GENEL BAŞKAN DENİZ BAYKAL’IN BARTIN MİTİNGİNDE YAPTIĞI KON

11/7/2007 · Kategori: Konusma

GENEL BAŞKAN DENİZ BAYKAL’IN

BARTIN MİTİNGİNDE YAPTIĞI KONUŞMA

10 TEMMUZ 2007

 

 

 

Bu ne güzel miting böyle. Bu ne muhteşem bir topluluk böyle. Altıoklu kırmızı bayraklar, Türk bayrakları, Demokratik Sol Partinin güvercinli mavi bayrakları ne de güzel yakışmış birbirine.

 

Sevgili Bartınlılar, çok değerli kardeşlerim. Bu güzel toplantı için önce hepinize yürekten teşekkür ediyorum. Hepinize hoşgeldiniz diyorum. Sizleri çok özlemiştim. Bartınlı kardeşlerimi uzun süredir böyle bir toplantıda birarada görmemiştim. Şimdi seçim zamanı hep biraradayız. Çok güzel bir toplantı gerçekleştirmişsiniz. Hepinize yürekten teşekkür ediyorum. Adaylarımıza, örgütümüze, katkı veren herkese yürekten teşekkür ediyorum.

 

Sevgili Bartınlılar, nasılsınız keyfiniz yerinde mi, işleriniz yolundamı, kazancınız yolundamı? Gençler iş bulabiliyorlar mı? Buralardaki tesisler tam kapasite çalışıyor mu? Gençleri alıyor mu? Üretim yapıyor mu? Yoksa köreliyor mu? Yani Bartın yavaş yavaş emekliler kentine mi dönüşüyor? Öylemi oluyor? Gençler üniversiteyi bitirince diplomalarını aldığında tayin oluyorlar mı, öğretmen olabiliyorlar mı? Hemşire olabiliyorlar mı? İş yok, diploma bir işe yaramıyor. Çiftçiler ne halde? Çiftçiler hayatından memnun mu? Kazançları arttı mı, gelirleri yolundamı? Borçlar ödeniyor mu? Tasarruflar, birikimler artıyor mu? Yeni arsalar, dükkanlar, mal, mülk alıyor musunuz? Zenginleşme var mı? Türkiye zenginleşiyor diyorlar, ülke kalkınıyor diyorlar. Türkiye katlanıyor, Türkiye uçuyor diyorlar. Bartın’da böyle bir durum yok yani öylemi? O katlanma, o zenginleşme Bartın’a yansımadı mı? Kim o zenginleşenler? Zenginleşenler var değil mi? Var tabi canım, var tabi. Türkiye üzerinden büyük zenginlik sağlayanlar var. Kim onlar? Siz değilsiniz yani o kesin.

 

Sevgili kardeşlerim, bakın gerçekten dünya yeni bir noktada. Bütün dünya ülkeleri hızla kalkınıyor, hızla zenginleşiyor. Dünyanın en iyi dönemi yaşanıyor. Ama Türkiye’mizde de zenginleşme varda bu zenginleşmeden halkımızın, milletimizin, toplumun, Anadolu’nun yararlandığını söylemek olanağı yok. Doğru değil mi bu? Her yerde halkta yararlanıyor o ülkenin zenginleşmesinden. Halkın zenginleşmeden yararlanmadığı bir ülke kalkınmış sayılamaz. Türkiye’de zenginleşme varsa halkta zenginleşecek, çiftçide zenginleşecek, esnafta zenginleşecek, gençte geleceğe umutla bakacak. Emeklilerin refahı artacak, memurların geliri, kazancı artacak, çiftçi rahatlayacak. Öyle bir durum var mı? Yok. Türkiye üzerinden birileri para kazanıyor.

 

