19/7/2007 · Kategori: Soylev
GENEL BAŞKAN DENİZ BAYKAL’IN
ANTALYA MİTİNGİNDE YAPTIĞI KONUŞMA
(18 Temmuz 2007)
Sevgili Antalyalılar, sevgili kardeşlerim, çok değerli hemşehrilerim, hepinizi büyük bir özemle, sevgiyle, saygıyla, şükranla selamlıyorum. Hepinize bu güzel miting için teşekkür ediyorum. Bu mitingle biraraya gelen sevgili Antalyalı kardeşlerime, hemşehrilerime CHP’ye sahip çıktıkları, böyle bir büyük toplantıyı gerçekleştirdikleri için yürekten teşekkür ederim.
Bakıyorum bu miting de altıoklu kırmızı CHP bayraklarıyla, mavi güvercinli DSP bayrakları, ayyıldızlı Türkiye Cumhuriyeti bayrakları birbiriyle ne güzel uymuş, ne güzel kaynaşmış, ne güzel süslemiş Antalya’yı. Antalya’yı bezemişsiniz. Sağolun, hepinize yürekten teşekkür ediyorum.
Sevgili Antalyalılar, seçim kampanyasının sonuna doğru yaklaştığımız şu sırada Antalya’mıza gelmek, sizleri selamlamak, sizlerle kucaklaşmak, bu seçim mücadelesinin bu sün günlerinde büyün Antalya’nın hayır dualarını almak için aranızdayım. Sizlerin desteğinizi arkamda bir kez daha hissetmek için aranızdayım.
Bugün burada muhteşem Antalya kaynaşması, Antalya bütünleşmesi sergilemişsiniz, eksik olmayın. Bu kaynaşma, bu bütünleşme inşallah bütün Türkiye’de gerçekleşecek. Bütün Türkiye’de bunu yaşayacağız.
Biraz önce Giresun’daydım. Dün Trabzon’daydım. Ondan bir gün önce Gaziantep’teydim. K.Maraş’taydım. Malatya’daydım. Yurdun gittiğim dört bir köşesinde meydanlarda yeni bir nabzın attığını ve milletin artık yeni bir dönemi açma kararını aldığını memnuniyetle görüyorum. Şimdi Antalya’mızda bir kez daha bu manzaraya tanık oluyorum. Gerçekten Türkiye’nin önünü açıyorsunuz. Siz burada miting yapmıyorsunuz, tarih yazıyorsunuz.
Nasılsınız sevgili Antalyalılar? Keyfiniz yerinde mi? İşleriniz yolunda mı? Kazancınız yerinde mi? Sattığınız aldığınız birbirini tutuyor mu? Borçlar ödendi mi? Gençler iş buldu mu? Çiftçiler şöyle bir toparlandı, kendine geldi mi? Pamukçunun yüzü gülüyor mu? Sebzecinin yüzü gülüyor mu? Seracının yüzü gülüyor mu? Esnafın yüzü gülüyor mu? Emekliler nasıl? Emekliler mutlu mu? Maaş artışları yeterli değil mi? Emeklilerin alacakları vardı hani bir tüfe alacağı. Ödenmedi mi? Mahkeme karar verdi gene de ödenmedi mi? Türkiye zenginleşti diyorlar? Zenginleştiniz mi? 6 kat Türkiye’nin geliri arttı diyorlar, Antalya’nın da arttı mı? Sizinde arttı mı? Artmadı mı? Gençler iş bulabiliyorlar mı? Üniversiteden mezun olup diplomayı tayin olabiliyor mu? Bu KPS sınavına giren çocuklar iyi puan alıyorlar, sonra öğretmen olarak tayinleri çıkıyor mu? Hemşire olarak tayinleri çıkıyor mu?
Peki bu kadar zenginlik nereye gidiyor? Bakın, borsada 6 kat zenginleşme var diyorlar. Sizin borsada paranız yok mu? Borsada şirketiniz yok mu? O zenginleşmeden size gelen bir şey yok mu? Borsada parası olanları %70’i yabancı mı? Yani Türkiye’den yabancılar mı zengin oluyor? Onlar Türkiye fırsatlar ülkesi diyorlar. Türkiye’den zengin oluyoruz. Allaha şükür diyorlar, hayatlarından memnu onlar.
Onlar siz memnun değil misiniz? Peki Türkiye’den yabancılar zengin oluyor, yerliler hiç zengin olmuyor mu? Zengin olan yerli hiç yok mu? Var değil mi? Bakın son dönemde Türkiye’nin borçları olağanüstü arttı. Türkiye’de 80 yılda 2004’e kadar 220 milyar dolar borç yaptı. 80 yılın ortak borcu. Atatürk dönemi var, İnönü dönemi var, Bayar, Menderes dönemi var, Demirel dönemi var, Özal dönemi var, öbürleri var. Toplam borç ne kadar? 220 milyar dolar.
Bu iktidar geldi 4,5 yılda bu borca 200 milyar dolar kadar ek yaptı, 80 yıla yakın bir borç yaptı ve bugün Türkiye’nin toplam borcu 407-408 milyar dolar. Tamam mı? Şimdi Atatürk dönemi, İnönü dönemi de dahil diyorum ama onlara haksızlık yapıyorum. Allah rahmet eylesin, nur içinde yatsınlar, onlar tek borç yapmadılar. Onlar borç ödediler. Alın teriyle bu memlekette kalkınma yaptılar. Demiryolu yaptılar. Liman yaptılar. Fabrika kurdular. Karabük demir-çeliği kurdular, şeker fabrikalarını kurdular onlar Türkiye’yi ayağa kaldırdılar ama tek borç almadılar.
Lafın gelişi onları da dahil ettik. 80 yılda Türkiye’de alınan borca neredeyse yakın bir borcu 4,5 yılda bunlar yaptılar. Peki o borçtan size gelen, size yansıyan bir şey yok mu? O borç milletin borcu. O milletin borcu sizin refahınıza, yaşamınıza bir katkı yapmadı mı?
Peki bunlar elde avuçta ne varsa sattılar değil mi? Satıyorlar hala değil mi? O cumhuriyet döneminin hani bunlar çivisi bile yok bunların dedikleri o CHP’nin yaptığı fabrikaları, tesisleri teker teker şimdi satıyorlar değil mi? Bunlar hazırdan miras buldular ona eklemediler, onu satarak gün geçiriyorlar değil mi? O satılan malla kimin? Milletin. Milletin o satılan mallardan bir kazancı var mı? Size oradan gelen giden bir şey var mı?
Şimdi bunlar bu kadar imkanı kullanmışlar ve Türkiye’yi zenginleştirdik diyorlar. Ama bu zenginleşen insanların arasında Türkiye’de çiftçi, Türkiye’de esnaf, Türkiye’de genç, Türkiye’de emekli, Türkiye’de işçi, Türkiye’de memur. Bunun refahında bir artış var mı? Ne oldu? Türkiye’nin üzerinden birileri zenginleşiyor değil mi?
Bakın Japonya Türkiye’nin 7 katı zengin. Bugün Türkiye’deki dolar milyarderi sayısı Japonya’dan fazla. Japonya 7 katımız zengin Japon halkı bizden 7 kat zengin ama Türkiye’deki dolar milyarderi sayısı Japonya’dan fazla. Bu neyi gösterir? Bu Türkiye’de gelir dağılımının ne kadar çarpık olduğunu gösterir değil mi?
Bu son dönemde ne oldu? Türkiye’de süper zenginler daha süper zengin oldu. 5 yıldızlı süper zengin oldu. Değil mi? Zenginler hafif yoksullaşmaya başladı orta sınıfa doğru. Orta sınıf yoksullaşmaya başladı. Yoksul daha da yoksul oldu. Yabancılar Türkiye’nin üzerinden kat kat zengin oldu. Değil mi?
Türkiye’de manzara bu. Antalya’da farklı mı? Değil. Esnaf ne durumda Antalya’da? Antalya turizm kenti. Buraya milyonlarca insan geliyor, yüksek kazanç ortalaması olan milyonlarca insan geliyor. Öyle olduğu halde Antalya’da bu sıkıntılar, bu şikayetler yaygın.
Sevgili hemşehrilerim, Türkiye yanlış yönetiliyor. Türkiye ekonomisi faize ve ranta çalışıyor. Üretime, kalkınmaya, istihdama, gençlerin iş bulmasına, gelirin adaletle paylaşılmasına, çiftçinin güçlenmesine, esnafın güçlenmesine, yerli sanayicinin kalkınmasına yönelik değil. Faizin getirisini sağlamaya, paranın para kazanmasını sağlamaya, dışarıdan ithalat yapmaya, ithalat yapmak için borçlanmaya, borçlanabilmek için yüksek faiz ödemeye dayalı bir politika götürülüyor. Bu politikanın sınırına gelinmiştir, Türkiye’de yeni bir politikaya ihtiyaç var. Artık rant ekonomisine değil üretim ekonomisine, kalkınma ekonomisine, gençlere iş veren bir ekonomiye, istihdam yaratan bir ekonomiye, tarıma sahip çıkan, değer veren bir ekonomiye ihtiyaç var.
Bakınız sevgili hemşehrilerim, biz iktidara gelirsek bu durumu değiştirmek için ciddi hazırlıklar yaptık. Önümüzdeki dönem inşallah CHP’nin iktidar dönemi olacak. Bunun bütün işaretlerini görüyoruz. CHP iktidarında bizim temel çıkış noktamız tarımı ve çiftçiyi kalkındırmak olacak. Kalkınma topraktan başlayacak. Çiftçiden başlayacak. Kalkınmanın temeli köylüdür, çiftçidir, topraktır, üretimdir.
Siz bir gökdeleni bataklığın üzerine inşa edebilir misiniz? Önce bataklığı sağlamlamak lazım değil mi? Önce tarımı, çiftçiyi güçlendirmek lazım. Kalkındırma onun üzerine olacak. Tarımı güçlendireceğiz. Bunun için mesela diyoruz ki, köylünün girdisinin en önemlisi olan mazottan CHP iktidar gelince ÖTV’yi almayacağız diyoruz. Yarıya indireceğiz mazotun fiyatını.
Değerli arkadaşlarım, çiftçinin mazotundan neler alınıyor? Dışarıdaki petrolün, ithal edilen petrolün fiyatı o çiftçinin mazotunun içinde, onun rafineride işlenmesinden kaynaklanan masraf o da içinde, nakliye o da içinde, bayi karı o da içinde, KDV o da içinde.
Biz diyoruz ki, orada dur. Yeter. Çiftçiye vereceğin mazottan bunları almanı kabul ediyoruz. Ama bunları bir de üzerinde bir koyundan iki post çıkarır gibi, KDV’yi aldıktan sonra bir de bütün bu aldığın masraflara eşit 1 milyonun üzerinde bir ÖTV almanı kabul etmiyoruz diyoruz. Çünkü çiftçi perişan. Çiftçinin desteğe ihtiyacı var. Çiftçinin kalkınmaya ihtiyacı var. Girdi fiyatını makul tutmak lazım.
Yunanistan çiftçisi mazotu 1 milyon 100 bin liradan kullanıyor. O da pamuk üretiyor Antalya çiftçisi de pamuk üretiyor. Ama Antalya çiftçisi mazotu 2 milyon 300 bin liradan alıyor. 1 milyon 100 bin, 2 milyon 300 bin. Sonra devlet diyor ki, Yunanistan’ın pamuğu daha ucuz. Ben Yunanistan’dan alırım diyor. Antalya’nın Kınık Ovasının, Manavgat’ın, Serik’in pamuğunu almayı reddediyor. Yunanistan Türkiye’ye pamuk ihraç ediyor. Niye? Ucuz mazotla çalışıyor Yunan köylüsü. Ama benim Antalyalı çiftçi kardeşim onun iki katı mazotu kendi cebinden ödüyor, onunla rekabet etmeye mecbur kalıyor.
Bu haksızlıktır. Bunu kaldıracağız. Bunu söyledik. Başbakan olmaz öyle şey dedi. Şimdi ben soruyorum Başbakana; başka yerlerde sordum Antalya’ya dan da soruyorum, Sayın Başbakan sen o oğlun Burak’ın gemiciğine mazotu ÖTV’li mi veriyorsun ÖTV’siz mi veriyorsun?
Burak’ın gemisi daha doğrusu affedersiniz gemi değilmiş. Gemicikmiş. Bunu da yeni öğrendik. Gemi var gemicik var. Merak ettim bu gemicik kaç metre diye, 96 metreymiş. Enine ne kadar dedim, 15 metre eni. 200 TIR yükü kuru yük taşıyor. İyi mi? Gemicik. Al cebine koy. Çiçek diye tak.
Şimdi sevgili kardeşlerim, bu gemiciğe mazot ÖTV’siz veriliyor. Özel uçak şirketleri onlarda mazotu indirimli alıyor. Ona itiraz eden yok. Buna da itiraz eden yok. Peki sıra köylünün mazotuna gelince olmaz öyle şey. Nasıl sen denizden ve havadan almıyorsan Deniz Baykal gelecek o da topraktan, karadan, çiftçiden mazotunda ÖTV almayacak.
Değerli arkadaşlarım, hesabını yaptık. Masrafı ne kadar biliyor musunuz? 2,5 milyar dolar. Kaç kişi yararlanacak? 20 milyon kişi. Sen 50 tane bankasını batırmış bankerden 50 milyar doları esirgemiyorsun da 20 milyon çiftçiden Deniz Baykal 2,5 milyarı mı esirgeyecek. Bunu uygulayacağız. Bunu yazın, bir kenara koyun. İnşallah 4 gün sonraki seçimde CHP iktidar. Göreceksiniz nasıl uygulanırmış mazot.
Değerli arkadaşlarım, CHP iktidarı bundan önceki iktidarlar gibi olmayacak yani hepsi birbirinin aynı. Gelmeden önce söz verirler, geldikten sonra tutmazlar. Yok böyle bir şey. Ciddi hazırlıkla ve Türkiye’yi değiştirmek için geliyoruz. Çok ciddi iddialarımız var.
Ne yapacağız? Mesela Yeşil Kartı kaldıracağız değerli arkadaşlarım. Yeşil Kart ne? Güya yoksul olanlara devletin sağladığı bir tedavi kolaylığı. Adam almak istiyor. Kaymakama gidecek, muhtara gidecek, evrakları dolduracak, fakirlik ilmühaberi alacak ve Yeşil Karta ulaşacak. Adam başvuruyor diyorlar ki, arkadaş senin iki tane ineğin varmış. Sen yoksul sayılmazsın sana Yeşil Kart yok diyorlar. İki ineği olana Yeşil Kart vermiyorlar ama altında Mercedesi olana Yeşil Kart veriyorlar.
Yani AKP’li kodamanı bulup ayarladın mı altında Mercedes bile olsa yoksul sayılıp Yeşil Kartı alıyorsun. Gerçekten ihtiyacı olan masum köylümüz, çiftçimiz o alamıyor. Değil mi? Buna son vereceğiz.
Ne olacak onun yerine? Onun yerine işte bu olacak. Şu nüfus cüzdanı. Şu nüfus hüviyet cüzdanı. Nüfus kimlik kartı bu olacak. Bunun bir şerefi var, bunun bir onuru var. Bu yeter. Bunun altında kimlik numarası var ya.kimlik numarasında her şey var. CHP Yeşil Kartı kaldıracak bunu koyacak.
Antalya’da yiyecek, içecek dağıtıyorlar mı? Bulgur, pirinç var mı? Kömürde dağıtıyorlar mı Antalya’da? Mitinglerde sandviç dağıtıyorlarmış. Ne yapıyorsunuz getirdiklerini? Alıyor musunuz? Almıyor musunuz? Niye almıyorsunuz? Yanlış bence. Yanlış. Bakı getirirlerse sakın ha tereddüt etmeyin alın. Hiçbir sakıncası yok. Canım günah değil mi diyorlar? Hayır, günah değil. Günahsa .Allah onun günahını benin boynuma yazsın. Senin hakkın o. Milletin parasıyla o dağıtılıyor. Alın, kullanın. Hiçbir sakıncası yok. Alın ama sakın ha oy kullanmayın. Tamam mı? Bakın oy kullanmak işte o günahtır. Çünkü oy namustur, oy şereftir, oy ırzdır, ırz. Parayla satılmaz. Tamam mı?
Bakın bunu niye söylüyorum. Türkiye’de gerçekten yoksulluk var. Büyük sıkıntı var. Poşet dağıtarak oy almaya çalışıyorlar. Bu bir gerçek. Şimdi peki biz ne yapacağız? Onu söylemek için bunu anlatıyorum. Değerli arkadaşlarım, CHP iktidara geldiği zaman öyle ilçe başkanları, il başkanları değil. Muhtarlar devreye girecek. Muhtarlar devletin uç beyidir. Halkın oyuyla seçilmiş, halkın temsilcileridir. Muhtarlarımıza güveniyoruz, destek olacağız.
Muhtarlarımıza diyeceğiz ki, sevgili muhtar kardeşim mahallende gerçekten yoksul, gerçekten yardıma muhtaç, hiçbir yan geliri olmayan, kimsenin çalışmadığı ailelere bir bak. Onların bir listesini çıkar diyeceğiz.
Onlar listeyi çıkaracak, biz Ankara’dan sosyal hizmet uzmanlarımızı göndereceğiz. Bakın bakalı diyeceğiz. Bunlar gerçekten doğru mu? Kontrolünü yaptıracağız. Sonra o ailelerle temas kuracağız. O ailelere bakacağız. O ailede eğer çalışabilecek durumda olan fakat işi olmayan bir kişi varsa, evin erkeği, çocuklardan birisi durumu uygunsa öncelikle ona iş vereceğiz. Yoksullukla mücadelenin en etkili yolu o aileden bir kişiye iş vermektir.
Çünkü Türkiye’de toplunun temeli ailedir. Aileyi güçlendirdin mi aile içinde herkesin sorunu çözülür. Aileye sahip çıkmak lazım. Aileye bakacağız. Ailede çalışmıyor hiç kimse bir kişiye iş vereceğiz hiç olmazsa. Eğer bir iş imkanımız var iki tane aday varsa ailesinden hiçbir çalışanı olmayana öncelikle iş vereceğiz.
Ama öyle bir durum olabilir ki, sevgili hemşehrilerim çalışabilecek bir insanda yoktur. Erkek yatalaktır, çocuklar küçüktür, kadını çalışacak durumu yoktur. Ne yapacağız o zaman? Bir emekli maaşı bile gelmiyordur eve. Yardımcı olacak kimse yoktur. Yan gelir yoktur. Var böyle aileler değil mi?
Ne yapacağız o ailelere? Dünyanın her yerinde ne yapılıyorsa onu yapacağız. Nedir o? O aileye yardım edeceğiz devlet olarak. Araya Çocuk Esirgeme Kurumunu, araya Kızılay’ı, araya Fak-Fun Fonu, araya dernekleri koyarak değil. Devletin parası buralara gidiyor ama maaşlara harcanıyor, israf ediliyor, bürokrasiye harcanıyor. Onlara değil. Doğrudan ihtiyacı olan ailelere vereceğiz o paraları.
Sevgili Antalyalılar, aileye vereceğiz de ailede kime vereceğiz? Ailede kadına vereceğiz. Anaya vereceğiz. Niye anaya? Çünkü ana yemez yedirir, giymez giydirir, içmez içirir. Ana ailenin koruyucusudur. Ailenin temelidir. Analar kartal gibi kanatlarını açar çocuklarının, kocasının üzerine, onların şerefini, namusunu, haysiyetini, varlığını her şeyini o korur.
Anaya güveniyoruz. Anaya yardım edeceğiz? Anaya nasıl yardım edeceğiz. Gel bakalım seni bizim partiye kaydedelim. Oyunu bize ver bizde sana destek oluruz diye değil. Hiç alakası yok. Bankada o ananın adına hesap açtıracağız. O hesabın kartını anaya vereceğiz ve devlet her ay gücü ölçüsünde o aileye yardım yapacaksa ailenin yüzünü bile görmeden, kadının yüzünü bile görmeden, kadının kimseye yüz suyu dökmesine, kimseye müdahale etmesine ihtiyaç bırakmadan, vatandaşlık hakkı olarak hesabında para yatıracağız.
Dünyada bu iş böyle. Latin Amerika’da böyle. Avrupa’da böyle. Hakkı olanı vereceğiz. Bu devlet ana projesi. Ana ailede devlet olacak. Devlet anayı muhatap alacak, devlet ana projesini uygulayacağız. Yani biz ananı da al git demeyeceğiz. Ananı da al gel diyeceğiz.
Bakın size bu sıkışık zaman içinde hızla neler yapacağımızın bir havasını vermeye çalışıyorum. Çok yapacağımız iş var. Ama birkaç tanesine dikkatinizi çekiyorum. Gençlerimize sahip çıkacağız. Eğitim sistemini kökten değiştireceğiz. Masa başında bürokrat yetiştirmeye yönelik değil iş ve meslek yaşamına becerikli, ne yapacağını bilen, hayata hazır, tuttuğunu koparacak, elinde diploması değil kolunda altın bileziği olan gençler yetiştireceğiz.
Bu ÖSS saçmalığına bir son vereceğiz. Ne oluyor şimdi? 1 milyon 700 kişi başvuruyor. 1 milyon 200 bini kaybediyor. 500 bin kişi bir yerlere giriyor. Bu yıl öyle oldu, geçen yıl öyle oldu. Ondan önce. Değil mi? Peki bunun bir maliyeti yok mu? Analara, babalarda bir maliyeti yok mu? Türkiye’ye bir maliyeti yok mu? Devlete bir maliyeti yok mu? O gençlere bir maliyeti yok mu?
Yani her yıl biz bu çocukları alıyoruz sanki doktor, mühendis, avukat olacakmış gibi ve olması gerekiyormuş gibi üniversiteye hazırlıyoruz diye lisede okutuyoruz. Ama sınava girince o çocukların üçte ikisi dökülüyor. Devlette her yıl bu filmi seyrediyor.
Böyle şey olmaz değerli kardeşlerim. Bu dünyada böyle değil. Almanya’da böyle değil, Fransa’da böyle değil. Bizde de böyle olmayacak. Lisenin içine gelmiş olan çocuğu daha ikinci sınıftayken 3 saatlik bir sınavla değil. Bütün öğrenim geçmişini dikkate alarak, bütün öğretmenlerinin fikirlerini alarak 5-6 ayrı sınava tabi tutarak, ailesiyle konuşarak, kendisiyle mülakat yaparak çocuğun durumunu röntgenini çekeceğiz ve sonra çocuğa diyeceğiz ki, yavrum gel seni iki yıl daha olmayacak bir istikamette koşturmayalım. Ailene günahtır, sana günahtır, gel bak her gencin içinde bir cevher vardır. Herkes üniversitede okumak zorunda değildir. Kimisi bir alanda çok başarılıdır. Kimisi yaratıcıdır. Kimisi sporcudur. Kimisi teknikten anlar. Kimisi muhasebeden anlar. Herkesin kendine göre bir yeteneği var. Gel senin içindeki o cevheri işleyelim. Seni diploma peşinde değil aile kuracak, ekmek kapısı sağlayacak, ekonomiye katkı verecek şekilde beceriyle, bilgiyle donatalım, Türkiye’yi ayağa kaldırın uçurun Türkiye’yi diyeceğiz. ÖSS düzenini değiştireceğiz. Tamam mı?
Sevgili Antalyalılar, Antalya’ya yolsuzluk var mı? Yani özelleştirmelerde yolsuzluk oldu mu Antalya’da? Mesela Dokumada yolsuzluk oldu mu? Yani özelleştirme idaresi belediyeye mi tahsis etti Dokumayı? Sonra belediye bir yakınına, bir eşe dosta sen bunu ne istersen öyle yap diye mi verdi? Arada bir takım şeyler mi döndü? Bu hep böyle mi oluyor? Özelleştirmelerde böyle yolsuzluklar mı var? İhalelerde böyle yolsuzluklar mı var? Peki Ankara’da yolsuzluk var mı?
Ofer ne demek? Biliyorsunuz bir Tüpraş var. Onun %14,76’sını satılığa çıkaracaklar ama kimseye haber vermediler. İlan yok. El altından birisi aldı diye duyurdular. Kim bu dedik? İsrailli bir işadamı dediler. Adı Ofer. Gazeteciler Başbakan sordu; bu Ofer’i tanıyor musun dediler, Başbakan hayır tanımıyorum dedi sabah. Ama gazeteciler hemen fotoğrafları falan çıkardılar öğleden sonra tanıyorum diye açıklama yaptı. Sabah tanıdığını bilmiyordu, öğlen tanıdığını fark etti. Tamam mı?
Şimdi bu Ofer’e satıldı Tüpraş’ın 14,76’sı. Bir süre sonra gerisi satıldı. O satılanların fiyatını görünce anladık ki, bunu birileri gizlice, perde arkasında kapatmış. Aradaki fark 750 milyon dolar.
Şimdi değerli arkadaşlarım, bunlar Türkiye’de ta Balıkesir’deki Seka Fabrikasının satılışından başla her büyük ihalenin arkasında böyle olay var. Yüzmilyonlar gidiyor. Dünyada böyle bir uygulamaya göz yumarlar mı?
Şimdi bakın mecliste milletvekillerinin 266 tane dosyası var. Yolsuzluk dosyası. Başlarında kim var? Başbakan. Zimmet suçu var, kalpazanlık suçu var, biletlerde kalpazanlık suçu, örgütlü suç var, Maliye Bakanı var, bakanlar var, milletvekilleri var. 266. dünyanın hangi ülkesinde sevgili Antalyalılar, sevgili kardeşlerim bu kadar turist geliyor, birisine sorsanıza sizin memlekette milletvekillerinin böyle dokunulmazlığı diye. Adam hostes tokatlıyor, milletvekili bir şey yapılamıyor. Polis tokatlıyor, milletvekili bir şey yapılamıyor. Adam kirasını ödemiyor, kavga çıkarıyor, bir şey yapılamıyor. Yolsuzluk yapıyor, rüşvet alıyor, kimse bir şey yapamıyor. Dünyanın hangi ülkesinde böyle bir dokunulmazlık var. Hiçbir ülkesinde yok. Ama Türkiye’de var.
Şimdi 266 tane dosyanı hangi ülkesinde bir Başbakan kendisine af çıkarır meclisten? Maliye Bakanı 4 tane kendisine hangi ülkede af çıkarır? Yani bir mecliste 266 tane yolsuzluk dosyası varsa o meclisteki insanların ülke sorunlarını çözmesini, gençlerin işsizliğine çare bulmasını, çiftçinin derdine deva bulmasını beklemek haklı mı?
Ne yapacağız? Dokunulmazlığı kaldıracağız değil mi? Hatırlıyorsunuz geçen seçimde Sayın Erdoğan’la birlikte televizyona çıktık, o da bende kaldıracağım dedi, bende, bende kaldıracağım dedik anlaştık değil mi? Ne oldu? Yok, değil mi?
Peki şimdi bu seçime girerken daha ya korku dağları beklediği için daha açık sözlü olmuş. Bu defa diyor ki, iki gün önce bir televizyonda çıktı, dokunulmazlık falan kalkmaz dedi. Kalkmaması lazım dedi.
Başbakan dokunulmazlık kalkmasın diyor. Geçen seçimde kalksın diyordu değil mi? Şimdi kalkmasın diyor. Bu değişimin nedeni ne olabilir? Korku dağları bekliyor değil mi? Şimdi ben Antalyalı hemşehrilerime soruyorum; dokunulmazlık kalkmasın diyenler elini kaldırsın. Bir tane bile yok. Kalksın diyenler elini kaldırsın. Hay maşallah.
Şimdi dokunulmazlık kalksın mı? Başbakan kalkmasın diyor. İsterseniz bu konuda bir referandum yapalım. Millete bir soralım değil mi? Kalksın mı kalkmasın mı? Kalkmasın diyor. Millet kalksın diyor. Şimdi ben Antalyalılara soruyorum; mecliste dokunulmazlığı kaldırabilecek bir parti var mı? Hangi partiymiş o? Peki CHP’nin dışında bunu kaldırabilecek bir başka parti var mı Türkiye’de?
Durumdan bir vazife çıkarın bakıyım. Ne yapacaksınız o zaman? Seçimde CHP’ye oy vereceksiniz değil mi? Gerçekten kalksın istiyorsanız çareniz yok CHP’ye oy vereceksiniz. Bakın ben burada söz veriyorum sevgili hemşehrilerim. Eğer CHP önümüzdeki seçimde beklediğimiz, umut ettiğimiz gibi çoğunluğu sağlar ise inşallah sağlayacak ilk yapacağımız işlerden birisi o 266 dosyayla ilgili dokunulmazlığı kaldırmak ve o milletvekillerine marş marş mahkemeye git aklanda gel demek olacak.
Sevgili Antalyalılar, sevgili kardeşlerim, bakın itiraf ediyorum benimde bir dosyam var mecliste. Geçenlerde bir yazı geldi neymiş diye merak ettim soruşturdum. Meğer 2002 yılı seçimleri sırasında şimdi olduğu gibi Zonguldak’ta konuşma yaparken vakti geçirmişiz. Yani kanun izin verdiği saati geçirmişiz hemen bir tutanak tutmuşlar, meclise demişler ki, Deniz Baykal’da suç işledi kaldırın dokunulmazlığını diye yazmışlar.
Şimdi ben bunu öğrenince meclise başvurdum, dedim ki, benim dokunulmazlığımı kaldırın. Ben gideceğim Zonguldak’ta savcıya hesap vereceğim. Mahkemede yargılanacağım. Eğer mahkeme derse ki, kardeşim bu önemli bir iş değil, kötü niyette yok. Bu önemli değil beraat ettiriyorum derse Sayın hakime, yargıca teşekkür edeceğim, saygılarımı sunacağım. Ama eğer hakim derse ki, kardeşim bu kanunları siz yaptınız. Kanunda suç. Ben dinlemem sende bu suçu işlemişsin, cezası da şudur diye beni mahkum ederse o cezayı çekmekten şeref duyarım, onur duyarım dedim.
Dedim kaldırın benim dokunulmazlığımı. Dediler ki, hayır kaldıramayız. Size ne benim dokunulmazlığım, kaldırın. Senin dokunulmazlığını kaldırırsak bize yol olur dediler.
Şimdi bunu kaldıracağız. Herkes gidecek mahkemeye hesabını verecek. Kendi dokunulmazlığımı da kaldıracağım. Onu da kaldıracağız. Bende gideceğim hesap vereceğim. Tamam mı?
Şimdi arkadaşlarım sıkıştırıyor, saat 20:00’de Star TV’de bir televizyon programımız var. Çok geniş bir izleyicisi olacak. Ona yetişmem lazım. Doyamıyorum da sizinle de konuşmam lazım.
