi hayati konulara ilişkin kararlar verecek olan parlamentoönun belirleneceğini kaydeden gazete, “Sonuç ne olursa olsun Kürt sorunu parlamentoda ciddi gerilimler yaratacak gibi" diye yazdı.

LA TİMES: TÜRK SEÇİMİN KALBİNDE DİN VAR

Los Angeles Times gezetesi ise, “Türkiye’deki seçimin kalbinde din olduğuönu öne sürdü. Seçimlerin sonucunda aylarda “yeni siyasi çatışmaların yaşanabileceğini belirten gazete, seçimlerin büyük tartışmaların sonucunda yapılmasına karşın hemen hemen olaysız geçtiğine dikkat çekti.

KASTAMONU NASRULLAH GAZETESİNDE BAYKAL'IN MİTİNGİ

10/7/2007 · Kategori: Haber-Izlenim