Bakın geçenlerde borsada 6 kat bu dönemde, bu iktidar döneminde borsa kazancı arttı deniyor. 6 kat katlamış. Sizin borsada hesabınız yok mu? Yok mu hiç? Yani bu artıştan size bir şey gelmedi değil mi? Borsada şirketinizde yok herhalde değil mi? Şimdi değerli kardeşlerim, bakın yabancı şirketler Türkiye’den çok mutlu, Türkiye’den büyük para kazanıyoruz diyorlar. Dolar üzerinden %30-40 yabancı sermaye Türkiye’de yatırım yapıyor. Dolar üzerinden 30-40 dünyanın en yüksek düzeyinde kazanç sağlıyor. Bu Türkiye’den bir kanamadır. Bir döviz kanamasıdır, bir zenginlik kanamasıdır. Türkiye kanıyor. Kime kanıyor? Bu kan nereye gidiyor? Millete mi gidiyor? Yani yukarıdan aşağı doğru bir kanama var mı? Yok. Aşağıdan yukarı doğru bir kanama var. Hatta aşağıdan dışarı doğru, içerden dışarı doğru bir kanama var değil mi? Peki bu olması zorunlu olan bir durum mu? Her ülkede böyle bir durum var mı? Yok. Türkiye’de değiştirilmesi gereken işte bu değil mi? Bakın refahımız artmadı diyorsunuz. Şimdi soruyorum size Türkiye bu son dönemde tarihinin en yüksek borçlanmasını yaptı. Türkiye’nin şuanda iç, dış toplam borcu 408 milyar dolar. Bu 408 milyar dolar borcun yarısına yakın bir kısmı son 4,5 yılda yapıldı. Yani 80 yılda, Atatürk, İnönü döneminde, Celal Bayar, Menderes döneminde, Demirel döneminde, daha sonraki hükümetler döneminde yapılan borçlara eşit bir borç, 80 yıla eşit bir borç 4,5 yılda yapıldı. O 80 yılda Türkiye yoktan var edildi. Demiryolu yoktu, demiryolu yapıldı. Liman yoktu liman yapıldı. Petro-kimya tesisleri yoktu petro-kimya tesisleri yapıldı. Rafineriler yoktu, rafineriler yapıldı. Ereğli Demir-çelik yoktu, Karabük yoktu, alüminyum sanayi yoktu. Petro-kimya sanayi yoktu, Tüpraş’lar yoktu. Bütün bunlar bu dönemde yapıldı. Bunlardan önce yapıldı. Evet Zonguldak taşkömürü büyük bir istihdam kapısıydı. Türkiye için kazanç ve zenginlik kapısıydı. Sizin aynı şekilde tesisleriniz, buradaki tesisler aynı şekilde. Ne oldu? Borçlandılar. 80 yılda insanlar bu hükümetin borçlandığı borç kadar bir borcu 80 yılda yaptılar ama Türkiye’ye sanayi getirdiler, altyapı getirdiler, kalkınma getirdiler, üniversite yaptılar, milleti yetiştirdiler. 4,5 yılda bunlar. Aynı borcu yaptı. Sonuç ne? Var mı bir şey? Bartın’a var mı, Zonguldak’a var mı, Karabük’e var mı, Anadolu’ya var mı? Bir şey yok. Nereye var, nereye gitti bu para, o borçlar? Dışarıya gitti. Bunun değişmesi lazım işte sevgili Bartınlılar. Bakın bu kadar borç. 221 milyar dolar 80 yıl. Onu 407 milyar dolara tamamlayacak kadar ek borç. Yani %85’i, %86’sı 4,5 yılda. Bu borçtan size damlayan bir şey var mı? Bölgeye gelen, hizmet diye gelen bir şey var mı? Yatırım diye var mı, fabrika diye var mı? Gençlere iş kapısı var mı? Ne var? Önce bir borç var, borçtan bir şey gelmedi. Peki o 80 yılda yapılanları bunlar 4,5 yılda sattılar. Öyle değil mi? Satmadılar mı? O satılanlardan bir şey geldi mi? Onlarda gelmedi. Onlarda gitti değil mi? Yani biz millet olarak o satılanlar kimin? Milletin, sizin. Millet olarak elimizdekini, avucumuzdakini sattık, dışarıdan millete borç yaptık. Doğan her çocuk 5500 dolar borçludur. Dışarıdakiler zengin oldu Türkiye’nin bu işlemlerinden, satışından, borç alışından zengin oldular. İçerde bir avuç insan müthiş zengin oldu. Yani çok zenginken daha çok zengin oldu. Orta sınıfsa yoksullaşmaya başladı. Fakir daha fakir oldu. Uçurum açıldı öyle değil mi? Japonya Türkiye’nin 7 katı zengin bir ülke. 7 katı Japonya Türkiye’nin. Türkiye’deki dolar milyarderi sayısı Japonya’dan fazla. Bu neyi gösteriyor? Türkiye Japonya’nın yedide biri. Ama milyarder sayısı fazla. Demek ki, Japonya o kadar akıllı değil. Onlar bütün Japon halkının parasını alıp götürememişler. Onlar adaletli dağıtmışlar paralarını. Japonya’da Türkiye’deki gibi yoksul insan yok. Büyük zenginde yok, yoksulda yok. Adaletli dağıtmışlar değil mi?

 

Şimdi değerli arkadaşlarım, Türkiye’de bir şeyin değişmesi gerekiyorsa işte bunun değişmesi gerekiyor değil mi? Bunu değiştirecek olan nedir? Bunun reçetesi nedir, bunun ilacı nedir? Sosyal demokrasidir. Türkiye’de sosyal demokrasi yok ne var? Sağ iktidarlar var. Sağ iktidar ne demek? Zengini kayırma, yabancıyı kayırma, gücü yeten gücü yetene demek. Türkiye yıllardır bununla idare edildi. Bunu biraz değiştirmemiz gerekmiyor mu? Bütün Avrupa değiştiriyor, Amerika yapıyor, biz niye yapmıyoruz. Yazık değil mi, günah değil mi? Yapacak mıyız bu dönemde, bu seçimde. Sosyal demokrasi diyoruz bakın. Sosyal demokraside demokrasi var. Yani insan var, insanın düşüncesi var, insanın inancı, imanı, ibadeti, dini var. Hepsi var. Düşünce özgür, inanç ve iman özgür, teşebbüs özgür, girişim yapmak var, para kazanmak var, ticaret yapmak var. İş açmak var, mülkiyet hak, miras hak evet tamam. Ama bir şey daha var. Ne var? Komşusu aç yatarken tok yatan bizden değildir anlayışı var. Sosyal demokraside bu da var. Yani hep bana hep bana, başkası ne olursa olsun. Bu yok, bu. Günümüzün dünyasında bu artık yok. Yoksulu düşüneceksin. Kimsesizi düşüneceksin, çaresizi düşüneceksin. Çiftçiyi düşüneceksin, esnafı düşüneceksin. İşsiz genci düşüneceksin. Emekliyi düşüneceksin, toplumu düşüneceksin, başkalarını düşüneceksin. Hayır düşünmem, sırtımı iktidara dayarım, kapar götürürüm. Bakın Petkim’i sattılar değil mi? Petkim biliyorsunuz Türkiye’de sanayiinin temeli. Diğer bütün sanayi kuruluşlarımız Petkim’den mal beklerler. Petkim’i alan Türk sanayiini boğazından yakalamış demektir. Petkim elinde oldu mu onu elinde tutuyorsun demektir.

