5/7/2007 · Kategori: Haber
GENEL BAŞKAN DENİZ BAYKAL’IN
SİVAS MİTİNGİNDE YAPTIĞI KONUŞMA
04 TEMMUZ 2007

Sevgili Sivaslılar, sevgili kardeşlerim, hepinizi yürekten özlemle, sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Bu muhteşem toplantı için hepinize yürekten teşekkür ediyorum. Gerçekten Sivas bugün bir başka güzel. Her zaman güzel, bundan sonra daha da güzel olacak. Ama bugün bir başka güzel. Bu güzel toplantı için hepinize teşekkür ederim. Bir araya geldiniz, bu güzel Türk bayraklarını, altıoku, Cumhuriyet Halk Partisi bayraklarını, güvercinli Demokratik Sol Parti bayraklarını birleştirdiniz. Sivas’ı birleştirdiniz, Türkiye’yi birleştirdiniz. Ne mutlu bu bütünlüğü gerçekleştirenlere. Hepinize yürekten teşekkür ederim.
Bugün Sivas’a aranıza değerli bir arkadaşımla birlikte geldim. Sizin yabancınız değil. Sivas’ın bir evladı. Misafirin şaşkını ev sahibini ev sahibiyle tanıştırırmış. Bende İlhan Kesici’yi sizlerle tanıştırıyorum. Beraber buraya kadar geldik, eksik olmasın zahmet etti. Şimdi izlinizle bir selamlasın istiyorum. Bir sesini duyun, özlemişsinizdir belki İlhan Kesiciyi. Bir merhaba desin, bir selamlasın izlinizle mikrofonu Sayın Kesici’ye veriyorum.
İlhan KESİCİ- Sevgili kardeşlerim, hemşehrilerim, aziz Sivaslılar hepinizi saygıyla, sevgiyle, muhabbetle selamlıyorum. Değerli kardeşlerim, İstanbul’da yaşayan 2 milyondan fazla Sivaslı hemşehrinizin, kardeşinizin, hemşehrilerimizin selamlarını, saygılarını getirdim. Selamlar olsun.
Değerli kardeşlerim, son 4,5 sene içerisinde Türkiye, Türkiye Cumhuriyeti devleti, laik cumhuriyetimiz bu AKP’den yorulmuştur, gerilmiştir, kurtulması lazımdır. AKP’ye iyi niyetlerle, samimi hislerle oy vermiş olan hem bütün Türkiye’de, hem Sivas’taki vatandaşlarımızla bu AKP’yi yöneten, hükümeti yöneten, Türkiye’nin başını duvara çarptırmak üzere olan dar çekirdek kadroyu birbirinden ayırmak lazımdır. Öyledir ki, Sayın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan kendi memleketi olan Rize’den belediye başkanlığı yaptığı İstanbul’dan çok daha fazla oyu Sivas’tan almıştır. Sivas Türkiye üçüncüsüdür. Ama bu partiyi kuran 4 kişiden birisi olan Sivas’tan bunlara artık tahammül kalmamıştır.
Değerli kardeşlerim, demek ki artık Türkiye’nin de tahammülü kalmamıştır. Türkiye bunlardan kurtulacaktır. Aziz vatandaşlarım, bizim milletimiz iktidarı boşlukta bırakmayı sevmez. Bu gitsin de kim gelirse gelsin demez. Gelecek olanı görmek ister. Gelecek olan Başbakanı bilmek, tanımak ister. Bazı partiler, bazı organizasyonlar ülkelerin rezervleridir. Bizim nasıl ekonomi yönetiminin idaresinde merkez bankasında kullanmadığımız hinihacette kullanmak için sakladığımız merkez bankası rezervlerimiz var ise Türkiye’nin de başı sıkıştığında, başı dara düştüğünde, ihtiyaç hasıl olduğunda böyle bir organizasyonu var. Bunun adı Cumhuriyet Halk Partisidir. Böyle bir Başbakan adayı var. Geniş zamanda rezervlere ihtiyaç hasıl olmayabilir. Ama ülkelerin dar zamanlarında, sıkıntılı zamanlarında, zor zamanlarında bir tane Başbakan görmesi lazımdır.
Değerli kardeşlerim, ben inandım ki, Türkiye’yi bu darboğazdan, bu zor günlerden çıkaracak olan parti Cumhuriyet Halk Partisidir. Çok yakından biliyor ve inanıyorum ki, devlet müktesabatı şuanda bütün siyaset sahnesinde olan insanlardan en yüksek olan bir tane insanı vardır. Türkiye’nin yegane ihtiyacı Deniz Baykal beyin Başbakanlığıdır. Devlet müktesabatı budur.
Değerli kardeşlerim, Sivas 4 Eylül 1919 tarihinde Cumhuriyetin temelini burada attı. Demek ki, 22 Temmuz 2007 tarihinde de Türkiye’nin yüzünü güldürecek olan yeni iktidarın temelini de yine Sivas’ta Sivaslılarla atacağız. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Deniz BAYKAL- Sevgili Sivaslılar, değerli kardeşlerim, ne zaman Sivas’a gelsem o özel bir duygu içine girerim. Memleketimizin her köşesi mukaddestir. Türkiye’mizin her ili güzeldir, bir başkadır, hepsi çok değerlidir. Ama ne zaman Sivas’a gelsem yüreğim bir başka türlü atar. Sivas’ta bir başka duyguyu yaşarım. Sadece Türkiye’mizin bir kentine geldiğimi değil, bunun ötesinde bir büyük tarih merkezine, bir büyük kültür merkezine geldiğimi, bizim ta yıllar, yüzyıllar boyunca soyumuzu, sopumuzu şekillendirmiş, tarihimizi, kültürümüzü şekillendirmiş bir büyük geleneğin içine girdiğimi düşünürüm. Selçukluyu düşünürüm, Osmanlıyı düşünürüm, cumhuriyeti düşünürüm, 4 Eylül’ü düşünürüm, Sivas kongresini düşünürüm. Ve cumhuriyetimizin yüz akı sanayileşme, kalkınma hamlelerinin en önemli kentlerinden birisi olarak Sivas’ı düşünürüm. Cumhuriyeti kuranların, tren yolunu Sivas’a getirmek için nasıl büyük heyecanlar yaşadıklarını bilirim. Sivas’a ulaşacağız, Sivas’a demiryolunu götüreceğiz. Treni götüreceğiz, medeniyeti götüreceğiz diye nasıl uykusuz geceler geçirdiklerini bilirim. O heyecanı yaşarım. Bilirim ki, Sivas tarihimizin yüzakı bir kenttir. Bilirim ki, Sivas Selçuklu eserlerinin en güzellerinin bulunduğu bir ildir. Birim ki, Sivas Cumhuriyetimizin temellerinin atıldığı bir yerdir. Sanayileşme, kalkınma hamlelerimizin ilk adımlarının atıldığı bir kenttir. Bakmayın şimdi boynunun bükük olduğuna, bakmayın şimdi işsizlikten şikayet ettiğinize. Çiftçinin dertlerine, esnafın dertlerine, ekonomik sıkıntılara bakmayın. Sizin içinizde büyük ruh var. O ruhu ayağa kaldıracağız, canlandıracağız. Sivas’ı ve Türkiye’yi hak ettiği yere hep birlikte ulaştıracağız.
Değerli arkadaşlarım, sevgili Sivaslılar, nasıl iyi misiniz, hayatınızdan memnun musunuz, keyfiniz yerinde mi, işleriniz yolundamı, aldığınız sattığınız birbirini tutuyor mu, borçlarınız ödeniyor mu, düğünler dernekler yapılıyor mu? Çocukları şöyle düğün dernekle güzelce evlendirip ev-yuva sahibi yapabiliyor musunuz? Çocuklarınıza iş verebiliyor musunuz? Geleceğe umutla ve güvenle bakabiliyor musunuz? Ne oldu o güzel Sivas’a, ne oldu büyük Sivas’a? Bu muhteşem Sivas’a ne oldu? Niye böyle? Bu kader mi?
Değerli arkadaşlarım, Türkiye’mizin hızla kalkındığını, hızla zenginleştiğini söylüyorlar. Bu kalkınma, bu zenginleşme Sivas’a gelmedi mi? Borsa 4 katına, 5 katına çıkmış. Sizin cebinizdeki para 4 katına, 5 katına çıkmadı mı? Yabancı işadamları aman Türkiye fırsat ülkesi diyorlar. Türkiye’ye geliyorlar Türkiye’den zenginleşiyorlar. Türkiye’nin temelindeki, tabanındaki siz Sivaslılar siz zenginleşemiyor musunuz? E onlar zenginleşiyor. Herkes katlıyor parasını, servetini katlıyor. Türkiye üstünden büyük para kazanılıyor öyle değil mi? Siz kazanamıyor musunuz? Yani çiftçi 2002’ye göre 2-3-4 kat varlığını arttıramadı mı? Mazot ucuzlamadı mı? Yeşil mazot gelmedi mi? Pancarın kotası kalkmadı mı? TEDAŞ’a olan borçlar ödendi mi? Hayvancılık canlandı mı? Hayvan sayısı arttı mı, azaldı mı? Süt üretimi arttı mı, azaldı mı? Göç durdu, Sivas göç çekmeye başladı mı, yoksa göç vermeye devam ediyor mu?
Değerli arkadaşlarım, bu işte bir yanlışlık var. Türkiye zenginleşti diyorlar. Uçtu diyorlar uçtu. Uçuruyorlar Türkiye’yi. Birileri Türkiye’nin üzerinden çok para kazanıyor. Doğru gerçekten öyle. Dünyanın en yüksek parasını birileri Türkiye’de kazanıyor. Ama dünyada en çok kaybeden çiftçi Türkiye’de. En çok kaybeden esnaf Türkiye’de. Öyle değil mi?
Değerli arkadaşlarım, bu niye böyle oluyor. Ortada bir haksız kazanç var ve bir haksız yoksulluk var öyle değil mi? Haksız kazanç var, haksızda yoksulluk var. O kazançta haksız, bu yoksullukta haksız. Öyle değil mi? Hak mı, revamı bu yoksulluk? Çiftçinin mağdur olması hak mı? Esnafın mağdur olması hak mı, revamı? Gençlerin işsiz kalması hak mı, revamı? Bulgaristan’da böyle mi durum? Yunanistan’da böyle mi? Orada da çiftçilerin boynu bükük mü, orada da gençler işsiz mi? Orada da esnaf şikayetçimi? Yabancı Süpermarket geliyor Türkiye’de kazanç rekoru kırıyor. E Sivas’taki esnaf kepenk kapatıyor değil mi? Bu iyi bir düzen mi? Bu doğru bir düzen mi? Bu değişmeyecek bir düzen mi? Yani bu haksız kazançlar başkalarına gidecek, bu haksız yoksulluk burada çekilecek öylemi? Değiştirecek miyiz? Bunu değiştirmenin yolu ne, reçetesi ne? Sosyal demokrasi, sosyal demokrasi? Yani gücü yeten gücü yetene değil. Yabancı gelsin bu memleketi ezsin diye değil. Hak olacak, adalet olacak, demokrasi olacak, düşünce özgür olacak, iman inanç özgür olacak, siyaset özgür olacak. Mülkiyet hak olacak, miras hak olacak. Ama komşusu aç yatan bizden değildir anlayışı da uygulanacak. Sosyal anlayış olacak, sosyal anlayış.
Sevgili Sivaslılar, artık bu anlayışı değiştirmemiz lazım. Bunu hep beraber değiştireceğiz. Dünya değiştirdi. Bizde değiştireceğiz. Bu böyle gelmiş, böyle gitmeyecek. Bir yolunu bulacağız. Bakın biz çıktık bu seçime giderken bazı iddialar söyledik. Kıyamet koptu. Mesela dedik ki, mazotun üzerinde ÖTV’yi almayacağız dedik. Vay ne hakla yapıyorsun, bunu nasıl yaparsın, petrol kuyularınız mı var, yapamazsınız kıyamet koptu. Ne söylemişiz? Mazotun üzerinde ÖTV almayacağız. Özel Tüketim Vergisi almayacağız.
Değerli arkadaşlarım, dışarıdan mazot pahalıya getirilecek, içerde bedavaya, ucuza satılacak diye bir şey yok. Dışarıdan mazotun ham petrolün fiyatı ödenecek. O ham petrolü mazota çevirmenin rafinaj maliyeti ödenecek. Nakliye masrafı ödenecek, bayi karı ödenecek, üzerine KDV konulacak ama ÖTV konmayacak, ÖTV almayacağız. Bedavaya vermeyeceğiz, yabancı ülkeye verdiğimiz petrolün parasını çiftçiden alacağız, rafineri maliyetini alacağız, nakliye maliyetini alacağız, karını alacağız, KDV’sini alacağız ama ÖTV’sini almayacağız diyoruz kıyamet kopuyor.