Şimdi terör konusunun nasıl geliştiğini görüyorsunuz değil mi? Bu hükümetin terör konusundaki gevşek tutumunu biliyorsunuz değil mi? Barzani ağzıyla konuştuğunun farkındasınız değil mi? Teröristlere af çıkardığını biliyorsunuz değil mi? 1 milyar dolar karşılığı Kuzey Irak’ta terörle mücadele için harekat yapma hakkımızdan vazgeçtiklerini biliyorsunuz değil mi? 2006 18 Nisanın da PKK’nın elebaşısına tahliye kapısını açacak, cezaevine çıkarak Etkin Pişmanlık Yasasının onun içinde uygulanacağına dair kanun teklif ettiklerini biliyorsunuz değil mi? Bunu CHP’nin önlediğini biliyorsunuz değil mi? O Dubai Anlaşmasını da CHP’nin önlediğini biliyorsunuz değil mi? 1 Martta Türkiye’nin Ortadoğu bataklığına sürüklenmesini CHP’nin önlediğini biliyorsunuz değil mi? Bu Başbakan kaldığı sürece terörün Türkiye’de giderek tırmanacağını biliyorsunuz değil mi? Başbakanın terörist başına ‘Sayın ‘dediğini biliyorsunuz değil mi? Şehitlere ‘kelle’ dediğini biliyorsunuz değil mi? Bu vatanın bütünlüğü için Gabar Dağında canını tehlikeye atarak bu vatan için mücadele eden milletimizin o öz evlatlarına ‘askerlik yan gelip yatma yeri değildir’ diye dudak büktüğünü biliyorsunuz değil mi?
O zaman siz her şeyi biliyorsunuz. Bu seçime giderken Barzani Türkiye’de iktidara kim gelsin ister? Talabani kim gelsin ister? Güney Kıbrıs’taki Rumlar kim gelsin ister? Peki Antalya kim gelsin ister? Saflar net değil mi? Herkesin safı belli değil mi?
Başbakanın son zamanlarda çok canının sıkkın olduğunu, ağzını iyice bozduğunu biliyorsunuz değil mi? Türkiye’nin gelmiş geçmiş ağzı en bozuk Başbakanın bu Başbakan olduğunu biliyorsunuz değil mi? Ağzı bozuk bir Başbakan. Yakışıyor mu?
CHP’ye cibilliyetsiz diyor. Yani cibilliyet sözünü sen ağzına nasıl alıyorsun? Sen kimsin CHP’ye cibilliyetsiz demek kim? Sen Hikmet Yar’ın önünde diz çökmüşsün, Yasin El Kadı’ya kefil olmuşsun, arkada hesabını vermediğin yığınla yolsuzluk dosyası var. CHP cibilliyetsizmiş. CHP Müdafai Hukuktan geliyor, Kuvayi Milliyeden geliyor, Mustafa Kemal Atatürk’ten geliyor.
Sevgili hemşehrilerim, biraz daha konuşursak buradan da .bizim hakkımızda bir fezleke tanzim edecekler. Dokunulmazlığı kaldırma talep edecekler. Ederlerse etsinler. Helal olsun Antalya’ya.
Sevgili kardeşlerim, sizlere doyamadım ama şunu bilmenizi istiyorum; önümüzdeki dönem yeni bir dönem olacak. CHP inşallah iktidar olacak. Türkiye’nin bu dönemdeki birikmiş sorunlarını hep beraber çözmeye çalışacağız. O sorunları biliyoruz. İnşallah onları hep beraber çözeceğiz.
Bakın şimdi Antalya’da Antalya’mızın en sancılı bölgesinde toplandık. Bakın bu bölgede çok önemli bir soruna kısaca değinmek istiyorum. Çankaya, Kütükçü, Göçerler, Karabekir, Yavuz Selim, Barış, Fevzi Çakmak, Erenköy, Esentepe, Suişleri ve Çamlıbel, 11 mahallede 1968 yılında tapular verilmişti. Tamam mı?
Şimdi bu mahallede yaşayan vatandaşlarımız perişan. Tapuları ellerinden alınmış durumda. Evleri var, barkları var, yurtları var orada yaşıyorlar ama hukuku AKP ellerinden aldı.
Şimdi inşallah CHP iktidara geliyor. CHP iktidarında bu hemşehrilerimin sorunlarına ben sahip çıkacağım. Antalya’da turizm sektörünün bütün sorunlarını biliyorum. Turizm sektörünün bütün sorunlarına, sıkıntılarına sahip çıkacağız. Antalya turizminin 12 ay devam etmesini sağlamak üzere turizmde çalışan işçilerden stopaj kesilmesinden vazgeçerek 12 aylık bir turizm sezonunu kolaylaştırmak için üzerimize düşeni yapacağız. Tamam mı?
Sevgili hemşehrilerim, biz CHP’yiz. AKP gibi bizim kılavuza ihtiyacımız yok. Onun kılavuza ihtiyacı var biliyorsunuz. Aslında kılavuzu var biliyorsunuz. Bir fındıkçı var. Hani çöpün altına atmayın, lavabodan aşağıya süpürmeyin diyen bir danışmanı var değil mi? Bir kılavuzu var. Komşu ülkelerden kılavuzu da var. Barzani var. Uzaktan kılavuzları var değil mi? Onun bol kılavuzu var ama ne yapacağını bildiği yok, yüzüne gözüne bulaştırıyor.
Cumhurbaşkanı seçimini 360 milletvekili olduğu halde beceremedi. CHP’nin 360 milletvekili olsaydı cumhurbaşkanı seçimi tamamlanmaz mıydı? 49 milletvekiliyle biz meclis başkanı seçtik. 360 milletvekiliyle cumhurbaşkanı seçemedi.
Irak’taki terörist sayısıyla Türkiye’deki terörist sayısını şaşırıyor. Onun bir kılavuza ihtiyacı var ama çok kılavuzu da var. Ama bir işe yaramıyor. Bizim kılavuza ihtiyacımız yok. Bizim bir tane kılavuzumuz var Gazi Mustafa Kemal Atatürk. Bizim kılavuzumuz bu tamam mı?
Sevgili hemşehrilerim, sizleri çok seviyorum, inşallah güzel günler göreceğiz. Hep beraber motorları maviliklere süreceğiz, Türkiye’yi ayağa kaldıracağız.
Hepinize teşekkür ediyorum, sevgiler, saygılar sunuyorum.
15/7/2007 · Kategori: Soylev
GENEL BAŞKAN DENİZ BAYKAL’IN
KAHRAMANMARAŞ MİTİNGİNDE YAPTIĞI KONUŞMA
14 TEMMUZ 2007
Sevgili Kahramanmaraşlılar, sevgili kardeşlerim, bu tarihi toplantı için 30 yıllık bir aradan sonra ilk kez Kahramanmaraş’ta bu muhteşem toplantıyı gerçekleştirmemize destek verdiğiniz için bütün Kahramanmaraşlılara hiçbir siyasi parti ayrımı gözetmeden hepinize içten şükranlarımı sunuyorum.
Çok muhteşem bir miting düzenlemişsiniz. Mavi güvercinli DSP bayrakları, altıoklu CHP bayrakları, ay yıldızlı Türkiye Cumhuriyeti Bayrakları ve gönlünde vatan sevgisiyle buraya gelen, bugüne kadar CHP’ye, DSP’ye belki hiç oy vermemiş ama bu memleketin gidişi karşısında kaygı duyan ve Türkiye’ye sahip çıkmak isteyen, bugüne kadar kendini muhafazakar, demokrat, liberal saymış ama artık Türkiye için yüreği çarpan bütün sevgili Kahramanmaraşlı kardeşlerim hepinize teşekkür ederim.
Kahramanmaraş Türkiye’mizin, Anadolu’muzun en dinamik, büyük atılım potansiyeli olan, çalışkan ve üretici insanlarının bulunduğu, son dönemde sanayileşmede hepimizin göğsünü kabartan çok büyük başarılar gerçekleştirmiş çok önemli bir kentimiz. Kahramanmaraş Anadolu’nun içinden kalkınma, refah, ilerleme, modernleşme özleminin ne kadar güçlü olduğunu, nasıl bütün Türkiye’yi ayağa kaldırabilecek olduğunu bize gösteriyor. Gerçek bir Anadolu kaplanı Kahramanmaraş. Kahramanmaraş’ın gelişimiyle, atılımıyla, sanayileşmesiyle iftihar ediyoruz. Bunu gerçekleştiren bütün Kahramanmaraşlıları yürekten kutluyorum.
Kahramanmaraşlı sanayicilerimiz teşvik yasasının olanaklarını da kullanarak inanıyorum çok büyük atılımlar yapacaklar. Kahramanmaraş’ı ve Türkiye’yi daha da hızlı kalkındıracaklar. Önümüzdeki dönemde bizde bu konuda üzerimize düşeni yapacağız. Şu manzaraya Kahramanmaraş’ta bir kez daha bakıyorum. Şuana kadar gittiğim her yerde gördüğüm manzaranın burarada da dimdik ayakta yeni bir iktidarı müjdeleyen bu Kahramanmaraş toplantısını da görüyorum. Önümüzdeki seçimlerden sonra bir CHP iktidarının Türkiye’de gelmekte olduğunu görüyorum ve bu anlayış içinde diyorum ki, bir CHP iktidarında Kahramanmaraş’a sahip çıkacağız. Kahramanmaraş’ı destekleyeceğiz. Kahramanmaraş’ın kalkınmasının, sanayileşmesinin önünde bütün engelleri aşacağız. Birinci organize sanayi bölgeniz artık yetmiyor, sıkıştınız. Şimdi ikincisini açmak lazım. İnşallah ikincisini CHP iktidarı açacaktır.
Sevgili Kahramanmaraşlılar nasılsınız, iyi misiniz? Haliniz keyfiniz yolundamı, yerinde mi? İşleriniz nasıl, işlerinizde yolundamı? Kazancınız nasıl? Masrafınız, geliriniz birbirini karşılıyor mu? Birazda biriktiriyor musunuz, tasarruf var mı? Borçlar ödeniyor mu? Gençler iş buluyorlar mı? Çiftçi nasıl çiftçi? Pancar üreticisi, iyimi pancarcı? Pancarın fiyatı iyimi? Kotayı kaldıracağız diye söz vermişlerdi kalktı mı kota? Kalkmadı mı? Kota devam ediyor. Peki pancar eken çiftçi sayısı arttı mı, azaldı mı? Azaldı, bitti neredeyse. Peki Türkiye şeker yemiyor mu, daha mı az şeker yiyor? Ne oluyor? Kahramanmaraş çiftçisi pancar ekmiyor, pancarını almıyor devlet. Vatandaş şeker istiyor, o şeker ne oluyor, nereden geliyor o şeker? Dışarıdan mı geliyor? Mısır mı getiriyorlar? Pancarın yerine mısırımı koydular. Mısırı ithal mi ediyorlar? Kim ithal ediyor? Sizde her şeyi biliyorsunuz bana laf bırakmadınız. Peki pancar üreticisi böyle. Buğday üreticisi nasıl? Peki esnafı soralım, esnaf nasıl? Esnaf iyimi? İyi değil, o da değil. Yani sabahleyin besmeleyle dükkanını açıyor, akşam Allah’a şükürler olsun diye kepengi indiriyor. Yayındaki çocuğun sigorta primini ödeyebiliyor mu? Elektriği, suyu, kirayı ödeyebiliyor mu? Sattığı malın yerine yenisini koyabiliyor mu? Akşam evine Allah’a şükür kazancımız bugün gene iyi şöyle çocukları bir sevindireyim, uzun süredir istediklerini bir alayım diye eve şöyle kasıla kasıla gelebiliyor mu? Esnafta mutlu değil öylemi? Çiftçide değil, esnafta değil. O zaman emekliler memnundur. Emeklilerde mi memnun değil. Emeklilerin meşhur bir tüfe alacağı vardı, iki yıldır uğraşıyoruz, mecliste ben uzun mücadele verdim, yargıdan karar çıktı, Yargıtay’dan karar çıktı. Yani emeklinin alacağı var. Kimden? Devletten. Ya kardeşim emekli bu, emekliye borç takılır mı? Devlet emekliye borç takar mı? Bunlar ödenmiştir herhalde. Ödendi mi? Ödenmedi. Kahramanmaraş’ta da ödenmedi öylemi? Emeklide perişan.
Gençler iş buluyor saklıyorsunuz. Üniversiteyi bitirip diplomayı alınca gençler tayin oluyor mu? Öğretmen oluyor mu? Hemşire oluyor mu? Sizde çok şikayetçisiniz canım. Hep şikayet ediyorsunuz.
Sevgili Kahramanmaraşlılar, Kahramanmaraş’a yeni yeni fabrikalar kuruluyor, işyerleri açılıyor, yeni barajlar yapılıyor mu? Sulama tesisleri yapılıyor mu? Yani çiftçiyi düşünen yok diyorsunuz. Peki Türkiye 5 kat, 6 kat zenginleşti diyorlar. Yani bunu söyleyenler devletin büyükleri. 5 kat, 6 kat Türkiye zenginleşti diyorlar. O zenginleşme Kahramanmaraş’a gelmedi mi? Burada o zenginlik yok mu? E nereye gitti bu zenginlik? Yani onlar yanlış bir şey söylemez. Zenginlik varda buraya gelmedi galiba? Borsa 6 kat arttı diyorlar. Sizin borsada paranız yok mu? O zaman borsada şirketiniz vardır. O da mı yok? Peki bu borsa 6 kat artınca Kahramanmaraş’ta kimse zenginleşmiyor mu? Borsada parası olanlar kimler? Yabancılar ha. %70’i yabancı değil mi, borsada yatırımı olanların.
Şimdi sevgili Kahramanmaraşlılar, bakın Türkiye zenginleşiyor. Türkiye üzerinden birileri zenginleşiyor. Yabancılar Türkiye’ye para getiriyor, o parayı işletiyor, %36 dolar üzerinden bir yılda kazanç alıyor gidiyor. Yani rant, yani faiz, yani havadan para kazanma, yani alın teri yok, emek yok, fabrika yok, üretim yok, ihracat yok. Para geliyor gelen parayla havadan para kazanıyorlar değil mi? Rant düzeni dönüyor değil mi? Faiz gidiyor. Nereye gidiyor? Dışarıya gidiyor. Türkiye’den gidiyor. Faiz değil Türkiye’nin kanı gidiyor, tasarrufu gidiyor. Peki o yabancılar zengin oluyor. Yerlilerden zengin olan yok mu? Var değil mi? Bu dönemden çok yararlanan var değil mi? Çok zengin olan var değil mi ? Yani siz düz yolda atınızı şaşırıyorsunuz o atını dağdan aşırıyor değil mi? Siz geminizi dağdan aşıramıyorsunuz değil mi?
Şimdi diyeceksiniz ki, bu gemi lafını sen boşuna söylemiyorsun. Söylemek istediğin bir şey var diyeceksiniz. Yok hayır, hiçbir şey yok. Bir şey ima etmiyorum. Kimisi yolunu düz yolda şaşırır, kimisi gemisini dağdan aşırır değil mi? Oluyor mu böyle? Oluyor değil mi?
Şimdi değerli arkadaşlarım, durumu biliyoruz. Bakın, şimdi Türkiye zenginleşti diyoruz siz buraya gelen giden bir şey yok diyorsunuz. Peki Türkiye son dönemde çok büyük borç yaptı. Bu iktidar işbaşına geldiği zaman Türkiye’nin borcu 220 milyar dolardı iç dış borcu. 80 yıllık Türkiye tarihinin ortak borcu. Yani Atatürk, İnönü, yani Menderes, Bayar, yani Demirel, Özal daha sonra gelenler hepsi dahil. Toplam borç ne? 220 milyar dolar. Atatürk, İnönü döneminin de borcu diyoruz ama onlara haksızlık ettiğimizi düşünüyorum. Nur içinde yatsınlar, Allah rahmet eylesin. Onlar tek kuruş borç yapmadılar. Atatürk’te yapmadı, İnönü’de yapmadı. Yani lafın gelişi söylüyoruz. Borç morç yok, onlar bir şey yapmadı. Onlar borç ödediler. Osmanlı’nın borcunu, Duyumi Umumiye’nin borcunu ödediler. Borç ödediler ama bu memleket için yolları yaptılar, demiryollarını yaptılar, şeker fabrikalarını yaptılar. Meşrubat fabrikalarını yaptılar. Çimento fabrikalarını yaptılar, üniversiteleri kurdular, orduyu kurdular. Onlar hazırdan yemedi. Onlar memleket için gözünü, canını, hiçbir şeyi esirgemeden çalıştı, koştu, biriktirdi, yaptı, inşa etti. Daha sonra borç dönemi geldi. Ama toplam borç ne? 220 milyar dolar 80 yılın borcu. Bunlar geldi, 4,5 yıl bunlar kaldı. Borcu 408 milyar dolara, neredeyse iki katına çıkardılar. Tamam mı?
Şimdi bu 80 yıllık borç kadar yapılan borçtan Kahramanmaraş’a gelen giden bir şey yok mu? Buraya bir şey gelmedi mi? Peki bunlar sadece borç yapmadılar elde avuçta ne varsa sattılar değil mi? Yani bu bahsettiğim dönemlerden, Atatürk döneminden İnönü, Bayar, Menderes döneminden, Demirel döneminden, Özal döneminden elde avuçta ne varsa, işe yarar, para eder ne varsa tümünü sattılar değil mi? Sata sata elde bir şey kalmadı değil mi? Her şeyi sattılar değil mi? Peki bu satışlardan da size bir şey gelmedi mi? O satılan mal kimin? Milletin. Milletin malını sattılar, satacak bir şey kalmadı ama bu satışlardan da size bir şey gelmedi öylemi?
Şimdi Petkim’i satıyorlar değil mi? Duydunuz mu Petkim’i sattılar. Kime sattılar Allah aşkına? Kim aldı Petkim’i? Kim olduğu belli değil, karışık. Alan adama ver kartvizitini diyorlar, kartvizitini gösteremiyor. Kim olduğu belli değil. Arkasında kim var, yanında kim var, kimin adına alıyor, ne için kullanacak belli değil. Karışık bir iş. Petkim Türk sanayiinin can damarı. Petkim bütün yerli sanayiye ürün veriyor. Ona herkesin ihtiyacı var. Petkim’i tuttun mu Türk sanayiini tutuyorsun demektir. Şimdi bunu sattık, kime sattığımızı bilmiyoruz. Birde ne zaman sattılar? Seçime iki hafta kala değil mi? Kardeşim bu aceleniz niye, bu telaş niye? Böyle büyük bir tesisi satacaksan bekle sakin sakin uygun bir ortamda sat. Seçimden sonra kim gelirse satsın. Ne bu telaş. Gümrükten mal mı kaçırıyorsun, yangından mal mı kaçırıyorsun? Selin önünden kütük mü kapıyorsun? Ne bu telaş, niye?
Şimdi Kahramanmaraşlılar size soruyorum Petkim’i satalım mı? İnşallah 15 gün sonra CHP iktidar olacak. İktidar olunca Petkim satışına dur diyeceğiz.
Şimdi CHP iktidarında ne yapacağız birazda size onlardan bahsedeyim. CHP iktidarında sanayiyi destekleyeceğiz ama tarımı da kaldıracağız. Tarımı ayağa kaldıracağız. Tarıma sahip çıkacağız, tarıma destek olacağız. Çiftimizin yüzünü güldüreceğiz. Çiftçi çok çektik. Tarım batmışsa, çiftçi batmışsa bataklığa gökdelen inşa edilir mi? Temeli sağlamlamak lazım değil mi? Türkiye kalkınacaksa sağlam temelle kalkınacak. O sağlam temel ne? Tarım, çiftçi, onu güçlendirmek lazım değil mi? Sahip çıkmak lazım değil mi? İşte onu yapacağız. Kalkınma çiftçiden başlayacak, kalkınma köylüden başlayacak.
Bakın bu anlamda yapacağımız bir şey var. Çok ilgi çekiyor, hükümette buna çok kızıyor. Diyoruz ki, tarıma sahip çıkma anlayışımızın gereği olarak en önemli tarım girdisi mazotun üzerinden ÖTV almayacağız diyoruz. Mazotun ÖTV’si 1 milyonun üzerinde. 2-2,5 milyona satılıyor mazot. 1 milyondan fazlası ÖTV. Geri kalanın içinde mazotun maliyeti var. Geri kalanının içinde rafineri harcaması var, karı var, KDV’si var. Bütün bunları al ama birde ekstra 1 milyondan fazla o mazotun üzerine ÖTV yükleme diyoruz. Bunu Türkiye’de ilan ettik. ÖTV’sini almayacağız çiftçiden. Hesabını da yaptık. 20 milyon insan yararlanıyor bu işten. Maliyeti 2-2,5 milyar dolar. 20 milyon çiftçimize helal olsun o 2-2,5 milyar dolar helal olsun.
Şimdi Başbakan olur mu böyle şey diye itiraz ediyor. Ben Kahramanmaraş’ta Başbakana soruyorum. Sen oğlun Burak’ın gemisine mazotu ÖTV’li mi veriyorsun, ÖTV’siz mi veriyorsun? Buna cevap istiyorum. Yani sen oğlunun gemisine mazotu ÖTV’li mi veriyorsun, ÖTV’siz mi veriyorsun söyle. Çık söyle. Özel hava yolu şirketlerine, özel uçak şirketlerine mazotu ÖTV’li mi veriyorsun, ÖTV’siz mi veriyorsun? Denizcilik alanında da, sivil havacılık alanında da ÖTV’siz mazot. Kardeşim sen gelmişin denizden ÖTV’yi kaldırmışsın, havadan ÖTV’yi kaldırmışsın. Deniz Baykal’da gelecek topraktan, karadan ÖTV’yi çiftçiden kaldıracak. Sevgili Kahramanmaraşlılar mazotta indireceğiz ÖTV’yi yazın bir kenara, inşallah. 15 gün sonra ilk yapacağımız işlerden birisi. Ayrıca ne yapacağız?
Değerli kardeşlerim, yeşil kartı iptal edeceğiz. Yeşil kart biliyorsunuz güya yoksullara hizmet için çıkarıldı ama altında mercedesi var adamın cebinde yeşil kart. Nasıl oluyor? Muhtarı, kaymakamı ayarlamış, yeşil kartı almış cebinde. Altında da mercedes. Gerçekten ihtiyacı olan insanlar yeşil kart alamıyorlar. Tedavide güçlüklerle karşılaşıyorlar. Biz yeşil kartı kaldıracağız onun yerine şunu koyacağız şunu. Nüfus hüviyet cüzdanı. Bunun bir şerefi var, bunun bir onuru var.
Değerli arkadaşlarım, onun üzerinde bir numara var nüfus hüviyet cüzdanının üzerinde o numaranın arkasında herkesin bağ-kurlumu, SSK’lımı, emekli sandığına mı mensup, özel genel sigorta sistemi içindemi, özel sigorta sistemi içindemi, primini kendisimi ödüyor. Ödeyemiyor onun yerine devlet mi ödüyor bunların hepsi gözüküyor. Nüfus hüviyet cüzdanıyla gidecek sağlık tedavisini görecek. Bu vatandaş olmanın gereği. Sosyal devlet bu. CHP iktidarında gençlere de sahip çıkacağız.
Değerli arkadaşlarım, Türkiye’de eğitim sistemi çarpık, yanlış, masa başı eğitim. Ekonomiye yönelik değil, işe yönelik değil, mesleğe yönelik değil, hayata yönelik değil, para kazanmaya yönelik değil, üretime yönelik değil. Ezbere dayalı, kitabı. Herkes lisede. Liseden mezun olan herkes üniversiteye girmeye çalışıyor. Her yıl üçte ikisi üniversite kapısından dönüyor. Bu yıl döndü, geçen yıl gene döndü, ondan önce döndü, her yıl dönüyor. Bunun bir maliyeti yok mu? Çocukları sanki tümü üniversiteye girecek gibi yıllarca eğit, analarını, babalarını masraf ettir, kurstu, dershaneydi, öğretmendi, kitaptı. Ondan sonra kusura bakma üçte ikisi geriye dönsün. Kardeşim bu ne biçim devlet yönetimi. Yani analar, babalar perişan, çocuklar perişan. Sonra ne oluyor? Çocuk üniversite kapısından dönüyor eli böğründe, ne yapacağını bilemez halde, işe yarar noktada değil, bir mesleği yok, bir becerisi yok. Devlette bunu seyrediyor. Nerede? Türkiye’de. Almanya’da seyretmiyor, Fransa’da seyretmiyor. Avrupa’da seyretmiyor. Artık seçime CHP gelecek Türkiye’de de devlet bunu seyretmeyecek. Çocuklarımızı lisede üniversiteye kimler gidecek, kimler daha iki yıl sonra gidemeyecek onu önceden çocukların bir anlamda öğrenim röntgenini çekerek göreceğiz. 4-5 ayrı sınava sokacağız. Öğretmenlerini dinleyeceğiz, anaları, babalarıyla konuşacağız, rehber öğretmeniyle konuşacağız. Çocukla konuşacağız ve o çocuğun üniversite kapısından dönüp dönmeyeceğini iki yıl önceden göreceğiz. Sonra o çocuklara diyeceğiz ki, gel yavrum seni yanlış yöne götürmeyelim, gel sen her çocuğun içinde bir kabiliyet var, bir yaratıcılık var, bir yetenek var. Bak senin yeteneklerin seni şurada başarılı yapacak. Gel seni iş ve meslek yaşamına, hayata hazırlayalım. Bir kağıt diploma için değil, koluna bir altın bilezik takalım senin. Zanaatkar yapalım, seni ara eleman yapalım, tekniker yapalım, bir konuyu iyi bilen para kazanacak adam yapalım diyeceğiz. ÖSS saçmalığına son vereceğiz tamam mı? Eğitim reformu yapacağız. Lafta değil, gençlerimizin ufkunu açacak şekilde bir eğitim reformu yapacağız.
Ayrıca ne yapacağız bakın, işsizlikle mücadele edeceğiz. Eğitim reformumuz işsizlikle mücadele etmek için yapılıyor. Çünkü böyle bir eğitim reformu işi ve mesleği geliştirecek.
Ayrıca şunu da bilmenizi istiyorum. Yoksulluk ve işsizlik çok ciddi bir sorun oldu Türkiye’de. Eminim Kahramanmaraş’ta da öyledir değil mi? Ne oluyor seçime giderken yiyecek içecek dağıtıyorlar mı? Pirinç, bulgur, yağ dağıtıyorlar mı? Kömürde dağıtıyorlar mı? Altında dağıtıyorlar mı? Şimdi bir altın modası çıktı. Böyle oyunu almak için altınla gidiyor bir AKP’li. Altını verecekte bir kulp takmak lazım. Yani niye altın getiriyorsun. Soruyor ya çocuğun sünnetine diyor gelemedik, geç kaldık, altınını şimdi getiriyoruz. Çocuk geliyor, çocuk 18 yaşında damatlık, güvey olacak halde.
Şimdi bunları dağıtıyorlar değil mi? Kömürde dağıtıyorlar. O kömüründe bir kararnamesi var orada diyor ki, kömürü dağıtırız şimdi parasını gelecek hükümet öder diyor. Yani kömürü onlar dağıtıyor, parasını belki biz ödeyeceğiz. Helal olsun öderiz.
Şimdi sevgili kardeşlerim, bunlar geliyor değil mi? Gelince ne yapıyorsunuz alıyor musunuz? Almıyor musunuz? Niye almıyorsunuz? Bence yanlış yapıyorsunuz. Bence alın. Bana soruyorlar getiriyorlar alalım mı, günah olur mu? Ben diyorum ki, hiç günah münah değil alın helaldir. Günahsa Allah günahını benim boynuma yazsın. Niye günah olsun, milletin malı. Milletin malının bir kısmı size geliyor helal olsun alın. Alın yiyin. Akşam götürün o pirinci güzel bir çorba yapın, güzel bir pilav yapın. Çoluk çocukta masanın etrafında toplanın afiyetle yiyin, helal olsun, hiçbir mahsuru yok. Yiyin ama sakın ha oyunuzu vermeyin. Yani alın yiyin ama oy yok, oyu vermeyin. Sakın ha, işte o günahtır ha. Oy verirsen o günahtır. Sakın ha oyu vermeyin. Niye? Oy namustur, oy şereftir, oy ırzdır, ırz. Var mı ötesi?
Şimdi bir CHP iktidarında bu işler başka olacak onu söylemek için bunları hatırlattım. CHP iktidarında biz muhtarlarımıza sahip çıkacağız. Muhtarlarımızı güçlendireceğiz. Onlar devletin temsilcileri olacak. Köydeki, mahalledeki temsilcilerimiz olacak. Muhtarlarımıza görev vereceğiz. Mahallelerinde gerçekten yardıma kim varsa onları kayda geçirecekler, listesini yapacaklar. Onlara sosyal hizmet görevlilerini göndereceğiz, incelettireceğiz. Doğru ise o ailelere yardım yapacağız. O aileleri yardıma muhtaç olan o aileleri devlet olarak destekleyeceğiz. O ailede kimi destekleyeceğiz? O ailede kadını destekleyeceğiz, kadını, anneyi. Kadın, anne. Çünkü kadın biliyoruz ki, yemez yedirir, giymez giydirir, içmez içirir. Kadın hiç kuşku yok kanatlarını açar ve kanatları altına bütün aileyi alır, atmaca gibi çocuğunu korur, eşini, kocasını korur. Aileye yardım yapacağız, kadına yardım yapacağız. Nasıl yardım yapacağız? Kadına bankada hesap açacağız. Hesabını söyleyeceğiz ona. O hesaba devlet her ay gücü ölçüsünde desteğini yatıracak, ailede gidecek kadın oradan onu alacak ailesine bakacak. Eğer o ailede çalışabilecek birisi varsa bir çocuk ya da eşi. Diyelim kocası hasta bir süre çalışamadı. Kocası iyileşti ya da çocuğu var çalışabilecek işi yok. Önce o muhtaç ailelerde birisine iş vereceğiz. Önce onlara iş vereceğiz. Çünkü biliyoruz ki, bir ailede bir kişi çalıştı mı Türkiye’nin aile yapısı karşısında yokluk ortadan kalkar, aile dayanışma içinde birbiriyle yardımlaşır. Bunu sağlayacağız. Yoksul ailelerde mutlaka birisine yardımcı olacağız. Eğer hiç kimse yoksa, kocası yatalak, kadın kendisi perişan halde, çocuklar küçük. O zamanda devlet oraya yardımcı olacak. Devlet Kızılay’a para veriyor, devlet çocuk esirgeme kurumuna para veriyor, FAKFUK fona para eriyor, bürokrasiye para veriyor bunların bürokrasisine. Artık bunların bürokrasisine değil gerçekten ihtiyacı olan ailenin kadınına verecek devlet parayı. Aracıyı kaldıracağız. Doğrudan ihtiyacı olan kadına yardımcı olacağız. Kadın devlet olacak aile içinde. Bu projemizin adı da devlet ana projesi. Bunu uygulayacağız sevgili Kahramanmaraşlılar.
Şimdi bakın, vaktimiz çok yok. Ama biri iki konuya daha dokunmak istiyorum. Bütün bunların başarılabilmesi için Türkiye’de yolsuzlukların önünü almamız lazım değil mi? Yolsuzluk var mı? Kahramanmaraş’ta var mı yolsuzluk? Ankara’da var mı, hükümetlerde var mı, belediyelerde var mı, özelleştirmelerde var mı, ihalelerde var mı? Hem de nasıl.