 

Şimdi düşünün değerli arkadaşlarım, Petkim’i satıyoruz. Sattık, kime sattık? Kime sattığımızı bile bilmiyoruz. Satın alan adama dediler ki, kartvizitini ver de bir görelim. Adam kart vizitini çıkaramadı. Karışık, dolaşık, ne olduğu belli değil, kim olduğu belli değil. Kimin adına girdiği belli değil. Arkasında kim var, önünde kim var belli değil. Türkiye’de sanayiinin bu kadar temel bir kuruluşunu böyle karışık, ne olduğu belirsiz bir sermayeye satıyoruz.

 

Değerli arkadaşlarım, ne zaman sattılar? Seçime iki hafta kala. Kardeşim gümrükten mal mı kaçırıyorsunuz? Bu telaşın sebebi ne? Niye şimdi hemen satmaya kalkıyorsunuz? Yani bekleyin, millet kararını versin. Bir iktidar gelecekse gelsin. O yapsın bu işi. Hayır, ne olur, ne olmaz biz gidiyiz bunu da bağlayıverelim, bunu da pazarlayıverelim.

 

Değerli arkadaşlarım, bunların işi bu. Bunlar Türkiye’yi pazarlıyor, milleti azarlıyor. Bunların yaptıkları bu. Pazarlamaya kalktılar seçime iki gün kala. Şimdi ne diyorsunuz? Petkim’i alıp götürsünler mi? Bartın’da ne diyorsunuz gitsin mi? Bu satış oldu bittimi? Şimdi Bartın meydanında bir kez daha söylüyorum. Önümüzdeki 22 Temmuz günü yapılacak seçimde inşallah CHP iktidarı çıkacak. Eğer CHP iktidarı çıkarsa bilmenizi istiyorum Petkim satışına dur diyeceğiz.

 

Değerli arkadaşlarım, Türkiye’deki sistem nasıl işliyor konuştuk. Çiftçinin hali nedir konuştuk, esnafın hali ortada. Esnaf memnun mu hayatından? Dükkan kirasını verebiliyor mu, elektrik, su parasını verebiliyor mu? Sigortayı, pirimi ödeyebiliyor mu? Yanında çalışan çocuğun maaşını muntazam verebiliyor mu? Çoluğuna, çocuğuna şöyle güler yüzlü, mutlu bir dönem yaşatabiliyor mu? Tatile götürebiliyor mu? Geziye çıkarabiliyor mu? Kadınlar pazarındaki kardeşlerimiz sattıklarından memnun mu? Onların kazançları yerinde mi? Değil. E ne olacak? Bunu değiştireceğiz değerli arkadaşlarım. Siyaset niçin var? Siyaset bunun için var. Türkiye yaşadı, yaşadı dertler birikti. Siyasetin görevi bu dertleri çözmek. Hangi dertleri çözmek? Bir numaralı dert. Çiftçiyi ayağa kaldırmak lazım. Toplumun kalkınması oradan başlayacak. Çiftçinin yüzünü güldüreceksin, çiftçi esnafı güldürecek. Esnaf Türkiye’deki gerçek sanayicinin yüzünü güldürecek. Türkiye’de refah yayınlaşacak, herkes çoluğunu, çocuğunu iyi yaşatacak. Tabandan başlayacak, kalkınma köyden başlayacak, topraktan başlayacak. CHP iktidarı olarak inşallah kendimize verdiğimiz temel görev çiftçiyi ayağa kaldırmak olacak. Çiftçinin yüzünü güldüreceğiz. Yeter artık çiftçinin çektiği yeter. Bunun için hazırlıklarımız taman. Kitabımızda bütün bunları söyledik. Ne yapacaklarımız belli. Yapacaklarımızdan birisi mesela mazotun üzerinden gereksiz yere alınan ikinci vergiyi kaldıracağız. ÖTV’yi kaldıracağız. Bakın bu konu önemli. Bunu bir türlü içine sindiremiyor Türkiye’nin güçlü çevreleri. Çiftçiye mazot indirimini engellemeye çalışıyorlar. Bende ısrarla üzerine yürüyorum. Meydan meydan söylüyorum. Çiftçinin mazotundaki ÖTV’yi kaldıracağız.

 

Bakın değerli arkadaşlarım, bu demektir ki, çiftçi mazotunu alırken şimdi 2,5 milyona alıyor. 1 milyon 100 bine, 1 milyon 200 bine gelecek ÖTV kalkınca. Ama o 1 milyon 200 binin içinde bizim dışarıdan aldığımız ham petrolün parası var. Rafinaj masrafı var. Nakliye masrafı var, bayi karı var. KDV’si var. Ama bir ÖTV yok. ÖTV ne? Ankara çok açık verdiği hırsızlıklara, yolsuzluklara çok para kaptırdığı için tutmuş neyi bulursa üzerine vergi koymuş. ÖTV’yi de geçirmiş çiftçinin üstüne. Biz diyoruz ki, kardeşim bu çiftçi perişan, bunun ayakta kalacak hali yok, beli bükülmüş. Bunun üstünden şu ÖTV’yi kaldır da bir toparlarsın. Güçlendikten sonra gerekirse tekrar koyarsın ÖTV’yi. Ama şimdi ek bir vergiyi ödeyecek hali diyorum ve CHP olarak kaldıracağız diyorum. Hayır kalkmaz diyorlar.