Değerli arkadaşlarım, bakınız; bu bir zihniyet meselesidir. Bu iktidarın zihniyeti çiftçiye yönelik bir iyiliği, bir katkıyı, bir kolaylığı bir türlü hazmedemiyorlar. Hesabını kitabını yaptık. Türkiye’de 11.6 milyon ton mazot kullanılıyor. Bunun 2 milyon tonu, %20’si, 2,5 milyon tonu tarımda kullanılıyor, çiftçi kullanıyor. Onun maliyetini hesap ettik ÖTV maliyetini 2,5 milyar dolar. 2,5 milyar dolarlık bir katkı vermeyi kararlaştırdık çiftçiye kıyamet kopuyor. Kaç kişiye gidecek o 2,5 milyar dolarlık katkı? 20 milyon çiftçi ailesine doğrudan gidecek. 4,5 milyon çiftçi ailesi var. 20 milyon nüfusuyla birlikte çiftçi var. Doğrudan onlara gidecek. Geriye kalana dolaylı olarak yansıyacak.
Değerli arkadaşlarım, Yunanistan’da, Bulgaristan’da 1 milyona mazot kullanıyor çiftçi. Türkiye’de 2 milyona kullanıyor. 2,5’a kullanıyor, yuvarlıyorum 2 milyonun üzerinde kullanıyor. Biz ÖTV’sini almayınca gene zarar etmeyecek devlet. Ama sadece çiftçinin sırtından ek bir vergi almayacak. Normal vergisini alacak KDV’yi. ÖTV’yi almayacak. ÖTV ne? ÖTV Ankara’da devletin verdiği açığı milletin sırtına ek bir yük bindirerek kapatma girişimi. ÖTV bu. Herkese bir Ankara’nın açığını kapatmak için vergi salmışlar, ikinci vergi salmışlar. Bir koyundan bir post çıkar. Bir koyundan iki post çıkarmaya çalışıyorlar.
Değerli arkadaşlarım, canım sen herkese salmışsın o ikinci vergiyi tamamda. Bu çiftçinin bunu taşıyacak mecali kalmamış, hali kalmamış. Motorlar, traktörler kıpırdayamaz halde. Bayiye verecek parası yok. Maliyeti yükseltiyor. Yunanistan’daki çiftçi, Bulgaristan’daki çiftçi 1 milyona kullanacak mazotu. Bizim çiftçimiz 2 milyona ve ondan sonra hadi rekabet edin diyecek. Pancar orada ucuz, burada pahalı diyecek. İndir mazotu öyle rekabet edelim. İndireceğiz diyoruz yapamazsın diyorlar. Peki arkadaş sen bunu armatörlere yaptın, yat sahiplerine yaptın, özel uçak firmalarına yaptın. Çiftçiye niye yapmayalım? Sen onlara yaptın bende çiftçiye yapacağım bunları. 2,5 milyar doları nereden bulacakmışım. Bankaları soyan 50 tane bankere 50 milyar doları devletin kesesinden sen verirken nereden bulduysan bende 20 milyon çiftçiye 2,5 milyar doları oradan bulacağım.
Değerli arkadaşlarım, çiftçiye sahip çıkmak lazım. Çiftçi toplumun temeli. Onu rahatlatmak lazım, destek olmak lazım. Çiftçinin elektrik borçlarını ödemesine destek olmak lazım. Ödeyemediği borçlarını ödeyebilir hale getirmek lazım. Çiftçinin girdi fiyatlarına destek olmak lazım. Bütün bunları önümüzdeki dönem için Cumhuriyet Halk Partisi olarak hazırladık. Böyle kuru laf söylemiyorum. Çok somut, ciddi iddia ortaya koyuyorum. Önümüzdeki bir Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında çiftçilerimiz mazotu ÖTV’siz olarak kullanacaklardır. İndireceğiz ÖTV’sini.
Değerli arkadaşlarım, sevgili Sivaslılar, bu terör işleri nasıl oluyor? Terör gelişmelerini izliyorsunuz. Türkiye’de ne yazık ki, bu iktidar işbaşına geldiğinden beri terör hızla artmaya başladı. Bunun altında ciddi nedenler var. Bunu hepinizin çok iyi bilmesini istiyorum. Bu iktidarın terör karnesini biz dikkatle inceledik ve bu karnenin kırıklarla dolu olduğunu gördük. İktidar terör konusunu kavramamıştır. Ta başından beri büyük yanlışlıklar yapmıştır. Bakın hatırlar mısınız iktidara geldikten sonra bunların öncelikli olarak çıkardıkları bir yasa var. Adı eve dönüş yasası. Hatırlıyor musunuz eve dönüş yasası çıkardılar. Bu güya o yasa af çıkaracak, o aftan yararlanmak için dağdaki teröristler inecekler evlerine dönecekler. Böylece terör ortadan kalkacak. Ama ne oldu? Dağdan bir tane terörist inmedi. Ama tutuklanmış olan cezaevindeki teröristler tahliye edildi, onlar dağa çıktılar. Eve dönüş yasası dediler, dağa çıkış yasası oldu. Terörü önlemek için yasa dediler, terörü teşvik yasası oldu, teröre af yasası oldu. Bunu çıkardılar. Daha sonra bakın son günlerde tartışılıyor. Kamuoyunda ayrıntılı şekilde tartışılıyor. Bunlar Amerika’yla bir anlaşma imzaladılar. 2003 yılının 22 Eylül’ünde. İmzalanan anlaşma diyor ki, Türkiye’ye 1 milyar dolar hibe ya da 8,5 milyar dolar kredi verelim. Buna karşılık Türkiye Irak politikasını bize teslim etsin. Bizim bilgimiz dışında Irak’a müdahale etmesin. Irak’ta terör yuvalanabilir. Irak’tan kaynaklı terör Türkiye’yi tehdit edebilir. Öyle olsa daha Türkiye Irak’a karşı harekete geçmesin diyen bir yasaya uygun anlaşmayı bu hükümet imzalattı 2003 yılında. Biz büyük tepki gösterdik. Böyle bir şey olamaz meclise getirmeniz lazım diye. Meclise getirmeye cesaret edemediler ve bu yürürlüğe giremedi bu yasa. Ama soruyorum size eğer mecliste Cumhuriyet Halk Partisi olmasaydı o yasa aynen öyle çıkmaz mıydı? Aynen o şekilde çıkacak o anlaşma. Türkiye bakın şimdi Irak’a müdahale edelim mi, etmeyelim mi, bunu konuşuyoruz. Bunu konuşma imkanı kalır mıydı? Terör konusunda bunların kafası karışık. Terör tehdidini algılamış değiller. Ona karşı tedbir düşünmüş değiller. Sürükleniyorlar. O oraya çekiyor oraya, bu buruya çekiyor bu buraya.
Bakın, şimdi yeni bir noktaya tekrar dikkati çekiyorum. 2006 yılında bunlar meclise bir yeni yasa getirdiler. Bu yasa diyor ki, yasa metni elimde. Bu metni TBMM Başkanlığına Başbakan Recep Tayyip Erdoğan sunmuş. Altında imzası var. Sunuş tarihi 18 Nisan 2006. 18 Nisan’da sunmuş. Bu yasa. Bu yasanın bir 6. maddesi var. Bu 6. maddesinin Başbakanın imzaladığı gerekçesini sizin bilginize sunuyorum. Diyor ki, bu 6. maddenin son fıkrasında suç işlemek için örgüt kurma suçuna ilişkin etkin pişmanlık hükümlerinin terör örgütünün kurucusu, yöneticisi veya üyeleri hakkında da uygulanabileceği kabul edilmiştir. Etkin pişmanlık hükümlerinden ancak bir defa yararlanılabilir. Bu; bu hükümetin meclise sunduğu kanunun 6. maddesinin ......... (ses kesildi)......... bu kanuni lafların altındaki anlamı ben size söyleyeyim. Etkin pişmanlık falan diyor. Aslında söylediği şu; terör örgütünün kurucusu diyor. Kimdir terör örgütünün kurucusu biliyor musunuz? Evet biliyorsunuz İmralı’daki. Terör örgütünün kurucusu diyor, bir defalık diyor. Bir defalık avukatının vereceği vekaletle, dilekçeyle ben pişman oldum diyerek cezasının kaldırılmasını talep edebilir diyor. Olay bu. Bu lafların arkasında saklanan gerçek bu. Terör örgütünün kurucusu bir dilekçeyle pişmanım diyerek tahliye olabilir diyor.
Değerli arkadaşlarım, bu kanunu burada görünce biz gene büyük tepki gösterdik. Bunu yapamazsınız dedik. Türkiye’de terör ciddi bir tehdittir. Bu teröre davetiye çıkarmaktır, terörü teşvik etmektir. Bunun altında kalırsınız dedik. Büyük tartışma yarattık. Çekindiler, bu maddeyi kaldırmak zorunda kaldılar. Şimdi size soruyorum. Eğer Cumhuriyet Halk Partisi mecliste bulunmasaydı ve bu konuda bu mücadeleyi vermeseydi, bu kanun çıkmış olsaydı şimdi ne olurdu Türkiye’nin hali? Ne olurdu? Değil mi? Peki bunu yapan bir iktidar işbaşında. 1 milyar dolar karşılığı Irak’a girmem diyebilen, eve dönüş yasası çıkaran, terör örgütünün elebaşısını tahliye etmeyi öngören bir iktidarın terörle etkili mücadele etmesi mümkün mü? Biliyorsunuz Başbakan zaman zaman konuşurken Sayın Öcalan diyor. Zaman zaman şehitlerden kelle diye bahsediyor. Zaman zaman canını verip Türkiye’nin huzuru, barışı için en büyük mücadeleyi veren askerlerimize, subaylarımıza askerlik yan gelip yatma yeri değildir diyor. Şimdi bunları ayrı ayrı düşünüp de canım dili sürçmüştür, yanlış yapmıştır diye mazur görmeye başlarsak konuyu kavrayamayız. Bu yanlışlıkların altında bir zihniyet var, zihniyet. O zihniyet o yanlışlıklara yol açıyor. Bu kanun maddeleri öyle yanlışlıkla gelebilecek maddeler mi?
Değerli arkadaşlarım, böyle bir iktidar işbaşında. Bakın açıkça ifade ediyorum. Türkiye’nin terörle mücadelesinin önündeki en büyük engel bizzat Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’dır. Bunun çok iyi kavranılması lazım. Bu konuda hata yaparsak başımıza çok dert gelir. Bu konu hata kaldırmaz. Önümüzdeki 4 yılı da böyle bir anlayışa teslim edersek Türkiye çok karışır. O nedenle bu seçim kader seçimidir. Varlık, yokluk seçimidir. O bilinç içinde olmalıyız.
Değerli arkadaşlarım, bakınız, Türkiye’de terör Kuzey Irak’tan besleniyor. Dışarıdan beslenmeyen bir terörü içerde başarıya ulaştırmak mümkün değildir. Daha önce terör Suriye’den besleniyordu hatırlayın. O zaman kararlı davranıldı, terörün karargahı Suriye’den, Şam’dan çıkarıldı ve 1999 yılında terörün sonu geldi. Ne zamana kadar? Irak’a askeri müdahale Irak’ın karışması ve Irak’ta yeni bir terörün yuvalanmasına kadar. AKP iktidarı sırasında bu olay oldu. AKP iktidarı da bu olayın önemini kavramadı. Terör Kuzey Irak’a yuvalandı. Şimdi oradan bunu çıkarmak zorundayız. Çıkarmazsak şehitler devam eder. Terörün kökü Irak’ta, karargahı Irak’ta, şehitler Türkiye’de. 2000 ton bir yılda patlayıcı madde geldi, mayın geldi. Teröristler girip çıkıyorlar. Bunu önlemek lazım, bu suç. Uluslararası suç bu. Hiçbir ülke komşusuna karşı böylesine bir terör faaliyetine kol, kanat geremez. Ama oluyor, ama bizim hükümetin sesi çıkmıyor. Geçenlerde beni bir uluslararası toplantıya çağırdılar. Tam seçim kampanyasının ortasındayız. Düşündüm ki, Türkiye’de kendi vatandaşlarıma siyasi parti olarak görüşlerimi anlatmaktansa yurtdışında uluslararası bir platformda Türkiye’nin davasını dile getirmek benim için daha uygundur. O nedenle Türkiye’de seçim çalışmalarına iki gün ara verdim yurtdışına gittim. Yurtdışında o gittiğim toplantıya Barzani geldi, Talabani geldi ve çıktım orada Türkiye’nin haklılığını anlattım. Nasıl terör bütün uluslararası hukuk ilkelerine rağmen Kuzey Irak’ta himaye görmektedir. Nasıl oradan Türkiye’ye terör ihracatı yapılmaktadır. Bunları anlattım, şikayetlerimi söyledim. Bunu dinleyen bütün vatandaşlarım mutlu oldular. Yurtdışında İsviçre’deydim oradaki vatandaşlarım havaalanında görerek, yollarda karşılayarak geldiler kutladılar, boynuma sarıldılar, beraber fotoğraf çektirdik. İstanbul’a geldik, İstanbul’da aynı şekilde havaalanından başlayarak vatandaşlarım helal olsun içimizdekini söyledin, görev yaptın, gel seni alnından öpelim dediler. Herkes çok sevindi. Parti ayırımı gözetmeden herkes sevindi. Ama gördüm ki, buna sevinmeyenlerde varmış. Bir baktım bizim iktidar mensupları buna sevinmeleri gerekirken, onların görevini biz yapmışken, bize teşekkür etmeleri gerekirken bunlar şikayet etmeye başlıyorlar.