Bakın, Tüpraş’ın %14.76’sı bir gece yarısı kimseye haber vermeden İsrailli bir işadamına adı Ofer veriliverdi. Bu Ofer nereden çıktı dedik, kim biliyor bunu, nereden bu ortaya çıktı. Başbakana sabah sordu gazeteciler tanıyor musunuz bu Ofer’i diye. Hayır tanımıyorum dedi. Öğleden sonra fotoğraflar, belgeler hazırlanınca evet evet tanıyorum dedi. Ofer Maliye Bakanını özel uçağında dünya gezisine çıkardı. Şimdi bütün bunlar biliniyor. Buna verildi. Arkasından o 14.76’nın geri kalanı ihale edildi. Öyle bir fiyat ortaya çıktı ki, 14.76 ucuza kapatılmış. Aradaki fark 750 milyon dolar. Tamam mı? 750 milyon dolar.
Şimdi ben çiftçiye mazotu indireceğim diyorum 20 milyon çiftçiye 2 milyar dolar yetiyor. Sadece bir Ofer yolsuzluğu 750 milyon dolar. Bunları önlememiz lazım öyle değil mi? Bu yolsuzlukları bitirmemiz lazım. Biz yolsuzluğu inceledik. Yolsuzluğun kendi içinde bir şeytan üçgeni var. Üçgenin bir tarafında haramzade bir işadamı var. Gözü paradan başka birşeyi görmeyen, helaldi, haramdı bilmeyen, haktı, hak değildi ayırmayan, devletin malı, yetimin malı hiç umurunda olmayan bir haramzade işadamı var. Ama o yetmez. Onun yanında bir de bürokrat var. Ona yol gösterecek, minareye kılıf hazırlayacak, yönetmelik, kanun söyleyecek bir bürokrat değil mi? O onu koruyacak. İkisi de yetmez. Bunlara ne lazım? Birde siyasetçi lazım. Namussuz bir siyasetçi lazım değil mi? Bunları kanadı altına alsın siyasetçi memuru himaye etsin, memurda işadamını kollasın yolsuzluk yapılsın değil mi?
Şimdi bunu kıracağız değerli arkadaşlarım. Kıracak mıyız? Nasıl kıracağız? Dokunulmazlığı kaldırarak. Milletvekili dokunulmazlığını kaldırarak. Bunun yolu bu. Başka yolu yok. Dünyada hiçbir demokraside böyle dokunulmazlık yok. Türkiye’de var bunu kaldıracağız.
Değerli arkadaşlarım, mecliste 266 tane yolsuzluk dosyası var. Lütfen sevgili Kahramanmaraşlılar elinizi vicdanınıza koyunuzda düşününüz. Dünyanın hangi memleketinde meclisin 266 üyesi ki, içlerinde başbakan var, içlerinde bakan var, içlerinde milletvekilleri var. Hangi meclisinde 266 tane üyeyle ilgili yolsuzluk dosyası vardır. Hepsi engellenmiş bunların. Böyle bir şey olur mu? Olamaz. Buna son vereceğiz. 15 gün sonra CHP inşallah iktidara gelecek sizin oylarınızla. İlk yapacağımız işlerden biri o dosyalarla ilgili dokunulmazlıkları kaldırmak ve o milletvekillerine marş marşa mahkemeye aklanda gel demek. Bunu yapacağız.
Değerli kardeşlerim, bakınız dokunulmazlık tablosu bu. Bunu değiştireceğiz tamam mı? Vaatlerimi hatırlatayım size. Unutmayın yazın, bakın neler söylüyoruz. Dokunulmazlığın kaldırılması da onlardan birisi olarak orada yerini aldı. Bütün bunları yapacağız. Şimdi ben bunları söylüyorum. Başbakanında dokunulmazlık konusu var. Bakanlarında var, maliye bakanı ve başbakan kendisi hakkında defalarca af çıkardılar. Böyle bir şey olabilir mi? Maliye bakanı kendisi hakkında af çıkartır mı mecliste? Böyle bir meclis milletin meselesini çözebilir mi, halkın meselesini çözebilir mi? E ne yapacağız? Bunu değiştireceğiz. Kahramanmaraş’ta dokunulmazlık kaldırılmasın diyen bir kişi var mı? Varsa kaldırsın elini bir göreyim var mı? Yok. Kaldırılsın diyenler bir ellerini kaldırsın. Hay maşallah. Bütün Kahramanmaraş kalksın istiyor. Şimdi soruyorum size mecliste dokunulmazlığı kaldıracak bir parti var mı? Adı ne? CHP değil mi? CHP dışında bir parti dokunulmazlığı kaldırabilir mi? Peki buradan size bir görev gitmiyor mu? Hem dokunulmazlık kaldırılsın istiyorsunuz, hem CHP’den başka bunu yapacak yok diyorsunuz. Bunun gereği ne? Bunları meclise göndermek değil mi bu kadroyu? Yapacağız değil mi? Bunu yaparsanız Türkiye’de yeni bir sayfa açılır. Kimsesize devlet sahip çıkar, yoksula sahip çıkar, kadına sahip çıkar, gençlerimizin eğitim sorunu çözülür. Dürüstlük devlete egemen olur. Çiftçi mazotunu ucuz alır. Çiftçinin gücü artar. Türkiye’nin gücü artar. Kahramanmaraş’ın sözü geçer.
Sevgili Kahramanmaraşlılar şimdi bunları ben seçime gidiyoruz Başbakanla konuşmak istiyorum. Dünyanın her yerinde seçime giderken iktidar, muhalefet televizyona çıkar. Fransa’da oldu, Amerika’da oldu, 2002’de bizde oldu bunlar konuşulur değil mi? Şimdi ben diyorum ki, Başbakana bak hakkımda ileri geri dedikodu yapıyorsun, arkamdan konuşuyorsun. Gel kendine güveniyorsan çık karşıma 70 milyonun önünde konuşalım. Bak ben burada bir sürü bir şey söylüyorum. Bu söylediklerimi ben senin yüzüne bakarak söylemek istiyorum. Cevabın varsa sende milletin önünde söyle cevabını duyalım. Varsa söyle. Yani terör konusunda büyük yanlışlıklar yaptın. Senin yüzüne söylemek istiyorum milletin gözü önünde. Ne yaptın? Barzani ağzıyla çıktın dedin ki, Türkiye’deki terör bittide sıra Irak’a mı geldi dedin. Kardeşim Türkiye’deki terör Irak’takiyle bütünleşmiş. Irak’tan besleniyor Türkiye’de terör oluyor. Irak’taki teröre destek olmaya son vermek zorundayız. Bak Suriye destek oluyordu onu durdurduk Türkiye bir 4 yıl rahatladı. Şimdi Irak’ta yerleşti terör. Onu da durdurmak zorundayız. Bunu söyleyeceğine çıkıyor diyor ki, boş verin Irak’ı, Irak’taki terörü neredeyse himaye ediyor. Böyle bir şey olabilir mi? Eve dönüş yasası çıkardı bu teröre af yasası oldu. Bir tane dağ başından terörist indimi? Ama cezaevinden bir sürü insan çıktı dağa çıktı. Bak 1 milyar dolar karşılığı Irak’taki terörle mücadele hakkımızdan vazgeçtin. Bunu söyledim yalan dedin. İşte belgesi dedim belgeyi koydum önüne gıkın çıkmadı. Varsa bir cevabın çık söyle görelim. Meclise kanun gönderdin altında kendi imzanla. O kanunda diyor ki, terör örgütünün kurucusu pişmanlık dilekçesi vererek tahliye talep edebilir diyor. Bunu getirdi, CHP önledi bunu.
Değerli arkadaşlarım, bugün CHP mecliste olmasaydı sevgili Kahramanmaraşlılar o 1 milyar dolar karşılığı Irak’taki terörle mücadele hakkımızdan vazgeçme anlaşması da yürürlüğe girecekti. Eğer CHP mecliste olmasaydı o terör örgütünün elebaşısına tahliye kapısını açan o kanun maddesi de çıkacaktı. İyi ki, CHP meclisteydi.
Şimdi çıkmış terör örgütünün elebaşısına sayın diyor. Bana hakaret ediyor, ona sayın diyor. Şehitlere kelle diyor, canını vermek için hayatını ortaya koyarak terörle mücadele etmek için çalışan bu memleketin evlatlarına onları küçümseyerek askerlik yan gelip yatma yeri değildir diyor.
Değerli arkadaşlarım, şimdi bu anlayışta bir iktidarla terör mücadelesi olmaz bunu söylüyorum. Bunu gittiğim her yerde ifade ediyorum. Ben istiyorum ki bunu onunla televizyonda karşı karşıya gelelim milletin önünde konuşalım. Kendine güveniyorsa gelsin. İşte millet, işte televizyonlar. Birlikte konuşalım. Ne kaçıyor? Kendine güvenen insan kaçar mı? Söyleyecek sözü olan insan kaçar mı? Bize arkamızdan laf atıyor. Neymiş? Cibilliyetsizler diyor. Ben dedim ki, bir başbakanın ağzına bu laf yakışmaz. Baktım kendisi yakıştırıyor. Bizim cibilliyetimizden bir sıkıntımız yok. Anamız belli, babamız belli, soyumuz belli, sopumuz belli, yerimiz belli, yurdumuz belli. Eğer cibilliyetle CHP’yi kastediyorsan CHP müdafaa-i hukuktan geliyor, kuvvaa-i milliyeden geliyor. Bağımsız Türkiye Cumhuriyetini kurma mücadelesinden geliyor.
Birde diyor ki, kılavuzu karga olanın. Yani bizim bir kılavuzumuz varmış o da kargaymış. Bizim kılavuzumuz yok. Bizim kılavuza ihtiyacımızda yok. Kılavuza ihtiyacı olan sensin. Bak 360 tane milletvekili vardı elinde, bir Cumhurbaşkanını seçmeyi başaramadın. Bir Cumhurbaşkanı seçemedin. Yani niye seçemedin? Çünkü çıktın dedin ki, uzlaşma muzlaşma olmaz. Anayasada uzlaşmamı yazıyor dedin. Önlerine bir çelik çomak attık oynuyorlar dedin. CHP’yi ziyaret etmeyi zaman israfı sayarım dedin değil mi? Cumhurbaşkanını AKP seçecek dedin, biz seçeceğiz, bu meclis seçecek dedin. Kimseyle konuşmayacağım dedin. Kendi milletvekillerine bile söylemedin değil mi? Kendin olmak istiyordun olamadın. Aday olamadın, olmak istiyordun aday olamadın. Ondan sonra bir aday çıkardın seçtirtemedin. Yok efendim aday şundan oy vermediler. Kardeşim seni biz başbakan yaptık. Seni Başbakan yaparken senin dinini, inancını, yaşamını gerekçe diye gördük mü? Millet sana oy verdi %34 oy aldın o oyu alıp meclise bu kadar milletvekili sokan bir adamın Başbakan olması lazımdır dedim. Millete saygımdan dolayı dedim.
Şimdi sana Cumhurbaşkanı olma diyorum. Niye diyorum? Kardeşim Hikmet Yar’ın önünde diz çökmüş, dizlerine kapanmış bir adam Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı olamaz. Millete kefil ol, millete! Çiftçiye kefil ol, gence kefil ol, halkımıza kefil ol. Yasin El Kadı’ya kefil oluyor. Böyle Cumhurbaşkanı olur mu?
Hakkındaki çeşitli suçlamaları size madde madde okuyayım. Bakın, Sayın Recep Tayyip Erdoğan hakkındaki yolsuzluk dosyalarının hukuki nitelemeleri. Zimmet, evrakta sahtekarlık, kamu taşıma biletlerinde kalpazanlık. Cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak. Tabi görevi ihmal vs. ayrıca böyle suçlar. Şimdi hakkında böyle dosyalar olan, o dosyaları kendine güvenerek kaldırın benim dokunulmazlığımı, hesap vereceğim diye mahkemeye gidip, hesabını verip aklanamayan bir insandan Cumhurbaşkanı olur mu? İnşallah Başbakan olamayacağını da siz 10 gün sonra göstereceksiniz. Başbakan şimdi çıkmış diyor ki, uzlaşmak lazım diyor. Kardeşim aklın şimdimi başına geldi. Uzlaşmak lazım demek ne demek? Hayır uzlaşmaya gerek yok dediğin dönemde ben hata ettim demek değil mi? Hata ettim diyor değil mi? Eğer şimdi söylediğini o zaman ben ona söylüyordum, o zaman uygulasaydı bugün Türkiye Cumhurbaşkanı seçimi konusunda bir güçlükle karşı karşıya olur muydu? Cumhurbaşkanını seçmiş olurdu. Niye seçtirmedin? Kendi kendine itiraf ediyorsun o zaman çık milletten bir özür dile. Özür dilerim ben hata ettim, ben seçtirmedim de Cumhurbaşkanını. Değil mi? Şimdi uzlaşalım diyor. Olur eğer samimiysen bakarız. Samimiysen bir görelim. Uzlaşmadan ne anlıyorsun bakarız ama hata ettiğini bak kabul ettin. Sana bak ben o zamanda doğruyu söyledim şimdide doğruyu söylerim. Sen merak etme, sen beni dinle, ben ne diyorsam kulak ver. Benim söylediklerim merak etme Türkiye içinde iyidir, senin içinde iyidir.
Değerli arkadaşlarım, velhasıl bizim kılavuza ihtiyacımız yok. Onun kılavuza ihtiyacı var değil mi? Bizi kılavuz tutmadı, başka kılavuz tuttu bak ne oldu? Gerçi onun çok fazla kılavuzu var değil mi? Bir tane o fındıkçı var değil mi? Kullanın diyen, atmayın kullanın diyen. Çöpe atmayın, kullanın diyen değil mi? O var. Başka var mı yabancı var mı? Komşu yabancı var mı? Hangisi Barzani mi? Barzani diyorsun. Dışarıdan da var mı uzaktan. Onun kılavuzu çok ama bizim kılavuzumuz tek. Bizim kılavuzumuz Gazi Mustafa Kemal Atatürk!
Sevgili Kahramanmaraşlılar, bakın size yapacaklarımızı anlattım yapamayacağımızı da söyleyeyim. Biz halkı ezdirmeyeceğiz. Tamam mı? Halk eziliyor mu? Eziliyor. Çiftçi eziliyor mu? Pancarcı eziliyor mu?. Genç eziliyor mu? Kadın eziliyor mu? Esnaf eziliyor mu? Emekli eziliyor mu? Halkı ezdirmeyeceğiz.
İki; ülkeyi soydurmayacağız. Ülke soyuluyor mu? Ülkeyi soydurmayacağız.
Üç; devleti böldürtmeyeceğiz. Devleti bölmek isteyenler var mı? Onlar karşısında iktidardakiler kenarda seyirci duruyorlar mı? Hatta sırt sıvazlıyorlar mı? Onlara güç katıyorlar mı? CHP devleti böldürtmeyecek. Bunu yapacağız da bunu yapmaya bizim gücümüz siz bize destek olursanız yeter. Biz kendimize güveniyoruz, fikirlerimize güveniyoruz, tarihimize güveniyoruz. Atatürk’e güveniyoruz. Biz sizden destek istiyoruz, milletten destek. Kahramanmaraşlılar sahip çıkın CHP’ye, sahip çıkın! Yani CHP’li olsanız da, olmasanız da sahip çıkın. DSP’li olsanız da, olmasanız da sahip çıkın. Ben bugüne kadar sağcıydım diyorsanız da vatanı, memleketi seviyorsanız CHP’ye sahip çıkın. Eğer sözkonusu olan vatan ise CHP, Cumhuriyet Halk Partisi tamam mı? Ve sözkonusu olan vatan.
Sevgili Kahramanmaraşlılar hepinize teşekkür ediyorum. Hiçbir siyasi parti ayrımı gözetmeden bütün Kahramanmaraşlıları sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.
14/7/2007 · Kategori: Soylev
GENEL BAŞKAN DENİZ BAYKAL’IN
TUNCELİ MİTİNGİNDE YAPTIĞI KONUŞMA
(13 Temmuz 2007)
Sevgili Tuncelililer, çok değerli kardeşlerim. Bugün Türkiye’deki bu seçim kampanyası içinde Tunceli’ye gelip sizlerle kucaklaşmadan, sizlerle buluşup, konuşmadan bu seçim kampanyasını tamamlamanın yanlış olacağını düşündüm. Sizleri selamlamak istedim. Sizleri görmek istedim. Halinizi, hatırınızı sormak istedim.
Biliyorum güç günler yaşıyorsunuz. İşte bu güç günlerde Tunceli halkıyla dayanışma içinde olduğumu dosta, düşmana göstermek istedim.
Tunceli halkına bizim daima çok büyük bir şükran borcumuz olmuştur. Bizi en güç günlerde, daha Türkiye’de hiçbir ağırlık taşımadığımız 12 Eylül bizi kapattıktan sonra, partimiz ortadan kaldırıldıktan sonra sıfırdan partimizi kurmaya çalıştığımız günlerde inançla, kararlılıkla Tuncelilerin bize nasıl destek verdiğini benim unutmam mümkün değildir.
Bütün Tunceli’ye daima derin bir şükran duyarım, bu anlayış içindeyim. Şimdi şartlar değişmiş. CHP’nin Türkiye’de önü açılmaya başlamış. CHP iktidara doğru yürüyor. Türkiye’de herkes bunu görüyor. CHP inşallah 15 gün sonra Türkiye’de iktidar adına konuşan bir parti olacak.
Şimdi bu böyle işlerken, iktidara doğru giderken benim Tunceli’ye gelip, Tunceli halkına bir merhaba demeden, onlara saygılarımı sunmadan, onlara sevgilerimi ifade etmeden, onların bir hayır dualarını sırtımı sıvazlamalarını sağlamadan bu kampanyayı tamamlayamam diye düşündüm, onun için aranıza geldim. Gösterdiğiniz yakınlığa, misafirperverliğe, konukseverliğe yürekte teşekkür ediyorum. Eksik olmayın Tuncelililer, sağolun, var olun, sizinle iftihar ediyoruz.
İnşallah CHP iktidara gelecek ve Tunceli’ye nasıl sahip çıkılırmış onu bütün dünyaya göstereceğiz. Tunceli benim siyasi yaşamımın her aşamasında çok özel bir yer tutmuştur. Tunceli’yi daima çok özel bir yerde görmüşümdür. Çok sevmişimdir. Eksik olmasın Tuncelililer de beni çok sevmişlerdir. Daima bu sevgiye hep yanımda, arkamda, çevremde hissetmişimdir. Tunceli’deki Tunceliler Ankara’daki, İstanbul’daki, Antalya’daki Tuncelilerle çok yakın ve derin bir dostluk içinde olmuşumdur. O nedenle inşallah güç günler artık geride kalacak, güzel günler gelecek, o güzel günlerde de Tuncelilerle Deniz Baykal, CHP el ele, yan yana, kucak kucağa olacak.
Değerli arkadaşlarım, elbette bizim Tunceli’ye olan sevgimizin, dostluğumuzun haklı nedenleri var. Tunceli bir defa Türkiye’mizin, Anadolu’muzun kendine özgü kültürüyle, kimliğiyle, kendine özgü anlayışıyla, inancıyla, demokrasi kültürüyle, laiklik inancıyla bütün Türkiye’nin daima saygısını kazanmıştır.
Tunceli’yi ben CHP’nin Türkiye’deki siyasi mücadelesi bakımından çok önemli bir dayanak noktası saymışımdır. Demokrasi inancı buradan güç alır, laiklik inancı buradan güç alır. Tunceli’de kendisini gösteren felsefe, Tunceli halkının felsefesi bizim Anadolu felsefemizdir. Bu felsefe insanlar arasında ayrım yapmayı reddeder. 72 millet birdir der. İnsanları inancına göre, mezhebine göre, etnik köküne kökenine göre ayırmayı, farklılaştırmayı reddeder.
Tunceli için önemli olan insandır. Hayatının kıblesi insana dönüktür. İnsanda inancı, kimliği, kökü, kökeni ene olursa olsun aynı değeri taşır, aynı saygınlığı taşır. Tuncelili ayrım yapmaz. İnanç ayrımı yapmaz, mezhep ayrımı yapmaz, etnik köken ayrımı yapmaz, cinsiyet ayrımı yapamaz. Kadın ve erkek dediği onların birbirinin dışında düşünmez. Erkeği de kadını da aynı insan anlayışı içinde kucaklar. Bu yönüyle yüksek bir kültürü temsil eder ve Tunceli’nin bu kültürünün temelinde Anadolu’muzun kültürünü ören büyük isimler vardır. Mevlana vardır Hacı Bektaşi Veli vardır, Yunus Emre vardır. Tunceli’de daima kendisini gösteren bir ana kültür haline gelmiştir. Bunları bilirim. Tunceli insanının nasıl yüksek duygular içinde olduğunu bilirim. Nasıl milletini, memleketini sevdiğini bilirim. Kimse için kötülük düşünmediğini bilirim. Hakkı olan, dürüst, namuslu bir yaşamı talep eder, bunu gerçekleştirmek için üzerine düşeni yapar.
Ben bu duygularla bakıyorum Tunceli’ye. Tunceli’ye şükran duyuyorum. Daima bize destek oldu. Şimdi inanıyorum CHP’nin bu yükselme döneminde, iktidara gelme döneminde Tunceli gene her zaman olduğu gibi bize sahip çıkacaktır. Bizi destekleyecektir. Size güveniyorum. Size inanıyorum. Tuncelilerle el ele birlikte yürümeye devam etmek istiyorum.
Sevgili Tuncelililer, sorunlarınızı, dertlerinizi biliyorum. Tabi her işin barış geliyor. Her işin başında huzur geliyor. Güç günler yaşadığınızı biliyorum. Bundan büyük üzüntü duyuyoruz. Türkiye’de herkesin şunu bilmesi lazım. Bütün insanlarımız inancı, kökü, kökeni ne olursa olsun burada kardeşçe yaşayacağız. Herkes birbirine saygı gösterecek. Herkes birbirine değer verecek. Herkes birbirinin hakkını ve kimliğini saygıyla karşılayacak.
Bunu bir temel anlayış olarak bütün Türkiye’de yaşayan herkesin kafasına yerleştirmek durumunda. Bunu gerçekleştirmek en önde gelen işimizdir. Ayrımcılığı reddedeceğiz. Buyurganlığı reddedeceğiz. Dışlayıcılığı reddedeceğiz. Hepimiz birbirimizi kucaklayacağız. Barış bu anlayış etrafında, bu temel etrafında olacak.
Değerli arkadaşlarım, terör en büyük sorunumuzdur. Terör Türkiye’de huzuru, barışı, kardeşliği ortadan kaldıran en büyük sorundur. Maalesef terörün en büyük bedelini de bölgede yaşayan halk ödüyor. En büyük acıyı da ben bundan dolayı hissediyorum. Terörün sıkıntısını en çok terörle hiç ilişkisi olamayan bu bölgenin dürüst, namuslu, memleketini seven, hukuka saygılı, devlete saygılı insanları çekiyor.
Bunu hiç unutmamalıyız. Terörle mücadelenin en büyük gücü bu bölgede yaşayan insanlarımızdır. Onlara güvenmek lazım. Onları sevmek lazımdır. Onlarla el ele vermek lazımdır. Onlarla dayanışma içinde olmak lazımdır. İnşallah bu sıkıntıları aşacağız. İnşallah sizlerin bu sıkıntılardan dolayı güçlükler içinde yaşamaya devam etmenize inşallah önümüzde dönemde bir son vereceğiz.
Huzuru getireceğiz, barışı getireceğiz. Şunu bilmenizi istiyorum; CHP iktidarı Tuncelili olmak Türkiye’nin her yerinde özel bir saygı duymak anlamına gelecektir. Benim gözümde hep öyle olmuştur, ama Türkiye’nin gözünde de inşallah bu aynen böyle olacaktır. Bunu sağlarız, bunu sağladığımız zaman inanıyorum ki, Türkiye’nin önü açılır.
Tuncelili nasıl kültüre, nasıl eğitime önem verir çok iyi bilirim. Bakın şimdi sınavlar yapıldı. Burada doğru dürüst eğitim faaliyetinin devlet tarafından yürütülemediğini biliyorum. Okullar kapanmış, öğretmenler burada kalmıyor, doğru dürüst bir eğitim verilemiyor ama ona rağmen bu son sınav sonuçlarında beni en çok mutlu eden sonuç Tuncelili evlatlarımızın o sınavda bütün bu güçlüklere rağmen kendilerinden beklenmeyen kimsenin hakkı olmayan bir başarıyı gerçekleştirdiklerine tanık olmak. Helal olsun, kutluyorum Tuncelili çocukları.
O çocukları yetiştiren Tuncelili aileleri kutluyorum. Bir yandan terör, bir yandan ekonomik sıkıntı, hayat güçlükleri, bir yanda çoluğu çocuğu öğretmen olmayan, doğru dürüst imkanları olmayan kurumlarda yetiştirip Türkiye’de sınava sokmak. Bunu başarmışsınız ve yüzünüzün akıyla da çok iyi bir sonuç almışsınız. İnşallah önümüzdeki dönemde bizim izleyeceğimiz politikalarla, bu bölgenin çocuklarına sahip çıkarak, onlara yeni olanaklar sağlayarak, bölge yatılı okulları kurarak, o okullara Türkiye’nin en nitelikli hocalarını getirerek bu bölgenin zeki, akıllı çocuklarını yarın Türkiye’nin en önemli yönetim noktalarında görmek benim en büyük mutluluğum olacaktır. Bunun gereklerini yapacağız. Buranın büyük bir eğitim potansiyeli taşıdığını biliyorum. Bunu değerlendirmek için üzerimize düşeni yapacağız.
Bakın Türkiye’de her yerde hemen hemen bütün illerde üniversite kuruldu değil mi? Sadece 9 ilde üniversite yok. Türkiye’de üniversite kurulmasını hak eden illerin başında bana sorarsanız Tunceli geliyor. Çünkü Tuncelili eğitim diyor, kültür diyor, medeniyet diyor, çağdaşlık diyor, laiklik diyor, Tunceli demokrasi diyor. Öyle bir kültür alt yapısı var ki, burada Tunceli’de üniversite en çok yakışır. En öncelikle üniversiteyi düşünmemiz gereken illerin başındadır. Kalkınmaya ihtiyacı var Tunceli’nin. Neyle kalkındıracağız? Fabrika yok. İşyeri yok. İnsanların sosyal yaşamını canlandıracak bir olanak yok. Üniversiteyi kurmuşsun her ile kurmuşsun getir bir tanede Tunceli’ye kuruver ne ayırıyorsun Tunceli’yi.
Arkadaşlarım söylüyor Çiğdem Çiçek Tuncelili bir kızımız 122.olmuş. Kutluyorum. Şimdi üniversite konusundaki anlayışımı size ifade ediyorum. Üniversite Tunceli’nin hakkıdır inşallah buraya üniversiteyi getireceğiz. Üniversiteyi kuracağız. Eğer benim bir katkı olursa bundan büyük mutluluk duyarım, onur duyarım. İnşallah bana nasip olur.
Sizin diğer sorunlarınızı biliyorum. Arkadaşlarım bana anlattı. Başta gelen bu Pertek Köprüsü konusu. Bu konu ne yazık ki, her seçim çevresinde istismar konusu olur. İktidara gelmeyi umut eden, bekleyen partiler bunun vaadini yaparlar, daha öncede galiba Başbakan geldi, burada bu taahhüdü yaptı değil mi? Söz verdi ama olmadı.
Şimdi ben size CHP sözü veriyorum. Bir CHP iktidarında hiç kuşku yok o Pertek Köprüsünü yapacağız. Birazdan buradan ayrılacağız Pertek’e gideceğiz. Kaleyi de ziyaret edeceğiz, köprünün yerini de göreceğiz. Gazeteci arkadaşlarımla birlikte. Orada onu belgeleyeceğiz. Benim bu vaadimi, taahhüdümü belgeleyeceğiz. İnşallah o köprüyü de yapacağız.
Onun dışında ne var yok? İşler, keyifler yerinde mi? Yani nasıl borçlar ödendi mi? Kazancınız yolunda mı? Gençler iş bulabiliyor mu? Esnaf kazancını artırabiliyor mu? Yani köylü, çiftçi huzur içinde mi? Muhtarlara yatırım, hizmet geliyor mu? Bunların hiçbirisi yok.
Peki Türkiye’de biliyorsunuz ekonomi hızla gelişiyor, Türkiye büyüyor, kalkınıyor diye iddialar var. 4 kat, 5 kat Türkiye zenginleşmiş. Tunceli’de zenginleşti mi? Bir kat zenginleşti mi? İki kat zenginleşti mi? Yani tam tersine diyorsun biz kat kata fakirleşiyoruz.
Şimdi yani Türkiye’de bakın bu iktidar geldi büyük borç yaptı. 200 milyar dolara yakın borç yaptı. O borçlardan size gelen bir şey var mı? Elde avuçta ne varsa satıyor bu iktidar. Memleketin bütün büyük tesislerini, para getiren büyük kuruluşlarını hiç ayırım yapmadan sattı. Sattıklarının karşılığında büyük para aldı değil mi? O paralardan Tunceli’ye gelen var mı? Hiçbir şey yok.
Şimdi buralarda da yiyecek, içecek dağıtıyorlar mı? Poşetler dağıtıyorlar mı? Makarnalar, pirinçler, kömür dağıtıyorlar mı? Altında dağıtıyorlar mı?
Sevgili kardeşlerim, onları dağıttığında ne yapıyorsunuz? Alıyorsunuz değil mi? Geri iade. Yapmayın, yanlış yapıyorsunuz bence. Ben size tavsiye ediyorum ne verirlerde alın. O sizin öz hakkınızdır. Ananızın ak sütü gibi helaldir. Ne verirlerse alın. Yani bulgurda verseler, pirinçte verseler, kömürde verseler, altında verseler alın. Şimdi altın modası çıktı. Altında dağıtıyorlar mı? Başka yerlere altın dağıtıyorlar. İktidar partisinin adamı çalıyor kapıyı, altını hazırlamış, altın verecek onun gönlünü kazanacak. Diyor ki, altını niye verdiğini de izah etmesi lazım, bir gerekçe bulması lazım. Ya sizin oğlanın sünnetine gelememiştik takımızı getirdik diyor. Oğlan geliyor 18 yaşında, damatlık.
Şimdi bunları dağıtıyorlar. Vatandaşta bana soruyor; ne yapalım alalım mı almayalım mı diye? Hiç şüphe yok alın. Alın helaldir. Hakkınızdır. Alın kullanın. Pirinç getiriyorlarsa o pirince güzel bir çorba yapın, bir de pilav yapın oturun çoluk çocuk afiyet yiyin helal olsun. Bunun günahı yok. Ama sakın ha onlar bize yiyecek, içecek, kömür dağıttılar diye oyunuzu sakın ha onlara vermeye kalkmayın. İşte o günahtır bak. Oy vermek günahtır.