 

Şimdi bakın, Bartın’da soruyorum. Sayın Başbakana soruyorum. İyi dinleyin bu soracağım soruyu. Başbakana soruyorum oğlun Bilal Erdoğan gemisine mazotu kaça alıyor? Soru bu değerli arkadaşlarım. Tekrar soruyorum, Başbakana soruyorum. Oğlun Bilal Erdoğan gemisinin mazotunu kaça alıyor? Bu kadar. Senin oğluna layık gördüğün mazot fiyatını ben CHP, Deniz Baykal olarak çiftçime layık görürsem ne hakla konuşuyorsun sen? Sen kendi oğluna veriyorsun. Çiftçi benim akrabam olmak zorunda değil. Ben onların kardeşim kardeşi. Tanımasam da, bilmesem de tümünün kardeşiyim. Bende onları kollayacağım, bende onları koruyacağım.

 

Değerli arkadaşlarım, gemi sahipleri, armatörler ÖTV ödemeden mazot kullanıyorlar. Onlara bunu sağlamışsın. Helal olsun, kullansınlar, sorgulamıyorum, başka bir şey de söylemiyorum. Sadece bir şeyi soruyorum mazotu kaça kullanıyor? Peki o kullanıyor, özel uçak firmaları, onlar nasıl kullanıyor yakıtı? ÖTV’siz değil mi? Onlarda öyle. Sen denizi kurtarmışsın, havayı kurtarmışsın, bırak da karayı da Deniz Baykal kurtarıversin.

 

Değerli arkadaşlarım, bakın CHP iktidarında çiftçiyi ayağa kaldıracağız. Bu mazot işi onun sembolü oldu, sembolü. Başka yapacağımız şeyler var ama ayrıntısına girmeden bunu söylüyorum. Yapacağımız başka şeylerden birisini söylüyorum. Bakınız yeşil kartı kaldıracağız değerli arkadaşlarım. Yeşil kart çünkü AKP kodamanlarının himayesine aldıkları insanlara sağladığı bir olanak. Adamın altında mercedes var, cebinde yeşil kart. Yeşil karta ihtiyacı olan ama alamayan, kaymakamın yolunu bulamayan, muhtarın yolunu bulamayan, AKP kodamanına sırtını dayayamamış zavallı vatandaşlarımız perişan. Buna son vereceğiz. Ne yapacağız? Yeşil kartı kaldıracağız yerine şunu koyacağız şunu. Nüfus hüviyet cüzdanı, kimlik kartı. Bu yetecek. Bununla hakkı olan sağlık tedavisini alacak. Hiç merak etmeyin Sevgili Bartınlılar, Türkiye’de sorunlar birikti, haksızlıklar birikti. Bu haksızlıkları değiştireceğiz. Demokrasi bunun için var. Demokrasi bunun için işleyecek. Tepki var, o tepkiyi halledeceğiz. Çiftçinin tepkisine sahip çıkacağız. Esnafın tepkisine sahip çıkacağız, gencin tepkisine sahip çıkacağız. Gencin sorununu çözeceğiz. Yani bir ÖSS düzeni tutturmuşlar, üniversite giriş sistemi. Bu saçmalığa son vereceğiz. Lisede okurken öğrencilerimiz, daha lisenin ortasındayken o ana kadarki öğretim durumları dikkate alınarak, notları incelenerek, üç dört ayrı sınava sokularak, aileleriyle konuşularak, öğretmenleriyle konuşularak, rehber öğretmeniyle konuşularak, çocuğun kendisiyle uzun uzun mülakat yapılarak denilecek ki, o çocuklara yavrum gel senin iki yılını daha üniversiteye girecekmişsin gibi, ananı, babanı harcama yaptırarak bu yolda israf etmeyelim. Yazıktır, ailene de yazıktır, sana da yazıktır. Bak senin şu yeteneğin var. Allah herkese bir yetenek vermiş. Allah herkese bir kabiliyet vermiş. Senin kabiliyetini gel biz iş ve meslek yaşamında değerlendirelim. Seni ekonomiye kazandıralım, sana kağıttan bir diploma değil, koluna altından bir bilezik takalım, seni iş ve meslek sahibi yapalım, ekonomiye kazandıralım diyeceğiz. Bakın bu yıl 1 milyon 670 bin öğrenci sınava girdi üçte ikisi kaybedecek. Geçen sene 1 milyon 700 bin öğrenci girdi, üçte ikisi gitti. 1 milyon 200 bini döndü. Şimdi müdahale etmezsek gelecekte de böyle olur. Daha önceki yıl gene öyleydi. Bu 1 milyon 200 bin öğrencinin ve ailenin her yıl çocuklarının üniversite kapısından dönmesinin bir maliyeti yok mu? Okul masrafı, dershane masrafı, kurs masrafı. Geçenlerde bir kadın beni aradı, bu sözlerimle büyük ilgi duyuyor, destekliyor. Aman ne olur kurtarın bizi, bu doğrudur arkanızdayız diyor. Bana dedi ki, bakın dedi çocuğuma kurs ve doktor parası yetiştiremez oldum. Ne olur şu işi bir çözün dedi. Kurs parasını anladım da dedim dershane parasını, doktor parası niye? Çocuk dedi hasta, ruh hastası, psikiyatra götürmem geriyor, doktora götürmem gerekiyor, çocuk elden gidecek dedi. Çocuk elden gidiyor dedi.