Değerli arkadaşlarım, hem kendi görevini yapmıyor, hem görevini yapan muhalefet partisinden şikayet ediyor. Bu anlayışta bir iktidarla terör mücadelesi olmaz, olmaz! Bu seçimin en önemli konularından birisi bu. Terör politikasında yeni bir anlayış, terörle mücadelede yeni bir kararlılık. Bunu ortaya koyacağız. Tamam mı Sivaslılar, tamam mı? Teröre teslim olanlara oy verecek misiniz? Sivaslılar hangi partiye mensup olursanız olun ama bu cumhuriyet burada kuruldu burada. Cumhuriyet Sivas’a emanettir, Sivas’a! Emanetinize sahip çıkın.
Değerli arkadaşlarım, bakınız, Türkiye’nin birlik ve bütünlüğe ihtiyacı var. Türkiye’nin kaynaşmaya ihtiyacı var. Türkiye devletiyle de bizim, milletiyle de bizim. Millette bizim, devlette bizim. Hangi millet? Dini, mezhebi, inancı ne olursa olsun, etnik kökü, kökeni, aslı, nesli, soyu, sopu ne olursa olsun bu topraklar üzerinde yaşayan 70 milyonun tümüde bizim. Çünkü tümüde millet, Türk milleti. Bu milleti ayırmak, bu milleti birbirine düşürmek yapılabilecek en yanlış iştir. Kimse milleti bölmeye kalkmasın. Kimse milleti inancına göre, mezhebine göre, etnik köküne, kökenine göre bölmeye kalkmasın. Hepimiz Türk milletinin bir parçasıyız ve bununla da iftihar ediyoruz.
Değerli arkadaşlarım, bakınız, Sivas bir medeniyet merkezi, bir kültür merkezi. Sivas’ın anlayışı 72 millet birdir anlayışıdır. 72 millet birdir diyenler Sivas’ın özüdür, köküdür. Biz kardeşçe yaşamak istiyoruz. Geçmişte yaşadığımız acı olaylardan büyük üzüntü duyuyoruz. O olayların bir daha yaşanmasına kesinlikle fırsat vermeyeceğiz. Hepimiz el ele vereceğiz, kardeşçe, huzur içinde, barış içinde, bir arada yaşayacağız. Bizi birbirimize düşürmek isteyenlere fırsat vermeyeceğiz. Türkiye’yi hep birlikte kucaklayacağız.
Sevgili Sivaslılar, konuşmamıza devam ediyoruz. Türkiye’nin birliğe ve kardeşliğe ihtiyacı olduğunu söylüyordum. Bakınız; devlette bizim, millette bizim. Milleti ayırmak yanlış, bölmek yanlış. İnanç diye bölmek yanlış, ırk diye bölmek yanlış. Devleti bölmekte yanlış, devlette bizim. Yargıtay’ıyla bizim, Danıştay’ıyla bizim, Anayasa Mahkemesiyle bizim, Silahlı Kuvvetleriyle bizim, meclisiyle bizim, üniversitesiyle bizim, devlette bizim, bizim devletimiz, bizim milletimiz. Milletimize de sahip çıkarız, devletimize de sahip çıkarız. Öyle mi Sivaslılar? Bakınız, bugün ne görüyoruz? Milleti birbirine düşürme anlayışı. Maalesef kurcalanılıyor, karıştırılıyor. Yanlışlar birbiri üzerinden. Milleti inananlar, inanmayanlar diye ayırma çabaları. Sizden, bizden diye ayırma çabaları. Bunlar yanlış, bunlar tehlikeli gidiş. Devleti bölmeye çalışıyorlar devleti. Devlet kurumlarına düşmanlık olabilir mi? Hepsi bizim devletimiz. Hepsine sahip çıkmak lazım. Başbakan devletiyle kavgalı. Başbakan milletiyle kavgalı. Mitinglerinde Cumhurbaşkanını yuhalatıyor. Olabilir mi değerli arkadaşlarım? Cumhurbaşkanı ülkemizin şerefini, onurunu, milli birliğini temsil ediyor. Ona karşı yuh çekmek nasıl bir bilgisizliktir, nasıl bir sorumsuzluktur. Bunlar yanlış gidişler, bunların sonu iyi değil değerli arkadaşlarım.
Bakınız; bütün bunların altında ne yatıyor? Bütün bunların altında Cumhurbaşkanlığı seçimi yatıyor. Cumhurbaşkanlığı seçimi Başbakanı esir almış, meydanlarda başka bir şey konuşmuyor. Varsa yoksa Cumhurbaşkanlığı. Beceremedin bunu gör, bunu gör ve artık bunu aş. Tekrar tekrar onun etrafında dolaşıyor.
Değerli arkadaşlarım, 360 milletvekiliyle Cumhurbaşkanı seçtirememiş bir parti genel başkanı olarak tarihe geçti. Bunu başarmak herkesin harcı değildir. Üstelik mecliste öyle bir muhalefet var ki, biz çıkmışız demişiz. Bir AKP’li de Cumhurbaşkanı olabilir demişim bunu. Ben demişim. Bir AKP’yi de seçebiliriz demişim. 360’ta kendi milletvekili var ama seçemedi. Böyle bir şey olabilir mi?
Şimdi değerli arkadaşlarım, bu niye böyle oldu? Çünkü kafasında kendine göre bir Cumhurbaşkanlığı planladı. Aday olmak istiyor, seçilmek istiyor ama söyleyemiyor. Aday kim diyoruz, aday yok. Aylar geçti aday yok. Seçime bir hafta kaldı aday yok, 5 gün kaldı aday yok, aday söylemiyor. Niye? Acaba bir şans çıkar Cumhurbaşkanı olabilir miyim diye. E olmak istemiyorsan niye söylemiyorsun? Ben adayım dersem hakkımda pek çok laf çıkar. Çıkar tabi ya, çıkar tabi. Sen değil misin Hikmet Yar’ın önünde diz çöken adam? Devletin başında Hikmet Yar’ın önünde diz çökmüş birisi olur mu? Sen değil misin Yasin El Kadı’ya kefil olan adam? Yuh yok arkadaşlar, yuhu kaldıralım. Sen değil misin Yasin El Kadı’ya kefilim diyen? Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Yasin El Kadı’ya mı kefil olacak? Kendi çiftçine kefil olacak, esnafına kefil olacak, işsizine, gencine, kadınına kefil olacak. Sen hepsiyle kavgalısın. Köylüye ananı da al git diyorsun. Genci azarlıyorsun. Herkesle kavgalısın. E söyleyemiyor, mahcup. Cumhurbaşkanı adayı mahcubiyeti içinde Başbakan. Aday olamadı, aday söyle aday söyleyemedi. Diyor ki, bir çelik-çomak attık oynuyorlar. Gördün mü o çelik çomağı? Kim oynuyormuş çelik çomakla? Ne oldu? Kendi partililerinden bile adaylığını gizliyor. Aday söyleyemiyor. Kardeşim orada 360 tane milletvekili varsınız. Bak biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak uzlaşarak bir AKP’liyi de seçebiliriz demişiz. Bazı isimler ortaya çıkmış. Bakın kendi milletvekillerine. Ben olmasam şunlardan hangisi seçersiniz diye isimler önerdi 4 tane isim. İçinde sizin hemşehrinizde var. Peki o isimleri niye bize önermedi. Niye bize önermedi, niye gelmedi CHP’ye ya ben kendi milletvekillerime şu 4 ismi önerdim acaba bu 4 dört isimden sizin içinde uygun olacak bir isim var mı diye sormadı bana? Kıskandı, kıskandı ben size söyleyeyim. Kıskandı. Bir başka AKP’linin CHP’nin de içine sinecek bir AKP’linin Cumhurbaşkanı olmasını kıskandı. Yapamadı, yüzüne gözüne bulaştırdı. Ama dönüyor, dönüyor tekrar bunu konuşuyor. Mağduruz, mağduruz. Ne mağduriyeti kardeşim? Mağduriyet diyorsan başka işte Yimpaş mağdurları. Nerede o Yimpaşlılar. İşte burada. Yimpaş mağdurları burada. 400 milyon euro Sivas’ın parası gitti. 10 binlerce Sivaslının tasarrufu gitti. Mağduriyet bu. Senin neren mağdur, sen mi mağdursun, çocukların mı mağdur, kim mağdur? Çocuklarını okutanlar mı mağdur, işadamı arkadaşların mı mağdur? Kim mağdur? Kemal Unakıtan mı mağdur? Kemal Unakıtan’ın çocuklarımı mağdur? Bakan arkadaşlarımı mağdur, onların çocuklarımı mağdur? Mağduriyetmiş, mağduriyet değil beceriksizlik. Düz yolda arabayı devirdin. Bak dernek kurmuş Yimpaş mağdurları Sivas’taki. Dernek kurmuşlar. 400 milyon euroyu kaptırmışlar. Yani yarım milyar dolara yakın para kaptırmışlar Sivaslılar sadece.
Değerli arkadaşlarım, bu Cumhurbaşkanlığı işi bu başbakanın başarısızlığının simgesidir. Hatırlıyor musunuz Cumhuriyet Halk Partisi başlangıçta yeni kurulduktan sonra mecliste 49 milletvekiliyle temsil ediliyordu. O zaman bir meclis başkanı seçimi yapıldı Cumhuriyet Halk Partili bir arkadaşımız meclis başkanı seçildi hatırlıyor musunuz? Yani Cumhuriyet Halk Partisi 49 milletvekiliyle meclis başkanı seçtirmiş. Sen 360 milletvekiliyle Cumhurbaşkanı seçtirememişsin. Biran için düşünün o 360 milletvekili CHP’de olsaydı bugün CHP Cumhurbaşkanını seçmeden memleketi seçime mi götürürdü? Olur muydu böyle bir şey?
Değerli arkadaşlarım, şu ortaya çıkmıştır. Cumhurbaşkanlığı bir partinin içişi değildir. Bir parti Cumhurbaşkanlığını milletvekili sayısı ne olursa kendi iç işi gibi anlayamaz. Anlamamalıdır da. Çünkü Türkiye’de 70 milyon insan var. Sen meclise %34’ün oyuyla gelmişsin, %66 dışarıda. Onları yok saymak mümkün mü? Cumhurbaşkanı onlarında Cumhurbaşkanı olacak. Herkesin Cumhurbaşkanı olacak. Bunu bileceksin ve o anlayış içinde sende gidip başka partilerle uzlaşma arayacaksın. Uzlaşma arasan olurdu. Uzlaşma arasa seçilmez miydi? Niye seçilmedi? Benim dediğim dedik dediği için değil mi? Anayasayı da bilmiyor, hukuku da bilmiyor, demokrasiyi de bilmiyor. Cumhurbaşkanlığı işi AKP için bir fiyaskodur. Ellerindeki gücü kullanamadıklarının bir ifadesidir. Nasıl yanlış yapabileceklerinin bir açık göstergesidir. Herkes ibret almalıdır, ders almalıdır. Bunları yapamamışlar, şimdi çıkıyorlar diyorlar ki, eğer bize 370 milletvekili vermezseniz kriz çıkar. Eğer kriz çıkarsa o krizin altında ilk sen kalırsın. Kriz, mrizde çıkmaz. Krizde çıkmaz, Türkiye birleşik, bütünleşik, uzlaşmacı bir anlayış içinde Cumhurbaşkanını da seçer, ülkenin önünü de açar.
Değerli arkadaşlarım, bakınız, Türkiye’de demin konuştuk. Büyük haksızlıklar var. Bugün Türkiye’de birileri haksız yere zenginken daha büyük zengin oluyor. Başka birileri orta gelir sahibiyken yoksul oluyor, yoksul olanda daha da yoksul oluyor. Öyle değil mi? Türkiye’nin fotoğrafı bu değil mi? Bu AKP’nin fotoğrafı değil mi? Bunun değişmesi gerekmiyor mu? Bunu değiştirmenin yolu önce yolsuzlukları ortadan kaldırmaktır. Önce yolsuzlukları ortadan kaldıracağız. Yolsuzluklar var mı? Ankara’da var mı? Sivas’ta? Bu yolsuzlukları ortadan kaldırmadan Türkiye’nin iki yakası biraraya gelir mi? Çiftçinin yüzü güler mi, esnafın işi yoluna girer mi? Gençler iş bulabilir mi, yatırım yapılır mı? Ne yapacağız? Yolsuzluklara son vereceğiz. Yolsuzlukların arkasında ne var? Yolsuzlukların arkasında bir üçgen var. Sac ayağı. Üçgenin bir tarafında haramzade bir işadamı var. Yolsuzluk dedin mi önce haramzade işadamını arayacaksın. Birisi var. Ayrıca ahlaksız bir devlet memuru var, bir bürokrat var, bir yüksek memur var, yetkili birisi var. Devletin işini, kanununu onun için ayarlayacak bir memur. İkincisi o değil mi? Birde üçüncü namussuz bir siyasetçi var. Değil mi? Bu üçü biraraya geldi mi yolsuzluk oluyor. Oferler, Kuşada’sındaki olaylar, özelleştirmede döndürülen dümenler. Hepsi böyle, üçlü. Şimdi bunu ortadan kaldırmak için ne yapmamız lazım? Önce siyasetçiyi çekebilmek lazım. Siyasetçiyi niye çekemiyoruz? Çünkü siyasetçinin dokunulmazlığı var. Değil mi? Dokunulmazlığı var mahkemeye çıkamıyor. İfadesi dahi alınamıyor. Savcı soru soramıyor. Hakim yargılayamıyor bırak cezaevine koymayı. Hiçbir şey yok. Çünkü dokunulmazlığı var. Dünyada her yerde böyle dokunulmazlık var mı? Hayır yok. Bir bizde var. Demokrasi, demokrasi diye nutuk atıyor bunlar. Demokrasiye inanıyorsan önce kendini imtiyazlı olmaktan çıkar vatandaş ol. Kaldırıver o dokunulmazlığı. Türkiye’de ilk yapılması gereken işlerden birisi bu. Dokunulmazlığın kaldırılması lazım değerli arkadaşlarım. Bugün bakın mecliste 200 kadar dosyası olan milletvekili var. İçlerinde zimmet var, ihtilas var, evrakta sahtekarlık var. Bütün utandırıcı suçlar var. Ama ne oluyor o dosyalar? Hepsi durdu, dondu, buzdolabına kondu, derin dondurucuya kondu. Tekrar şimdi siz oy verir, AKP’li milletvekili seçerseniz onlar gene orada donmaya devam edecek. Hesap o. Verdiğiniz oy nereye gidiyor hesabını yapın. AKP’ye oy veriyorum diyorsun. Aslında yolsuzlukların örtbas edilmesine gidiyor o oy. Çünkü meclis AKP yönetiminde bu dokunulmazlıklara dokunmuyor.