Değerli arkadaşlarım, CHP iktidarı yeni bir dönem getirecek. Biz bugüne kadar gelmiş geçmiş iktidarlar gibi olmayacağız. Bunların hepsini gördük. Artık bir şeyleri değiştirmek için iktidar olacağız. İddiamız var. Yeni bir Türkiye tablosu kurmak istiyoruz.
Çok köklü değişimler yapacağız. Mesela nedir? Yeşil Kartı kaldıracağız. Yeşil Kartı biliyorsunuz değil mi? Yeşil Kart çıkardılar, adamın altında Mercedes, cebinde Yeşil Kart her türlü imkanı kullanıyor. Niye? AKP’li kodamanlara sırtını dayamış, gitmiş bir muhtarı, kaymakamı ayarlamış Yeşil Kartını almış.
Şimdi Yeşil Kartı kaldıracağız. Yeşil Kartın yerine nüfus hüviyet cüzdanını çıkaracağız. Nüfus hüviyet cüzdanı oradaki kimlik numarası var ya o artık her vatandaşın hastanede kapısını açacak. Onun bir şerefi var, bir onuru var. O şerefi, onuru ona kazandıracağız. Yani Yeşil Kartla değil artık şununla vatandaş hakkını alacak. Bununla alacak.
CHP iktidarının böyle iddiası var. Yardımları öyle Ramazan gelsin de, seçim gelsin de ihtiyacı olanlara yiyecek dağıtalım diye değil. İhtiyacı olanları muhtarlara saptayacağız orada ihtiyacı olan ailenin kadınına bankada hesap açtıracağız. O hesaba o aile için gerekli parayı yatıracağız. O kadın kimseye yüz suyu dökmek durumunda olmayacak. Kimseden bir şey rica etmeyecek. Muhtar gerçekten ihtiyacı olan aileyi saptayacak, sosyal hizmet görevlileri gelecek, onu denetleyecek, eğer gerçekten durumu iyiyse o kadının bankadaki hesabına devlet onun hakkını yatıracak. Dünyada bu iş böyle. Oralara bunu aynen böyle uygulayacağız. Bunları bilmenizi istiyorum.
Üniversite sınavlarıyla ilgili yanlış uygulamayı ortadan kaldıracağız. Öğrencilerimizi iş ve meslek yaşamı yapacak şekilde eğiteceğiz. Liseden itibaren oraya onları yönlendireceğiz.
Bunları anlatıyoruz. Tuncelili vatandaşlarım bütün Türkiye’deki tartışmaları izliyordur, eminim. O nedenle güvenle söylüyorum, CHP iktidarı yeni bir anlayışın uygulanacağı bir iktidar olacak.
Bu CHP iktidarında yapacağımız bir önemli işte milletvekili dokunulmazlığını kaldırmak olacak.
Değerli arkadaşlarım, milletvekili dokunulmazlığının Türkiye’de nasıl haksız bir imtiyaz olduğunu, nasıl bir ayrımcılık yarattığını çok iyi biliyorsunuz. Adam milletvekili oluyor, ne savcı soru sorabiliyor, ne mahkemede suç işlediğinde yargılanıyor, hostes tokatlıyor, polis tokatlıyor, vatandaş tokatlıyor, dava açıp hakkında takibat yapamıyorsun. Ev sahibinin kirasını ödemiyor. Mahkemeye düşse hesap sorulamıyor.
Buna bir son vermek lazım. Yolsuzluk yapıyorlar. Bakın, bir yolsuzluğu size hatırlatayım. Tüpraş, Türkiye’nin büyük rafinerisi. Onun %14.76’sını hiç kimseye haber vermeden, gizlice, kapalı kapılar ardında, Başbakan ve Maliye Bakanı ikili temaslar kurarak bir geceyarısı İsrailli bir işadamına sattılar. Ofer adında bir işadamına bunu sattılar.
Kimsenin haberi yok, ilan edilmemiş, ihale yok, değer tespiti yok verildi gitti. Arkasından geri kalanlarıyla ilgili işlem yapılınca değeri ortaya çıktı. Millet baktı bunlara bu Ofer’e 750 milyon dolar kazanç sağlanmış diye durumu tespit etti.
Sizin Pertek Köprüsü kaça biliyor musunuz? 140 milyon dolar. Türkiye’de sadece bir yolsuzluktan dolayı 750 milyon dolar birisinin cebine, bir yabancı işadamının cebine konuldu. Tabi onun ne kadarı orada kaldı, ne kadarı başka siyasetçilerin cebine girdi, orayı karıştırmıyorum. Milletin kaybını biliyorum. 750 milyon dolar kayıp var.
Şimdi buna son vermek lazım. Buna son vereceğiz. Buna son vermenin yolu dokunulmazlığı kaldırmaktır. Dokunulmazlığı kaldırdığın anda milletvekilinin cakası bozulur. O milletvekillerinin cakasını bozacağız.
Bakın sevgili Tunceliler, mecliste 200 milletvekili hakkında yolsuzluk dosyası var. Dünyanın hangi meclisinde 200 milletvekili ki, içlerinde Başbakan var, bakanlar var, milletvekilleri var. 200 milletvekili hakkında yolsuzluk dosyası olan, dünyadaki 200 memleketten bir tanesi var mıdır ya? Böyle bir parlamentonun milletin derdine deva olması mümkün mü? Halkın sorunuyla ilgilenmesi mümkün mü? Çiftçinin sorununa çare bulması, işsiz gençle meşgul olması mümkün mü?
Böyle bir şey olamaz. Manzara bu. Başbakanın, bakanların hakkında yolsuzluk dosyası var. Buna son vereceğiz değerli arkadaşlarım. 15 gün sonra CHP iktidar. 15 gün sonra şunu bilmenizi istiyorum; 15 gün sonra ilk alacağımız kararların başında o 200 dosyayla ilgili dokunulmazlıkların kaldırılması kararını alacağız ve o milletvekillerine ve Başbakana diyeceğiz marş marş mahkemeye. Git hesabını ver.
Değerli arkadaşlarım, ülke geneliyle ilgili düşüncelerimizi de paylaşmak istedim. Yolsuzluklarla mücadele edeceğiz. Türkiye’de yoksullukla mücadele edeceğiz. İşsizlikle mücadele edeceğiz. Adaletsizlikle mücadele edeceğiz. Köylerinden göçmek zorunda kalmış olan bu bölgedeki insanların zararını tazmin etmeyi önemli bir devlet sorunu olarak kabul edeceğiz, kabul ettireceğiz.
Bunların hepsinin kitabını yazdık. Bunların hepsinin sözünü söyledik. Arkadaşlarım bilirler, milletvekillerimiz bilirler. Bunun için iktidar gelmek istiyoruz. Haksızlıkları telafi etmek için, adaleti tesis etmek için, insanların onurunu iade etmek için, Türkiye’yi barışa ve kardeşliğe taşıyabilmek için iktidara gelmek istiyoruz.
Sevgili kardeşlerim, buraya benim siyasi anlayış aktarmak için gelmeme gerek yok. Tunceli halkının zaten özünde, kökünde siyasi anlayışı, çizgisi bellidir. Ben size bir şey öğretmeye, bir şey anlatmaya gelmedim. Tunceli’nin siyasi bilincinin çok yüksek olduğunu bilirim ve daima saygı duyarım. Ben size saygıları sunmaya geldim. Ben size bir seçim öncesinde CHP iktidarı öncesinde gözümüzde, gönlümüzde Tunceli’nin nasıl öncelikli bir yer olduğunu ifade etmeye geldim.
Hepinize gösterdiğiniz bu yakın sevgi ve dostluk için yürekten teşekkür ediyorum. Hepinize minnettarım. İnşallah bundan sonrada bu beraberliğimiz katlanarak yürüyecek. Tunceli’ye sahip çıkacağız, Tunceli halkının yüzünü mutlaka güldüreceğiz.
Hepinize sevgiler, saygılar sunuyorum.
14/7/2007 · Kategori: Soylev
GENEL BAŞKAN DENİZ BAYKAL’IN
ELAZIĞ MİTİNGİNDE YAPTIĞI KONUŞMA
13 TEMMUZ 2007
Sevgili Elazığlılar, sevgili gakgoşlar, sevgili kardeşlerim, sizleri uzun bir süreden beri özlemiştim. Uzun süredir biraraya gelememiştik. İçimde bir Elazığ sevgisi, bir Elazığ özlemi hep kabarırdı. Kısmet bugüneymiş. Şimdi bu seçim kampanyasında Elazığ’da bu muhteşem mitingde hep biraradayız. Hepinize, bütün Elazığlı kardeşlerime hiçbir siyasi parti ayırımı gözetmeden tümünüze içten sevgiler, saygılar sunuyorum. Hepiniz hoşgeldiniz.
Sevgili Elazığlılar, bu muhteşem mitingde eminim her siyasi görüşten Elazığlı kardeşim yer alıyor. Elbette CHP’liler, elbette DSP’liler ama bugüne kadar CHP’ye, DSP’ye hiç oy vermemiş, merkezin sağında yer almış, kendisini muhafazakar saymış, demokrat saymış, liberal saymış, siyasete mesafeli durmuş ama bu memleketi seven pek çok Elazığlının da bulunduğunu biliyorum. Onlara da hoşgeldiniz diyorum.
Sevgili kardeşlerim, Elazığ Türkiye’miz için çok önemlidir. Türkiye’mizin her ili önemlidir. Her ilimiz güzeldir. Ama Elazığ’ın bir başka önemi, bir başka değeri var. Elazığ Anadolu’nun doğuya, güneydoğuya yönelik kilidinin anahtarı olan bir kenttir. Elazığ Türkiye’nin ulusal bütünlüğünün çimentosudur. Elazığ Türkiye Cumhuriyetinin temelini oluşturan kültürün, zihniyetin, anlayışın en köklü şekilde sahiplenildiği Türkiye’mizin en önemli kentlerinden birisidir. Bu yönüyle, bu niteliğiyle zaten Elazığ çok uzun süre Cumhuriyetimizin gözbebeği, özenle desteklenen, geliştirilen, sanayileştirilmek istenen, altyapısı hızla kalkındırılmak istenen en önemli kentlerden birisi olmuştur. Fabrika üzerine fabrikalar yapılmıştır. Altyapı yatırımları yapılmıştır. Elazığ Türkiye’de doğu, güneydoğuya medeniyetin çıkış noktası olarak algılanmıştır. Ve onun sonucu olarak da çok büyük hizmetler gelmiştir. Bunu biliyorum. Çok uzun süre böyle olmuştur. Şimdi bu önemi, bu değeri taşıyan Elazığ’ımızla siz vatandaşlarım nasılsınız, iyi misiniz? Haliniz keyfiniz nasıl? İşleriniz yolundamı? Kazancınız yerinde mi? Borçlar ödeniyor mu? Para birikiyor mu? Yatırım yapılıyor mu? Gençler iş buluyor mu? Çiftçi masrafını karşılayabiliyor mu? Esnaf kirasını ödüyor, elektriğinin, suyunun parasını veriyor, yanındaki çocuğun sigortasını, primini karşılıyor, evine de kazancını alnı açık, güvenli taşıyabiliyor mu? Emeklilerin refahı arttı mı? Memurun refahı arttı mı? İşçiler ne alemde? İşçi sayısı arttı mı? İşçi sayısı genişledi mi? ............ sanayi ne oldu? Büyüdü mü? Çimento fabrikası ne oldu? Şeker fabrikası ne oluyor? Madendeki bakır işletmesinin durumu ne? Elazığ konuşuyoruz, Cumhuriyetin Elazığ’ını konuşuyoruz. Ne oldu bunlar? Ferrokrom ne oldu? Şarap fabrikası ne oldu? Et ve balık ne oldu? Pancar üreticisi ne oldu? Kotalar kalktı mı? Üzümün fiyatı arttı mı? Yeşil mazot geldi mi? Yani şimdi Elazığ son 4,5 yılda böyle bir sıçrama yapmadı mı? Katlanmadı mı, büyümedi mi? Elazığlının zenginliği artmadı mı? E bu nasıl oluyor? Ankara’dan diyorlar ki, Türkiye zenginleşiyor, Türkiye katlanarak büyüyor. Borsa 6 kat büyüdü diyorlar. 6 kat borsa büyümüş. Sizin borsada paranız yok mu? Borsada şirketiniz yok mu? Borsadaki artış size hiç yaramıyor mu? Kime yarıyor, borsada parası olanların %70’i yabancımı? Yabancılara mı yarıyor borsa artınca. Başbakanda yatıyor kalkıyor borsayı bölüştürüyor. Yani Elazığlı çiftçiyi, Elazığlı iş bulamayan genci, Elazığlı esnafı, emekliyi düşünmüyor mu? Haksızlık ediyorsunuz canım. O kadarda değildir. Yani Türkiye 6 kat büyüdüyse Elazığ’a bu damlamaz mı, gelmez mi? Yani Elazığ’da hiçbir yeni fabrika yapılmadı mı? Yeni bir tesis kurulmadı mı? Gençlerimize iş kapısı açacak yeni işletmeler devreye sokulmadı mı? Yani büyüklerimiz mi doğruyu söylemiyor yoksa siz mi çok karamsarsınız, çok şikayetçisiniz. Onlar mı doğru söylemiyor.
Şimdi bakın, geride bıraktığımız dönemde Türkiye’nin borçları katlandı. Son 4,5 yılda Türkiye 80 yılda yaptığı borca yakın borç yaptı. 80 yılda ta Atatürk döneminden, İsmet İnönü döneminden, Celal Bayar, Adnan Menderes dönemin, Demirel döneminden, Özal döneminden, daha sonraki hükümetler döneminden gelen borçlara eşit bir borcu 80 yılın toplam borcuna eşit, yakın bir borcu 4,5 yılda bunlar yaptı. 221 milyar dolar borcu vardı. Şimdi 408 milyar dolara çıkardılar. Şimdi bu kadar büyük borç Türkiye’ye geldi de Elazığ’a gelen giden bir şey yok mu? Yani bu borç size hiçbir kazanç getirmedi mi? Yoksa çocuklarınız günde 5500-6000 dolar borçla mı doğuyor? Yani borç size yıkılıyor, gelen borçtan buraya gelen bir şey yok öylemi? Allah Allah. Peki bunlar elde avuçta ne varsa satıyorlar değil mi? Yani bütün Atatürk, İnönü döneminin eserlerini, Demirel döneminin, Özal döneminin, Menderes döneminin eserlerini satıyorlar bunlar değil mi? Sattılar değil mi? Elde avuçta ne varsa sattılar. Peki ondan damlayan bir şey demi yok Elazığ’a? Ondanda bir şey gelmedi. Onlar kimin malı o satılan? Milletin. Milletin malı satılıyor, millete gelen, giden bir şey yok. Öylemi? Peki bu kadar paradan kimler zengin oluyor? Yani yabancılar zengin oluyor onu biliyoruz. %70’i oraya gidiyor. Onlar çok memnun. Diyor ki, Türkiye fırsatlar ülkesi. Allah’a şükür çok para kazanıyoruz diyorlar. %36 dolar üzerinden yabancı Türkiye’ye parasını getiriyor, faiz alıyor gidiyor. Rant, faiz, havadan para kazanma, alın teri yok, emek yok. Fabrika kurmak yok. İnsanlara istihdam yaratmak yok, vergi vermek yok. Temiz kazanç, kemiksiz et. Doları getiriyor, bozduruyor, yatırıyor, Türkiye’den faizi alıyor sonra daha uygun bir kurdan aldığı Türk lirasını çok daha fazla dolara döndürüyor ve gidiyor değil mi? Bir çark dönüyor. Kanıyor Türkiye, kanıyor! Türkiye’nin emeği, alın teri, zenginliği hepsi kanıyor. Bunlar zengin oluyor değil mi? Hadi yabancılara böyle, yerlilerden zengin olan yok mu canım? Var mı? Yani Türkiye’de hiç zengin olan yok mu? Elazığ’da yok anladık. Elazığ dışında yok mu? Var mı? Nerede var, kim var? Şimdi buradaki gençler iş bulabiliyor mu? Liseyi bitiriyor, diplomayı alıyor. Diplomayı aldıktan sonra tayini çıkıyor mu? KPS sınavına giriyor gençler bilirler bunu kamu personel sınavına. Çocuk 90 puan, 100 puan alıyor. Tayini çıkıyor mu? Yani hemşire oluyor mu, öğretmen oluyor mu? Çıkmıyor. Gençler işsiz. Okutmak için ana baba çırpınıyor, masraf ediyor. Bazen başarıyor, başardığı zaman diplomayı alıyor çocuk gene işsiz öylemi? Peki çocuğuna iş bulan yok mu bu memlekette? Yok mu? Nasıl buluyorlar?
Değerli arkadaşlarım, bakınız bu Türkiye’nin tablosudur. Hepiniz her şeyi çok iyi biliyorsunuz. Her şeyi hepimiz çok iyi biliyoruz. Şimdi seçim zamanı bu konuların bilançosunun çıkarılacağı, kararının alınacağı zamanlardır. Şimdi inşallah bu seçimde bütün bu bilgilerinizin gereğini yapacak mısınız? Bu haksızlıkları yapanları, bu zenginliklerine, o haksızlıklarına pişman edecek misiniz? Ben size inanırım, ben size güvenirim, yaparsınız. İsterseniz alasını yaparsınız.
Değerli arkadaşlarım, çok teşekkür ediyorum, sağolun, eksik olmayın. Şimdi bakın, Türkiye yeni bir noktada. Haftalardır Türkiye’yi geziyorum. Günde iki hatta bazen üç ayrı miting yaptığım oluyor. Gittiğim her yerde yeni bir hava görüyorum. Türkiye artık yeni bir iktidar istiyor. Yeni bir sayfa açmak istiyor. Yeni bir dönem açmak istiyor. Dürüst bir devlet yönetimi istiyor, adaletli bir devlet yönetimi istiyor. Bunun gereğini yapma kararını almıştır. Bunu memnuniyetle görüyorum. 10 gün sonra Türkiye’de yepyeni bir siyasi tablo çıkacak. Yeni bir meclis, yeni bir hükümet, inşallah yeni bir başbakan gelecek.
Değerli kardeşlerim, bu yeni dönem gelirse CHP olarak ne yapacağımızı birkaç başlıkla size anlatmak isterim. Birkaç noktayı söyleyeceğim. Bakın inşallah CHP iktidara gelecek. İktidara gelirsek ilk yapacağımız iş çiftçiye sahip çıkmak olacak. Köylüye sahip çıkmak olacak, toprağa sahip çıkmak olacak. Çünkü çiftçi toplumun temelidir. Onun üzerine Türkiye’de bina inşa edilir, bataklığın üzerine gökdelen kurulur mu? Çiftçinin beli bükükse o toplumda kalkınma sağlanabilir mi? Zemini sağlamlaştıracağız. Temeli sağlamlaştıracağız. Kalkınma çiftçiden başlayacak, köylüden başlayacak, topraktan başlayacak. Toprağa sahip çıkacağız. İlk iş budur. Çünkü Türkiye’nin gücü tarımıdır. Dünyada en önemli tarım ülkelerinden biriydik, en kalkınmış ülkeler bile tarımına sahip çıkıyoruz. Biz tarımı sanki ayak bağı gibi gördük, çiftçiyi düşman saydık, onu yok saydık. Onun giderek ezilmesine sessiz kaldık. Şimdi pancar üreticileri, Elazığ’da şeker fabrikası var. Pancar üretimi var. Ne oluyor? Pancar üreticisi hayatından memnun mu? Türkiye’de pancar üretimi yapan çiftçilerimiz ülkenin her yerinde büyük sıkıntılar içinde. Eminim Elazığ’da da aynı manzara vardır.
Şimdi bakınız, arkadaşlarım bilgi verdi. Uluova’daki Bahçekapı köyünde 15 bin ton şeker pancarı üretiliyordu. Şimdi 3 bin tona düştü, 5’te bire düştü. Ne oldu Türkiye’de şeker tüketimi azaldı mı? Şeker tüketimi azalmadı. Ama pancar üreticisi çökertiliyor. Peki onun yerini kim alıyor? Kim alıyor onun yerini? Anadolu’da çiftçimi alıyor, köylümü alıyor? Ne oluyor? Amerika’dan ithalat değil mi? Ne ithalatı? Mısır ithalatı değil mi? Kim yapıyor o mısır ithalatını? Ne oluyor yani? Bakın 15 bin tondan 3 bin tona düşmüş sizin köyünüzde. Onun yerini kim alıyor? İthalatçı alıyor. İthalatçı Türkiye’deki çiftçiyi devre dışına çıkarıyor. Dışarıdan ithalat patladı Türkiye’de. İthalatın patlaması ne demektir arkadaşlarım? Dışarıdaki ülkelerin işçilerinin çalışıp ürettikleri malı biz tüketiyoruz demektir. Ve bunun sonucu olarak da bizim işçilerimiz çalışamıyor, bizim gençlerimiz istihdam edilemiyor demektir. Yaptığın her ithalat Türkiye’de bir fabrikayı devre dışı bırakır. İthalatı peki biz neyle yapıyoruz? Alnımızın teriyle kazandığımız parayla mı? Hayır borçla yapıyoruz borçla. Borcu ne karşılığı alıyoruz? Faiz karşılığı. Hem de ne faiz. Bu politikamı değerli arkadaşlarım. Bu yanlış, bu Türkiye’yi güçlendirmez. Bakın Çin büyük bir başarıyla yükselen bir ekonomi. Çin böyle mi yapıyor. Hindistan büyüyen bir ekonomi böyle mi yapıyor? Japonya böyle mi yaptı? Kore böyle mi yaptı? Hayır. Her birisi üretimini arttırdı, her birisi ihracatını arttırdı. İthalatını değil. Borç alarak ithalat yapmadı, hazır yemedi, dışarıdaki üretileni tüketmedi. Kendi üretti başkasına tükettirdi. Kendi üretti başkasına sattı. Biz başkasından alıp hazır yiyoruz. Borçlan babam borçlan. Faiz öde babam faiz öde. Onun ceremesini işsiz kalan bu çocuklar çekiyor.
Değerli arkadaşlarım, bu anlayışı değiştirmek zorundayız. Bunun yapacağız. Onun yolu çiftçiyi ayağa kaldırmak. Bakın bunun için biz geçenlerde bir şey söyledik. Dedik ki, çiftçinin mazotundan ÖTV almayacağız dedik. Çiftçinin mazotu 2,5 milyona yakın. ÖTV 1 milyonun üzerinde düşünebiliyor musunuz? Yani çiftçinin aldığı mazotun maliyetinde ham petrol var çiftçi onu ödüyor. Rafineri değirmencilik masrafı var çiftçi onu ödüyor. Nakliye var onu ödüyor, bayi karı var onu ödüyor. KDV var onu ödüyor. Birde bunun üstüne bir ÖTV demişler, 1 milyonun üzerine bir daha bindirmişler. Mazot çıkmış 2,5 milyona yakın. Kim için? Çiftçi için. Çiftçi kim? Perişan olmuş zaten. Ürettiğini satamaz hale gelmiş, kazancı yetmez hale gelmiş. Ankara’nın sıkıntısı var, yolsuzluk yapılmış, para bulmak lazım bindir çiftçinin üstüne. 1 milyon mazotuna. Biz dedik ki, hayır çiftçinin mazotundan ÖTV almayacağız. Başbakan kıyameti kopardı. Yapamazsınız falan ileri geri konuştu. Şimdi ben Elazığ’da soruyorum Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a sen oğlunun gemisine mazotu, ÖTV’li veriyorsun, ÖTV’siz mi veriyorsun? Soru budur. Sen oğlunun gemisine mazotu, senin oğlun Burak mazotu ÖTV’li mi alıyor, ÖTV’siz mi alıyor? Oğlu ÖTV’siz alıyor. O 1 milyon eksik. O kullanırken. Özel uçak şirketleri onlar ÖTV’li mi alıyor, ÖTV’siz mi alıyor? Onlardan da ÖTV yok, onlarda 1 milyon indirimli. Sen denizden almıyorsun, havadan almıyorsun. Deniz Baykal’da gelecek topraktan almayacak, karadan almayacak, çiftçiden almayacak.
Sevgili Elazığlılar, bunun hesabını, kitabını yaptık. 16.1 milyon ton Türkiye’de mazot tüketiliyor. Bunun %20’si çiftçi tarafından tüketiliyor. Yani 2,5 milyon ton civarında çiftçinin tükettiği mazot var. Bunun ÖTV’si 2,5 katrilyon, 2,5 milyar dolar civarında. Nereden bulacaksın bu parayı? Kardeşim sen bankasını batırmış 50 tane bankerin 50 milyar dolarını devletin kasasından öderken o parayı nereden bulduysan bende 20 milyon çiftçiye 2,5 milyar doları oradan bulacağım ve ödeyeceğim. 20 milyon insan yararlanacak bundan. Ve üstelikte kimseye haksız bir şey cebine konmuş olmayacak. Adam mazotun maliyetini ödeyecek, karını da ödeyecek, KDV’sini de ödeyecek. Ama bir ekstra ikinci bir vergi alma kardeşim. Bir koyundan iki post çıkmaz. Bak bir KDV almışsın ÖTV’yi alma. İnşallah yarın çiftçimiz güçlenir, ayaklarının üzerinde durur o zaman ondan da alırsın. Ama şimdi alma kardeşim alma. İhtiyacı var o çiftçinin. CHP iktidarında çiftçimizden mazotta ÖTV almayacağız. Yazın bir kenara, koyun. 15 gün sonra bunu çıkarırsınız önüme. Bunu bilerek söylüyorum. İnşallah bunu sağlayacağız. El birliğiyle sağlayacağız.
Değerli arkadaşlarım, başka ne olacak? Bu yeşil kart var biliyorsunuz değil mi? CHP döneminde o yeşil kart kalkacak. Niye kalkacak? Yeşil kart bir yolsuzluk kaynağı. Adam altında mercedes var, sırtını AKP kodamanına dayamış, muhtarı ayarlamış, kaymakamı ayarlamış. Altında mercedes, cebinde yeşil kart. Gerçekten ihtiyacı olan vatandaş ne muhtarın yolunu bilir, ne kaymakamın yolunu bilir. Yeşil kart ister alamaz. Fakirdir, fukaradır, boynu bükük kenarda durur. Ama öbürü mercedesli atını dağdan aşırır, gemisini dağdan aşırır. Kimisi atını, kimisi gemisini değil mi?
Şimdi bunu değiştireceğiz arkadaşlar. Yeşil kart falan yok. Ne var yeşil kart yerine? Şu var şu! Nüfus hüviyet cüzdanı, kimlik kartı. Bunun şerefi var, onuru var. Bunun altında her vatandaşın kimlik numarası var. O kimlik numarası bilgisayar ortamında her kişinin sigortasını bağ-kurlumu, SSK’lımı, emekli sandıklımı, genel sağlık sigortasının prim ödeyen üyesi mi? Pirim ödemeyen, devlet tarafından ödenen üyemi? Bunların hepsi gözüküyor orada, gözükecek ve vatandaş vatandaş olduğu için, hasta çocuğuna bakamaz halde boynu bükük halde kalmayacak. Yaşlı anasını doktora götürememenin acısını işsiz ailelerden adamların, erkeklerin, anaların, kadınların sırtından alacağız. Herkes gidecek hastaneye.
Bakın yapacağımız değişiklikleri söylüyorum size. Zamanın çok yok, çok üzmek istemiyorum. Hepsi kitaplarımızda var. Yıllardır düşündükte koyduk. Bunu seçime üç gün kala milletin oyunu almak için, propaganda olsun diye yazmadık. Onun arkasında 30 yıllık benim siyasi hayatım yatıyor. O deneyimlerinin sonucunda bu iddiaları söylüyorum. Hep günün birinde yoksulumuza sahip çıkacağımız, yetenekli gencimizin önünü açacağımız, Türkiye’de dürüstlüğü ve ahlakı egemen kılacağımız bir günün gelmesini bekledim. Onun için siyaset yaptım, onun için mücadele yaptım. Gün şimdi o gündür, onu hep beraber gerçekleştireceğiz.
Değerli arkadaşlarım, bakınız Türkiye’de bir eğitim sistemi var. Masa başı, kitabi, gençleri hayata hazırlamayan, sanki herkes doktor, mühendis, avukat olacakmış gibi liseye giden öğrenciyi üniversiteden sanki girip mezun olacakmış gibi yetiştiren bir eğitim sistemimiz var. Bu eğitim sistemini değiştireceğiz. Bakın yeni ÖSS sonuçları ilan edildi. Her yıl üniversite sınavına 1 milyon 600 bin, 1 milyon 700 bin civarında gencimiz giriyor. Ne oluyor sonra? Üçte ikisi, yani 1 milyonun üzerinde gencimiz ne 3 yıllık, ne 4 yıllık lisans programlarına alınmıyor, nede açıköğrenim fakültelerine giremiyor. Ne oluyor? Kapıdan dönüyor. Her yıl bu böyle. Bu yıl öyle oldu, geçen yıl öyleydi, bir önceki yıl öyleydi. Eğer bıraksak biz iktidara gelmesek gelecek yıl gene böyle olacak.
Değerli arkadaşlarım, bu tablonun Türkiye için bir maliyeti yok mu? Analar, babalar için, aileler için bir maliyeti yok mu? Devlet için bir maliyeti yok mu? Gençler için bir maliyeti yok mu? Yazık değil mi, günah değil mi? Bu akıllı bir sistem mi? Bu tamamen akıl dışı bir uygulama. Her yıl üçte iki öğrenci sanki üniversiteye girecek gibi hazırlanıyor ve onlar üniversite kapısından dönüyor. Aileler perişan, gençler perişan. Devlet bunu seyrediyor. Sanki Allah’ın emri. Bu eğitim sistemini siz yaptınız. Almanya’da bu yok, Avrupa’da bu yok. Yazık değil mi, günah değil mi o ailelere? Değiştireceğiz bunu. Bu akıl dışı sistemi değiştireceğiz. O zamana kadarki öğrenim durumlarını, onların notlarını dikkate alarak. Onları üç saatlik bir sınava sokarak değil, 4-5 ayrı sınavdan geçirerek, aileleriyle konuşarak, öğretmenleriyle konuşarak, kendileriyle konuşarak onların gelecekte 2 yıl sonra üniversite sınavına girerse ne sonuç alacağını önceden göreceğiz ve o çocuğa diyeceğiz ki, yavrum gel yol yakınken seni bu çıkmaza doğru yönlendirmeyelim. Kendini de üzme, aileni de üzme, milleti de üzme. Bak her gencin bir yeteneği vardır, her gencin bir becerisi vardır. Kimse kimseden daha üstün değildir. Kimisi kitabi öğrenime daha yatkındır, kimisi masa başı eğitime daha uygundur. Ama kimisinin içinde ne cevherler vardır bilemezsin. Yavrum seni oraya yönlendirmeyelim gel seni iş ve meslek yaşamına, hayata hazırlayalım. Seni ara elaman olarak yetiştirelim, yeteneğini, becerini orada hayata geçir, para kazan, bir kağıt diploma peşine değil, koluna bir altın bilezik takmak için seni eğitelim. Seni iş ve meslek sahibi yapalım diyeceğiz. Ve gençlerimizi analarını, babalarını üzmeden, yenilgiye sokmadan, lisenin içinde oraya doğru yönlendireceğiz. Değişecek bu sistem. Bu ÖSS saçmalığına son vereceğiz sevgili Elazığlılar.