 

Değerli arkadaşlarım, 1 milyon 200 bin aile her yıl ağlıyor. Sadece onlar değil devlette ağlıyor. Devlet o ağlayan ailelere bakıyor. Buna kimsenin hakkı yoktur. Bunu değiştireceğiz. Avrupa’da olduğu gibi, Almanya’da olduğu gibi, dünyanın her yerinde olduğu gibi boşu boşuna çocuğun masrafını, ailenin masrafını, zamanını harcatmadan zamanında çocuğu yönlendireceğiz. Doğru istikamete yönlendireceğiz.

 

Değerli arkadaşlarım, bütün bunların yapılması ancak ne zaman anlam taşır biliyor musunuz? Dürüst bir kamu yönetimi, devlet yönetimi iş başına gelirse. Bugün Türkiye’nin en büyük sorunu yolsuzluktur. Öyle değil mi? Yolsuzluk var mı? Bartın’da da var mı? Karabük’te de var mı? Zonguldak’ta da var mı? Ankara’da da var mı? Var değil mi? Önce buna bir son vermemiz gerekmiyor mu? Bu yolsuzluğun arkasında bakın ben inceledim bir sac ayağı var, bir üçgen var. Üçgenin bir ayağında para kazanmak için her şeyi göze alan haramzade bir işadamı, ticaret adamı var. Yani haram mı, helal mi, haklımı, haksız mı, dürüst mü değil mi? Kanunimi değil mi bununla meşgul değil. Üç kuruş daha alayım, yetimin hakkı alınacaksa onu alayım, devletin malı alınacaksa onu alayım diyen sütü bozuk bir işadamı var tamam mı? Onunla işbirliği yapan bir yüksek memur var. Yetkili bir devlet memuru var. O ona kılıf hazırlamazsa olmaz. Kanunu o biliyor, o ona yol gösterecek. Bir bu haramzade iş adamının yanında ahlaksız bir devlet memuru var değil mi? İki; o da yetmez üçüncüye geldi. Üçüncüsü ne? Üçüncüsü de namussuz bir siyaset adamı. Bir siyasetçi. Bunları değerlendirerek, onlarla paylaşmak üzere devletin, milletin hakkını yemeyi içine sindiren bir siyasetçi değil mi? Bunu bozalım mı, bunu değiştirelim mi? Bunu değiştirmenin yolu ne? Dokunulmazlığı kaldırmak. Dokunulmazlığı kaldırırsak siyasetçi cesaret edemez değil mi? Şimdi dokunulmazlık var. Adam hostes tokatlıyor, polis tokatlıyor, kirasını ödemiyor, senet imzalıyor vermiyor. Hakkında hiçbir cezai işlem yapılamıyor. Niye? Dokunulmazlığı var. Kalpazanlık yapıyor. Mecliste 200 milletvekilinin arkasında yolsuzluk dosyası var. 200 milletvekilinin. Böyle bir meclis olur mu değerli arkadaşlarım. Yani kendisini hesabını vermemiş, hakkında yolsuzluk dosyası olan 200 kişi bir meclis içinde yer alabilir mi? Yer alırsa o memleketin iki yakası bir araya gelir mi? O memleketin işleri düzelir mi? Çiftçi hakkını alabilir mi? Şimdiki tablo bu. Başbakanla birlikte seçimden önce söz verdik hatırlarsınız dokunulmazlığı kaldıracağız diye. Ne oldu? Kalktı mı? Kalkmadı. Niye? Çünkü Başbakanın kendisinin yolsuzluk dosyası var. Bakanların var. Unakıtan diye bir bakan unuttunuz mu? Öyle bir bakan vardı değil mi? Şimdi seçime giderken çektiler kenara. Sanki öyle bir bakan yok, hiç olmamış. Yığınla yolsuzluk, Tüpraş yolsuzluğu bunların katkısıyla olmadı mı? %14.76’sı Tüpraş’ın kimseye haber vermeden, kimseye bilgi vermeden gizli, özel, kapalı kapılar arkasında Ofer diye bir Musevi’ye verildi değil mi? Daha sonra yapılan satışta gördük ki, bunun Türkiye’ye zararı 700 milyon dolar. Çiftçinin mazotunun bedeli 2 milyar dolar. Sadece Ofer yolsuzluğunun Türkiye’ye maliyeti 700 milyon dolar.