Değerli arkadaşlarım, 200 kadar dosya var. Geçenlerde öğrendim bir tanesi de bana ait. Benimle ilgili bir dosyada varmış. Merak ettim, soruşturdum neymiş bizim suçumuz diye. Gördüm ki, 2002 seçimleri sırasında şimdi Sivas’ta olduğu gibi Zonguldak’ta konuşurken vakti geçirmişiz, 6’yı geçmiş. Güneş battıktan sonra konuşmaya devam etmişiz. Bu suç oluşturuyormuş, tutanak tutmuşlar, göndermişler, bizim hakkımızda da bir dosya var. Ben bunu öğrenince dedim ki, derhal kaldırın, beni yargılasın mahkeme, eğer bir suç varsa ben o suçu çekmekten şeref duyarım. Kanun bizim kanunumuz. O kanun bana da uygulanmalıdır. Ben giderim anlatırım hakim mazur görürse görür, ceza verirse verir, başımla beraber. Şeref sayarım ve çekerim o cezayı, kaldırın dedim. Hayır kaldırmayız dediler. Niye kaldırmıyorsunuz dedim? Şimdi seninkini kaldırırsak yol olur öbürlerininki dediler.
Şimdi Türkiye’nin tıkanıklarından birisi bu dokunulmazlık olayı. Bakın, bu dokunulmazlığı Türkiye’de kaldıracak bildiğiniz bir parti var mı? Kim kaldırır bu dokunulmazlığı? Tereddüt var mı? Bakın dün Nevşehir’de yaptık evvelsi gün. Bugün Sivas’ta da yapayım. Bu kadar büyük bir topluluk olarak biradayız. Eminim bu topluluğun içinde CHP’ye değil AKP’ye, başka partilere de oy vermiş vatandaşlarımda vardır. Şimdi soruyorum milletvekili dokunulmazlığı kalkmasın diyen, devam etsin diyen Sivaslı bir vatandaşım varsa elini kaldırsın da bir görelim. İşaret etsin var mı kalkmasın diyen birisi. Yok. Bütün Sivas kalkmasını istiyor. Kalkmasını isteyen bir işaret etsin. Maşallah. Buradaki herkes kalksın diyor. Peki niye kalkmıyor? Şimdi kaldırma görevi kimde? Sizde. Kullanacağınız oyla kaldırabilirsiniz. Oyu doğru kullanırsan kullanacağın oyla kaldırırsın. Ama yanlış kullanırsan kalksın istesen dahi kaldıramazsın. Öyle değil mi? Kaldıracak mıyız? Kim kaldıracak? Cumhuriyet Halk Partisi kaldıracak. Bakın size Sivas meydanında açıkça bir söz daha veriyorum. Eğer önümüzdeki seçimde CHP parlamentoda çoğunluğu oluşturur ise hükümeti kurma noktasına biz gelirsek ki, inşallah öyle gözüküyor. Türkiye’nin her yerinden ve Sivas’tan bu izlenimi alıyorum. Eğer önümüzdeki seçimde CHP iktidara gelirse ilk yapacağımız iş o 200 tane dosya var ya. Onların tümüne marş marş mahkemeye diyeceğiz. Doğru mahkemeye, aklanda gel.
Değerli arkadaşlarım, bakın bir CHP iktidarında yapacağımız şeylerden biri iki örnek vereyim. Dokunulmazlığı kaldıracağız dedim. Terörle mücadeledeki anlayışımızı söyledim biliyorsunuz. Yoksullukla mücadele konusunda yeni bir anlayışın içine gireceğiz. Bugün yoksullukla düzenli kanunu, devlete yakışan bir mücadele yok. Ne var? Ramazanda poşet dağıtma var. Ne var? Ağustos ayında kömür dağıtma var değil mi? Bakın o kömürleri dağıtıyorlar ama o kömürlerle ilgili bir şey söyleyeyim size. O kömürlerle ilgili bir kararname çıktı. Kararname kömür dağıtımını düzenliyor. Altında da diyor ki, bu dağıtılan kömürlerin parasını seçimden sonra gelecek olan yeni hükümet ödeyecektir. Yani kömürü onlar dağıtıyor, belki biz ödeyeceğiz. Helal olsun. Ona şüphe yok. Ama başka bir mücadele lazım yoksullukla. Ciddi, düzenli, sağlam bir mücadele. Ne yapacağız? Bakın değerli arkadaşlarım, CHP iktidarında bir defa sıfır açlık projesi uygulanacak. Sıfır açlık. Hiçbir vatandaşımızın yatağa aç girmesini kabul edemeyiz. 1 milyon insan Türkiye’de bugün aç yatıyor. Bunu biliyoruz. Resmi rakam. Çocuklar sabahları okula kahvaltı etmeden aç geliyorlar. Devlet onlara bir bardak süt veremiyor. Bunlara son vereceğiz. açlıkla ciddi bir mücadele yapacağız ve sıfır açlık projesini gerçekleştireceğiz.
Değerli arkadaşlarım, ayrıca muhtarlarımız CHP iktidarında önem kazanacak. Devletin temsilcileri haline gelecek. Seçilmiş insanlar. Onları yetkilendireceğiz, onları muhatap alacağız. Parti yetkililerini değil muhtarları. Muhtarlara kendi mahallelerindeki gerçekten yoksul, işsiz, çoluğunu, çocuğunu besleyemeyecek durumda olan ailelerin listesini çıkarttıracağız. O liste içindeki ailelerle temas kuracağız. Mümkünse o ailelerin içinden bir kişiye bir iş imkanı yaratmaya çalışacağız. İstihdam imkanı yaratmaya çalışacağız. Çünkü biliyoruz ki, yoksul bir ailede bir kişi çalıştı mı o aileyi o sahiplenir. Oradan önce onlara iş vermek lazım. Önce onlara istihdam imkanı yaratmak lazım. Eğer bilgi, beceri eksiği varsa telafi etmek lazım, desteklemek lazım, sahip çıkmak lazım onlara. Bunu yapacağız. Ve bütün bunlara rağmen çalışacak evladı yoksa, eşi yatalak, hasta, yatıyor, kadının çalışacak hali yok, çocuklar küçük. Ne yapacağız bu durumda? O durumdaki ailelerin listesini çıkaracağız ve o ailelere yardım edeceğiz. Aileye, şahsa değil aileye. Ailede kime? Kadına, anaya, eşe, ailenin sorumluluğunu üstlenen insana. Çünkü biliyoruz ki kadın, ana yemez yedirir, giymez giydirir, elindekini, avucundakini, eşine, çoluğuna, çocuğuna fedakarca harcar. Anaya güveniyoruz. Anayı devletin muhatabı yapacağız. Devlet anaya bakacak, ana devlete bakacak. Devlet anayı ayağa kaldıracağız, devlet anayı! Ailede ana devlet olacak. Onun hesabına para yatacak. Onun hesabına devlet yatıracak. Annenin hesabına. Kimse yüzünü görmeyecek. Bankaya gidecek kendi parasını çekecek, eşine ve çocuklarına bakacak. Kızılay’ın görevini, çocuk esirgeme kurumunun görevini her ailedeki anaya vereceğiz, kadına vereceğiz. Başbakan ananı da al git diyor ya. Bizde diyoruz ki, ananı da al gel, ananı da al gel!
Değerli arkadaşlarım, bunların hepsinin hesabı yapılmıştır. Dünyanın başka ülkelerinde uygulanıyor. Türkiye’de de uygulanması artık kaçınılmaz hale gelmiştir. Türkiye’de uygulayacağız. Hep bana hep bana diye devlet suyun başındakilere çalışmayacak. Birazda halka çalışacak, millete çalışacak, yoksula çalışacak. O zaman millet olacağız, o zaman kaynaşacağız, o zaman güçleneceğiz.
Sevgili Sivaslılar, değerli arkadaşlarım, CHP iktidarında çok yeni proje uygulayacağız. Bu projelerden bir tanesi bu. Devlet ana projesi. Sıfır açlık projesi. Üniversite giriş sınavlarını değiştireceğiz. Bugün liselerimizde öğrencilerimiz sanki tümüde üniversiteye gidecek, avukat, hakim, doktor mühendis olacak gibi okutuluyor. Liselerdeki öğrencilerin tümü masa başında üniversite öğrencisi olacak diye okutuluyor. Peki gerçek ne, oluyorlar mı? Hayır. Bu sene 1 milyon 700 bin öğrenci sınava girdi. Ancak 500 bini 3 yıllık, 4 yıllık lisans programlarına ve açık öğretim fakültelerine girecek 500 bini. 1 milyon 200 bini dışarıda. Geçen yıl gene aynı şekilde 1 milyon 700 bin civarında öğrenci sınava girdi. Ne oldu? 400 küsur bini programlara girebildi. 1 milyondan fazlası dışarıda. Bir önceki yıl gene aynı, bir önceki yıl gene aynı. Eğer CHP iktidara gelmezse gelecek sene ne olur? Gene aynı, öbür sene ne olur? Gene aynı. Yani her yıl liseden mezun olan öğrencilerimizin üçte ikisi üniversite kapısından geri dönüyor. Ancak üçte biri giriyor.
Şimdi değerli arkadaşlarım, bu üçte ikinin geriye dönmesinin bir maliyeti yok mu? Millete, devlete bir maliyeti yok mu? Analar, babalar çocuklarını üniversiteye girecek diye dershaneye gönderiyor, kursa gönderiyor, öğretmene gönderiyor, her türlü harcamayı yapıyor, çocuk yıllarını veriyor, ana baba her türlü heyecanı ve desteği veriyor. Ne oluyor sonra? İki yıl sonra üçte ikisi için öğrencilerin yenilgi. Hak mı, revamı, böyle bir şey olur mu? Devlet yönetmek demek her yıl ortaya çıkacağı bilinen bu sorunu daha çıkmadan çözecek tedbir almak demek. Var mı tedbir? Elbette var. Dünya ne yapıyorsa o. Nedir tedbir? Tedbir lisede okuyan öğrencilerin lisenin daha ortasındayken, ikinci sınıfındayken o güne kadarki notlarını, öğretmenlerinin değerlendirmelerini dikkate alarak üst üste birkaç sınava sokup o sınavın sonuçlarını dikkate alarak, rehber öğretmenlerinin değerlendirmelerini dinleyerek, ailelerinin düşüncelerini alarak, kendisiyle mülakat yaparak doğru bir biçimde 2 yıl daha harcatmadan o çocuğa zamanında yavrum gel seni kaybedeceğin bir sınav istikametine sokmayalım, gel seni ekonomiye, ticarete, iş dünyasına kazandıralım, gel sana iş ve meslek eğitimi verelim, gel seni sınavda yenilmeden, mağlup olmadan topluma, ekonomiye, ailene kazanalım demek ve onları farklı bir istikamete çekmektir. Yapılması gereken iş budur. Bunun yapılması halinde çocuklarda kazanacaktır, aileleri de kazanacaktır. Bu da CHP’nin programıdır. ÖSS düzenini değiştireceğiz değerli arkadaşlarım. Dokunulmazlıkları kaldıracağız, sıfır açlık projesi uygulayacağız. Devlet ana projesini uygulayacağız. Yoksullukla, yolsuzlukla mücadele edeceğiz. Nasıl mücadele edeceğimizi de açıkça ortaya koyuyoruz. Terörle mücadele edeceğiz.
Bakınız; başbakan gittiği her yerde cumhurbaşkanlığına ağıt yakıyor. Biz gelen şehitlerimize ağıt yakıyoruz. Başbakan Cumhurbaşkanını kaybettiğine ağıt yakıyor. Bu anlayışı değiştireceğiz.