Bakın şimdi seçime gidiyoruz. Poşetler dolaşmaya başlamıştır değil mi? Geliyor mu poşetler? Makarnalar, bulgurlar, pirinçler? Kömür dağıtımı, değil mi? Altında dağıtıyorlar mı Elazığ’da. Altında geliyor değil mi? Bana anlattılar geçende. AKP’liler geliyormuş işte altın verecekler almışlar altını. Ailenin oyunu alacaklar. Altını verirken bir kulp takmak lazım, bir gerekçe bulmak lazım. Geliyor diyor ki, kusura bakmayın oğlanın sünnetine yetişemedik, altınını takamadık, onun için geldik diyorlar. Oğlan kapıdan giriyor içeriye 17 yaşında maşallah güveyi, damatlık delikanlı. Şimdi size de böyle oluyor mu? Bunlar dağıtılıyor değil mi? Peki bunları dağıttıklarında ne yapıyorsunuz alıyor musunuz? Almıyorsunuz. Valla bence alın. Israr etme al canım. Al gerçekten al. Samimi söylüyorum, gerçekten alın. Yani getirdikleri zaman sakın geri çevirmeyin. Ben bunu söylüyorum da bana diyor ki vatandaş ya günah değil mi diyor. Ne günahı, günah münah değil diyorum. Günahı varsa Allah benim boynuma yazsın. Bu günah değil, bu senin helal hakkın. Ananın ak sütü gibi helal hakkın senin. Milletin verdiklerinin bir kısmı millete dönüyor. Bir kısmı millete dönmüyor. Onun hesabını versinler. Al diyorum al. Akşam eve git, güzel bir çorba yap o pirinçle, birde güzel pilav döktür şöyle, çoluk çocuk oturun ailecek afiyet olsun, helal olsun, yiyin, için diyorum. Alın yiyin ama sakın ha oy vermeyin diyorum. Sakın ha oy vermeyin. Alın yiyin, altını da takın, kömürü de alın ama sakın ha oy vermeyin. Bakın işte o günahtır. Oy vermek günahtır işte. Niçin günahtır? Çünkü oy namustur, oy şereftir, oy ırzdır, satılmaz! Sakın satmayın tamam mı? Ama alın.
Şimdi sevgili Elazığlılar bununla millet diyor ki, ciddi yoksulluk var Türkiye’de. Gerçekten çok ciddi yoksulluk var. İşsizlik var, yoksulluk var, çaresizlik var, insanlar gerçekten bekliyorlar. Ramazan gelsin, çadır kurulsun, evlere poşet dağıtılsın ya da seçim gelsin seçim zamanı kömürler altınlar dağıtılsın diye bakıyorlar. Şimdi biz buna da son vereceğiz. Bunu da değiştireceğiz. Yani vatandaşlara sanki şahsi bir katkı veriyormuş gibi, onların oyuna ve kişiliğine, haysiyetine baskı yaparak, onlara çıkar sağlamaya son vereceğiz. Ne yapacağız? Bakın il ve ilçe başkanlarımız değil, muhtarlarımız CHP iktidarında önem kazanacak. Muhtarlar devletin temsilcisidir. Ankara’nın doğrudan seçimle göreve gelen temsilcileridir. Muhtarlara güç katacağız ve muhtarlara diyeceğiz ki, kendi mahallende gerçekten yardıma muhtaç kim varsa ailenin listesini çıkar. Kaç tane aile gerçekten yardıma muhtaçtır bunu getir diyeceğiz. Sonra devletin sosyal hizmet görevlilerini göndereceğiz. Kontrol ettireceğiz, doğrumu değil mi bakacağız. Eğer doğru ise o aileye o ailenin içinden çalışabilecek birisi var mı yok mu ona bakacağız. Eğer o ailenin içinde ailenin erkeği, oğlu, kardeşi o aileden birisi bir iş bulunması halinde çalışabilecekse o aileyi kurtarmaya yardımcı olur. Yoksulluğun kökünde işsizlik var. Bir aileden birisi çalıştığı zaman o aile kurtulmuş demektir. Koca aile babanın emekli maaşına bakıyor. Baba hasta, bir emekli maaşı bağlanmış kendine yetmeyecek halde. O aileyle iş bulamayan oğlan, oğlanın eşi, çocuklar, hepsi geçinmeye çalışıyor. Orada birisine iş vereceksin. Eğer iki kişi varsa onlardan biri ailesinde kimse çalışmayan bir kişiyse, bir tek işimiz varsa o aileye vereceğiz. İhtiyacı olan aileye, yoksulluktan kurtarılacak olan aileye vereceğiz ve bunu da siyasetçi yoluyla değil, muhtar yoluyla tespit edeceğiz. Eğer olabilir ki, bir ailede ana yatalak veyahutta baba yatalak, ana çalışabilecek halde değil, çocuklar küçük, çalışacak kimse yok. Bir yan gelir yok, bir emekli maaşı yok. Var böyle aileler. Öyle bir tablo varsa ne yapacağız? O aileye devlet olarak yardım yapacağız.
Sevgili Elazığlılar, çocuk esirgeme kurumu niçin var? Kızılay niçin var? FAKFUK fon niçin var? Bu yardım toplayan dernekler niçin var? Bürokrasiye, devlet teşkilatına değil, doğrudan ihtiyacı olan aileye yardım yapacağız. O aileyi kontrol edeceğiz ve o ailenin hesabına parayı vereceğiz. O ailede kime yapacağız bu yardımı? Kadına yapacağız. Anaya yapacağız. Evin hanımına yapacağız. Niye? Çünkü kadın yemez yedirir, içmez içirir, giymez giydirir. Bizim kadınlarımız, analarımız, bacılarımız kartal gibi kanatlarını açarlar, atmaca gibi ailesi üzerinde kanatlarını gererler dururlar. Biliyorum, biliyorum. O nedenle kadınlara güveneceğiz. O kadının devletin hesabında bir banka numarası olacak. Kimsenin yüzünü görmeyecek. Kimseye yüzsuyu dökmeyecek. Muhtar onu önerdi. Sosyal hizmetlerin uzmanı geldi durumu gördü. Gerçekten ihtiyacı olan bir aile. Kadının bankadaki hesabına devlet her ay devletin gücü ölçüsünde yatırabileceği neyse gidecek onu oraya yatıracak sevgili Elazığlılar. Poşete moşete gerek yok. Hakkı olana oraya doğrudan vereceğiz. Tamam mı? Yani CHP iktidara geldiğinde bundan öncekiler gibi olmayacak. Bir şey değişecek. ÖSS kalkacak. Tamam mı? Mazotun ÖTV’si inecek tamam mı? Kadınlara devlet ana muamelesi yapılacak. Onlara yardımcı olacağız tamam mı?
Şimdi bunların olabilmesi için Türkiye’de bir takım yolsuzluklar varsa bunları önlemek lazım değil mi? Yolsuzluk var mı Türkiye’de? Elazığ’da var mı? Yapmayın. Elazığ’da da mı var? Bu Anadolu kenti dürüst, ahlaklı, vatansever insanların Elazığ’ı. Burada da mı var? Ankara’da da var mı? Ankara’da da var hem de nasıl ha? Ali Dibo’yu duydunuz mu Ali Dibo ne? Ali Dibo diye bir uygulama var biliyorsunuz değil mi? Ofer’i duydunuz mu? Ofer ne? İsrailli bir işadamı değil mi? Şimdi bu Ofer gelmiş Tüpraş’ın, biliyorsunuz Tüpraş’ı Türkiye’nin büyük rafineri şirketi. Tüpraş’ın %14.76’sını kimseye haber vermeden, ilan etmeden gizlice bu adama verivermişler. Bu duyulunca kıyamet koptu. Bu nereden çıktı, kim bu Ofer, niye buna veriyorsunuz? Niye ilana çıkmadınız. Belki daha yüksek verecek var, niye bunu denemediniz diye Türkiye’de kıyamet koptu. Başbakana sordular bu Ofer’i tanıyor musun diye. Başbakan hayır hiç tanıyorum dedi. Hemen buluşmalarının fotoğraflarını, tarihlerini çıkardılar tekrar sordular tanışmadın mı? Tanıştım dedi. Sabah reddetti öğleden sonra kabul etti. Tamam mı? Şimdi bu satıştan daha sonra o 14.76’nın geri kalanı satıldı. Satılınca fiyat ortaya çıktı. Ortaya çıkan fiyatla bunlara yapılan satış mukayese edilence görüldü ki, Türkiye bu satıştan 750 milyon dolar kaybetmiştir.
Sevgili Elazığlılar, o 750 milyon dolar İsrailli Ofer’e değil de Elazığ’a yatırılmış olsaydı bugün bu gençlerin hiçbirisi işsiz değildi. Şimdi bunu önlemek zorundayız değil mi? Bu düşündüklerimizi yapabilmek için, yani yeşil kartı kaldırıp nüfus cüzdanıyla insanlarımızın sağlık tedavisi görebilmeleri için, demin söylediklerimizi uygulamak için bunu yapmak zorundayız değil mi? Peki yolsuzluğu nasıl ortadan kaldıracağız? Yolsuzluğu inceledik, anatomisini inceledik. Ve gördük ki, yolsuzluk aslında bir sac ayağına dayanıyor. Her yolsuzluğun arkasında üç kişi var. Bir, haramzade bir işadamı var. Tamam mı? Yani kazancının helal mi, haram mı olduğuyla meşgul değil. Hak yiyor mu, yemiyor mu bununla meşgul değil. Yetimin hakkını yiyor mu, yemiyor mu hiç bununla meşgul değil. Para gelsin de nasıl gelirse gelsin diyen, kanun dinlemeyen, ahlak dinlemeyen, din iman dinlemeyen haramzade bir işadamı var değil mi bütün yolsuzluklarda. Yerli ya da yabancı fark etmez. O işadamının yanında ona yol gösterecek bir memur var. Bir onu görüyoruz. Yani tek başına iş adamı yapamaz. Ona biri yol gösterecek, erkete yapacak, yönetmelikten anlayacak, kanundan anlayacak. Minareye kılıf dikecek bir bürokrat lazım değil mi? Genel müdür, müsteşar, daire reisi birisi olacak devletin kaynağını oraya akıtıvermek için değil mi? İki. Birde üçüncü bir kişi lazım bu ikisi de yetmez. Bunlara güç katacak birisi lazım. O kim? O da namussuz bir siyasetçi. Birde o olacak değil mi? Şimdi haramzade işadamına ahlaksız bürokrat yol gösterecek, ahlaksız bürokratı da namussuz siyasetçi himaye edecek. Olay bu değil mi? Tamam. Bak ciğerden evet diyor. Yaşamış, biliyor. Şimdi bende inceledim bunu biliyorum. Yolsuzlukları bozmak için bu üçgeni kırmak lazım tamam mı? Bu üçgeni nereden kıracağız? Siyasetçi ayağından kıracağız. Siyasetçi ayağından nasıl kıracağız? Dokunulmazlığı kaldırarak kıracağız. Tamam mı? Dünyanın hiçbir demokrasisinde Türkiye’deki gibi bir dokunulmazlık yok. Ne demek dokunulmazlık? Niye dokunulmasın kardeşim? Suç işleyene dokunulur. Milletvekiliysen sen öncelikle suç işleme. Milletvekili suç işliyorsa ona iki defa dokunmak lazım. Dokunulmaz, savcıya ifade vermez, yargılanmaz, hüküm giymez, tutuklanmaz, dokunulmaz beyefendi. Hostes tokatlar, polis tokatlar. Görevini yapan, beyefendi olmaz diyen, trafikte yanlış yapmıştır. Beyefendi olur mu böyle şey size yakışır mı diyen, görevini yapan trafik polisine iki tane tokat atar. Sen benim kim olduğumu biliyor musun der. Sana kim olduğunu göstereceğiz.
Değerli arkadaşlarım, bakın sevgili Elazığlılar mecliste 200 siyasetçi hakkında yolsuzluk dosyası var. İçinde Başbakan var, bakanlar var. İçinde milletvekilleri var. Dünyanın hangi ülkesinde bir meclisin 200 üyesi yolsuzluk dosyası arkasında durarak mecliste görev yapıyordur. Böyle bir şey olur mu? Böyle bir meclisten milletin yararına halkın sorununu çözecek çözümler çıkabilir mi? Bunu kaldırmak zorunda değil miyiz? Bakın Elazığ’da, burada bütün Elazığ bulunuyor. Soruyorum her görüşten arkadaşım vardır. Lütfen bana söyleyin dokunulmazlık kalkmasın diyen bir tane Elazığlı kardeşim varsa burada lütfen elini kaldırsın göstersin. Var mı? Yok. Peki dokunulmazlık kalksın diyen Elazığlılar bir gösteriversin. Maşallah, maşallah. Bütün meydan.
Şimdi ben size soruyorum mecliste bu dokunulmazlığı kaldıracak bir parti var mı? Hangi parti o? CHP öylemi? Soruyorum mecliste CHP dışında dokunulmazlığı kaldıracak bir başka parti daha var mı? Dokunulmazlığın kalkmasını istiyorsunuz, bunu sadece CHP yapar biliyorsunuz. E siz peki seçimde ne yapacaksınız? Çare yok. Sadece bunun değiştirilmesi Türkiye’de bir yeni sayfanın açılması anlamına gelmez mi? Yeni bir dönemi açmaz mı? Bunu deneyelim. Bakın haksızlıkta yapmayım. 200 kadar dosya var dedim. Bunun tümü AKP’li değil. Bunlardan biriside benim. Benim hakkımda da bir dosya var itiraf ediyorum. Bana bir tebligat yapıldı dediler ki, seninde dosyan var. Hemen gittim baktım nedir diye. 2002 seçimlerinde Zonguldak’ta meydanda konuşurken saati geçirmişiz. Galiba şimdi de geçiriyoruz. Ama helal olsun Elazığ’a. Geçirmişiz orada birileri tutanak tutmuşlar. Demişler ki, suç işledi geçirdi. Savcılığa bildirmişler. Meclise gelmiş. Ben bunu öğrenince Adalet Komisyonuna gittim. Dedim ki, benim dokunulmazlığımı kaldırın, hakkımda böyle bir dava talebi var. Kaldırın ben gideyim Savcıya ifade edeyim. Mahkemede gideyim yargılanayım. Eğer mahkeme derse ki, bu eften püften bir iş, kötü niyet yok olabilir kardeşim bir zararda doğmamış beraat ettiriyorum derse teşekkür ederim hakime saygılarımı sunarım ayrılırım. Ama derse ki, kardeşim bu kanunları siz yapıyorsunuz, siz uygulayacaksınız, ben dinlemem bu suçtur der bana ceza verirse o cezayı çekmekten şeref duyarım, onur duyarım dedim. Benim dokunulmazlığımı kaldırın dedim. Hayır dediler kaldırmayız. Sizin değil benim dokunulmazlığım kalkacak dedim. Olsun dediler. Senin dokunulmazlığı kaldırırsak bizimkine yol olur dediler. Bu tabloyu da değiştireceğiz. Yani CHP iktidarı o bildiğiniz iktidarlar gibi olmayacak. Yeni bir iktidar olacak. Yoksula, kimsesize sahip çıkan, gence sahip çıkan, çiftçiye, köylüye sahip çıkan, dürüst, ahlaklı bir devlet yönetimi isteyen bütün vatandaşlarımıza sahip çıkan bir iktidar olacak inşallah. Tamam mı?
Şimdi ben bunları anlatıyorum. Ama Başbakan çok kızıyor. Başbakan işi gücü bıraktı benimle uğraşıyor. Benim malımı, mülkümü araştırmış, benim bütün ilişkilerimi araştırmış. Benim siyasi hayatımı araştırmış bir açık bulmaya çalışıyor. Bir açık bulacak, beni çürütecek, milletin gözünde düşürecek sonra bu tezgah devam edecek. Arıyor arıyor bulamıyor. Bulabildiği bir şey yok. Onun üzerine kızıyor, hırslanıyor ve bana saldırmaya başlıyor. Ne diyor mesela? Cibilliyetsiz bunlar diyor.
Şimdi diyor ki, cibilliyetsiz bunlar. Kardeşim bana şahsen mi diyorsun partime mi diyorsun. Şimdi ikisi de bir Başbakana yakışmaz. Bir Başbakanın ağzına bir Türk vatandaşına cibilliyetsiz demek yakışmaz. Sen benim şerefimi, onurumu korumakla yükümlüsün. Yani ne demek cibilliyet. Benim soyum belli, sopum belli, nereden geldiğim belli, ne olduğum belli, atalarımla, soyumla, sopumla iftihar ediyorum. Benim bir kompleksim yok. Ayrıca siyasetende gene nereden geldiğim belli. Kuvva-i Milliye’den geliyorum ben. Müdafaa-i Hukuktan, bağımsız Türkiye Cumhuriyetini kurma mücadelesinden geliyorum. Cibilliyet sözü senin ağzına yakışmıyor. Nereden çıkardın bu lafı? Şimdi niye? Kızıyor, kızıyor. Niye kızıyor? Ben diyorum ki, senin oğlun mazotu ÖTV’li mi alıyor, ÖTV’siz mi alıyor? Eğer sen öyle alıyorsan bunu sormak muhalefet liderinin görevidir. Değil mi? Sormayalım mı bunu?
Şimdi bunun cevabı ben ÖTV’yi çocuğuma uygulamıyorum demektir. Ya da onlara uyguluyorum, başkalarına da uyguluyorum, o da olabilir demektir. Bırak bende çiftçiden almayım. Şimdi bir takım kuyumcular son zamanlarda ön plana çıktılar belki duyuyorsunuzdur Başbakanın çevresinde. Şimdi pırlantadan KDV sıfır. Tamam mı? Elmastan KDV sıfır, inciden, mücevherattan KDV sıfır. Ama mamada KDV var. Değil mi? Şimdi bundan şikayet etmeyeceğiz mi? Başbakanın yolsuzluk dosyası var diyorum kızıyor, terörle mücadelede yanlış yapıyorsun diyorum. Yanlış yapıyor. Çıkıyor Türkiye’ye diyor ki, kardeşim Türkiye’de terör bittide mi Kuzey Irak’a sıra geldi. Bırak Kuzey Irak’a dokunmayalım diyor. Bir Başbakan, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı bunu söyleyebilir mi? Terör bir bütün. Türkiye’deki terör oradan besleniyor. Karargah orada, kökü orada, şehitler burada. Bize Barzani ağzıyla terör politikası söylüyor. Yanlış. Geçenlerde birbiri ardından çıktım gösteriverdim belgeleri. 2003 yılının Eylül’ünde Dubai’de bir anlaşma imzaladı. 1 milyar dolar hibe, 8,5 milyar dolar kredi karşılığı Irak’a hiç müdahale etmeyeceğim yeter ki, bu parayı verin dedi. Biz kıyameti kopardık. Korktu meclise getiremedi iptal edildi. Ama orada duruyor. Eve dönüş yasasını bu hükümet çıkardı. Eve dönüş yasası terörizme af yasasıdır. Bir tane terörist dağdan inmedi ama cezaevindeki mahkum olmuş teröristlerden çıkıp dağa gidenler oldu. Sen bunu yapmışsın ve sonrada geçen yıl 18 Nisan’da bir kanun teklifi yaptı meclise. Belgesini Elazığ bu işlerle ilgilidir, belgeli konuşarak anlatayım. 18 Nisan 2006 tarihinde Başbakan kendi imzasıyla meclise bir kanun tasarısı göndermiş. Altında imzası var Recep Tayyip Erdoğan. Burada diyor ki, terör örgütünün kurucusu pişmanlık yasasından bir defa yararlanabilir diyor. Tamam mı? Şimdi bunu kanunu çıkarmış. Ben bunları gösteriyorum. Bunlara bozuluyor, kızıyor ve sonra bana verip veriştiriyor. Bana geçen gün, dün galiba bu Deniz Baykal demiş yaşı 70 ama siyasi etikten yoksun. Zaten kendisi Başbakan olmakta istemiyor demiş değil mi? Yani bir Başbakan böyle konuşuyorsa o tam bir çaresizliğe düşmüş demektir. Benim yaşımdan Allah’a şükür bir şikayetim yok. Allah bana sağlık verdikçe bu millet için koşacak dermanı kendimde bulduğum sürece ve millette beni görevlendirdiği sürece her göreve hazırım, her göreve koşacağım. Eğer bir Başbakan siyasi rakibinin politikalarını, anlayışını, değerlerini, amaçlarını, uygulamalarını değil de hastalığını, yaşını dedikodu konusu yapıyorsa o bir zavallıdır.
Değerli arkadaşlarım, hele Başbakanın ağzına siyasi etik sözü hiç yakışmıyor. Etik demek arkasında dosyası olmamak demektir. Siyasi ahlak demektir, siyasi dürüstlük demektir. Kendi çocuğunu değil, milletin evlatlarını düşünmek demektir. Ahlak demek etik demek öyle değil mi?
Sevgili Elazığlılar bize diyor ki, böyle kızgınlıktan hakaret edecek kılavuzu karga olan diyor. Bizim kılavuzumuz falan yok. Bizim kılavuza ihtiyacımızda yok. Biz siyaseti başarılı, ciddi, tutarlı bir şekilde götürüyoruz. Bir kılavuza ihtiyacı olan varsa o da başbakanın kendisidir. 360 milletvekiliyle bir Cumhurbaşkanını seçmeyi başaramayana bir kılavuz lazımdır. Öyle değil mi?
Yani sevgili Elazığlılar elinizi vicdanınıza koyunuz. Parlamentoda 360 milletvekili olan bir insan Cumhurbaşkanını nasıl seçemeyebilir. Bu kolay başarılacak bir iş midir? Üstelik muhalefet partisi olarak ben demişim ki, bir AKP’liyi de seçebiliriz. Uzlaşma lazım demişim. Gelin uzlaşalım demişim. O çıkmış demiş ki, uzlaşma muzlaşma yok. Uzlaşma yapmayacağız, biz seçeceğiz. AKP grubu seçecek demiş. Ana muhalefet partisini ziyaret etmek zaman israfıdır demiş. Önlerine bir çelik çomak attık oynuyorlar demiş değil mi? Ne oldu o çelik çomaklar? Hani böyle afrasından, tafrasından yanına yaklaşılmıyordu, kimseyle konuşmam, ben bu işi yapacağım, uzlaşmaya gerek yok. Çelik çomak oynuyorlar diyordu ne oldu yapabildi mi? Sana uzlaşmayla yapalım, bir AKP’li de olabilir dedim. Aklın yattı mı? Yatmadı. Ne oldu o aradan 3 ay geçti. Şimdi geldiğimiz noktada diyor ki, Cumhurbaşkanı seçimi için uzlaşma lazım. Değil mi? Şimdi buraya geldi. E aklın neredeydi? Uzlaşarak daha önce yapsaydınya. Sana bunu söylediğimiz zaman reddeden sen değil miydin? Şimdi uzlaşma lazım demek ben geçen defa hata ettim, yanlış yaptım, pişmanım demektir. Yanlış yaptıysan çık ve milletten özür dile. Cumhurbaşkanını krize ben soktum de ve özür dile.
Değerli arkadaşlarım, Cumhurbaşkanlığı konusunda yığınla dedikodu var. Bunların hiçbirisi doğru değildir. Bakın size hatırlatacağım. Biz Sayın Erdoğan’ın Başbakan olmasının önündeki engelleri biz kaldırmadık mı? Bunu yaparken onun inancını, onun anlayışını, onun değerlerini dert edindik mi? Bu konuda en küçük bir tereddüt taşıdık mı? Bunlarla meşgul olduk mu? Millet oy vermiş %34 elbette Başbakan olması lazım dedik. Bu konudaki bir takım anlamsız engelleri kaldırmak lazım dedik. Millet iradesini ortaya koydu elbette Başbakanlığa gelmelidir dedik. Millete saygımızdan dolayı bunu yaptık. Yaparken de hiçbir zaman onun inancını, dinini, anlayışını aklımızın kenarından bile geçirmedik. Böyle bir ayrım olur mu? Bundan önce seçilen Cumhurbaşkanlarının inancını, dinini birisi düşünerek mi destekledi ya da engelledi. Böyle bir şey olur mu? Bu memleketin dürüst, namuslu, haysiyetli evlatları değil mi bundan önce seçilenler. Onlara hakaret etmeye kimin ne hakkı var. Bir AKP’li de seçilebilir dedik. Bunu söylerken biz kimsenin inancını, anlayışını, dinini aklımızın kenarından dahi geçirmedik. Beceremediler, başaramadılar, yüzlerine, gözlerine bulaştırdılar. Şimdi hata ortaya çıktı bu defa uzlaşacağız diye geçmiş yanlışlarını itiraf ediyorlar. Değil mi?
Şimdi söyleyin bakalım Elazığlılar kime kılavuz lazım? Eğer CHP’nin elinde o 360 milletvekili olsaydı bugün Türkiye Cumhurbaşkanını seçememiş olur muydu? 49 milletvekiliyle biz meclis başkanı seçtik hatırlıyor musunuz? 360 milletvekiliyle Cumhurbaşkanını seçememiş. Sonrada bana kılavuz mılavuz diyor. Hadi canım sende, önce sana bir kılavuz lazım sana.
Gerçi Başbakanın kılavuza pek ihtiyacı yok. Bir sürü kılavuz var etrafında değil mi? Bir fındıkçı var kılavuz değil mi? Hani lavabodan süpürmeyin kullanın diyen bir danışman değil mi? Ayrıca başka kılavuzları da var yerli ve yabancı değil mi? Yabancıda var değil mi? Hem yakınımızdan var, hem uzaktan var değil mi? Biliyorsunuz hepsini. Kılavuz lafı Başbakanın ağzına yakışmıyor. Bizim kılavuza falan ihtiyacımız yok. Bizim bir tane kılavuzumuz var. O da Gazi Mustafa Kemal Atatürk’tür.
Bakın sevgili Elazığlılar, şimdi bir tutanak daha düzenlenmesin. Doluyum, sizi de çok özledim, çok söyleyeceğim şey var. Sizinde çok derdiniz var pankartlardan gördüm hepinize teşekkür ederim. İnşallah önümüzdeki seçimden sonra sizlerle daha sık beraber olacağız. Bu konuları hep beraber konuşacağız tartışacağız. Ben size şimdi iktidarda ne yapacağım hakkında biraz bilgi verdim. Ne yapmayacağımızı da söylemek istiyorum. Bir; halkı ezdirmeyeceğiz. Halk eziliyor mu? Evet eziliyor. Çiftçi eziliyor mu? Eziliyor. Emekli eziliyor mu? Eziliyor. İşsiz genç eziliyor mu? Eziliyor. Esnaf eziliyor mu? Eziliyor. Halkı ezdirmeyeceğiz.
İki; ülkeyi soydurmayacağız. Soymadık, soydurtmayacağız. Biz soymadık soydurtmayacağız. Soyanlara fırsat vermeyeceğiz. Nasıl soydurtmayacağımızı biliyoruz. İnceledik, çaresini bulduk, size de anlattım. İnşallah iktidara gelip onu uygulayacağız. Soydurtmayacağız.
Üç; devleti böldürtmeyeceğiz. Canım devleti bölmek isteyenler mi var. Elbette var. Haritalar dolaşıyor değil mi? Devleti bölmek isteyenler var mı, yok mu Elazığlılar? Var değil mi? Devleti bölmek isteyenlere meydanı boş bırakanlar var mı yok mu? Onlara fırsat verenler var mı, yok mu? Şimdi ben çıkıyorum diyorum ki, CHP olarak biz devleti böldürtmeyeceğiz.
Değerli arkadaşlarım, bakın bunları gerçekleştirmek için benim sizin desteğinize ihtiyacım var. Siz derken sakın ha olayı bir parti olayı gibi anlamayın. Bugün ülkemize yönelik sıkıntılar, tehlikeler artık parti işinin geride kalmasına neden olmuştur. Artık parti işi önemini kaybetmiştir. Eğer sorun Türkiye ise çare CHP’dir.
Ben merkezin sağına oy verdim, ben falan partiye oy verdim. Hepsi başımla beraber, hepsini saygıyla karşılıyorum. Ama gün ayrışma günü değil, ideoloji günüde değil. Sağcılık, solculuk günüde değil. Devlete, millete sahip çıkma günü.
Sevgili Elazığlılar, bu devlette bizim, bu millete bizim. Sağcısıyla, solcusuyla, Alevi’siyle, Sünni’siyle etnik kökü, kökeni ne olursa olsun bütün kesimleriyle hepimiz Türk milletinin bir parçasıyız. Bunu içine sindiren herkes el ele vermelidir. Bu soyguna son vermek için, Türkiye’ye yönelik bu tuzakları durdurmak için, milletin hakkına sahip çıkmak için Türkiye’de bir değişimi, dönüşümü sağlamak için herkes el ele vermelidir. CHP bu milletin bir partisidir. Bu milletin bugünlerde kullanması gereken bir partidir. Biz bu anlayışla milletimizin hizmetindeyiz. Elazığlılara hizmet etmekten şeref duyarız, onur duyarız.
Bu muhteşem miting için bütün Elazığlı kardeşlerime yürekten teşekkür ediyorum. Hepinize saygılar, sevgiler sunuyorum.
13/7/2007 · Kategori: Soylev
GENEL BAŞKAN DENİZ BAYKAL’IN
ARTVİN MİTİNGİNDE YAPTIĞI KONUŞMA
(12 Temmuz 2007)
Sevgili Artvinliler, Bu seçim kampanyasında Artvin’i ziyaret etmeden, sizleri selamlamadan, sizlere bir merhaba demeden bu kampanyayı tamamlamaya gönlüm elvermedi. Artvin’in bizim için, benim için, bütün CHP’liler için çok özel bir yeri, çok özel bir önemi vardır. Biz Artvin’i çok severiz. Artvin’e şükran duyarız. Eksik olmasın Artvin bizi daima desteklemiştir. O güç günlerde de yani CHP’nin iktidara yönelmediği, daha yeni kurulduğu 12 Eylül sonrasının o güç günlerinde de Artvin bize eksik olmasın sahip çıkmıştır, ben bunun şükran duygularını daima yüreğimde hissettim. Şimdi ihtiyaç var yok tartışmasını bir yana bıraktım ortada bir seçim kampanyası var. Oy verir vermez ayrı bir iş ama ben Artvin’e gideceğim, düşüncelerimi her yerde söylediğim gibi orada söyleyeceğim, Artvinlileri selamlayacağım, onlarla kucaklaşacağım dedim.