 

Değerli arkadaşlarım, kim bunların kahramanları? Başbakana sorduk bu Ofer’i tanıyor musun diye? Sabahleyin tanımıyorum dedi. Herkes hemen belgeleri çıkarınca öğleden sonra tanıyorum dedi. Maliye Bakanı onun uçağıyla ta bütün dünyayı dolaşmış ortaya çıktı. Yolsuzluk diz boyu. Ali Dibo lafını biliyor musunu? Bartın’a da geldi mi Ali Dibo lafı. Ali Dibo AKP’nin yolsuzluk damgası değil mi? Bütün bunlar var. Bunları nasıl sona erdireceğiz? Dokunulmazlıkları ortadan kaldıracağız. Bakın burada bu kadar insanız. Bartın’da dokunulmazlık kaldırılmasın diyen bir kişi var mı? Kaldırılsın diyenler bir elini kaldırıversin bir göreyim. Maşallah. Herkes kaldırılsın istiyor. Niye kalkmıyor? Mecliste dokunulmazlığı kaldıracak bir parti var mı? Adı ne? CHP değil mi? CHP’den başka bir parti kaldırabilir mi? Peki dokunulmazlığın kaldırılmasını millet istiyor mu? İstiyor. Bunu kaldıracak bir parti var o da CHP’mi? E ne yapacağız o zaman? CHP’yi iktidar yapacağım.

 

Bakın, iki çok değerli milletvekili adayımız var değil mi? Babanızı alıp götüreceğim yalnız. Sabri beyi de alacağım ona göre. Sizin babanız ama şimdi o ikisine de benim ihtiyacım var. Bu iki adayımıza da Ankara’da benim ihtiyacım var. Verecek misiniz? Türkiye’de yeni bir dönem açılıyor, yeni bir sayfa açılıyor. O sayfanın içinde Bartın’ın imzası, damgası en güzel şekilde olsun. Tamam mı? Bu iki arkadaşımı da istiyorum. İki arkadaşımı da verin Bartın’a hep beraber bende üçüncü Bartın milletvekili, sizlerle el ele hep birlikte Bartın’a hizmet edelim.

 

Değerli arkadaşlarım, bu hükümet işbaşında kalmaya devam ederse ne çiftçinin yüzü güler, ne esnafın yüzü güler, ne emeklinin yüzü güler, ne işsiz genç iş bulur, ne madencinin yüzü güler. Ne de memurun yüzü güler, ne de Bartın’ın, Karabük’ün, Zonguldak’ın yüzü güler. Öyle değil mi? Bunu görüyoruz değil mi? Peki bunu kim iktidar yapıyor? Kimin iktidar olacağına siz karar vereceksiniz değil mi? Aman dikkatli olalım. Geçen defa fark edemediniz ama şimdi gördük artık değil mi? Hep beraber gereğini yapacağız. Bu iktidarı indireceğiz. Bunlar şimdi iktidarda kalabilmek için poşet dağıtıyorlar, pirinç, bulgur dağıtıyorlar. Kömür dağıtıyorlar kömür. Kömür dağıtırken de bir kararname çıkarmışlar. Kararname diyor ki, dağıtılan kömürün gelecek seçimden sonra işbaşına gelecek hükümet öder. Yani kömürü bunlar dağıtıyor parayı biz ödeyeceğiz inşallah. Memnuniyetle.

 

Sevgili kardeşlerim, şimdi bakınız dağıtıyorlar. Altında dağıtıyorlar. Bartın’da da yapıyorlar mı? Altın dağıtırken bir gerçekçe bulmaları lazım. Kapıyı çalıyorlar giriyorlar diyorlar ki, sizin çocuğun sünnetine bir altın düşünmüştük. Geç kaldı, kusura bakmayın. Oğlan 18 yaşına girmiş, güvey olacak. Şimdi vatandaşta bana soruyor. Bunlar pirinç dağıtıyor, bulgur dağıtıyor, altın, kömür dağıtıyor, ne yapalım diyorlar. Bende diyorum ki onlara alın. Ne dağıtırlarsa alın. Haram olmaz mı diyorlar. Hayır olmaz diyorum. Helaldir. O senin malın zaten. Senin milletin malı. O bakımdan hiç telaş etmeyin diyorum. Alın yiyin. Günahı varsa günahı benim boynuma. Bunun günah olmadığını ben biliyorum diyorum. Sizin iyi niyetinizi biliyorum. Sizin nasıl hakkınızın alındığını, çalındığını biliyorum. Bu gelen kısmı sizin hakkınızdır, alın yiyin. O pirinçle akşam güzel bir çorba yapın, bir pilav yapın. Ailenizle, çoluk çocuğunuzla oturun afiyetle yiyin diyorum. Alın yiyin diyorum ama bir şey daha söylüyorum. Sakın ha bunlar bana bunu verdiler diye oyunu onlara vermeye kalkma. İşte o günahtır diyorum. Ne verirlerse al, ama oyunu vicdanın, aklın, yüreğin neyi gerektiriyorsa ona kullan, sana o yakışır, öyle yap diyorum. Tamam mı?