Değerli arkadaşlarım, sevgili Sivaslılar, Türkiye’nin yeni bir döneme geçmesi gerekiyor. Bu gidiş böyle devam etmez, etmemeli. Artık yeni bir anlayışın içine girmeliyiz. Eski siyasi bölünmeleri bir tarafa bırakmalıyız. Artık el ele vermeliyiz. Ben muhafazakarım, ben liberalim, ben demokratım diyerek ayrışma zamanı geçmiştir. Şimdi hepimiz el ele vereceğiz. Demokratları, sosyal demokratları, DSP’lileri, muhafazakarları, liberalleri el ele vereceğiz ve Türkiye’yi sahipleneceğiz. Böyle bir Türkiye’de ne yapacağımızı söyledim. Ne yapmayacağımızı da size söylemek istiyorum. Ne yaptırtmayacağımızı da söylemek istiyorum.
Bakın; önümüzdeki dönemde CHP olarak halkı ezdirtmeyeceğiz. Demin söyledim nasıl ezdirtmeyeceğimizi. Bugün halk eziliyor mu, çiftçi eziliyor mu, işsiz genç eziliyor mu, esnaf eziliyor mu, emekli eziliyor mu, kadın eziliyor mu? Ezdirmeyeceğiz. Ezdirmemek nasıl mümkün olur? Halkın ezildiği bir ortamda birisinin çıkıp halkı ezdirmeyeceğiz demeye başlamasıyla olur. Biz diyoruz ezdirmeyeceğiz. Ezdirmeyecek olanlar gelin el ele verelim. Halkı ezdirmeyeceğiz.
İki; ülkeyi soydurmayacağız. Ülke soyuluyor mu bugün? Ankara’da soyuluyor mu, İstanbul’da soyuluyor mu, Sivas’ta soyuluyor mu. Bakın İstanbul’da belediye meclisinde bir karar alıyorlar belediye meclisinde. Yeşil alanı imar alanına dönüştürüyorlar ya da emsalini arttırıyorlar. Konuta, ticaret alanına çeviriyorlar. Bir karar. Belediye meclisinde alınan bir karar. Bunun sonucu ne oluyor biliyor musunuz? 100 milyonlarca dolar birden bire o karar sonucunda birilerinin cebine konuluyor. 100 milyonlarca dolar. Şimdi ben diyorum ki, çiftçinin mazotu için 2,5 milyar dolar harcayacağız kaynak nerede diyorlar. Gözünüz doymamış. Yıllardan beri İstanbul’da imar değişiklikleriyle kazandığınız o milyarları, milyarlarca doları düşün, bir de 20 milyon insana vermeye niyetlendiğiniz o 2,5 milyar dolara bak. Yani 2,5 milyar dolar 20 milyon insana gidecek, siz bir avuç insanın cebine milyarlarca doları koydunuz.
Değerli arkadaşlarım, Türkiye’de kaynak sorunu yok. Türkiye’de sorunu var. Ne yapacağını bilme iradesi. O nedenle diyoruz ki, Türkiye’yi soydurmayacağız. Bugün başka ülkeler soyulmaya müsaade ediyorlar mı? Türkiye soyulmaya niye bu kadar müsamaha gösteriyor. Değiştireceğiz bunu. Değiştirirsek kim kazanır? Çiftçi kazanır, işçi kazanır, esnaf kazanır, millet kazanır, Sivas kazanır, yatırımlar kazanır, işsiz gençler iş bulur. Yani kazanın dibi delik onu lehimlemek lazım. Yolsuzlukla mücadele ederek o sağlanır. Dokunulmazlığı kaldırarak o sağlanır.
Değerli arkadaşlarım, ikinci hedefimiz bu. Üçüncü hedefimizi de söylüyorum. Yaptırmayacağımız üçüncü şeyi de. Devleti böldürmeyeceğiz. Bugün devleti bölme çalışması var mı? Buna karşı hükümet gerekli duyarlığı gösteriyor mu? Barzani Türkiye’de seçimde oy kullansa kime oy kullanır? Soruyorum elinizi vicdanınıza koyunuzda cevap verin. Barzani Türkiye’de bu seçimde oy kullanacak olsa kime oy kullanır? Peki sen kime oy kullanacaksın? O siyasi parti tercihini yaparken yanlış mı yapıyor? Kendi çıkarını biliyor değil mi? Bakın, Rum Meclis Başkanı Hristofyas çıktı dedi ki, aman AKP’yi gözetin. Yunan Başbakanı geldi, Yunanistan’da gazeteler yorum yaptılar. Yunan Başbakanı dediler seçimde Tayyip Erdoğan’ın oy kaybetmemesi için elinden gelen gayreti gösteriyor dediler, yazdılar. Bunlar gerçek. Barzani mi yanılıyor, yoksa Türkiye’de onlara oy verenler mi? Niye?
Değerli arkadaşlarım, olay bu, çok açık, çok net. Bunu hepimiz çok iyi değerlendirmeliyiz. Bu tarihi bir seçim. Bakın Başbakan yer yer ağzını da bozuyor. Geçenlerde CHP için kılavuz lafı etmiş. Değerli arkadaşlarım, 360 milletvekiliyle Cumhurbaşkanı seçemeyenin bir kılavuza ihtiyacı vardır. Türkiye’deki ve Kuzey Irak’taki terörist sayısını şaşıran bir Başbakanın kılavuza ihtiyacı vardır değil mi? Haksızlıkta etmeyelim aslında onun kılavuzu da var. Onun bir kılavuzu var. Bir sürü varda ben Türk vatandaşı olanı söyleyeyim. Bir Cüneyt Zapsu’su var onun biliyorsunuz değil mi? Cüneyt Zapsu’su onun kılavuzu o değil mi? Cüneyt Zapsu’dan kılavuzu olan Başbakan. Öyle değil mi? Başbakan Türkiye’yi pazarlıyor, Cüneyt Zapsu’da Başbakanı pazarlıyor. Cüneyt Zapsu Amerika’da dedi ki, bu adamı delikten aşağıya süpürmeyin, lavabodan aşağıya atmayın kullanın bu adamı dedi. Kim dedi? Cüneyt Zapsu. Kim için dedi? Türkiye Cumhuriyetinin Başbakanı için. Kime söyledi? Başkan Bush’a söyledi. Şimdi kılavuz kılavuz diyor. Gerçekten kılavuza ihtiyacı var diyorum ama kılavuzu da var. Üstelik bir tanede değil başka kılavuzları da var. Irak politikasında kılavuzu Barzani. O ne diyordu? Türkiye’deki teröristler bittimi sıra Irak’takilere geldi diyordu. Bir bakıyoruz Başbakanda aynı şeyi söylüyor. Şimdi cam fanusun içinde oturan CHP’ye kılavuzluk taşı atmaya kalkmasın. Haddini bilsin, otursun oturduğu yerde. Türkiye onun hükmünü vermiştir ve bu en yakın zamanda sandıkta da ortaya çıkacaktır.
Değerli arkadaşlarım, sevgili Sivaslılar, bugün bize güzel bir gün yaşattınız çok teşekkür ediyorum. Sizleri çok özledik, sizden ayrılmak kolay değil. Ama Malatya’ya da gideceğiz. Bugün Malatya’da da mitingimiz var. Birazdan Malatya’da olacağız. Malatya’ya da selamlarınızı, sevgilerinizi ileteceğim. Sivas’ın dostluk duygularını ileteceğim. Şunu bilmenizi istiyorum. Bakın demokrasilerde hiçbir iktidar ebedi değildir. İktidarlar gelir ve geçer. Gelirler ve geçerler. Millet en temel güçtür. Bakar, izler, gerekirse çeker, sabreder. Ama gün gelir değişikliği sağlar. Şimdi böyle bir değişiklik dönemine doğru geliyoruz. Milletimizin şöyle sesini bir yükseltmesi lazım, gücünü bir göstermesi lazım. Kendisini bir hissettirmesi lazım. Bunu yapacağınıza güveniyorum. Size inanıyorum Sivaslılar, size güveniyorum Sivaslılar, Sivas’ınıza sahip çıkın, Türkiye’ye sahip çıkın. Hepinize teşekkür ediyorum, tekrar başarılar diliyorum.
5/7/2007 · Kategori: Haber
GENEL BAŞKAN DENİZ BAYKAL’IN
MALATYA MİTİNGİNDE YAPTIĞI KONUŞMA
(4 Temmuz 2007)

Sevgili Malatyalılar, sevgili kardeşlerim, bu mitingler gerçekten güzel günlerin müjdecisi olan mitingler, güzel günleri bize vaat eden mitingler. Hepinize bu büyük miting için yürekten teşekkür ediyorum.
Malatya’yı özlemiştim. Uzun süredir sizlerle birarada olamıyordum. Onun özlemi ve üzüntüsü içindeydim. Sağolun. Hoşgeldiniz.
İyi ki, özlemişim, bu özlemin sonucunda böyle muhteşem bir mitingle biraradayız. Bütün Malatyalı vatandaşlarıma hangi siyasi partiye mensup olurlarsa olsunlar bütün Malatyalılara bu muhteşem miting için yürekten teşekkür ediyorum.
Sevgili kardeşlerim, hep birlikte bir arayış içindeyiz. Türkiye’de bir arayış içindeyiz. Siz Malatya’da bir arayış içindesiniz. Yaşanan sıkıntıları hep biliyoruz. Nereden kaynaklandığını biliyoruz. Nasıl aşılacağını da biliyoruz. Ama aşmanın bir yolunu bir türlü bulamadık. Şimdi onu bulmanın zamanı yaklaştı.
Demokrasilerde millet seçimde konuşur, dinler izler, değerlendirir, seçimde hükmünü verir, yeni bir yol haritası çizer. Şimdi Türkiye yeni yol haritasını çiziyor. Her yerde bunu görüyorum.
Değerli arkadaşlarım, sevgili kardeşlerim, inşallah güzel bir yol haritası çizeceğiz. Türkiye’mizin önünü hep beraber açacağız. Yaşadığımız sıkıntıları biliyoruz. Onları yaşamak zorunda değiliz. Dünyada bütün ülkeler bu sıkıntıları aştı. Bizde aşarız, bizde aşacağız. Aşmanın yolunu biliyoruz. Bu memleketin bunu başaracak evlatları var. Yeter ki, o evlatlarına millet sahip çıksın. Arkasında destek olsun. Onları omuzlasın, onlara yön versin.
Sevgili Malatyalılar, nasıl halinizden memnun musunuz? İşler yolundamı, kazancınız yerinde mi? Kayısı iyi para ediyor mu? Etmiyor mu? Kayısı dünyada bir tane Malatya’da. Dünyada bir tane. Kayısıya sahip çıkan yok mu? Yani her ürüne sahip çıkılıyor, fındığa sahip çıkılıyor, çaya sahip çıkılıyor. Her ürüne sahip çıkılıyor. Kayısıya sahip çıkılmıyor mu? Sahip çıkılsın mı? Kayısıya sahip çıkarsak bundan memleket zarar görür mü, devlet zarar görür mü, millet zarar görür mü, ekonomi zarar görür mü? Kayısı devletin sırtında yük mü, engel mi? Kayısıyı 4 milyona veriyordunuz. Şimdi kaç oldu? 2 milyon. 6 kilo kayısıyla bir tüpgaz alıyordunuz. Şimdi 18 kilo kaygısıyla bir tüpgaz. Üç katı. Şimdi bu zenginleşme anlamına mı geliyor? Türkiye zenginleşti diyorlar. Her gün gazetelerde, televizyonlarda Türkiye uçtu, çatladı, patladı, çok zenginlendi, katladı diye haber var. Yani Türkiye’den birileri zengin olmuyor mu? Oluyor. Zengin olan var değil mi? Hem de çok zengin oluyor değil mi? Borsa 5 katına, 6 katına çıkmış. 5 kat, 6 kat zenginleşmiş. Peki siz 5 kat, 6 kat zenginleştiniz mi? Çiftçi zenginleşmedi mi? Kayısı hadi zenginleşmedi anladık. Buğday, pancar? Hiçbirisi mi? Peki esnaf zenginleşti mi? Esnafta zenginleşmedi. Gençler iş buldu mu? Birileri çok mutlu, çok zengin. Yabancı sermaye Türkiye’ye geliyor Türkiye’de bir iki yıl içinde katlanıyor. Peki bu memleketin sahibi Malatyalı çiftçi, köylü ona ne oluyor? Onlar yerinde sayıyor. Onların kazancı haksız kazanç mı? Sizin yoksulluğunuz haksız yoksulluk mu? Evet haksız yoksulluk. O kazanç haksız zenginlik. Bu yoksulluk haksız yoksulluk. Bunu ortadan kaldırmak mümkün mü? Bunun bir reçetesi var mı? Onun reçetesi sosyal demokrasi. Yani demokrasi olacak, hepimiz düşünce özgürlüğümüzü, inanç özgürlüğümüzü, iman özgürlüğümüzü, din özgürlüğümüzü, mezhep özgürlüğümüzü sonuna kadar yaşayacağız. Düşünce özgür, inanç özgür, siyaset özgür olacak. İktidarı beğenmek zorunda değilsin. İster beğenirsin, ister eleştirirsin. Siyaset özgür olacak, mülkiyet hak olacak. Miras hak olacak, miras hak. Ama emeğe saygı olacak, alın terine saygı olacak. Herkesin çalışmayı istemek hakkı olacak. Çalışmak isteyene iş vereceksin. Yoksulluğu yenmenin yolu insanları istihdam etmektir. İnsanlara iş vermektir. Çocuklarınız okuyor, belki diplomayı da alıyor. Ama iş bulabiliyor mu? Üniversiteyi bitiriyor diploma elinde iş yok. KPS sınavına giriyor, kamu personeli sınavına giriyor. Değil mi? İyide puan alıyor. Öğretmen olmak istiyor. Olabiliyor mu? Olamıyor değil mi? Peki sizin çocuklarınız iş sahibi olamıyor. Birilerinin çocukları iş sahibi oluyor mu? Ne yapıyorlar? Memur mu oluyorlar? İşçimi oluyorlar, hastabakıcımı oluyorlar? Ne oluyorlar? Nasıl alıyorlar. Göremiyorum o gazetede bir manşet var ne diyor? Tayyip’in damadı Irak’ta ihale aldı. Hayırlı olsun. Merak ettim Irak’ın neresinde, kuzeyinde mi, güneyinde mi? Kuzeyinde, yani Barzani’nin orada öylemi? Tabani’nin orada almış öylemi? Hayırlı olsun. Ne yapacakmış? Kışlamı yapacakmış. Ne yapacakmış?