Bunun için aranıza geldim. Eksik olmayın bizi çok güzel karşıladınız, her zaman olduğu gibi çok muhteşem karşıladınız. İçimiz gönlümüz açıldı. Şu DSP bayraklarıyla, CHP bayraklarını ne güzel birbiriyle kaynaştırmışsınız. Ne güzel. Genciyle, yaşlısıyla, kadınıyla, erkeğiyle bütün Artvin’i biraraya getirmişsiniz, eksik olmayın. İşte bu manzarayı görmek istiyordum. Sizleri böyle görmek istiyordum. Hepinize teşekkür ederim sağolun var olun.
Sevgili kardeşlerim, nasılsınız iyi misiniz? Keyfiniz yerinde mi? İşleriniz yolunda mı? Kazancınız yerin demi? Borçlar ödeniyor mu? Çiftçinin, orman köylüsünün durumu iyi mi? Esnafın durumu iyi mi? Gençler iş bulabiliyorlar mı? Artvin’e hizmet yağıyor mu?
Yani geride bıraktığımız 4,5 yılda 5 yıla yakın süre içinde Artvin’e büyük hizmetler, yatırımlar aktı mı? İşyerleri açıldı mı gençlerimize? Nasıl baraj bitiyor mu? Eskiden 1500 kişi çalışıyordu şimdi kaç kişi çalışıyor? 500’e indi. Nasıl, esnafın kazancı yerinde mi? Kirayı ödüyor mu? Elektriği, suyu, yanında çalışan çocuğun primini, sigortasını, vergisini ödüyor mu?
Zenginleştiniz mi 5 yılda? Gelir artmadı mı? Bir ev varken ikinci bir ev yaptınız mı? Bir dükkan varken ikinci bir dükkan açtınız mı? Eldeki tehlikede diyorsun, onu tutmaya çalışıyoruz öyle mi?
Niye böyle oluyor? Büyükler diyor ki, Türkiye zenginleşti diyorlar. Türkiye çok zenginleşmiş. Katlanmış Türkiye. 4 kat, 5 kat Türkiye zenginlemiş. Buraya damlamadı mı? Artvin’e o zenginlikten gelen giden bir şey yok mu? Artvin Türkiye’nin bir parçası değil mi? 5 kat artmış zenginlik, niye Artvin’e gelmiyor? Yok mu gelen giden?
Bakın, Türkiye’nin borçlarını bu 5 yıl içinde, 4,5 yıl içinde bunlar iki katına yakın arttırdılar. 221 milyar dolar borç vardı 80 yıllık cumhuriyet tarihi boyunca yapılmış ortak borç. Yani Atatürk, İnönü dönemi dahil, Menderes Bayar dönemi dahil, Demirel dönemi dahil, Özal dönemi dahil. Daha sonraki hükümetler dahil hepsinin ortak borcu 221 milyar dolar.
Atatürk-İnönü döneminin borcuda dahil dedik ama haksızlık yaptık. Allah rahmet eylesin, nur içinde yatsınlar onlar dışardan tek kuruş borç almadı. Onlar borç ödediler. Osmanlı’nın, Düyunu Umumiyenin borcunu ödediler. Borç almadan memleketi kalkındırmak için ne mümkünse yapmaya çalıştılar. Yollar yaptılar, demiryolları yaptılar, Karabük demir-çeliği kurdular, ülkede dokuma fabrikası yoktu, mensucat fabrikası yoktu o fabrikaları kurdular. Çimento fabrikası yoktu onları kurdular.
Türkiye’yi ayağa kaldırmak için çalıştılar. Sonra borç alınmaya başlandı. Borç alındı. Gelenler bir sürü bir şey yaptılar. Yani Alüminyum sanayilerini kurdular, Ereğli demir-çeliği kurdular, Tüpraş’ı yaptılar, Petkim’i yaptılar, rafinerileri kurdurlar. Pek çok hizmet yapıldı. Sonuç ne 221 milyar dolar. Kaç yılda? 80 yılda. 4,5 yılda bunlar geldi. 4,5 yılda bunlar bir o kadar borç yaptılar. Yani 4,5 yıldaki borç miktarı eklenince şu andaki borç 408 milyar dolar.
Değerli arkadaşlarım, bu kadar bu 200 milyar dolar borç yaptılar bunlar bu dönemde. Bundan Artvin’e gelen giden bir şey yok mu? Hiçbir tesis yapılmadı mı? Hiçbir şey gelmedi mi? Nereye gitti bunlar? Ne gemisi?
Şimdi bu kadar borç yapıldı gelen giden bir şey yok. Bunlar birde elde avuçta ne varsa onu sattılar değil mi? Yani bu 80 yılda yapılmış ne kadar önemli, işe yarar, para getirir, getirisi olacak tesis varsa elde avuçta ne varsa, atadan, deden devralmış ne varsa tümünü elden çıkardılar değil mi? Oradan bir sürü para kazandılar. Borç aldılar. Oradan o kadar para kazandılar. Milletin vergisini aldılar, milletin harcamasını kıstılar. Bunlardan da gelen bir şey olmadı mı? O satılan mallar kimin malları? Milletin malını sattılar, millete bir şey geldi mi ondan? Gelmedi.
Şimdi en son Petkim’i satma kararı aldılar biliyor musunuz? Petkim’i biliyorsunuz değil mi? Petkim bizim sanayiimizin en önemli kuruluşlarından biri. Yani Petkim’den çıkan ürünler Türkiye’nin diğer sanayilerini besliyor. Diğer sanayilerine oradan ürün gidiyor. Petkim’i alan birisi bizim bütün sanayilerimizi tutuyor demektir. Bu kadar önemli bir sanayi kuruluşu.
Şimdi bunu sattılar. Kim aldı? Kimin aldığı belli değil. Karışık ama. Karışık olduğu belli. Net bir alıcı yok. Güvenilir bir insan bu alanda yığınca hizmet vermiş, dünyanın sayılan bir petrokimya kurulunun yöneticisi, sahibi, dünya çapında saygı gören, parasıyla, iş bilirliğiyle, petrokimya alanındaki başarısıyla kendisini dünyaya kabul ettirmiş birisi değil.
Kim olduğu belli değil. Karışık kuruşuk bir iş değil mi? Buna verdik. Neyi veriyoruz? Türkiye sanayiinin can damarını veriyoruz. Ne zaman veriyoruz? Seçime 15 gün kala. Seçime iki hafta kala bunu veriyoruz. Bu telaşa gerek ne? Niye iki ayağı bir pabuca sokuyoruz. Yani yangından mal mı kaçırıyoruz? Gümrükten mal mı kaçırıyoruz? Selin önünden kütük mü kapıyoruz? Bu telaş niye? Normal bir zamanda yap. Bekle seçimi, yeni bir iktidar kurulsun o iktidar bu işi yapsın.
Hayır, şimdi yapacağım. Niye? Şimdi sevgili Artvinliler, soruyorum bu Petkim’i satalım mı? İstiyor musunuz? Şimdi bende size söz veriyorum. İnşallah 15 gün sonra CHP iktidar olacak. CHP iktidar olunca ilk yapacağımız işlerden biri Petkim satışına dur demek olacak. Tamam mı? İstediğiniz bu muydu sizinde? Zaten biliyorum bunu istediğinizi. Sizin için, bunu istediğiniz için bunu yapacağız. İnşallah siz diyeceksiniz ki, ya bu Deniz Baykal Artvin’e geldi meydanda dedi ki, bunu yapacağım, helal olsun adam sözünde durdu dedirteceğim size.
Sevgili kardeşlerim, bakın CHP iktidarı bugüne kadar gördüğünüz iktidarlar gibi olmayacak. Köklü değişimler yapacağız. Biz alıştınız siyasetçiler gibi seçimden önce söz verip seçimden sonra onu unutma anlayışını reddediyoruz. Biz sözü özü bir siyasetçi olacağız. Söyleyeceğimiz lafı tartarak söylüyoruz. Hesabımızı yaparak söylüyoruz. Boş konuşmamaya çalışıyoruz. Bizim için çünkü siyasetçinin en büyük sermayesi güvenilirliğidir. Bir söz söyledi mi bu bunu bilerek söylüyor dedirtebilmektir. Bu böyle olmalıdır. En büyük sermayemiz odur bizim. Bu doğru konuşuyor dedirtebilmektir.
O nedenle ben bütün hayatım boyunca buna özen gösterdim. Şimdi büyük bir değişimin öncesindeyiz. Türkiye’de CHP’nin iktidara doğru gittiğini görüyoruz. Bu ortamda ben o sorumluluk duygusu içinde konuşuyorum. Yanlış bir şey vaat etmemeye çalışıyorum. Vaat ettiğimde her şeyin arkasında sonuna kadar durma kararındayım. Bunu bilmenizi istiyorum.
Bakın ne yapacağız? Şimdi bir defa CHP iktidarın bu bölgeye sahip çıkacağız. Onu bilmenizi istiyorum. Hiç kuşkunuz olmasın. Demin söyledim bakın, niye ben bugün koştum geldim buraya? Artvin’e saygımı ifade etmek için. Artvinlileri selamlamak için. Artvin’e taahhütlerimi kendi ağzımdan bir kez daha ifade etmek için. Seçim sonucu ne olursa olsun bunu söylemek için geldim.
Artvin’e de sahip çıkacağız, Karadeniz’e de sahip çıkacağız. Karadeniz Türkiye’nin çok özel bir bölgesi. Orayı ayağa kaldırmak lazım. Bunun gereklerini biliyoruz. Ne yapılması gerektiğini biliyoruz. Yapılacak hizmet alanları belli. Geçim kaynakları belli. Onlara sahip çıkacağız. O bakımdan hiç tereddüt etmemenizi rica ediyorum. Arkadaşım yol diyor, elbette yol sorununu öncelikle tamamlayacağız. Elbette o tüneli tamamlayacağız. Bunu bilin. Üniversite kararı alındı, üniversitenin içini dolduracağız. İnşallah her ilçeye bir meslek yüksek okulu koyacağız. Her ilçesine.
Artvin eğitimi en yüksek olan insanların yaşadığı bir yer. Türkiye’nin her yerinde çok iyi yetişmiş, çok değerli Artvinliler var. Üniversite öğretim üyeleri var, burada ders verecek insanlar var. İnşallah onları derleyeceğiz, toparlayacağız. Artvinli gençlerin hizmetine sokacağız. Üniversiteyi ayağa kaldıracağız. Buranın üniversiteye ihtiyacı var.
Burada büyük turizm potansiyeli var. Burası kendine özgü turizm zenginliği olan bir yer. Ben bir turizm bölgesinden geliyorum. Ama bizim turizmimiz başka bir turizm. Deniz turizmi, güneş turizmi. Burası başka bir olay. Buranın kıymeti bambaşka. Dünyanın geleceği de bu bölgenin turizminde. Buralarda büyük gelecek olduğuna inanıyorum inşallah ona da sahip çıkacağız, inşallah hep beraber o turizmin geliştiği günlerde sizlerle beraber olacağız. Boğa güreşlerini de birlikte izleyeceğiz inşallah.
Bakın, çayı sahipleneceğiz. Onu bilmenizi istiyorum. Fındığı sahipleneceğiz. Bunu çok açık bir şekilde ifade ediyorum. Bu bakımdan bir tereddüdünüz olmasın. Çaykur’u kesinlikle özelleştirtmeyeceğiz. Orada devlet bir işe yarayacak. Devletin ekonomide bir işlevi olacak. İşte oralarda işlevi olacak. Kollayacak, himaye edecek, sahip çıkacak, ezdirmeyecek, piyasayı düzenleyecek. Fındığa da destek olacağız, çaya da destek olacağız. Bunu sizin içinde söylüyorum, Rize içinde söylüyorum.
Şimdi sevgili Artvinliler, kota diyorsunuz değil mi? Kotayı bunlar bakın sadece çayda değil şekerde de kota dediler, kaldıracağız dediler, pancarda ama kalkmadı. Tütünde kaldıracağız dediler. Tütünde kalkmadı, çayda dediler tam tersine kotayı daha da ağırlaştırdılar. Verdikleri sözlerin hiçbirisini tutmadılar.
Yeşil mazot dediler, mazot geldi mi? Mazotun fiyatı indi mi? Şimdi bakın, çiftçiyi ayağa kaldırmanın bir gereği olarak biz bu konuda bir söz veriyoruz. CHP iktidarında çiftçinin mazotundan ÖTV alınmayacaktır. Bunu ısrarla söylüyoruz. Herkes zannediyor ki, biz bunu seçime çeyrek kala vatandaşın oyunu almak için ortaya attık. Böyle bir şey yok. Bakın yanımda getirdiğim kitabı size göstereyim. Türkiye’de Tarım Gerçeği. Bu kitap CHP’nin 2005 yılında yayınladığı kitap. Bu kitabın içindeki sözleri biz 2002 seçiminden bu yana söylüyoruz. Arkadaşlarım bilirler. 2002 yılından beri Türkiye’de tarımı nasıl ayağa kaldırırız diye uzmanlarımızı biraraya getirdik, çalıştılar, projeler geliştirdiler, bunu kitap haline getirdik ve ilan ettik. Tarihi 2005 kitabın.
Ama sözler daha da eski. Yani o partiden aldı, bu partiden aldı, yok bilmem seçime çeyrek kala söyledi bu bizim, doğru değil. Diğer partiler için doğru mu değil mi bilmeme ama bizim için doğru değil. Bu bizim çiftçiye yönelik aldığımız bir tedbir. Orada açıkça diyoruz ki, çiftçinin kullandığı mazotun ÖTV’sini almayacağız.
Değerli arkadaşlarım, sevgili Artvinliler, bakınız bu büyük tartışma yarattı. Başbakan kıyameti koparıyor. Yapamazsınız, edemezsiniz diye. Bende her yerde soruyorum şimdi Artvin’de soracağım. Başbakan lütfen cevap versin. Oğlu Bilal Erdoğan’ın gemisinde kullandığı mazot ÖTV’li mi değil mi? Kaça veriyor o mazotu oğluna?
Şimdi Bilal mazotu ÖTV’siz alacak. Özel havacılık şirketlerini işletenler onlarda mazotu ÖTV’siz alacak. Ben tarımda kullanılan, çiftçinin kullandığı mazottan ÖTV almayacağım diyeceğim. Vay nasıl yaparsın diyecek. Arkadaş sen denizden almamışsın, havadan almamışsın bırak Deniz Baykal’da gelsin o da karadan, topraktan, çiftçiden almayıversin.
Bunu hesabını, kitabını yaptık. 2,5 milyar dolarlık bir iş. Ama yararlanacak insan sayısı 20 milyon, aynen. 4 milyon çiftçi ailesi var. 20 milyon insan yararlanacak. Dolaylı olarak birde tüketici yararlanacak. Yani ve bu kimseye devletin cebinden para koymak anlamına gelmiyor. Zaten çiftçi ÖTV’siz de olsa ham petrolün dışarından ithal edilirken ödenen parasını ödeyecek. Rafineri masrafını ödeyecek. Bayi karını ödeyecek. Nakliye masrafını ödeyecek. KDV’sini ödeyecek. Bir ÖTV’sini almayacaksın. ÖTV nereden geliyor? Ankara’da büyük israf yapıldı. Yolsuzluklara para harcandı, para bulmak lazım. Bindirdiler milletin ÖTV’sine. KDV alırken üstüne bir de ÖTV. Her şeye ÖTV bindirdiler.
Şimdi biz diyoruz ki, arkadaş bu çiftçinin Türkiye’de o 4 milyon çiftçinin, ailesiyle 20 milyon insanın mecali kalmadı. Bu insanlar Türkiye için önemli. Toplumun tabanı, temeli bu insanlar. Ülke kalkınacaksa onların üzerine kalkınacak. Esnaf eğer onlar güçlüyse kazanç sahibi olacak.
Toplumun temeli bu. Bunlara sahip çıkmak lazım. Bunların ihtiyacı var. Onlara destek olacağız diyorlar, vay nereden bulacaksın 2,5 milyarı? Ya bırak sen o 2,5 milyarı bankasını batırmış 50 tane bankere 50 milyar dolarını bu memleketin ödeyen sen değil misin? Ben 2,5 milyar ödeyeceğim, 20 milyon insana ödeyeceğim. Helal olsun.
Bunu yapıyoruz, yapacağız arkadaşlar. Bu sözlerimi size hatırlatıyorum. Ayrıca bu Yeşil Kart var ya. O Yeşil Kartı kaldıracağız. Yeşil Kart yolsuzluk kaynağı. Bugün altında Mercedesli Yeşil Kartlı insanlar var. Cebinde Yeşil Kart altında Mercedes. Yani vatandaş ihtiyacı olan muhtarı bulamaz, kaymakamı bulamaz, Yeşil Kartı alamaz, sürünür, perişan olur ama altında Mercedesli, sırtını AKP kodamanına dayamıştır, kaymakamı, muhtarı ayarlamışlardı, almışlardır Yeşil Kartı. Bu kabul edilebilir bir şey değil. Bunu kaldıracağız.
Ne yapacağız onu yerine? Onun yerine şu gelecek arkadaşlar şu, nüfus hüviyet cüzdanı. Bunun bir şerefi var, bir onuru var. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı. İşte bununla. Bak bunun üstünde bir numara var. O numara bilgisayar ortamında senin SSK üyesi misin, Bağ-Kur üyesi misin, Emekli Sandığı üyesi misin, özel sigorta sistemine mi tabisin, genel sigortanın primini ödeyen birisi misin, primini ödeyemediği için devlet tarafından primi ödenen üyesi misin?
Hepsi gözükecek. Ama primini ödemese dahi her vatandaşın primini ödeyemeyen sigorta kapsamı dışındaki bütün vatandaşların primini ödeyemeyenlerin, gücü yetmeyenlerin primini devlet ödeyecek ve o insanlarında hak ettikleri sağlık tedavisini mutlaka karşılayacak. Nüfus hüviyet cüzdanıyla sağlayacak. Dünya buraya geldi. Bizde geleceğiz arkadaşlar. Bizde geleceğiz. Çare yok.
Ayrıca gençlerimize sahip çıkacağız. Bunu bilmenizi istiyorum. Gençlik geleceğimiz, umudumuz, Türkiye’nin yarını, Türkiye’nin gücü. Onları sahiplenirsek yarın Türkiye daha iyi olur. Hepimizin evladı var, hepimizin çocuğu var. Gence sahip çıkmak bütün ülkeye sahip çıkmak demektir. Niçin çalışıyorsunuz? Niçin bu sıkıntıları çekiyorsunuz? Niçin çile çekiyorsunuz? Niçin işinizi., köyünüzü, yurdunuzu bırakıp göçe gidiyorsunuz. Çocuklarınızı daha iyi yaşatmak için değil mi? Onlara daha iyi bir gelecek bulmak için değil mi? Onları iyi yetiştirmek için değil mi? Analar, babalar onun için sıkıntı çekmiyor mu?
Evet, onun için çekiyor. Bizde bunu devlet olarak biliyoruz, gençlerimize anası, babası gibi bizde sahip çıkacağız. Onlar bizimde çocuğumuz. Bizimde evladımız onlar. Onları sahipsiz bırakmayacağız.
Değerli arkadaşlarım, bakın gençlerle ilgili olarak düşündüklerimi ifade edeyim. Bir, bir defa çalışan gençler var, okuyan gençler var. Çalışan gençlere iş bulmaya çalışacağız. Çünkü Türkiye’deki yoksulluğun temelinde işsizlik yatıyor. Çalışmayınca bir insan, ailede de çalışan birisi yoksa, babası da çalışmıyorsa, kardeşi de çalışmıyorsa, bir ailede kimse çalışmıyorsa o aile yoksulluğa mahkum oluyor.
Eğer bir emeklilik maaşı geliyorsa üç beş kuruş ki, onlarda yetersiz, onları da ayağa kaldırmak lazım. İnşallah emeklilere de sahip çıkacağız. Emekli kardeşlerim biliyorlardır tüfe alacakları var. Yargıtay’dan hüküm çıktı. Mahkeme diyor ki, yazıktır, günahtır, bu emeklinin hakkı öde bunu diyor, yıllardan beri uğraşıyorum ben mecliste muhalefet partisinin Genel Başkanı hala ödettiremedik. CHP iktidar gelir gelmez ilk yapacağı işlerden biri o emeklilerin tüfe alacağını derhal ödemek olacak. Emekliler destek olacağız.
Gençlerimize iş bulacağız. Çünkü ailede bir emekli maaşı 3 çocuk, anne yani çocuklar evlenecek, para kazanacak, askere gidecek, gelecek, o sıkıntılar. Bir maaşla idare etmeye çalışıyor. Bir gence iş vereceksin, bir çocuğa iş vereceksin.
Bakın iş verirken devlet olarak kafamızda çalışmayan ailelerin, eve muntazam gelir gelmeyen ailelerin çocuklarına öncelikle iş verme anlayışı olacak. Önce onlara bakacağız eğer bir işimiz var iki çocuk talipse çocuklardan birisinin ailesinde gelir yoksa, o yoksul bir aile ise o aileden bir çocuğa öncelikle iş vereceğiz. Sosyal adalet, yoksullukla mücadele başka türlü olamaz. Bunu yapacağız.
Ayrıca yoksul ailelere, yani çalışacak insanı da olmayan, iyice olağanüstü güç durumda olan ailelere yani mesela eşi yatalak, çocuklar küçük, kadının yapacak hiçbir şeyi yok, bir emekli maaşı bile yok. Öyle ailelerde var. Bir çay bahçesi yok. Bir fındık bahçesi yok. Bir geliri yok. Perişan aileler var. Ne yapacağız onları? Onlara bu memlekette Çocuk Esirgeme Kurumu var. Bu memlekette Kızılay var. Bu memlekette Fak-Fun Fon var. Bu memlekette işsizlik sigortası var. 20 katrilyon para var o işsizlik sigortasında.
Bütün bunların ötesinde biz bütün bunların yerini alacak bir yeni anlayışı uygulamaya koyacağız. Nedir o anlayış? Bir defa muhtarlar eliyle her mahalledeki gerçekten devlet yarımına muhtaç ailelerin listesini çıkaracağız. İlçe başkanları, il başkanları eliyle değil. Muhtarlar eliyle. Listeyi çıkartacağız, sosyal hizmet kurumunun yetkilileri gelip inceleyecekler, denetleyecekler, durumu görecekler ve ondan sonra o aileye yardım kararını alacağız. O aileye yardım kararı alınmışsa ne olacak? O aileye o ailenin adına kime? Anneye, kadına, o aile adına kadına, anneye bankada hesap açtırılacak. Öyle gel elimi öp, söz ver benim partime oy vereceğine yada bu iyiliğimi unutma, bana bir özel şükran duygusu içinde ol. Bunları hiçbirisine gerek yok. Sen bir aileni yöneticisisin. Sen o ailenin sorumluluğunu üstlenmişsin, sen Kızılay’ın işlevini yerine getiriyorsun, Çocuk Esirgeme Kurumunun işlevini yerine getiriyorsun. Sen Fak-Fun Fonun işlevini yerine getiriyorsun. Sen devletin ailedeki temsilcisisin. Biz sana güveniyoruz. Çünkü sen anasın. Çünkü yemezsin yedirirsin, giymezsin giydirirsin, içmezsin içerirsin. Ailene, çocuğuna sen sahip çıkarsın. Bir kartal gibi kanatlarını açarsın yuvanı sahiplenirsin. Sana güveniyoruz, devlet olarak biz senin adına bankada açtığımız hesaba para yatıracağız. Aileni sen onunla geçindireceksin diyeceğiz.
Buna devlet ana projesi diyoruz. Ana ailenin içinde devlet olacak. Devlet ona destek olacak o da ailesine sahip çıkacak. Yeşil Kart kalkacak. Poşetle yardım geliyor, demi anlattığım o ailelere yardım için. Nohut geliyor, bulgur geliyor, pirinç geliyor. Sizlere de geliyor mu? Artvin’e de geliyor mu? Kömür geliyor. Ağustos ayında kömür geliyor. Temmuz ayında kömür geliyor.
O kömüründe kararnamesinin altında bir yazı var diyor ki, kömür dağıtılır parasını gelecek hükümet öder diyor. Yani bunlar dağıtacak biz ödeyeceğiz belki parasını. Kömürde geliyor mu? Altında geliyor mu altında? Bir de altın dağıtıyorlar. Yeni çıktı. Geliyor değil mi? Altını alıyor geliyor iktidar partisinin adamı çalıyor kapıyı verecekte bir bahane bulması lazım. Ayıpta oluyor doğrudan ne olacak. Diyor ki, sizin sünnete gelemedik. Kusura bakmayın geç kaldık altını şimdi getirelim dedik. Oğlan bir giriyor kapıdan içeriye maşallah 19-20 yaşında delikanlı. Damatlık.
Şimdi bunları yapıyorlar. Yapsınlar. Helal olsun. Size de geliyor mu? Gelince alıyor musunuz? Almadınız mı? Onlar kime vereceğini biliyorlar mı diyorsunuz? Şimdi bakın Artvin’de size de dağıtırlarsa size söyleyeceğim şu; bana soruyorlar çünkü ya geliyor ne yapalım, alalım mı almayalım diye. Ben diyorum ki, hiç tereddüt etmeyin ne getirirlerse alın. Pirinçse pirinç, bulgursa bulgur, makarnaysa makarana. Ne dağıtırlarsa yağsa yağ. Al kardeşim. O milletin malı. Milletin malından milletin bir kısmına bir kısmı dağıtılıyor.
Ya günah değil mi diyor. Hayır günah değil diyorum. Günahsa Allah benim boynuma yazsın. Sen al, al ve ye onu diyorum. Al götür evine, evde güzel bir çorba yapın, bir de pirinç pilavı yapın, toplanın ailecek etrafına afiyet olsun diyorum, helal olsun.
Şimdi günah değil mi diyorlar, hayır günah değil. Helal yiyin diyorum. Ama sakın ha oyunuzu onlara vermeye kalkmayın. Bak o işte günah diyorum. Sakın ha bunu yapma. Çünkü oy namustur, oy şereftir, oy ırzdır. Sakın ha. Onu getirdi diye oyunu verme. İnanıyorsan ver o ayrı bir iş. Ama getirdi diye sakın verme diyorum. Tamam mı Artvinliler. Anlaştık değil mi?
Böyle ona buna muhtaç ederek arada sırada işte Ramazan olsunda bizim eve de poşet gelsin ya da seçim yaklaşsın da altınlar piyasaya çıksın diye beklemeye gerek yok. İnşallah ihtiyacı olan ailelere devletimizin gücü oranında o ailelere sahip çıkmak için ailelerden kadınlarımıza hesap açtırarak doğrudan bankada. Gidecek bankaya kimsenin yüzünü görmeden. Hesabındaki parayı çekecek ailesinin ihtiyacını karşılayacak. Tamam mı?
Dünyada böyle oluyor. Latin Amerika ülkelerinde böyle oluyor. Bizde de olacak arkadaşlar. Bakın bütün bunlar yapabilmek için ne lazım? Yolsuzlukla mücadele lazım. Yolsuzluk oluyor mu? Çok mu? Bütün ihalelerde yolsuzluk var değil mi? Her yerde, her dairede yolsuzluk var. Değil mi? İnşaat işlerinde, ihalelerde, her yerde. Karadeniz otoyolunda var mı o yolsuzluk. Yoktur ya. Var mı? Orada da var.
Şimdi bakın size bir tanesini söyleyeyim. Bu AKP zamanında artık yolsuzluğun markaları çıktı. Mesela Ofer. Ofer adını biliyor musunuz? Biliyorsunuz değil mi? Şimdi mesela bu arkadaş, bir İsrailli işadamı. Tüpraş’ın %14.76 hissesini kimseye haber vermeden, kimsenin bilgisi olmadan ilan, ihale falan söz konusu olmadan gece yarısı gizli buluşmalar sonucu doğrudan doğruya aldı götürdü. Millet ayağa kalktı. Kardeşim biz niye duymadık dediler. Bizde alırdık. Cevap yok. Başbakana soruldu siz bunu tanıyor musunuz diye, hayır hiç tanımıyorum dedi sabah. Herkes hemen belgeleri, fotoğrafları çıkardı öğleden sonra evet tanıyorum diye açıklama yaptı.
Bir bakanımız var biliyorsunuz Kemal terakıtan mıydı? Kemal Unakıtan değil mi? Maliye Bakanı. O bunun uçağıyla dünya gezileri yapmış. İçli dışlı. Hiçbir Türk işadamının bilgisi olmadan bu İsrailli işadamına gizlice %14.76’sı verildi Tüpraş’ın. Bir hesap kitap yapıldı sonra ihale edilince Tüpraş devletin kaybı 750 milyon dolar. Bir satıştan 750 milyon dolar.
Şimdi bakın demin diyoruz ki, Türkiye’de sosyal hizmeti artıralım, ihtiyaç duyan ailelere yardımcı olalım, gençlerimize burs verelim, üniversitede okurken, sağlık bakımından nüfus cüzdanıyla sağlık hizmeti yapalım. Kaynak nereden bulacaksın? Kaynak işte bu mesela. 750 milyon dolar sadece bir yolsuzluktaki kaynak. Çiftçiye demin dedik 2,5 milyar dolar. Çiftçinin bütün ihtiyacı 750 milyon dolar sadece bir yolsuzlukta Türkiye kaybetmiş.
Değerli arkadaşlarım, bunu önlemek lazım artık değil mi? Bunu önlersek millete hizmet gelir. Millete katkıyı ancak yolsuzluğu kapatırsak sağlarız öyle değil mi? Nasıl önleyeceğiz? Bunu sağlamının yolu ne? Bakın biz inceledik, yolsuzlukların arkasında ne var? Yolsuzluğun planı ne? Yapısı ne?
Gördüğümüz şu; yolsuzluğu arkasında bir üçgen var. Bu üçgenin bir tarafında haramzade bir işadamı var. Hemen onun yanında ona destek olan usul erkan, yol yöntem bilen, kanun, kurum bilen, yönetmelik bilen bir bürokrat, bir yüksek memur, bir devlet memur var değil mi? O olmadan olmaz. İki o. Üç, bunları himaye eden bir de ahlaksız, namussuz bir siyasetçi var.
Yani bir haramzade işadamı olacak, helaldi, haramdı, haktı, değildi, yetimin malıydı, devletin hakkıydı bunu düşünemeyen bir işadamı olacak. Gözünü para bürümüş birisi olacak. Ona yardımcılık yapacak bir bürokrat olacak. İkisini de himaye edip kendi payını alacak bir siyasetçi olacak değil mi?
Şimdi bunu çökertmenin yolu çok düşündük biz bu işi o siyasetçiyi aradan çıkarmaktan geçiyor. Siyasetçiyi çektiğiniz zaman bürokratta himayesi kalır, o işadamı da sahipsiz kalır. Bürokratı ve işadamını sahipsiz bırakmak için siyasetçiyi etkisiz kılmamız lazım.
Nasıl kılacağız? Dokunulmazlığı kaldıracağız, değil mi? Dokunulmazlığı kaldırmazsan devam eder bu. Bu böyle gelmiş böyle gider. Milletvekili savcıya gitmiyor, ifade vermiyor, mahkemesi yapılamıyor, hakkında hüküm verilmiyor, verilen hüküm infaz edilmiyor. O orada dokunulmaz duruyor. Dokunamazsın kılıma diyor.