 

Şimdi değerli arkadaşlarım, Cumhurbaşkanlığıyla ilgili bir tartışma yaşanıyor, yeni bir noktaya geldik biliyorsunuz. Ona da kısaca değineyim. Dün Başbakan çıktı dedi ki, önümüzdeki seçimden sonra Cumhurbaşkanını yeni meclis uzlaşmayla seçmelidir dedi. Şimdi değerli arkadaşlarım, Türkiye 6 aydır Cumhurbaşkanlığı tartışmasının içinden geçiyor. Cumhurbaşkanlığı tartışması, gerilimi, kutuplaşması, kavgası bu Başbakan tarafından Türkiye’ye dayatıldı. İstediğini yapamadı, düşündüğünü gerçekleştiremedi. Anayasayı değiştireceğim dedi, yeni bir paket hazırladı ona göre yola çıktı. Şimdi geldiğimiz noktada diyor ki, Cumhurbaşkanını uzlaşmayla seçmek lazım. Sevgili Bartınlılar hatırlarsınız Cumhurbaşkanı seçimi döneminde ana muhalefet partisinin genel başkanı olarak ben, çıktım dedim ki Cumhurbaşkanının uzlaşmayla seçilmesi mümkündür dedim. O zaman dedi ki, Başbakan muhalefeti ziyaret etmek, onlarla uzlaşma arayışına girmek zaman israfıdır dedi. Önlerine bir çelik çomak attık oynuyorlar dedi. Değil mi? Ve burnunun dikine gitti. Eğer o zaman demiş olsaydı ki, uzlaşmayla seçelim. O mecliste Cumhurbaşkanı uzlaşmayla seçilecekti. O mecliste uzlaşmayla Cumhurbaşkanı seçilmemesinin sorumlusu o zaman uzlaşma teklifini reddeden Başbakandır. Başbakan o zaman uzlaşmayı reddetti, Türkiye’yi kilitledi. İlk kez Türkiye Cumhurbaşkanını seçememiş olarak şimdi meclise gidiyor. Süresi bittiği halde Cumhurbaşkanımız görevine devam ediyor. Niçin? Çünkü Tayyip Erdoğan uzlaşma olmaz, uzlaşma Anayasanın neresinde yazıyor. Uzlaşmaya gerek yok, bu meclis seçecek dedi geçen meclis için. Ben dedim ki, bu meclis seçmesin, yeni meclis seçsin. Hayır bu meclis seçecek dedi. Bir AKP’liyi seçecek, biz seçtireceğiz dedi, hiçbirisi olmadı. Türkiye’yi gerginleştirdi, çalıştırdı, kutuplaştırdı ve bütün seçim kampanyası boyunca, gittiği her yerde Cumhurbaşkanlığı tartışması yaptı. Cumhurbaşkanlığı konusunda mağdur olmuş rolüne girdi. Cumhurbaşkanlığı konuştu konuştu şimdi dün diyor ki, Cumhurbaşkanını uzlaşmayla seçelim. Yani bu ne demek biliyor musunuz? Ben şuana kadar Cumhurbaşkanlığı konusunda Deniz Baykal’ı dinlememekte hata ettim. Deniz Baykal’ın dediği gibi yapmamız lazımmış diyor. O zaman yapmadın, seçtiremedin, bundan dolayı şikayet edip duruyorsun aylardır. Şimdi yanlışı artık kavramış gözüküyor. Canım yanlışın ne zaman olursa olsun anlaşılması iyidir. Bundan memnuniyet duyarız. Ama adama sorarlar Türkiye yaz boz tahtası mı? Türkiye senin devlet yönetimini öğrenmen için staj yapacağın yer mi? Türkiye’yi niye bu kadar yordun, niye bu kadar üzdün. Türkiye senin müsvette defterin mi yazıp yazıp karalayacağın, bozacağın. Sen Başbakansın. Üç ay sonra tersini söyleyeceğim bir şeyi üç ay önceden gör ve doğrusunu yap. Üstelik muhalefet sana akıl veriyor.

 

Değerli arkadaşlarım, Türkiye’nin nasıl yanlış bir anlayışın elinde yönetildiği bu vesileyle bir kez daha ortaya çıkmıştır dikkatinize sunuyorum. Bakın bugün söylediğini 4 ay sonra nasıl değiştirir bilemeyiz. 4 ay önce kıyameti koparıyordu uzlaşmaya gerek yok diye. Şimdi uzlaşmayla seçelim noktasına geldi. Ama ne oldu? Türkiye’yi gerginleştirdi, çatıştırdı, kutuplaştırdı, Cumhurbaşkanını seçemeyen bir meclis haline meclisi getirdi. Kampanyada da Türkiye’nin meselelerini konuşmadı sadece Cumhurbaşkanlığını konuştu.

 