Şimdi değerli arkadaşlarım, bakınız Türkiye’nin neye ihtiyacı var biliyor musunuz? Türkiye’nin önce temiz, dürüst bir devlet yönetimine ihtiyacı var. Yani kendi çocuğundan önce yüzünü bile görmediği Anadolu’nun milyonlarca vatan evladını düşünecek bir yönetime ihtiyacı var. Hısım akrabasını değil, vatandaşı düşünecek bir yönetime ihtiyacı var.
Değerli arkadaşlarım, Türkiye’nin iki yakası niye biraraya gelmiyor? Türkiye’nin toprakları verimli değil mi? Türkiye’nin insanı tembel mi? Türkiye’nin insanı çalışmıyor mu? Türkiye’de yeter kaynak yok mu? Niye biz zengin değiliz? Yoksa kazanın dibi delik mi? Yani kazana akıttığım su sıçrasın sıçrasın delikten akıp gidiyor mu? Giderse zenginlik olur mu? Ne yapacağız? Kazanın dibini lehimleyeceğiz değil mi? Neyle lehimleyeceğiz? Şimdi bakın yolsuzluklar nasıl yapılıyor ben size anlatayım. Bir defa Malatya’da yolsuzluk var mı? Ankara’da yolsuzluk var mı? Özelleştirmede yolsuzluk yapılıyor mu? Yani CHP’nin yaptığı buradaki dokuma fabrikası özelleştirildi mi? Kaça özelleştirildi? 6 milyona öylemi. Önce 11 milyon verdiler ucuz vermeyiz dediler iptal ettiler sonra 6,5 milyona mı verdiler? 6,5’a verdiler. 6,5 mu büyük 11 mi büyük? 6,5 daha büyük. 6,5’a verdiler değil mi? Peki içindeki malzeme stok ve gerçek değeri neydi oranın? 70 milyon değil mi? Şimdi burada hak var mı? Böyle olursa birisi zengin olur. Ama Malatya’daki genç iş bulamaz. Malatya’daki çiftçi yoksullaşır öyle değil mi? Bu yoksulluk, bu özelleştirme sadece burada oluyor ki, Türkiye’nin her yerinde. Yani bu iş Balıkesir’de SEKA Fabrikasının özelleştirilmesiyle başladı. Oferlerle devam etti. Kuşadası’yla TÜPRAŞ’ta her yerde örneği var. Nasıl oluyor bu biliyor musunuz ben size söyleyeyim. Bir üçgen var, üçgen. Yolsuzluk üçgeni. Sac ayağı var, sac ayağı. Sac ayağının bir tarafında haramzade işadamı var. Kısa yoldan, kestirmeden zengin olacak. Helal para kazanılmış, alın teriyle kazanılmış para, namuslu para onun derdi değil. Zamanı yok, vakti yok, acelesi var, biran önce olacak. Bakıyor etrafında bir sürü zengin var. Benim neyim eksik diyor. Canım sende işte paranı biriktir, kredi al, yatırım yap. Kardeşim uğraşamam onunla diyor. Bir ........ var mı diyor ........... haramzade işadamı. Çıkıyor piyasaya yolsuzluğun bir ayağında o var. Sac ayağının bir ayağında. Öbür ayağında haramzade işadamının yanında ahlaksız bir bürokrat var. O tek başına bu işi yapamaz devletin sırtından gidecek bu iş. Kanun var, usul var. Devlet var, kurum var, mahkeme var. O yolları bilen birisi lazım. Yolsuzluk yapan haramzade işadamı, ahlaksız bir memuruna emir veriyor. Yeter mi? Yetmez. Birde ne lazım? Namussuz bir siyasetçi lazım. O olmazsa olmaz. O haramzade olmazsa bu iş olmaz. Namussuz siyasetçide onlarla el ele veriyor üçgen kuruluyor, sac ayağı kuruluyor. Ve ondan sonra özelleştirmemi olur, ondan sonra Türkiye’de devletin bazı imkanlarını kapıp götürmek mi olur, belediyelerin arsa düzeniyle oynamak mı olur. İstanbul’da bir arsa. Yeşil saha. Belediye meclisi bir karar alıyor imara açıyor, konuta, ticaret alanına açıyor. Bir kararla, belediye meclisinin bir kararıyla. O arsanın sahibinin cebine 100 milyonlarca lira, yani 200-300 milyon dolar bir rant, bir ek kazanç oluyor. Örnekleri var yığınla. 10 milyar dolardı çıkardı bizim İstanbul’daki milletimiz. İstanbul’daki imar değişiklikleriyle sağlanan 10 milyar dolarlık haksız kazancın hesabını, faturasını çıkardı. Şimdi bunlar oluyor, bunları ödemek lazım değil mi? Nasıl ödeyeceğiz? Bu zinciri, bu üçgeni bir yerden kıracağız. En güzel kırılacak yer neresi? Siyasetçi. Siyasetçiyi nasıl kıracağız? Dokunulmazlığı kaldıracağız. Siyasetçi yolsuzluğu milletvekili dokunulmazlığının zırhının arkasına saklanarak yapıyor. Savcı soru sormuyor, mahkeme yargılayamıyor, ifadesi alınamıyor, kılına dokunulmuyor. Niye? Çünkü o milletvekili. Milletin vekilinde bu kadar imtiyaz var, millete niye acımıyorsun? Millette hiçbir imtiyaz yok. Demokrasi, demokrasi laflarından geçilmiyor. Her türlü milli irade hamasetini yapıyorlar. Eğer gerçekten demokrasiye inanıyorlarsa derhal o milletvekili dokunulmazlığının arkasına saklanmaktan vazgeçsinler, çıksınlar ortaya!
Değerli arkadaşlarım, mecliste 200 tane dosya içlerinde her türlü utandırıcı suç var. Resmi evrakta sahtekarlıktan bütün yolsuzluk türlerine kadar. Her şey var. Bunları kaldırın diyoruz, kaldırmıyorlar. İtiraf ediyorum Malatya’dan o 200 dosyadan biriside bana ait. Benimde bir dosyam var. Şimdi Savcılıktan gelmiş dosya bana tebliğ ettiler bende sordum nedir bu dosyaların içeriği, nedir suçumuz dedim. Dediler ki, bakın şimdi olduğu gibi. 2002 seçiminde sen dediler güneş battıktan sonra Zonguldak’ta konuşmaya devam ettin. Bu seçim kanununa aykırıdır, bu suçtur demişler ve fezlekeyi tanzim etmişler ve göndermişler meclise. Bizim suçumuzda bu. Şimdi ben bunu öğrenince komisyona başvurdum dedim ki, arkadaşlar suçun büyüğü küçüğü olmaz, suç suçtur. Anlaşılan biz böyle bir şey yapmışız. Ben sizden rica ediyorum bu kanun bizim yaptığımız kanun. Onu uygulamaya biz öncülük yapmak zorundayız. Şimdi ben sizden rica ediyorum kaldırın benim dokunulmazlığımı ben bir gideyim mahkemeye anlatayım durumu. Hakim bunu önemli saymaz beni affederse affeder. Bana ceza verirse ben o cezayı çekmekten şeref duyarım, onur duyarım dedim. Tamamına hayır dediler senin dokunulmazlığını kaldırmayız. Niye kaldırmazsınız dedim. Yol olur. Bugün seninkini kaldırırsak sıra bizimkine gelir.
Şimdi bu işi halletmek zorundayız. Bakın bu meydanlar gösteriyor, gezdiğim her yerde görüyorum. Türkiye’de yeni bir namız atıyor, millet kararını aldı, millet kendisine yapılan bu haksızlıklar karşısında teslim olmaz, sessiz kalmaz, gereğini yapar ben biliyorum milletimi. Her seçimin içinde bir sürpriz vardır. Bu seçimin içinde de böyle bir sürpriz var. Şaşırtacağız milleti şaşırtacağız. İnşallah 22 Temmuz’da Türkiye yeni bir döneme girecek, milletimiz yeni bir dönemi açacak. O yeni dönemde inşallah CHP mecliste çoğunluğun başında bulunacak. Öyle bir noktaya gelirsek değerli arkadaşlarım, Malatya meydanında söylüyorum, CHP sözü söylüyorum, İsmet Paşa sözü söylüyorum, Deniz Baykal sözü söylüyorum. Eğer mecliste çoğunluğu bulursak ilk yapacağımız işlerin başında o 200 tane benimkide dahil olmak üzere, o 200 tane dokunulmazlık dosyası varsa tümünü kaldırıp mahkemeye yönlendirmek. Tümü mahkemeye. Herkese diyeceğiz ki, marş marş mahkemeye git hesabını ver, aklanda gel.
Değerli arkadaşlarım, sevgili kardeşlerim, sevgili Malatyalılar bunu yapacağız. Bu yeni bir dönemi açacak Türkiye’de. Bakın biz bunu yıllardır söylüyoruz. Şimdi topluma kabul ettirdik. İnşallah bunu uygulama noktasına geliyoruz. Bu uygulandığı zaman Türkiye başka Türkiye olacak, başka Türkiye. Hesabı sorulan bir Türkiye olacak. Yapılanın kimsenin yanına kar kalmadığı bir Türkiye olacak. Siyasetçinin isterse borsaya sokarım, istersem çekimi ödemem, istersem kiramı otururum paramı ödemem, yolsuzluk yaparım, benim dediğim geçer dönemi kapanacak değerli arkadaşlarım.
Bakınız, sevgili kardeşlerim, CHP iktidara geldiği zaman yapacağımız temel işlerden birisi bilmelisiniz çiftçiyi ayağa kaldırmak olacak. Biz tarıma inanıyoruz. Dünyanın her yerinde kalkınmış, kalkınmamış bütün ülkelerin güçlü bir tarım temelinde kalkındıklarını biliyoruz. Türkiye’nin bunu hak ettiğini, bunu başaracağını biliyoruz. Çiftçimize sahip çıkacağız, ayağa kaldıracağız. Çiftçiye verilen destekleri iki katına arttıracağız. Kayısıya sahip çıkacağız. Sebze, meyve üretimine sahip çıkacağız. Çünkü onun yüksek katma değeri olduğunu biliyoruz. Meyvecilik, sebzecilik tarımın sanayiidir. Onun değeri yüksek, ona sahip çıkacağız. Prim uygulaması yapacağız. Pamuğa prim vereceğiz. Çiftçinin TEDAŞ borçlarını ödeyebilir hale dönüştüreceğiz. Çiftçinin ödeyemediği borçlarını ödemesini mümkün kılacak hale getireceğiz. Çiftçinin CHP iktidarında hele şükür, bizi de tanıyanlar varmış, bizi de bilenler varmış diyecek.
Bakın, bu çerçevede üstünde durduğumuz bir konu var. Mazotu indireceğiz diyoruz. Kıymet kopuyor, nereden çıkarıyorsun, Türkiye’nin petrol kuyularımı var, mazot nasıl iner. Bir defa şunu söyleyeyim o mazot meselesini Türkiye’de ilk gündeme getiren parti CHP’dir. Yani biz bir başka partiden görerek bunu söylemiş değiliz. Bunu herkesin çok iyi bilmesini istiyorum. Yani seçime çeyrek kala çiftçiye de bir vaat yapalım, ne yapalım diye böyle hesabını, kitabını yapmadan ayaküstü söylenmiş bir şey değildir. Bakınız elimde CHP’nin Türkiye’nin tarım gerçeği diye kitabı var. Kitabın tarihi 2005. Bu kitaba girmeden 2002 seçimlerinden sonra biz daima bunu söyledik. Neyi söyledik? Böyle boş laf söylemiyoruz. Somut bir şey söylüyoruz. Söylediğimiz şu; çiftçinin mazotundan alınan ÖTV’yi kaldıracağız diyoruz. Bakın herkesin mazotunu ucuzlatacağız demiyoruz. Çiftçinin mazotundan ÖTV’yi alacağız diyoruz. Niçin bunu söylüyoruz? Çünkü çiftçi perişan. Çiftçiye destek olmak lazım. Çiftçi ayağa kalkarsa millet rahatlar. Çiftçiye en etkili hizmet yolu da onun girdi fiyatını düşürmektir. En önemli girdisini düşürmektir. En önemli girdi mazot.