Hostes tokatlıyor. Polis tokatlıyor. Kirasını vermiyor, ev sahibiyle kavga ediyor, gene kimse bir şey yapamıyor. Çek-senet imzalıyor gereğini yapmıyor. Kimse üzerine yürüyemiyor. Böyle bir düzen olur mu? Dünyada yok böyle bir şey. Hiçbir bir ülkede böyle bir mutlak dokunulmazlık yok Türkiye’de var. Bunu kaldırmak zorundayız. Milletvekili de normal vatandaş olacak, Artvinli gibi olacak, Borçkalı gibi olacak. Yanlış bir iş yaptı mı mahkemeye gidecek hesabını verecek. Fiyakasını bozacaksınız.
Bakın biz milletvekillerimizden her parti gibi işte adli sicilinde bir mahkumiyet olmadığına dair ya da okuldan mezun olduğuna dair belgeleri alıyoruz. Ama diğer partilerden farklı olarak biz bir şey daha alıyoruz. Burada bakın arkadaşlarım. Bize bir taahhütname imzalıyorlar. O taahhütnamede diyorlar ki, yarın milletvekili seçildiğimde dokunulmazlığın kaldırılması için destek olacağıma namusum, şerefim üzerine söz veririm diye taahhütname imzaladı bizim adaylarımız.
Bunu sadece biz istedik. Şimdi size soruyorum sevgili Artvinliler, dokunulmazlığı kalksın mı milletvekillerinin? Kalkmasın diyen bir Artvinli varsa bir eli kaldırsın. Kalksın diyenler bir elini kaldırsın. Hay maşallah. Bütün Artvin kalksın istiyor.
Şimdi soruyorum size, mecliste bunu kaldıracak bir parti var mı? Hangi parti o? CHP. Başka parti var mı? Peki siz kalksın istiyorsunuz bütün Artvin kalksın istiyor, bunun ancak CHP kaldırır diyorsunuz, burada size bir görev düşmüyor mu? Düşüyor değil mi? Ne görevi düşüyor? İki sıfır görevi düşüyor. Değil mi? İnşallah.
Yani bakın, mecliste 200 milletvekilinin dosyası var. Böyle meclis olabilir mi? 200 milletvekili hakkında ki, içlerinde Başbakan var. İçlerinde bakanlar var. İçlerinde iktidar milletvekilleri. 200 kişi, malul. Yargı engelli. Böyle bir meclis olur mu? Böyle bir meclis milletin meselesini çözebilir mi? .halka hizmet getirebilir mi? Çiftçinin iki yakasını bir araya toplayabilir mi? Artvin’e hizmet yapabilir mi? Yapamaz. Bunu halledeceğiz önce. Bunun yolu bu. Bunu yapacak olan parti CHP. Yıllardan beri söyleye söyleye dilimizde tüy bitti. İnşallah son noktaya geldik, bu defa halledeceğiz.
Meclise geldiğinizde değerli arkadaşlarım, inşallah 15 gün sonra seçimden sonra CHP parlamentoda çoğunluğu sağlayacak. İlk yapacağımız işlerden biri o 200 dosya var ya o dosyalardaki dokunulmazlıkları kaldırmak ve o milletvekillerine marş marş mahkemeye hesabını ver, aklanda gel demek.
Bu arada size bir itiraf yapayım. O 200 dosyadan birisi de benim. Gerçekten. Geçenlerde bir yazı geldi. Senin dosyan var dediler, eyvah dedim. Ne yaptık acaba? Baktım inceledim, öğrendim ki, 2002 seçimleri sırasında Zonguldak’ta seçim kampanyasında tıpkı burada olduğu gibi vakti geçirmişsiz., uzatmışız, kanuna karşı bir durum ortaya çıkmış. Yani bitmesi gereken saatten sonra da devam etmişiz. Dikkat etmezsek burada galiba böyle bir vaziyet olabilir. Ama olursa da Artvin’e helal olsun.
Tutanak tutmuşlar, meclise göndermişler, kaldırın dokunulmazlığını yargılansın Deniz Baykal diye. Ben bunu görünce hemen gittim komisyon başkanlığına dedim ki, benim dokunulmazlığımı kaldırın. Ben yargılanmak istiyorum dedim. Gideceğim Zonguldak’ta savcıya ifade vereceğim, mahkeme isteyeceğim, mahkeme beni yargılasın, hakim derse ki, bu önemli bir şey değil, kötü niyet yok, olabilir kardeşim, insanlık hali mühim değil der, beraat ettirirse teşekkür ederim, saygılarımı sunarım hakime ve çıkarım.
Ama derse ki, olur mu kardeşim bu kanunu siz yaptınız, kanun açık, süreyi geçirmişsin, senin cezanı kestim derse o cezayı çekmekten de şeref duyarım, onur duyarım dedim.
Kaldırın benim dokunulmazlığımı dedim. Hayır kaldırmayacağız dediler. Ya size ne. Sizin değil benim dokunulmazlığım. Senin dokunulmazlığını kaldırırsak bize yol olur o dediler.
Şimdi vaziyet bu. Bunu kaldıracağız değil mi? Türkiye büyük ölçüden buradan kaynak bulacak. Ayrıca başka bir kaynağı da size hatırlatayım. Bakın İstanbul’da zaman zaman gazetelerde okuyorsunuz, bilmem ne arsası yeşil sahadan imara döndürüldü, kat bilmem sayısı artırıldı, emsal yükseltildi, 8-8,5 emsale kadar çıkıyor, konut izni verildi, onlar konut demiyor recidance diyorlar. Ya da ticaret alanı yapıldı ve bir arsada bakın 800 milyon dolar rant kazanıyor. Bir arsada.
Şimdi nedir o? Yani belediye bir karar alıyor o kadar. Belediye bir karar alıyor bu kadar büyük kazanç elde ediliyor. Tabi bunun elde edilmesi için sağa sola rüşvetler veriliyor. Devlet sistemi çökertiliyor. Her türlü rezillik oluyor.
Şimdi bu kazançtan %50 Türkiye vergi alsa, o milyonlarca insanın sorununun çözümü için Türkiye’nin kaynağı olur. Şöyle bir inceledik İstanbul’da 10 milyar dolarlık haksız rantı bizim arkadaşlarımız şöyle birkaç yıl içinde alınan kararların arkasında yakaladılar. Türkiye’de artık kaynağa ihtiyaç yok. Türkiye’de iradeye ihtiyaç var. Halka yönelik siyasi iradeye ihtiyaç var. Bu irade çıktı mı gereği yapılır.
Değerli arkadaşlarım, yapacaklarımızı az çok ifade ettim. Söylemediğim bir şey var. ÖSS sınav saçmalığına son vereceğiz. Bakın gençlerimiz ve üniversiteye giden çocuğu olan aileler bunu çok iyi bilir. Bu büyük bir derttir ama sadece onların derdi değil hepimizin derdidir.
Şimdi bakın, açıklandı değil mi bugün. Şimdi bakın ben daha açıklanan sonuçları görmedim ama size şunu söylüyorum bu yıl üniversiteye 1 milyon 670 bin öğrenci başvurmuştu. Büyük bir ihtimalle bunun 1 milyon 200 bini, 1 milyon 100 bini ama mutlaka 1 milyonun üzerinde bir öğrenci sınavı kazanmadı. 1 milyondan fazla öğrenci sınavı kazanamadı. Yani üçte ikisi üniversiteye giremiyor.
Şimdi 1 milyon 200 bin kişi dışarıda. Geçen yıl 1 milyon 750 bin kişi başvurmuştu, onunda üçte ikisi dışarıda. Bir önceki yıl gene öyle. Daha önceki yıl gene öyle. Şimdi CHP müdahale etmezse seneye gene öyle. Öbür sene gene öyle.
Şimdi soruyorum size, her yıl liseden öğrencilerimizin sanki tümü doktor, mühendis, avukat olacakmış gibi yetiştirip üniversite kapısına getirip, sonra onların üçte ikisinin sınavı kaybettiği bir durum yaratmanın Türkiye için bir maliyeti yok mu? Analar, babalar için bir maliyeti yok mu? Kurs parası, dershane parası, öğretmen parası, doktor parası. Geçenlerde bir kadın beni aradı dedi ki, ya ne olur bunları söylüyorsun, çok mutlu oluyoruz. Ne olur bunu yapın bir an önce, perişan olduk. Çocuğum için ben öğretmene para yetiştirmekten, doktora para yetiştirmekten kurtulamadım bir türlü dedi. Ben de dedim ki, öğretmeni anladım da doktora niye para yetiştiriyorsun? Bildiğin gibi değil dedi. Çocuk ruh hastası oldu. Çocuğu doktora götürmem gerekiyor. Tedavi masrafı da yaptırıyorum.
Şimdi böyle bir acının yaşandığı bir olay. Bir katrilyonun üzerinde Türkiye’de bu konuda gereksiz harcama yapılıyor. Analar, babalar elde avuçta ne varsa döküyorlar. Ama sonuç değişmiyor. Gene 400 bin-500 bin kişi giriyor, 1 milyon 100 bini dışarıda. Peki o 1 milyon 100 bini sanki üniversiteye girecekmiş gibi eğitip sonuna kadar ondan sonra da bu durumla karşı karşıya bırakmak akıllıca bir iş mi? Doğru bir iş mi? Devlet de bu manzarayı seyrediyor. Sanki kendisiyle hiçbir ilgisi yok.
CHP iktidara gelirse değerli arkadaşlarım, ilk yapacağımız işlerden birisi bu. Buna el atacağız. Liselerde, öğrencimizi daha lisenin ikinci sınıfındayken, daha liseyi bitirmeden bitirdiğinde çok geç. Oraya kadar götürtmeyeceksin. Lise ikinci sınıfta çocuğu o zaman kadar ki, eğitim uygulamasını değerlendirerek aldığı notları, karnelerini, öğretmenlerinin değerlendirmelerini alarak, öğretmenlerini dinleyerek, ailesiyle konuşarak, kendisiyle konuşarak, rehber öğretmeniyle konuşarak çocuğa diyeceğiz ki, o üçte iki çocuğa 2 yıl sonra sınavı kaybedecek olan üçte iki çocuğa, onu önceden kavrayacağız, röntgenini çekerek, filmini çekerek iki yıl sonrası göreceğiz önceden ve o çocuklara ve ailelerine diyeceğiz ki, gelin yavrum sen olmayacak duaya amin deme, boşu boşuna seni buraya yöneltmeyelim, yazıktır, günahtır, bir kağıttan diploma peşine düşme, gel senin koluna altın bir bilezik takalım, gel sana iş ve meslek öğretelim, gel sana ekonomide işe yarayacağın bir alanı açalım, para kazanır hale getirelim, her gencin bir kabiliyeti var, bir yeteneği var, senin kabiliyetini, senin yeteneğini en iyi değerlendireceğin alanlar şuralar gözüküyor, sen bırak doktorluğu, mühendisliği, gel buraya yönlendirelim seni, sen kazan, ailen kazansın, Türkiye kazansın.
Devletin görevi bunu yapmak değerli arkadaşlarım. İnşallah 15 gün sonraki CHP iktidarın öncelikle ele alacağımız konuların başında bu da geliyor. ÖSS saçmalığına son vereceğiz.
Değerli Artvinliler, bakınız size yapacaklarım hakkında kısaca bilgi verdim. Yoksullara sahip çıkacağız. Çiftçiye sahip çıkacağız. Yeşil Kartı kaldıracağız. Dokunulmazlığı kaldıracağız. Devlet ana projesini uygulayacağız, yoksul ailelerin kadınlarına devlet olarak omuz vereceğiz, destek vereceğiz. Artvin’imize sahip çıkacağız. Karadeniz bölgesine sahip çıkacağız. Türkiye’nin malına, mülküne, Petkim’inden bundan sonra Ziraat Bankası, Halkbank bu konularda Türkiye’nin çıkarları doğrultusunda gerekeni yapacağız. Halkbank’ı esnafın bankası olarak tutacağız. Esnafa kredi veren banka olarak sahipleneceğiz. Destekleyeceğiz. Esnaf ve KOBİ temel dayanağımız olacak.
Değerli arkadaşlarım, bu anlayışımı söyledim. Bunları sizin takdirinize sunuyorum. Zaten yıllardır bizden bunları beklediğinizi biliyorum. Yeni bir iktidar gelsin, CHP artık bir şeyleri değiştirsin diyorsunuz. Aynı anlayış, aynı ölçü olmasın. Bir şey değişsin. Üniversite geçim sistemi değişsin, seçim sistemi değişsin. Dokunulmazlık kalksın, milletvekili birden bire vatandaş haline bir gelsin. Sadece bu bile Türkiye’de ne kadar köklü bir değişimin ortaya çıktığını bize gösterecektir.
Terör konusunda yeni ve ciddi bir politika uygulayacağız. Bu hükümetin terör konusundaki uygulamasından memnun musunuz? Ne yaptığını biliyorsunuz değil mi? Başbakan çıkıyor bize Barzani ağzıyla diyor ki, Türkiye’deki terör bitti de şimdi Irak’taki terörle mi uğraşacağız? Bize ne Irak’taki terör diyor.
Bilmiyor ki, Irak’taki terör Türkiye’deki terörü besliyor. Terörün karargahı orada şehitler burada. Kökü orada ağacın zehirli meyvesi burada. Bunu değiştirmek lazım. Bakın, Suriye eskiden aynı durumdaydı hatırlarsınız. Suriye’ye karşı Türkiye ciddi bir politika izledi, oradan ayrılmak zorunda kaldı, 4-5 sene başımızı dinledik. Arkasından şimdi Irak’ta kökleşti. Irak’tan da kaldırmak lazım. Bu bizim hakkımız. Türkiye’nin uluslararası hukuka göre hakkı. Türkiye’ye karşı terör yapmak üzere Kuzey Irak’ta teröristlerin yerleşmesi kabul edilemez.
2 bin ton patlayıcı getiriyorlar oradan Türkiye’ye. Teröristler orada eğitiliyor, yetiştiriliyor, Türkiye’ye salınıyor. Bunu ortadan kaldırmak lazım. Başbakan diyor ki, onunla mı uğraşacağız? Onunla uğraşmıyorsun Türkiye’de cenazeleri kaldırıyorsun boyuna.
Bu konuda büyük yanlışlar yaptı bakın tekrar ifade ediyorum. Bir, Eve Dönüş Yasası diye bir yasa çıkardı. Yani dedi ki, ben bir kanun çıkaracağım teröristlere af çıkaracağım dedi dağdaki teröristler inecekler dedi. Biz dedik hiç öyle bir şey olmaz. Bunu çıkarırsan cezaevindeki teröristler dağa çıkar dedik. Kanun çıktı ne oldu? Bir tane dağdan terörist inmedi, cezaevindeki Hizbullah teröristleri, PKK teröristleri çıktılar ve dağa gittiler. Tamam mı? Bu hatayı yaptı.
Ayrıca ne yaptı? Amerika’yla bir anlaşma imzaladı 1 milyar dolar karşılığı Irak’a hiç müdahale etmeyeceğim, sen bana 1 milyar dolar ver, yeter dedi. Şimdi ben bunu söyleyince Başbakan yalan dedi. Bu doğru değil. Bu iftira dedi. Ben belgesini çıkarıp dayayıverdim. Artık burada çıkarmıyorum Artvinli aydın insan başka yerlerde gösterdim. Size göstermeye gerek yok. Ama elimde yani.
Peki bunlar ne dedim? Başbakan kendi sorumluluğunda olandan bitenden haberi yok. Belgeyi gösterdik, sesi çıkamaz oldu. Şimdi ama ne oldu? Sen 1 milyar dolar karşılığı Irak’a müdahale etmeme kararını almışsın. Terör meselesinin nereden beslendiğini kavrayamamışsın bunu gördük. İkinci vahim hata bu.
Üçüncü vahim hatasını da biliyorsunuz ama onun belgesini mutlaka göstereceğim. Çünkü onunla ilgili henüz bir şey söylemediler. Mahsus konuşuyorum, bir itiraz etsin Başbakanda bir bu meseleyi ele alalım diye.
Bakın belgesi şu. Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlık Kanunlar ve Kararlar Genel Müdürlüğü. Bir yazı altındaki imza Recep Tayyip Erdoğan, Başbakan. İmzasıyla belge elimizde. Belgenin tarihi 18 Nisan 2006. Meclise bir yazı yazmış diyor ki, yazıda şu kanunu çıkarıverin diyor. Kanun; bu kanunun 6.maddesinin gerekçesini okuyorum; maddenin son fıkrasında suç işlemek için örgüt kurma suçuna ilişkin etkin pişmanlık hükümlerinin terör örgütünün kurucusu, yöneticisi veya üyeleri hakkında da uygulanabileceği kabul edilmiştir. Etkin pişmanlık hükümleri ancak bir defa kullanılabilir, yararlanılabilir.
Şimdi değerli arkadaşlarım, bu etkin pişmanlı falan kanuni ifadeyi ben size açayım. Diyor ki, Türkiye’de bir terör örgütü var diyor, var mı? Onun bir kurucusu var diyor, var mı? Kim olduğunu da biliyoruz değil mi? Türkiye’deki terör örgütünün kurucusu diğer pek çok adi suçta olduğu gibi etkin pişmanlık dilekçesi vererek tahliye olabilir diyor. Başbakanın önerdiği kanunun anlamı bu.
Şimdi bunu vermiş Başbakan. Ne oldu? O 1 milyar dolarlık anlaşma ne oldu? Mecliste CHP buna izin vermedi. Meclise getir burada konuş dedi. Korktular meclise getiremediler. Bir an için soruyorum, mecliste CHP olmasaydı o 1 milyar dolarlık anlaşma yürürlüğe girmiş olmayacak mıydı? Eğer mecliste CHP olmasaydı PKK’nın elebaşısına tahliye kapısını açan bu kanun yürürlüğe girmiş olmayacak mıydı? Bunu CHP önledi.
12/7/2007 · Kategori: Soylev
GENEL BAŞKAN DENİZ BAYKAL’IN
ÇORUM MİTİNGİNDE YAPTIĞI KONUŞMA
11 TEMMUZ 2007
Yıllardır Çorum meydanında miting yaparım. Hiçbir zaman bu kadar görkemli, bu kadar kalabalık, bu kadar muhteşem bir mitinge tanık olmamıştım.
Sevgili Çorumlular bu muhteşem miting için hepinize yürekten teşekkür ediyorum. Bu meydanı doldurmuşsunuz, taşırmışsınız. Üstelik bu kadar yoğun, bu kadar üst üste, bu kadar yan yana bir miting oluşturmuşsunuz. Üstelik bu mitingi kırmızı altıoklu Cumhuriyet Halk Partisi bayraklarıyla, ay yıldızlı Türk bayraklarıyla ve güvercinli, mavi Demokratik Sol Parti bayraklarıyla kaynaştırmışsınız. Muhteşem bir bütünlük sergilemişsiniz. Hepinize yürekten teşekkür ediyorum. Çorum’a bu yakışır, Çorum’a birlik, beraberlik yakışır. Çorum’a hakkına, hukukuna, barış içinde, sevgi içinde el ele vererek sahip çıkmak yakışır. Çorum’u bugün bambaşka gördüm. Bu Çorum için hepinize yürekten teşekkür ediyorum.
Çorum bizim Anadolu’daki varlığımızın en temel merkezlerinden biri. Türkiye’de medeniyet bazen Osmanlı, Selçuk köklerine gider. 13. yüzyıla, 11. yüzyıla gider. Ama Çorum’da medeniyet çok daha öncesine, milattan öncesine gider. Çorum dünyanın en eski medeniyet merkezlerinden biri. Gerçekten Çorum Anadolu medeniyetinin çıkış noktalarından birisi. Tarih boyunca da öyle olmuş. Tarih boyunca Çorum bilginin, sevginin, tekniğin iç içe geçtiği, barışın, kardeşliğin insanlarımız tarafından birlikte üretildiği, kadının, erkeğin kardeşçe, eşit, dostluk içinde bir arada yaşadığı bir medeniyet merkezi olmuş. Ne kadar iftihar etsek yeridir. Çorum Türkiye’nin yüz akıdır. Çorum Türkiye tarihinin altın madalyasıdır. Daha sonra Çorum Osmanlı İmparatorluğunun kuruluş dönemlerinde gene bir büyük medeniyet merkezi olarak çıktı. Selçuklu döneminde bir büyük medeniyet merkezi olarak çıktı. Buradaki kültür Hz. Meylana’ya dayanan kültürdür. Hacıbektaş-i Veli’ye dayanan kültürdür. Yunus Emre’ye dayanan kültürdür. Onları anmadan Çorum’u anlamak mümkün değildir. Çorum bir kültürdür, bir felsefedir, bir dünya görüşüdür. Bunu ayakta tutacağız, bunu geliştireceğiz.
Bakınız son dönemde, cumhuriyet döneminde Çorum gene kendisini büyük güçlükler içinde kanıtladı. Bir Anadolu kaplanı olarak ortaya çıktı. Teşvik yasası yokken, teşvik yasasına ihtiyaç göstermeden Türkiye’nin her alanında en başarılı sanayi kuruluşlarını, tarım kuruluşlarını Çorum kendisi gerçekleştirdi. Tavuğundan, tuğlasından, leblebisinden, dokumacılığına kadar, şu üzerimdeki gömleğe kadar tümünde Çorum’un damgası vardır. Çorum bir Anadolu kaplanıdır. Çorum bir kobi kentidir. Kobi biliyorsunuz küçük ve orta boy işletme. Yani esnafın şirketleşmiş, sanayileşmiş olanı. Bir kobi kenti, esnaf kenti. Şimdi böyle bir kente, böyle bir milletvekili adayı yakışır mı? Ben Derviş Günday’dan sadece Ankara’da mecliste Çorum’u temsil etmesini istemiyorum. Dünyaya Çorum’u tanıtmasını, duyurmasını istiyorum. Çorum’un önünü açmasını istiyorum. Çorum’a yapılmış olan haksızlıklara son vermesini istiyorum. Çorum’un hakkını almasını istiyorum. Çorum’u kalkındırmasını istiyorum. Tamam mı?
Sevgili Çorumlular, bize sahip çıktığınızı görüyorum. Cumhuriyet Halk Partisine sahip çıktığınızı görüyorum. Cumhuriyet Halk Partisinin güneşi doğuyor. Tan yeri ağarıyor. Cumhuriyet Halk Partisi iktidara geliyor. Gittiğimiz her yerde bunu görüyoruz. Her yerde görüyoruz. Meydanlar bunu söylüyor. Bugün Çorum’da bu muhteşem topluluğunuzun anlamı ne? Ne demek istiyorsunuz? Yani siz dinlemeye mi geldiniz, söylemeye mi geldiniz? Söylüyorsunuz, bir şey söylüyorsunuz. Diyorsunuz ki, artık yeter, yeni bir dönem açacağız. Türkiye’yi ayağa kaldıracağız diyorsunuz.
Sevgili Çorumlular keyfiniz yerinde mi? İşleriniz yolundamı, kazancınız yolundamı? Para pul nasıl? Borçlar ödeniyor mu? Çiftçinin durumu nasıl? Çeltik nasıl gidiyor? Nohut nasıl gidiyor? Pancar nasıl gidiyor? Pancarda da iş yok mu? Pancar deyince Çorum akla gelir. Yani bu iktidar gelmeden önce 10 bin çiftçi pancar işlerdi Çorum’da 300 köyde değil mi? Ne oldu? 6500’e mi düştü? Öylemi? 800 bin ton üretim 600 bin tona mı düştü? 550 bin tona mı düştü? Düştü mü, iniyor mu? Ne oluyor? Pancar ektirmiyorlar millet şeker yemekten vazmı geçti? Pancarsız mı şeker yapıyorlar? Nasıl yapıyorlar, pancarsız şeker nereden geliyor? Neden yapıyorlar? Mısırdan. Mısır nereden geliyor? Amerika’dan. Yani Çorum’un pancar üreticisini susturduk, bitirdik, Amerika’dan mısır mı getiriyoruz. Kim getiriyor bu mısırı? Peki Türkiye’de böyle oluyor diye refah artıyor mu? Şekerin kalitesi yükseliyor mu? Değil, tam tersi. Peki gençler iş buluyor mu? Esnafın işleri nasıl yolundamı? Ticaret artıyor mu? Yani esnaf dükkanının kirasını ödüyor, suyunu elektriğini ödüyor, yanında çalışan çocuğun primini ödüyor, vergisini ödüyor, ailesinin rahatını, refahını arttırıyor mu? Esnafta da hayır yok öylemi? Esnafta sıkıntıda, çiftçide sıkıntıda. Peki gençler iş buldu mu? Gençlerde iş bulmuyor mu? Üniversiteyi bitirip diplomayı alanın tayini çıkıyor mu öğretmen olarak? Hemşire tayini çıkıyor mu? Bu kamu personeli sınavı var. O sınavdan çıkanlar tayin oluyor mu? Gençlerde tayin olmuyor. Emeklilerin durumu iyidir o zaman. Herhalde emeklilerin işleri yolunda, kazançları yolunda. Emekliler tüfe farklarını aldılar mı? Mahkeme karar verdi emeklinin hakkıdır dedi, ödeyin dedi. Biz iki yıldır takip ediyoruz mecliste hala ödenmedi mi? Tüfe farkı yok. İntibak kanunu da çıkmadı. Emeklinin refahında da bir artış yok öylemi? Şimdi kardeşim bakınız, emeklide refah yok, çiftçide yok, esnafta yok, nakliyeci o zaman memnundur hayatından. Nakliyecide mi perişan? Nakliyecide de iş yok. Peki Türkiye uçuyor diyorlar, Türkiye kalkınıyor diyorlar, katlanıyor diyorlar. Başbakan diyor ki, borsa 6 kat artıyor diyor. Çorum’un borsada parası yok mu? Borcunuz mu var? Borsada para yok. Peki borsada şirketiniz var mı? O da yok. Zaten borsadaki şirketlerin %85’i 3800 kişinin elinde. Bu 3800 kişinin %70’ide yabancı. 7 kat artınca kim kazanıyor. Yabancı kazanıyor değil mi? 7 kat artınca çok zengin bizim yerlilerle dışarıdan gelen yabancılar kazanıyor değil mi? Yani haksızlık yapmayalım. Türkiye’den zenginlik bulanlar var değil mi? Var ama kim onlar? Yabancılar. Kim onlar? Türkiye’de zaten gemisini dağdan aşıranlar değil mi? Şimdi siz kötü niyetlisiniz gemi diyince sen bir şey söylemek istiyorsun diyeceksiniz. Bir şey söylemiyorum. Ben bir şey söylemiyorum. Gemisini dağdan aşıranlar, onlar zaten Türkiye’de kazanıyor değil mi? Peki kim kazanmıyor? Çiftçi kazanmıyor, esnaf kazanmıyor, emekli kazanmıyor, genç kazanmıyor, Çorum kazanmıyor, Anadolu kazanmıyor değil mi? Bu iyi bir düzen mi? Bakın bu son dönemde 4,5 yılda Türkiye tarihimizin en büyük borcunu yaptı. Bu iktidar işbaşına geldiği zaman Türkiye’nin 221 milyar dolardı. Yani bunun içinde ta Atatürk’ten Ecevit’e kadar gelmiş geçmiş bütün hükümetler var. Yani Bayar, Menderes hükümetleri, İnönü hükümetleri, Demirel hükümetleri, Özal hükümetleri hepsi.
Şimdi Atatürk, İnönü hükümeti dedik ama onlara haksızlık yapmayalım. Onlar borç almadılar. Onlar kimseden borç almadı. Onlar Osmanlı’nın borcunu ödediler borcunu! Lafın gelişi diyorum Atatürk döneminden diye. Borç almadı onlar, borç ödedi. Osmanlı’nın, Duyimu Umumiye’nin borcunu ödedi. Olmayan memlekete demiryolu yaptılar, Sümerbank yaptılar, Etibank yaptılar, Karabük Demir-çelik yaptılar. Toplu iğne yapmıyordu Türkiye. Dokuması yoktu, şekeri yoktu, şeker fabrikası yaptılar. Un fabrikası yaptılar. Enstitüler açtılar, okullar açtılar, üniversiteler açtılar. Sonra gelenler barajlar yaptı, büyük yollar yaptı, limanlar yaptı, petro-kimya tesisleri yaptı. Ereğli demir-çelikleri yaptı, Seydişehir alüminyumları yaptı. Tüpraş’ları yaptı, büyük tesisler yaptı değil mi? Sonra devrederken nasıl devretti? 221 milyar dolar borç. Tamam mı? Bunlar ne yaptı? 4,5 yılda o tarih kadar bir ek borcu yaptılar, ona yakın bir borcu. Bugünkü borç miktarı 407 milyar dolar. Yani 80 yıllık Cumhuriyet tarihine eşit bir borç yapmışlar. Peki bunlar ne yaptı? Fabrikalar açtılar mı Çorum’da, sanayi tesisleri açtılar mı? Büyük işletmeler kurdular mı, gençlere iş verdiler mi? Nereye gitti bu para? Çorum’a damlamadı mı bu 407 milyar dolar borçtan herhangi bir şey? Geldi mi? Sizin lokmanıza karıştı mı, var mı o borçtan gelen? Yok. Kime gitti? Türkiye fırsatlar ülkesi diyenlere gitti değil mi? Yabancı sermayeye gitti değil mi? Büyük yatırımcılara gitti değil mi? Bunlar fakir, fukara, garip guroba diyor ama elinizi vicdanınıza koyunda söyleyin. Bunlar fakir fukarayla bir ilgisi var mı? Garip gurobayla bir ilgisi var mı? Ama büyük yatırımcılarla var değil mi? Büyük patronlarla var değil mi? Gördük mü şimdi, röntgenini çektik mi bunun? Peki bunlar birde elde avuçta ne varsa sattılar öyle değil mi? Sattılar değil mi hepsini? Bütün o demin saydıklarımızı sattılar. O satışlardan size bir şey gelmedi mi? Onlardan da gelmedi. O satılanlar kimin malı? Milletin malı. Milletin malı satılmış millete bir kuruş var mı? Peki alanlar memnun, satanlar memnun değil. Bu ne biçim ticaret? Başbakan ne yapıyor? Başbakan Türkiye’yi pazarlıyor, milleti azarlıyor değil mi? Doğrumu? Türkiye pazarlıyor, milleti azarlıyor. Bundan da size gelen giden bir şey yok değil mi?
En son Petkim’i sattılar değil mi? Sattılar mı? Petkim ne? Petkim bizim Türkiye sanayiinin can damarı. Yığınla sanayi kuruluşunun hammaddesini o verir. Petkim üretir, fabrikaya verir, fabrika sanayi çalışır. Yani Petkim’i tutan bizim sanayiimizi ümüğünden tutmuş demektir. Tamam mı? Şimdi bu Petkim’i sattık. Soruyorum size kime sattık? Valla çok karışık, ne olduğu belli değil. Alan adama satıştan sonra demişler ki, şu kartvizitini ver de bir görelim sen kimsin. Adam kartvizitini vermemiş. Kim olduğu belli değil, karışık, kuruşuk bir iş var değil mi? Yani bu kadar önemli bir tesisi kim olduğu belli olmayan birisine vermek doğrumu? Ne zaman sattık bunu? Seçime iki hafta kala. Seçime iki hafta kala bunun satışı normal mi? Yani gümrükten mal mı kaçırılıyor? Yangından mal mı kaçırılıyor? Senin önünden kütük mü kapılıyor? Hangisini dersen değil mi?