Değerli arkadaşlarım, bakın deminden beri ben bir sürü şey söylüyorum milletin şikayetleriyle ilgili, memleket meselelerini söylüyorum. Bu meseleleri ben Başbakanla konuşmak isterim. Öyle arkadan değil. O bir meydanda, ben bir meydanda değil. Karşı karşıya. Televizyona birlikte çıkalım. Memleketin gazetecileri ona soru sorsunlar, bana soru sorsunlar. Ben ona soru sorayım, ona bana soru sorsun 72 milyon dinlesin kim haklı karar versin. Bunu yapamıyoruz. Bunu Amerika yapıyor, her seçimde yapıyor. Fransa yapıyor, her seçimde yapıyor. Geçen seçimde biz yaptık. Ama bu seçime gelince Tayyip bey bana müsaade dedi ve hemen kaçtı. Niye kaçıyor. Kendine güvenen bir insan kaçar mı? Millet hakem, milletin önünde çıkacağız Türkiye’nin konularını, sorunlarını konuşacağız. Hayır konuşamam ben diyor. Benim sözlerime cevap veremeyecek. Neden korkuyor bilemiyorum. Yani Tayyip’in, Başbakanın dosyalarını sorarım diye mi korkuyor. Korkarsan siyaset adamı o dosyalarını temizle kardeşim. Hesabını ver. Çocuğunun, ailesinin malını mülkünü sorarım diye mi korkuyor? Bilal’in kullandığı mazotun fiyatını sorarım diye mi korkuyor. Yani korkunun ecele faydası yok ki. Ben senin yüzüne sormasan meydanda soracağım. Ama isterim ki, senin yüzüne sorayım da sen bana nasıl cevap veriyorsun millet bir görüversin. Biz bu konuları konuşma istiyoruz konuşamıyoruz. Başbakan ne yapıyor? Bize hakaret ediyor. Bakın ben çıkıyorum diyorum ki, yanlış terör politikası uyguluyorsun. Teröre destek oluyorsun. Terör senden güç alıyor, yanlış işler yaptın diyorum. Bak bir eve dönüş yasası çıkardın teröristleri affettin. Cezaevinden çıkardın dağa gitti. Bari cezaevinden çıkarırken ellerine birde kaleşnikof verseydin. Yanlış yaptın diyorum bir. İki, 1 milyar dolar karşılığı Kuzey Irak’a müdahale etmeyeceğim diye anlaşma imzalattın. Yanlış. Bu anlaşmayı imzalamak Türkiye’nin terörle mücadelesine zarar verir, zarar verdi. İmzaladı iyi ki, mecliste CHP vardı. CHP fırsat bırakmadı, uygulayamadı, uygulatmadık. Daha sonra bir kanun teklifi getirdi. 6. maddesinin gerekçesinde diyor ki, terör örgütünün kurucusu pişmanlık dilekçesi vererek pişmanlık yasasından yararlanır, tahliye olur diyor. Yani kendi imzasıyla bunu meclise kanun tasarısı olarak gönderdi. Gene iyi ki, mecliste CHP vardı kıyamet kopardık, ürktü, korktu ve onu çekmek zorunda kaldı. Ama CHP olmasa çıkacak o kanun.

 

Şimdi böyle yanlışlıklar yaptın sen diyorum. Ayrıca tabi sen çıkıyorsun terör örgütünün elebaşısına sayın diyorsun. Ayrıca sen çıkıyorsun şehitlere kelle diyorsun. Ayrıca sen çıkıyorsun Gabar dağında gözünü kırpmadan 72 milyon huzur ve barış içinde yaşasın diye şehit olmayı göze almış olan insanlara askerlik yan gelip yatma yeri değildir diyorsun.

 

Şimdi sevgili Bartınlılar, bakınız bu lafları söyledi. Bunlar yakışıksız, bunlardan dolayı özür dile, dil sürçmesi olabilir. Ağzından yanlışlıkla kaçmış olabilir çık söyle ve özür dile diyoruz. Sesini çıkarmıyor. Hadi bunlar dil sürçmesi. Ya bu kanun teklifi ne? Elebaşıyı affetmeye yönelik kanun teklifi. O 1 milyar dolarlık anlaşma ne? Senin kafan karışık diyoruz. Bak diyoruz ki, Türkiye’de terörü etkisiz kılmak için Kuzey Irak’taki terör yuvasını dağıtmak lazımdır. Suriye’de terör yuvası vardı onu dağıttık ve biraz rahatladık bir süre. Sonra oradaki yuva Irak’a geçti. Şimdi Irak’takini de dağıtmak zorundayız. Onu dağıttırın. Bu kabul edilemez uluslararası hukuka aykırı diyoruz. Başbakan diyor ki, Türkiye’deki terörü bitirdik de mi sıra Irak’a geldi. Kardeşim biz Irak’taki terörü bitirmek istemiyoruz. Türkiye’deki teröre destek olanları orada etkisiz kılmak istiyoruz. Terör bir bütün. Irak’tan besleniyor. Başbakan daha bunu anlamamışsa nasıl terörle mücadele edecek. Terörün karargahı orada şehitler burada. Kökü orada zehirli çiçekleri burada. Bunu anlatamıyoruz. Barzani ağzıyla konuşuyor.

 

Şimdi değerli arkadaşlarım, bakınız, bunları konuşalım diyoruz konuşamıyoruz. Bunlara verilecek cevap yok tabi. Kaçıyor. Şimdi ezanda okunuyor. Bakın bize hakaret ediyor Sayın Başbakan. Bunları hiç ciddiye almıyoruz. Cibilliyetsizler diyor, kılavuzu karga olan diyor. Bunlar ayıp, yakışıksız laflar. Size şunu söyleyeyim. Asıl Başbakanın kılavuza ihtiyacı var. Ona bir kılavuz lazım. Var olan kılavuzlarında da iş yok. Ne o şişman bir tane var ya fındıkçı. Ne onda, ne diğerleri. Ne Barzani, ne Talabani onlar onun kılavuzu ama onları değiştirsin. Bizim kılavuza ihtiyacımız yok. Bizim bir tane kılavuzumuz var. O kılavuzumuzda Gazi Mustafa Kemal Atatürk’tür o kadar.

 

Sevgili Bartınlılar, bu güzel toplantı için hepinize yürekten teşekkür ediyorum. Önümüzdeki seçimde iki değerli arkadaşımı da istiyorum. Ona ihtiyacım var. Bartın’ın da ihtiyacı var. CHP’nin de, Türkiye’nin de. Verecek misiniz? Hepinize teşekkür ediyorum, sevgiler saygılar sunuyorum.