Değerli arkadaşlarım, yurtdışında mesela Yunanistan’da, Bulgaristan’da mazot 2 milyonun üzerinde Türkiye’de satılırken 1 milyon liraya satıyor, 900 bin liraya satıyor. Nerede? Yunanistan’da. Bizde kaça satılıyor? 2 milyonun üzerinde. 2 milyon 300 – 400 – 450. 2,5 milyon diyelim. 2,5 milyona satılıyor. Orada? 1 milyona satılıyor. Sonra biz diyoruz ki, Türkiye’nin çiftçisine kardeşim sınırları açıyoruz ithalat yapılıyor senin pamuğun pahalı, sen rekabet edemiyorsun diyoruz. Yunanistan pamuğu Türkiye’den ucuza üretiyor. Niye? Yunanistan’ın toprağı daha mı verimli? Yunanistan’ın çiftçisi pamuk ekmeyi daha mı iyi biliyor? Hiç ilgisi yok. Mazotu o 1 milyona alıyor, biz 2,5 milyona alıyoruz. Sonrada senin pamuğun pahalı diyoruz. Bu adaletsiz, bu haksız. Rekabet diyoruz, rekabeti yaparken eşit şartlarda rekabet yaptıracaksın. Bunun yollarından biri çiftçiyi, tarımı ferahlatacak en temel yollardan biri onun mazotundaki haksız yükü kaldırmaktır.
Şimdi bakın, bizim bu söylediğimiz dışarıdan biz petrolü pahalıya alıp içerde ucuza satalım değildir. Bunu söylemiyoruz. Dışarıdan aldığımız petrolün parası çiftçiye vereceğimiz mazotun fiyatı içinde. Ham petrolü dışarıda kaça aldıysak yaz diyoruz hesabı yapıyoruz. Rafineriye götürüyoruz, rafineri masrafını yaz diyoruz koyuyoruz. Bayi karını yaz diyoruz koyuyoruz. Nakliye masrafını yaz diyoruz koyuyoruz. Üzerine birde KDV alıyoruz. Ama diyoruz ki, orada dur hükümete. KDV’de dur, kim için dur? Bütün Türkiye için mi? Hayır arkadaş sadece çiftçi için orada duruver diyoruz. Bu ÖTV nereden çıktı? Ankara’da büyük açık veriyorlar, devlet açık veriyor. Devlet açığı kapatmak için ek para alıyor. Önüne gelene bindiriyor. Biz diyoruz ki, kardeşim herkese bindirdin de ne olur şu çiftçiye şimdilik bindirme. Çiftçi biraz toparlasın, ayağa kalksın gerekirse ona da bindirirsin. Ama şimdi o hak etmedi mi? Yıllardır ezildi, süründü, perişan oldu diyoruz. Haksız mı? Kendileri armatörlerin mazotuna indirim getiriyor. Özel uçak firmalarına indirim getiriyorlar. Gemilere ve özel uçaklara getiriyorlar. Peki çiftçiye? Hayır çiftçiye olmaz. Niye? Sen nasıl armatöre ve özel uçak firmalarına indirdiysen Deniz Baykal’da çiftçinin mazotunu indirecek. O kadar!
Değerli arkadaşlar, hesabını yaptık. Türkiye’nin 11.6 milyon ton mazot tüketimi var kota. Çiftçinin tükettiği %20’si. Yani 2,5 milyon ton. Bunun ÖTV’si 2 milyar, 2,5 milyar dolar. Kaç kişi yararlanacak bundan? 4,5 milyon çiftçi ailesi çarp 5’le 20 milyondan fazla insan. Bunlar yararlanacak. Doğrudan yararlanacak. Dolaylı olarak da tüm tüketici yararlanacak. Çünkü girdi fiyatı ucuzlayacak rekabet artacak. Biz 20 milyona 2,5 milyar dolar vereceğiz diyoruz. Hayır veremezsin nereden bulacaksın parayı diyor. Sen bankasını batırıp soymuş 50 tane bankere 50 milyar doları devletin hazinesinden nasıl buldunsa bende 20 milyon çiftçime 2,5 milyar doları oradan bulacağım.
Değerli arkadaşlarım, bunu bilin. Bu iş ciddidir. CHP iktidarı bundan önceki iktidarlar gibi olmayacak. Şaşırtacağız, şaşırtacağız, çok şeyi değiştireceğiz. Dokunulmazlık çıkacak, mazot inecek, çiftçiye sahip çıkılacak, üniversite sınavlarına el atacağız. O maskaralığı, akıldışı uygulamayı ortadan kaldıracağız. Neymiş? Türkiye liselerinde okuyan bütün öğrencileri sanki avukat, hakim, doktor, mühendis olacakmış gibi okutuyor. Sonra sınav yapıyoruz üniversite kapısında. Geçen sene 1 milyon 700 bin öğrenci başvurdu, 1 milyon 100 bini kapının dışında kaldı. 500 bin kadar kişi 3 yıllık, 4 yıllık lisans programlarına ve açık öğretim fakültesine kaydoluyor. O kadar. 500 bin, 1 milyon 100 bini gidiyor. Bu sene gene 1 milyon 670 bin kişi başvurdu. Gene aynı şey olacak, gene üçte iki dışarıda, üçte biri içerde. Bir önceki yıl nasıl oldu? Gene aynı. Daha önceki yıl? Gene aynı. Bir sene sonra eğer CHP iktidara gelmezse ne olur? Gene aynı. İki sene sonra, gene aynı.
Değerli arkadaşlarım, her yıl Türkiye’de 1 milyon 100 bin, 200 bin öğrenciyi doktor olacak diye lisede okutup sonra olamayacakmışsın diye kapıdan çevirmenin Türkiye’ye bir maliyeti yok mu? Analara, babalara bir maliyeti yok mu? Devlete bir maliyeti yok mu? O gencecik çocuklarımıza bir maliyeti yok mu? Her birisi yaşamının baharında ilk yenilgisini almış, mağlup olmuş, kızgın, tepkili bir halde geri dönecek. Kardeşim devleti yönetmek demek her yıl yaşanan bu akıl dışılığa çare olacak bir çözümü bulup uygulamak demektir. Böyle bir çözüm var mı? Var. Almanya ne yapıyor? Böyle olay oluyor mu? Olmuyor. Lisenin ortasındayken çocuğu alacaksın daha lise ikideyken o zamana kadarki bütün notlarını öğretmenleri dikkate alarak, onu üç-dört ayrı sınavdan geçirerek, annesi babasıyla konuşarak, çocuğun kendisiyle bir mülakat yaparak, rehber öğretmeninin değerlendirmesini alarak çocuğa diyeceğiz ki, o üçte ikiye 2 yıl sonra üniversite kapısından dönecek olan üçte ikiye diyeceğiz ki, çocuğum gel sen boşu boşuna 2 yıl daha buralarda aileni, kendini üzme. Gel kestirmeden seni ekonomiye kazandıralım. İş ve meslek yaşamına kazandıralım. Sana para kazandıracak altın bilezik olacak koluna zanaatkarlık öğretelim, meslek öğretelim, beceri kazandıralım, bilgi verelim, seni buraya ayıralım, sen burada yetiş diyeceğiz.
Değerli arkadaşlarım, bu dünyanın yaptığı olay. Burada da yapacağız ve artık üniversite kapısındaki öğrencilerimizin üçte ikisini her yıl yenilmiş, perişan halde olmaktan kurtaracağız.
Değerli arkadaşlarım, Cumhurbaşkanlığı seçimi, terör o konuları da ezandan sonra konuşacağım.
Şimdi değerli arkadaşlarım, bakın, doluyum size söylemek istediğim şeyler var. Yapacaklarımızdan bahsetmek istiyorum, şikayetlerim var. Bu terör konusunda ne diyorsunuz? Türkiye tekrar bu iktidar döneminde terörün hızla tırmandığı bir ülke haline dönüştü. Bunun çeşitli nedenleri var. Ama o nedenlerin arasında bence en önemlilerinden birisi bu iktidarın terörle mücadele konusunu kavramamış olmasıdır. Bu konuda bu iktidar büyük yanlışlıklar yaptı. Çok tutarsız politikalar izledi. Terörle mücadele iradesini sergileyemedi, tam tersine teşvik anlamında zafiyet ifade eden kararlar aldı. Bu hükümetin terör sicilini incelediğiniz zaman kırıklarla dolu olduğunu görüyoruz.
Bakın, bir; eve dönüş yasası diye bir yasa çıkardılar değil mi? Neydi o yasa. Yani terörü önlemek için eve dönüş yasası. Ne oldu o eve dönüş yasası? Dağ başındaki teröristlerden hiç evine inen oldu mu? Olmadı. Ama ne oldu? Cezaevindeki teröristler, mahkum olmuş olan teröristler tahliye oldu. Bir kısmı yurtdışına çıktı. Bu yasa yanlıştır, bu yasayı söyledik. Biz mücadele ettik CHP olarak. Ama inat ettiler çıkardılar. Sonra bir başka gelişme oldu. Son günlerde tartışılıyor. Bunlar Amerika’yla bir anlaşma yaptılar. 1 milyar dolarlık hibe yada 8,5 milyar dolarlık kredi anlaşması. Bu anlaşma Türkiye’nin bu krediyi alarak Kuzey Irak’a yönelik Amerikan politikasını uygulama taahhüdünü öngören bir anlaşma. Yani biz Kuzey Irak’a Amerika’dan izin almadan girmeyeceğiz diyen bir anlaşma. Bu anlaşmayı Ali Babacan 22 Eylül 2003 tarihinde Dubai’de imzaladı. Hükümet adına imzaladı. Geçenlerde ben bunu söyledim yalandır, iftiradır, iftiradan da ötedir dediler. Şimdi çıkardık belgeleri gösterdik. Şuanda da elimde. Zamanınızı almak istemiyorum. Çok açık. Hükümet bu anlaşmayı imzalamıştır. Ama CHP bunu meclisten geçirmeden yürürlüğe koyamazsınız demiştir. CHP’nin bu ısrarı karşısında meclise de getirmeye de cesaret edememişlerdir ve bu kararı uygulamama zorunda kalmışlardır. Bir milyar dolarlık hibe anlaşmasını madem hiçbir olumsuz yönü yok niçin uygulamaya koymadın, niye almadın o parayı? 1 milyar hibe alsana. Bir şartı yoksa, bir çapanoğlu yoksa, bir yanlışı yoksa altında Türkiye’ye zarar verecek bir yönü yoksa alsana. Almadı. Niye? Çünkü var bir çapanoğlu. Alamadılar. Niye alamadılar? CHP karşı çıktığı için.
Şimdi sevgili Malatyalılar, elinizi vicdanınıza koyunuz size söylüyorum. Eğer mecliste CHP olmasaydı bunu önleyebilir miydik? Çoktan bu kanunu çıkarmışlardı, o parayı da almışlardı öyle değil mi? CHP iyi ki mecliste vardı, iyi ki Türkiye’ye yönelik bu yanlışlığı engelledi.
Şimdi bakın, sevgili Malatyalılar, size başka bir şeyi söyleyeceğim. Bakın belgeli. Elimde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın imzalayıp meclise gönderdiği bir tezkere var. Tarihi 18 Nisan 2006. Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlığı Kanunlar ve Kararlar Genel Müdürlüğü. Altında Recep Tayyip Erdoğan’ın imzası. Diyor ki, biz bakanlar kurulu olarak şu kararı aldık, bunun hazırlığını kanun tasarısı olarak yaptık, gereğini yapın, bunu çıkarın diyor. Ne var burada? Bu yasanın içinde bir madde var 6. madde. Bu maddeyi şimdi okuyabilirsem bilgilerinize sunacağım. Ya da bana okuyacak bir arkadaşım gözlüğünü taksın ve yardımcı olsun.
- Maddenin son fıkrasında suç işlemek için örgüt kurma suçuna ilişkin etkin pişmanlık hükümlerinin terör örgütünün kurucusu, yöneticisi veya üyeleri hakkında uygulanabileceği kabul edilmiştir. Böylece; etkin pişmanlık hükümlerinden ancak bir defa yararlanabilecek.
Şimdi ben size bu kanunu ifadeyi tercüme edeyim. Diyor ki, kanun terör örgütünün kurucusuna diyor bakın. Türkiye’de 67 milyon bunun kim olduğunu bilir öyle değil mi? Biliyorsunuz değil mi? İmralı. Terör örgütünün kurucusuna diyor. Eğer avukatı bir pişmanlık dilekçesi verirse, bir defaya mahsus olmak üzere pişmanlık yasasından yararlanma imkanı getirilir. Yani öyle bir süreç açıyor ki, bu 2006’da 14 Nisanda bu kanun. Altında Başbakanın imzası var. Bakanlar Kurulunun imzası var. Yani bu kanunla Öcalan’ın tahliyesinin önünü açacak bir yeni dönem açılıyor idi. Ne oldu? CHP bir dakika dedi, ne yapıyorsunuz siz? Böyle bir şeye izin vermeyiz dedi, bu yanlış bir düzenlemedir dedi, bu olamaz dedi. ............. çıkardılar. Kanun teklifini yapan onlar. Çıkaran onlar, içeriği bu.
Değerli arkadaşlarım, bu neyi gösterir? Bu, bu iktidarın kafasının terörle mücadele konusunda iyi çalışmadığını, doğru çalışmadığını gösterir. Bakın, kanaatimi söylüyorum. Zaman zaman bu terör örgütünün elebaşısı için sayın diyor, şehitler için kelle diyor. Bu vatanın barışı, huzuru ve selameti için canını vermekten çekinmeyen güvenlik güçlerimizin mensuplarına Silahlı Kuvvetler yan gelip yatma yeri değildir diyor.
Şimdi değerli arkadaşlarım, bunlar bir zihin kayması, bir dil sürçmesi değil. Bunun altında bir zihniyet var, zihniyet. Bir anlayış var. Bu yasa teklifleri boşuna mı çıkıyor? Bu dil sürçmeleri boşuna mı oluyor? Bu zihniyetle bu iş olmaz değerli arkadaşlarım, sevgili Malatyalılar. Bakın samimi kanaatimi söylüyorum. Bunu ifade etmek benim için görevdir. Türkiye’nin terörle mücadelesinin önündeki en büyük engel Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’dır.
Değerli arkadaşlarım, sevgili kardeşlerim, bakın biz gelen şehitlerimiz karşısında oturuyoruz ağıt yazıyoruz hepimiz. Başbakan bütün mitinglerde çıkıyor Cumhurbaşkanlığını nasıl kaybetmiş onu anlatıyor. Cumhurbaşkanlığına ağıt yazıyor. Onlar Cumhurbaşkanlığıyla meşgul, biz şehitlerimizle meşgulüz. Bu iş böyle gitmez. Bunun vebali büyüktür sevgili Malatyalılar. Bugünkü iktidara bir 4 yıl daha devam et derseniz Türkiye’nin başına çok çok işler açılır.
Değerli arkadaşlarım, Başbakan gittiği her yerde bu Cumhurbaşkanlığı konusunu konuşuyor. Cumhurbaşkanlığı konusunda bir sıkıntısı var. Cumhurbaşkanlığında yanlış yaptın, hata yaptın. 360 milletvekilini değerlendiremedin, bunun sorumlusu sensin. Şimdi bunu durup durup tekrar söylemenin sana bir kazancı yok. Sen bunu gör artık. Bunu değerlendir. Bakın Cumhurbaşkanlığı seçimindeki tablo ne?
Değerli arkadaşlarım, biz Cumhuriyet Halk Partisiyiz. Biz seçimde vatandaşlardan Tayyip Erdoğan kimi isterse onu Cumhurbaşkanı yap diye oy almadık. Bize oy veren millet Tayyip Erdoğan’a sor o kimi isterse onu Cumhurbaşkanı yap demedi. Bize dedi ki, anayasaya uygun, anayasanın tanımını içine sindirmiş, anayasanın özünü kavramış, laik demokratik cumhuriyet anlayışını benimsemiş, arkasında yolsuzluk dosyası olmayan, şerefli, dürüst, onurlu, Hikmet Yar’ın önünde diz çökmemiş, Yasin El Kadı’ya kefil olmamış, dürüst, namuslu, vatansever, teröre göz kırpmayan, alt kimlik, üst kimlik demeyen bir kişiyi Cumhurbaşkanı yap demiş. Öyle değil mi? Ben böyle yorumluyorum, böyle anlıyorum yanlış mı? Bizim görevimiz mi Tayyip Erdoğan’a oy vermek?
Şimdi ne oldu? Böyle olduğu halde biz dedik ki, değerli arkadaşlarım hatırlayın. Biz dedik ki, Cumhurbaşkanı bir uzlaşmayla seçilmelidir. Çünkü seçilecek olan sadece sana oy veren %34’ün Cumhurbaşkanı değil. Kendi partine yönetici seçmiyorsun. Tüm Türkiye Cumhuriyetine Cumhurbaşkanı seçiyorsun. Sana oy vermemiş %66 var. Senin iki katın insan var. Onları da dikkate alacaksın, uzlaşacaksın. Biz bir AKP’linin bile Cumhurbaşkanı seçilebileceğini kabul ediyoruz dedik. Ben CHP’nin Genel Başkanı olarak bir AKP’linin de Cumhurbaşkanı olabileceğini ama adam gibi adam bir Cumhurbaşkanı AKP’linin. Ama dürüst ve namuslu bir AKP’linin, dosyası olmayan bir AKP’linin, vatansever bir AKP’linin. Anayasayı içine sindirmiş bir AKP’linin de seçilebileceğini söyledik. O ne dedi? CHP’yi de ziyaret etmek zaman kaybıdır dedi. Önlerine bir çelik çomak attık oynuyorlar dedi. Ne oldu çelik çomak?
Şimdi değerli arkadaşlarım, bakın, Cumhurbaşkanı hepimizin Cumhurbaşkanıdır. Herkesin seveceği, sayacağı bir insan olmalıdır. Kimse kendi kafasındakini memlekete Cumhurbaşkanı diye dayatmaya kalkmamalıdır. Doğrusu budur. Sen bunu yapamamışsın şimdi ağlıyorsun. İktidar ağlama yeri değil, ne ağlıyorsun? Millet 360 tane milletvekili vermiş. Onlarla bir Cumhurbaşkanını seçmeyi bile başaramadın.
Değerli arkadaşlarım, şimdi size soruyorum. Eğer biz o 360 milletvekiline sahip olsaydık, elinizi vicdanınıza koyunda söyleyin. Cumhurbaşkanı seçilmeden genel seçime gidilir miydi? Hatırlar mısınız bir zamanlar bizim mecliste sadece 49 milletvekilimiz vardı. O zaman biz bir meclis başkanını seçmeyi başardık. 49 milletvekiliyle. Niye? Uzlaştık, uzlaştık. Demokrasi uzlaşma ve anlaşma için.
Değerli arkadaşlarım, Cumhurbaşkanlığı konusu Sayın Tayyip Erdoğan için bir yenilgi konusudur. Bunu bir türlü hazmedemedi. Dönüp dönüp onun etrafında dolaşıyor. Anayasayı değiştireceğim dedi onu başaramadı. Şimdi tehdit ediyor milleti bana 370 oy vermezseniz mecliste kriz çıkar. Hadi canım sende! Kriz çıkarmış. Kriz çıkarsa o krizin altında ilk sen kalırsın sen! Kriz mirizde çıkmaz. Uzlaşırız, anlaşırız, Anayasanın gereğini yerine getiririz. Sen 360 milletvekiliyle seçtirememişsin. Bundan sonra sen nasıl Cumhurbaşkanı seçtireceksin, nasıl? O defter kapandı değerli arkadaşlarım. Ama o boyuna bunu konuşacak daha. Çok konuşacak.
Şimdi değerli arkadaşlarım, bakınız CHP döneminde yapacağımız bir şeye daha dikkatinizi çekmek istiyorum. Bunları duyurmak istiyorum. Sıfır açlık projesi uygulayacağız. Kimse yatağa Türkiye’de aç girmeyecek. Bugün resmi rakamlarla 1 milyon insan yatağa aç giriyor Türkiye’de. Çocuklar sabahleyin kahvaltı etmeden okula geliyor, çocuklar, perişan. Olmaz böyle bir durum bir ciddi devlette, bir sosyal devlette. Buna mutlaka çareyi bulacağız.
Değerli arkadaşlarım, bakın bugünde Ramazanda poşetler hazırlanıyor, kömür dağıtılıyor Ağustos ayında. O kömüründe bir hikayesi var. Kömür dağıtılıyor ama o kömürün kararnamesinde diyor ki, kömür şimdi dağıtılırda kömürün parasını gelecek hükümet öder diyor. Yani kömürü bunlar dağıtıyor parasını biz ödeyeceğiz.
Şimdi bizim bir projemiz var ben onu söylemek istiyorum size. Değerli arkadaşlarım, yoksullukla mücadele projesi. Devlet ana projesi. Bakın Türkiye’de bugün çok geniş bir yoksulluk var. Bu yoksulluğu Türkiye’nin önce yetkilileri eliyle belirlemesine ihtiyaç var. Yani muhtarları eliyle belirlemesine ihtiyaç var. İlçe Başkanları eliyle değil, il başkanları eliyle değil, partizanlıkla değil, seçilmiş muhtar kendi mahallesindeki yoksulları çıkaracak, o yoksulların listesi gelecek CHP iktidarına. O listede bakacağız o ailelerde iş tutabilecek, çalışabilecek bir insan varsa ailenin erkeği ya da oğlu, ya da bir yakını çalışarak o aileyi ayakta tutabilecekse öncelikle o aileye iş vereceğiz, iş. Çünkü yoksulluktan kurtulmanın en sağlam yolu her ailede bir kişinin çalışabilmesidir, alnının teriyle kazanabilmesidir. Ailesine destek olabilmesidir. Bunu önereceğiz, bunu! Ama öyle durumlar olacak ki, ailenin babası yatalak, anası çalışamaz halde, çocuklar ufak. Ne yapacağız? Kendi kaderine mi terk edeceğiz? Hayır. Onları muhtarlar listesini yapacak. O ailelere devlet olarak doğrudan yardım yapacağız. Devlet olarak yardım yapacağız.
Değerli arkadaşlarım, bürokrasiye verdiğimiz parayı ihtiyaç sahibi yoksul insanlarımıza, yoksul ailelere vereceğiz. Bakınız ailede kime vereceğiz? Kadına, kadına, anaya, eşe. Çünkü biliyoruz ki, bir ailede aileye sahip çıkacak kişi kadındır, eştir, yemez yedirir, giymez giydirir, içmez içirir. Ne gerekirse onu yapar. Ona emanet et sen, ona aileyi. Devletin muhatabı kadın olacak. Kadın devlet olacak, ailedeki devlet olacak. Ve o kadınların hesapları olacak. O hesaplara hak ettikleri para doğrudan yatırılacak. Kadın gidip bankadan parasını çekecek, eşine, çocuğuna bakacak. Birisi çalışıncaya kadar. Birisi iş buluncaya kadar. İş bulmak için gerekli donatımı, beceriyi kazanıncaya kadar. Yani biz Başbakan Tayyip Erdoğan’ın dediği gibi ananı da al git demeyeceğiz. Ananı da al getir diyeceğiz. Kadını güçlendireceğiz. Şiddete karşı kadın daha güçlü olacak, daha saygın olacak ve Kızılay’ın, Çocuk Esirgeme Kurumunun, diğer devlet kuruluşlarının, sosyal güvenlik kuruluşlarının yapması gereken işi bürokrasisiz, memursuz, yardımcısız, doğrudan kadın yapacak, kadını muhatap alacağız.
Değerli arkadaşlarım, sevgili Malatyalılar, Başbakan durup durup CHP’ye çatıyor. Dünde gene atmış, tutmuş. Kılavuzdan söz etmiş. CHP’ye kılavuz önermiş.
Değerli arkadaşlarım, kılavuz kime lazım? Türkiye’de 360 milletvekiliyle Cumhurbaşkanı seçememiş birisine kılavuz lazım. Öyle değil mi? Irak’taki terörist sayısını, Türkiye’deki terörist sayısını karıştıran, Barzani ağzıyla konuşan birisine kılavuz lazım. Ona kılavuz lazım diyoruz ama haksızlık ediyoruz onun kılavuzları var. Var değil mi? Yerli kılavuzları var, yabancı kılavuzları var değil mi? Bir yerli kılavuzunu tekrar hatırlatayım size. Kimdir o yerli kılavuzlarının başında kim var? Unutmuşsunuz. Şimdi bakın, başbakan Türkiye’yi pazarlamaya çalışıyor. Başbakanı da o kılavuz pazarlamaya çalışıyor. Amerika’da dedi ki, Başkan Bush’a. Onu lavabodan aşağıya atmayın kullanın onu dedi. Bildiniz değil mi? Yani Başbakanın kılavuza ihtiyacı var diyorum ama onun kılavuzu çok. İşte kılavuzlarından biri o. Yabancı kılavuzları da var değil mi? Bizim kılavuzumuz yok mu? Var. Bizim kılavuzumuz Gazi Mustafa Kemal Atatürk! Bizim kılavuzumuz bir Malatya evladı İsmet İnönü.
Değerli kardeşlerim, başbakanı kötü sözleriyle başbaşa bırakalım. Daha ötesini söylemeyelim. O yaralı. Cumhurbaşkanlığı meydan savaşında yaralandı. O yaralı, konuşuyor, hezeyan geçiriyor, oraya buraya kötü sözler söylüyor. Bunları duymamazlıktan gelelim işimize bakalım. Bak millet gelmiş işte Malatya’da biraraya. Türkiye’nin önünü açıyor, ufkunu açıyor. Hiç merak etmeyin yeni bir dönem başlayacak sevgili Malatyalılar. Türkiye’de yeni bir dönem başlayacak, Malatya’da yeni bir dönem başlayacak. Malatya milletvekili Mevlüt Aslanoğlu’ndan memnun musunuz? Malatya’yı seviyor mu? Şunu bilin hepimiz, biz CHP olarak Mevlüt Aslanoğlu kadar bizde Malatya’yı seviyoruz. Bugün ben Malatya’ya çok özel duygularla geldim. Sanki baba ocağına gelir gibi geldim. Sanki kendi memleketime hayır duası almaya gelir gibi geldim. İktidar yolu gözüktü sevgili Malatya. Bize destek o, önümüzü aç, sahip çık. Allah mahcup etmesin demeye geldim. Hepinize sevgiler, saygılar sunuyorum. Hepinize teşekkür ediyorum.