Şimdi böyle bir gözbebeği sanayi kuruluşumuzu, Petkimimizi seçim öncesi satmak doğal mı? Çorumlulara soruyorum sevgili Çorumlular bu Petkim satışını onaylayalım mı? Şimdi ben bize söylüyorum. İnşallah iki hafta sonra Cumhuriyet Halk Partisi iktidar inşallah. Cumhuriyet Halk Partisi iktidar olunca ilk yapacağımız iş Petkim satışına dur demek olacak, dur diyeceğiz.
Değerli arkadaşlarım, Cumhuriyet Halk Partisi iktidara gelirse ne yapacak biraz onlardan bahsedeyim size. Tamam mı? İlk yapacağımız işi söylüyorum. Çiftçiyi ayağa kaldıracağız. İlk iş, artık yeter, artık yeter! Çiftçinin çektiği çileye son vereceğiz. Çiftçi toplumun temeli, ekonominin tabanı. Taban bataklık olursa onun üstüne bina yapılır mı, yapılsa taşır mı? Çöker. Sağlamlayacağız temeli, tabanı. Taban neresi? Taban çiftçi, toprak, toprak anamız. Hepimiz gücümüzü tarımdan, çiftçiden alacağız. Çiftçiyi ayağa kaldıracağız. Çiftçinin buna ihtiyacı var mı? Çiftçi giderek ölüyor mu? Çiftçi ölürse Türkiye bundan yarar görür mü? Çiftçiye destek olmak lazım mı? Bütün dünya destek oluyor mu? Bizde destek olacağız. Bakın bu desteğimizin sembolü haline geldi. Biz diyoruz ki, çiftçinin mazotundan ÖTV almayacağız diyoruz. Kıyamet koptu nasıl almazsın diye.
Şimdi ben Çorum meydanında soruyorum size Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan gemisinin mazotunu ÖTV ödeyerek mi alıyor, ÖTV ödemeden mi alıyor? Yani Mahdum beyin mazotuna ÖTV var mı? Ona ÖTV yok değil mi? O ÖTV olmadan alıyor mazotu değil mi? İşini ÖTV olmadan görüyor değil mi? Peki özel uçak firmaları, onlar yakıtlarını ÖTV’li mi alıyorlar? Onlarda ÖTV ödemiyor. Özel uçağa, havaya ÖTV yok. Bilal’in gemisine denize ÖTV yok.
Değerli arkadaşlarım, Deniz Baykal’da diyor ki, karaya, benim çiftçimin mazotuna da ÖTV yok. Sen denizden, havadan almıyorsun, karadan alıyorsun. Bende geleceğim karadan ÖTV’yi kaldıracağım. Bunun ne kadar? 2-2,5 milyar dolar. Kaç kişi yararlanıyor? 4,5 milyon çiftçi ailesi var. 20 milyon insan yararlanıyor. 20 milyon insana 2,5 milyar dolar vereceğim diyorum kıyamet kopuyor.
Değerli arkadaşlarım, sen 50 tane bankasını hortumlamış bankere devletin hazinesinden 50 milyar doları veriyorsun. Ben 20 milyon çiftçi ailesine haksız rekabete maruz kalmasın diye onunda mazotunu, ÖTV’sini almadan ona veriyorum. Şimdi 2,5 milyona veriyorsun. Bizde diyoruz ki, 1 milyon, 1 milyon 100 binlik ÖTV’yi almayacağız. 1 milyon 200 bine indireceğiz. Benim Antalya’daki çiftçim, Çorum’daki çiftçim ÖTV’siz mazot alıp kullanacak. Yunanistan’daki çiftçi 1 milyon 100 bin liraya mazotu alıyor, pamuğu üretiyor. Antalya’daki çiftçi 2,5 milyona mazotu alıyor pamuk üretiyor. Sonra bizim hükümet çıkıyor diyor ki, Yunan pamuğu daha ucuz, ben senin pamuğunu almam, Yunan pamuğunu alırım diyor. Yunan devleti, Yunan çiftçisinden ÖTV almıyor. Bizde kendi çiftçimizden almayacağız değerli arkadaşlarım.
Bir CHP iktidarında ne olacak birkaç örnek vermek istiyorum size. Tarıma büyük bir iddiayla gireceğiz. Çiftçinin girdi fiyatlarındaki KDV’yi düşüreceğiz. Çiftçiye desteği iki katına çıkaracağız. Çiftçiyi ferahlatacağız. Gencimize sahip çıkacağız. Bakın gençlerimiz bugün sahipsiz, üniversiteye giremiyorlar, girenleri diploma alıyor işe giremiyor. Analar, babalar çocukları okutacağız diye perişan oluyorlar. Üniversiteye giren çocuk üniversitede perişan oluyor.
Değerli arkadaşlarım, çok ciddi bir program hazırladık. Bunların sorunlarını çözeceğiz. Bunun en temel noktalarından birisi lise reformudur. Lisede öğrencilerimizin tümünü sanki hepsi doktor, avukat, mühendis olacakmış gibi masa başında nazari, kitabi eğitim vermeyeceğiz. O çocuklarımızın her yıl üniversiteye geldikleri zaman, liseyi bitirdikleri zaman üçte ikisi sınavda kaybediyor geriye dönüyor. Yıllarca ama girecekmiş gibi çalışıyor. Sonra kaybediyor dönüyor. Bu geçen yıl öyle oldu, bu yıl öyle, bir önceki yıl öyleydi, ondan önceki yıl öyleydi. Her yıl lisedeki öğrencilerin üçte ikisini sınavı kaybedeceklerini bile bile sadece o sınavı geçecek şekilde yetiştirmeye devam etmenin devlet yöneticisinin sorumluluğuyla bağdaşır tarafı var mı? Günah değil mi o çocuklara? Her yıl üçte ikisi yeniliyor. Bunun bir maliyeti yok mu Türkiye’ye? Katrilyonlarca lira. Yani çocuklar dershane, kurs, öğretim parası, kitap parası, birde şimdi bir başka masraf çıktı. Geçenlerde bir kadın beni aradı aman bunu söylüyorsunuz bu çok önemli, ne olur yapın kurtarın bizi perişanız dedi. Ben dedi çocuğuma dershane parası ve doktor parası yetiştiremez oldum dedi. Dershane parasını anladım da dedim doktor parası nereden çıkıyor? Dedi ki, çocuk ruh hastası oldu. Hem dershaneye gönderiyorum, hem de çocuğu psikiyatra gönderiyorum orada tedavi oluyor. Kurtarın bu çocukları dedi.
Değerli arkadaşlarım, kurtaracağız. O çocukları lisenin ortasında sadece üç saatlik bir sınavla değil. Bütün öğrenim geçmişlerini dikkate alarak, notlarını, öğretmenlerini dinleyerek 3-4 ayrı sınava sokarak, onları ayrı ayrı zamanlarda değerlendirerek, rehber öğretmenlerini dinleyerek, ailesiyle mülakat yaparak, kendisiyle mülakat yaparak çocuğa diyeceğiz ki, o üçte ikisine lisedeki öğrencilerin, çocuğum gel yol yakınken seni olmayacak bir işe yönelik olmaktan çıkaralım. İki sene sonra canın sıkılacak. Gel şimdi kurtaralım seni. Gel sene bir işe yaramayacak, diploma peşinde bu kadar masraf yapma, bu kadar perişan olma. Gel sana kabiliyetine göre, yeteneğine göre, becerine göre bak aslan gibi bir çocuksun her gencin içinde bir kabiliyet yatar. Gel onu çıkaralım, sana diploma değil, senin koluna bir altın bilezik verelim, seni iş ve meslek yaşamına hazırlayım, para kazanmaya hazırlayalım, aile kurmaya hazırlayalım, başı dik, topuma girmeye hazırlayalım seni diyeceğiz.
Değerli arkadaşlarım, bu büyük bir devrim olacak. Bu çok önemli bir şey. Pek çok kişinin aklı yatmıyor. Bunu yapacağız. Mazotu da yapacağız, bunu da yapacağız ve yepyeni bir döneme açacağız.
Değerli arkadaşlarım, bakınız, şimdi Çorum’da da oluyor mu bilmiyorum. Millet gerçekten ciddi ölçüde yoksullaştı. İşsizlik yaygın, yoksulluk yaygın. İnsanlar ramazan gelse de evlerimize poşet dağıtsalar diye bekliyor. Kömür dağıtsalar diye bekliyor, seçim yaklaşsa da bizi de bir şeyler gelse diye bekliyor. Çorum’da da var mı? Dağıtıyorlar değil mi? Kömür dağıtıyorlar mı? Kömürde dağıtıyorlar. O kömürün hikayesini biliyor musunuz? Onun bir kararnamesi var. Kararnamede diyor ki, bu yıl kömür dağıtılır, parasını gelecek hükümet öder diyor. Kömürü bunlar dağıtıyor, parasını biz ödeyeceğiz onun. Helal olsun.
Şimdi birde altın dağıtma başladı. Altında dağıtıyorlar mı, var mı altında? Geliyor altın takacak. Hayatında ilk kez gelmiş. Bir gerekçe bulmak lazım altın takmak için. Aklına diyor ki, ya çocuğun sünnetine gelemedik, şimdi altınını getirelim diye düşündük. Çocuk çıkıyor odadan, 18 yaşında güveyi, damat adayı. Altını bırakıyorlar. Şimdi bu dağıtım karşısında vatandaşlar bana soruyor ne yapacağız bunlara diye. Siz ne yapıyorsunuz? Alıyor musunuz? Bakın ben size diyorum ki, gelip ne getirirler, ne dağıtırlarsa alın onu. Alın, ayıp değil, günah değil, yasakta değil alın. Alın ve kullanın. Makarna verdilerse o makarnayı güzel pişirin. Pirinç getirdilerse güzel bir çorba yapın, bir pilav yapın, çoluk çocuk ailecek toplanın afiyetle yiyin helal olsun. Hiçbir mahsuru yok, hiçbir sakıncası yok. Ya günah değil mi diyorlar. Hayır günah değil alın. Günahı varsa Allah benim boynuma yazsın onun günahını. Milletin parasıyla millete veriyorlar. O verdiklerinin değil, vermediklerinin hesabını versinler. Alın yiyin. O günah değil. Ama sakın ha bana bunu verdiler diye oyunuzu onlara vermeye kalkmayın. Aman ha, sakın ha. İşte o günahtır, günah odur. Alın yiyin, sakın ha oy vermeyin. Tamam mı?
Şimdi bu durumu değiştireceğiz. Ne yapacağız? Bakın il ve ilçe başkanları eliyle değil. Muhtarlar eliyle, CHP iktidarında muhtarlar devletin eli kolu olacak. Devletin gözü, kulağı olacak, devletin bir parçası olacak. Muhtarlarımıza sahip çıkacağız, muhtarlarımızın arkasında duracağız. Muhtar halkın oyuyla seçilmiş insan. Ona destek olacağız ve muhtarlarımıza diyeceğiz ki, kendi mahallende gerçekten yardıma muhtaç kaç aile varsa onları yaz bize getir diyeceğiz. Muhtarlar o listeyi yapacak. Öyle politikacı araya girerek değil. Muhtarın tespit ettiği, ihtiyacı olan aileleri saptayacağız. Sonra o ailelere sosyal hizmetlerin uzmanlarını göndereceğiz. O aileleri inceleyecekler. O aile içinde eğer çalışabilecek, işe girebilecek bir çocuk ya da bir eş varsa, bir kardeş varsa ona öncelikle iş vereceğiz. Yoksul aileleri ayağa kaldırmanın yolu cebine para koymadan önce o ailedeki bir insana iş vermekten geçer. Önce iş. O ailelere iş vereceğiz. O ailede bir çocuğa iş vereceğiz. Çünkü o aile bir kazanca sahip oldu mu sadece o çocuk değil. Anası, babası, kardeşi, hepsi toparlanır. Türkiye’de aile önemli. Türkiye’nin temeli aile, aileyi ayağa kaldıracaksın, aileye sahip çıkacaksın. O nedenle aileye bu anlayış içinde iş vereceğiz. Ama olabilir ki, ailede çalışacak insan yoktur. Olabilir ki, ailenin erkeği yatalaktır, yatıyordur Allah göstermesin. Çocuklar küçüktür, eşin durumu çalışmaya müsait değildir. Ne yapacağız? Devlette çocuk esirgeme kurumu niçin var? Sosyal güvenlik kurumları niçin var? Kızılay niçin var? FAKFUK fon niçin var? Onların hepsinin yerine biz aileye doğrudan yardım yapacağız. Ailede kime yapacağız yardımı? Kadına, anneye, anaya, kadına yapacağız. Niçin kadına yapıyoruz? Çünkü kadın yemez yedirir, giymez giydirir, içmez içirir. Kadın kartal gibi kanatlarını açar, bütün aileyi kendi kontrolü altına alır. Biz anneye güveniyoruz, kadına güveniyoruz. Devletin muhatabı kadın olacak ailede. Ailede anne devlet olacak. Annenin prestiji artacak, itibarı artacak, saygınlığı artacak. Anneye nasıl yardım yapacağız? Gel elimizi öp, bize oyunu vereceğine yemin et, bak bu iyiliğimi sakın unutma, yok böyle bir şey. Kadının adına bankada hesap olacak. Kadına da hesap cüzdanı verilecek. Gidecek aybaşında kadın aile adına o parayı oradan çekecek. Çocuk esirgeme kurumunun, Kızılay’ın, FAKFUK’un işini kadınlara vereceğiz, aile içindeki kadınlara!
Değerli arkadaşlarım, CHP iktidarında yeşil kart kalkacak. Yeşil kart ne? Bir AKP kodamanı buluyorsun, kaymakamı, muhtarı ayarlıyorsun, sana bir yeşil kart veriyorlar. Cebine koyuyorsun işini görüyorsun hastanede. Altında mercedes var, cebinde yeşil kart. Yığınla adam böyle. Öyle değil mi? Büyük bir yolsuzluk olayı. Bunu kaldıracağız. Yeşil kart dönemi bitti. Yeşil kart kalkacak. Ne gelecek? Yeşil kart yerine bu gelecek bu! Nüfus hüviyet cüzdanı bu. Bunun bir haysiyeti var, bir şerefi var. Burada bir numara var. Bu numara bilgisayar ortamında herkesin SSK üyesi mi, Bağ-kur üyesi mi, emekli sandığı üyesi mi, bağımsız sigortalımı, genel sağlık sigortasının içindemi hepsini gösterir. Primini ödeyen sistemin parçası. Primini ödeyemeyenin primini de devlet ödeyecek. Hiçbir vatandaşımız parası, pulu olmadığı için sağlık tedavisi göremez halde olmayacak.
Sevgili Çorumlular bugün yaşadığımız acıları bilirsiniz. Ailenin erkeği işsiz, iki çocuk, kadın evde, hasta anne. Anne hasta kıvranıyor, oğlan bir şeyler yapmak ister annesine, doktora götürecek, bir ilaç yazdıracak, eczaneye götürecek. Anne biliyor ki, oğlunun cebinde parası yok. Bir şeyim yok oğlum diyor. Şimdi geçer, bana bir çay yapıverin, hafif karnım ağrıdı da ondan diye çocuğunu üzmemek için anneler hastalıklarını saklıyor. Öyle olduğunu oğlu da biliyor ama yapacak bir şey yok. Kör olası yoksulluk, kör olası sosyal güvenlik yokluğu. Böyle bir ortamın içinden geliyoruz biliyorum. Bunlara son vereceğim. Nüfus hüviyet cüzdanıyla çıkacak diyecek ki, işte annem hasta bak ilacını yaz. Çocuğu hastaysa çocuğuna tedavi isteyecek. CHP bunu yapacak değerli arkadaşlarım. Tamam mı? Ama bunlar yetmez. Çok temel bir şey lazım. Ne o? Yolsuzluklara son vermek lazım. Değil mi? Çorum’da yolsuzluk var mı? Yoktur ya, yoktur var mı? Çorum’da yolsuzluk var. Ankara’da yolsuzluk var mı? Ankara’da da var. Peki bu yolsuzları önlemeden bu işler çözülür mü? Bakın bir Tüpraş satışı var. Tüpraş’ın %14.76’lık kısmını kimseye haber vermeden, kimseye duyurmadan Ofer adındaki bir Musevi’ye Başbakan ve mali bakanı ter akıtan değil mi? Bir gece yarısı satıverdi. Millet bu nereden çıktı dedi. Bu satıştan haberimiz yok dedi. Kaça sattınız, niçin ona sattınız? Hiçbir açıklama yok. Başbakana sabahleyin sordu gazeteciler bunu alan Ofer’i tanıyor musunuz dediler. Hayır hiç tanıyorum dedi. Hemen belgeleri çıkarıldı. Öğleden sonra başbakan çıktı ve dedi ki, evet tanıyorum. Belgeler ortada. Sabah tanımadı, öğleden sonra tanıdı. Buluşmuş. Maliye bakanı onun uçağıyla dünya gezileri yapmış. Şimdi bu satışın Türkiye’ye maliyeti ne kadar biliyor musunuz? 750 milyon dolar. Hani mazot için 2-2,5 milyar dolar diyorduk ya, sadece 750 milyon doları Ofer’in Tüpraş yolsuzluğundan. Sadece o.
Şimdi bunları sona erdirmeden. Yani tencere delik, kazan delik. Onu lehimlemek lazım. Deliği kapatmak lazım. Bunu yapmadan bu işler çözülür mü? Şimdi bunu nasıl yapacağız? Yolsuzluğu inceledik biz. Yolsuzluğun anatomisini çıkardık. Yolsuzluk üç ayaklı, sac ayağı var yolsuzlukta. Bir haramzade bir işadamı var. Onun yanında ona yol gösteren ahlaksız bir memur var, devlet memuru var. Kanun söyleyecek, kılıf hazırlayacak, yol gösterecek, yönetmelik anlatacak bir devlet memuru. Üçüncüsü; ahlaksız, namussuz bir siyasetçi. Yani bu üçü el ele verirse yolsuzluk oluyor. İş adamı var, memur var, birde siyasetçi var değil mi? Bu zinciri kırmanın yolu siyasetçiyi aradan çıkarmaktır. Siyasetçi niye bu yolsuzlukların içine gerebiliyor. Çünkü o benim dokunulmazlığım var diyor. Dokunulmazlığı var. Savcıya ifade vermiyor, mahkemede yargılanmıyor. Cezaevine girmesi hiç sözkonusu değil. Suç işliyor, hostes tokatlıyor, polis tokatlıyor. Kimse bir şey yapamıyor. Kirasını ödemiyor, kimse bir şey yapamıyor.
Değerli arkadaşlarım, buna bir son vermek lazım. Bunu sona erdirmeden Türkiye’de yolsuzlukların üstesinden gelemeyiz. Bugün mecliste 200 tane yolsuzluk dosyası var. AKP’lilerin, içinde Başbakan var, bakan var, milletvekili var. Bir meclisin 200 üyesinin yolsuzluk dosyası varsa o ülkenin iki yakası bir araya gelir mi? Manzara bu. Yani bunu halletmek zorundayız. Bakın o dosyalardan biriside bana ait onu da itiraf edeyim. Benimde bir dosyam var. Soruşturdum neymiş diye. 2002 seçimlerinde lafı uzatmışız Zonguldak’ta. Tutanak tutmuşlar demişler ki, yasaya göre süreyi aştı bu suçtur. Bunu da cezalandırın diye benim hakkımda bir dosya tanzim etmişler meclise göndermişler. Ben bunu görünce hemen adalet komisyonuna gittim dedim ki, benim dokunulmazlığımı kaldırın. Ben gideceğim Savcıya ifade vereceğim. Zonguldak’ta Savcıya ifade vereceğim. Zonguldak’ta mahkemede yargılanacağım. Eğer hakim derse ki, bu önemli bir şey değil. Eften püften bir iş, kötü niyet yok, olabilir, bu mühim değildir, beraat ettiriyorum derse kendisine teşekkür ederim, saygılarımı sunarım, çıkarım. Ya da derse ki, kardeşim bu kanunları siz yaptınız. Açık bir suçtur, senide cezalandırıyorum derse o cezayı çekmekten ben şeref duyarım, onur duyarım dedim. Kaldırın dokunulmazlığımı ben hesap vereceğim dedim. Bana dediler ki, yoo. Size ne benim dokunulmazlığım dedim. Senin dokunulmazlığın ama o bize yol olur dediler kaldırmadılar. Şimdi size açıkça söylüyorum. 15 gün sonra inşallah CHP iktidar. CHP iktidarında o 200 dosya var ya, benimki dahil olmak üzere tümünü kaldıracağız ve bütün o milletvekillerine marş marş mahkemeye diyeceğiz. Aklanında gelin.
Sevgili Çorumlular, dokunulmazlığın kalkması önemlimi? Bunu CHP’ye, DSP’ye hiçbir zaman oy vermemiş vatandaşlarımızda ister mi? Peki mecliste dokunulmazlığı kaldıracak bir tane parti var mı? Hangi parti o? Peki CHP dışında bunu yapabilecek Türkiye’de başka bir parti var mı? O zaman ne yapacağız? İstiyorsak CHP’yi iktidara dolduracağız değil mi?
Değerli arkadaşlarım, bu dokunulmazlığı kaldıracağız. Buda çok önemli bir dönüşüm olacak Türkiye’de inşallah yeni bir sayfayı hep beraber açacağız. Şimdi bakın ben bu sorunları konuşuyorum. Ne yapacağımı anlatıyorum. Neyle yapacağımı anlatıyorum. Niçin yapacağımı anlatıyorum. Ve bunları başbakanla konuşmak istiyorum. Seçime gidiyoruz. Seçime giderken Amerika’da partilerin liderleri biraraya geliyor tartışıyor televizyonda. Millette izliyor, hükmünü ona veriyor. Fransa’da aynı şekilde değil mi? Türkiye’de 2002’de bizde yaptık öyle değil mi? Şimdi niye yapamıyoruz? Şimdi ben diyorum ki, Sayın Tayyip Erdoğan’a gel tartışalım. Bak sen gidiyorsun meydanlarda benim aleyhimde konuşuyorsun. Ben senin yüzüne bakarak konuşmak istiyorum. Senin yüzüne söylemek istiyorum iddialarımı. Sende benim hakkımda ne söyleyeceksen gel benim yüzüme söyle, cevabını al diyorum. Gel karşıma ne korkuyorsun. Gel, benim senin yüzüne söylemek istiyorum. Hayır arkadan konuşacağım. Arkadan konuşuyorsan senin laflarının hiçbir kıymeti yok, hiçbir değeri yok senin laflarının. Yüzüme söyleyemediğin hiçbir lafın değeri yok. Söyle yüzüme al cevabını milletin önünde.
Şimdi bakın Başbakandan çok şikayetim var. Bu terör konusunda Başbakan büyük yanlışların içinde. Terör konusunu kavramamış. Geçenlerde diyor ki, Türkiye’de terör bittide mi şimdi Irak’taki terörle uğraşacağız diyor.
Şimdi değerli arkadaşlarım, Türkiye’deki terörü dışarıdan besliyorlar. Daha önce Suriye besliyordu. Suriye’nin desteğini kaldırdık Türkiye 3-4 yıl rahatladı. Şimdi terör Kuzey Irak’a geçti. Karargah orada, şehitler Türkiye’de. Kökü orada ağacın, zehirli meyvaları Türkiye’de açıyor. Şimdi bu hukuka aykırı, bunu sürdürmeleri mümkün değil. Uluslararası hukuk buna izin vermez, yanlış. Türkiye’nin bu yanlışı söylemesi lazım. Bunun üzerine yürümesi lazım öyle değil mi? Ne yapıyor bizim Başbakan, yürüyor mu üzerine? Diyor ki, tıpkı Barzani gibi, onun ağzıyla diyor ki, Türkiye’de terör bittimi ki, Kuzey Irak’ın teröründen şikayet ediyoruz. Kardeşim o bitmeden Türkiye’deki bitmez. Bunu anla. Bak Suriye’deki bitti, Türkiye’de de bitmişti. Şimdi Irak’ta da bitirmek zorundasın. Niye söyleyemiyorsun niye? Neden korkuyorsun? Elini tutanlar mı var? Danışmanların mı tutuyor, parti içindemi tutuyorlar, dışarıdan mı tutan var hangisi? Hepsimi? Bakın Başbakan tuttu biliyorsunuz gelir gelmez ilk eve dönüş yasası çıkardı değil mi? Eve dönüş yasası nedir? Teröristlere af yasasıdır. Çünkü eve dönüş diye sanki dağdaki eve gelecek gibi yasa çıkardı ama olan cezaevindeki çıktı dağa gitti. Değil mi? CHP olarak buna en büyük mücadeleyi verdik inat etti çıkardı. Bir süre sonra 2003 yılının Eylül’ünde Dubai’de bir anlaşma imzaladı. Anlaşmada diyor ki, 1 milyar doları verirse Amerika ben Kuzey Irak’la hiç askeri harekat yapmayacağıma söz veriyorum.
Değerli arkadaşlarım, bunun Anayasaya aykırı olduğunu, bunun sözünün verilemeyeceğini ifade ettik. Bastırdık, cesaret edemedi, bunu meclise getiremedi. Ama eğer mecliste CHP olmasaydı bilmelisiniz o 1 milyar dolarlık anlaşmayı yürürlüğe koymuştu. Üçüncü olarak bakın bir kanun hazırladı. O kanunu getirdi ve meclise sundu. Kanun şu; belgeli delilli. Bakın; 18 Nisan 2006 tarihinde Başbakanlık başlıklı Recep Tayyip Erdoğan imzalı meclise yazılmış bir yazı. Diyor ki, şu ekteki kanunu çıkarıverin diyor. Ekteki kanunun 6. maddesinin gerekçesini okuyorum. Diyor ki, maddenin son fıkrasında suç işlemek için örgüt kurma suçuna ilişkin etkin pişmanlık hükümlerinin terör örgütünün kurucusu, yöneticisi veya üyeleri hakkında da uygulanabileceği kabul edilmiştir.
Şimdi değerli arkadaşlarım, yani bu kanuni ifadeyi ben size tercüme edeyim. Diyor ki, Türkiye’de bir terör örgütü var. Var mı? Var. Onun bir kurucusu var diyor. Var değil mi? O diyor avukatı eğer bir pişmanlık dilekçesi verirse o da tahliye olabilir diyor. Bu kanun buraya getirildi. Altında Başbakanın imzası var. Buna biz büyük tepki gösterdik. Korktular bu maddeyi çıkarmadılar. Ama bu kanunu altını imzalayarak gönderdi. Biliyorsunuz Başbakan zaman zaman terör örgütünün ele başısına Sayın diyor, şehitlere kelle diyor. Canını vermekten çekinmeyen vatan evlatlarına askerlik yan gelip yatma yeri değildir diyor. Hadi biz bunları dil sürçmesi olarak anlamak istiyoruz. Yanlışlıkla ağzından çıktı diyoruz. Onlar hadi ağzından yanlışlıkla çıktı. Bunlar ne kardeşim, bu da mı dil sürçmesi?
Şimdi size kanaatimi açıkça söylüyorum. Türkiye’nin terörle mücadelesinin önündeki en büyük engel Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’dır. Bazen bize diyor ki, siz diyor şu partiyle, bu partiyle koalisyon kuracaksınız. Sen bizim kiminle koalisyon kuracağımızı bırak da, sen PKK’nın uzantılarıyla mecliste yarın işbirliği yapıp yapmayacağını bir ilan ette bir göreyim seni.
Değerli arkadaşlarım, terör konusunda bunları ben yüzüne söylemek istiyorum. Bu belgeleri çıkarıp göstermek istiyorum. Gelmiyor. Ne diyor bize? Hakaret ediyor. Söyleyecek cevabı yok cibilliyetsiz bunlar diyor. Yani ne demek cibilliyetsiz? Milyonlarca seçmenin oyunu almış Türkiye’nin ana muhalefet partisine cibilliyetsiz demek Atatürk’ün kurduğu CHP’ye cibilliyetten söz etmek senin haddine mi, hakkına mı? Sen kim oluyorsun da CHP’nin adını ağzına alıyorsun. Yok diyor ki, kılavuzu karga olanın. Kardeşim önce senin bir kılavuza ihtiyacın var. Bak 360 milletvekiliyle bir Cumhurbaşkanı seçemedim. Bir Cumhurbaşkanı seçmeyi beceremedin. CHP 360 milletvekili olsaydı Cumhurbaşkanını seçemez miydi? E niye seçemedin sen? Beceremedin, yapamadın. Bak o zaman diyordun ki, uzlaşma ne demek? Anayasada uzlaşmamı yazıyor. Uzlaşmaya gerek yok. CHP’yi ziyaret etmek zaman kaybıdır. Bir çelik çomak attık önlerine oynuyorlar diyordun değil mi o zaman? Biz diyorduk ki uzlaşalım. Bak uzlaşalım belki bir AKP’liyi de seçebiliriz diyordum o zaman. Bu hayır uzlaşmayacağım dedi. Ne oldu seçebildi mi? Şimdi gelmiş diyor ki, uzlaşma lazım diyor. Şimdi Sayın Erdoğan’ın uzlaşma lazım demesi aslında ben hata yaptım. Türkiye’yi Cumhurbaşkanlığı krizine ben soktum, benim yüzümden oldu demektir. İtiraftır, itiraf. Hatasını itiraf ediyor. Bunu şimdi diyeceğine Deniz Baykal dediği zaman haklısın uzlaşmak lazım deseydin ya. Niye demedin o zaman? O zaman yanıldı ve şimdi hatasını kabul eder gözüküyor.
Değerli arkadaşlarım, bakınız, bize kılavuz diyor, bilmem ne diyor. Bak Hikmet Yar’ın önünde diz çökmüş fotoğrafı var. Cumhurbaşkanı olmak istediği zaman ben dedim ki, Cumhurbaşkanı sen olamazsın. Niye olamazsın? Çünkü Hikmet Yar’ın önünde diz çökmüş bir Türkiye Cumhurbaşkanı olamaz dedim. Yasin El Kadı’ya kefil olmuş bir Türkiye Cumhurbaşkanı olamaz. Hakkındaki yolsuzluk dosyalarının hesabını verememiş bir Cumhurbaşkanı olamaz. Sen çekil kenara dedim. Sen Cumhurbaşkanı olamazsın dedim. Çok kızdı bana. Ama ne oldu? Cumhurbaşkanlığı adaylığını bile söyleyemedi değil mi?
Şimdi bize kılavuz falan diyor. Ben söylüyorum bizim kılavuza ihtiyacımız yok. Bizim bir tane kılavuzumuz var. Bizim kılavuzumuz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’tür. Bizim başka kılavuza ihtiyacımız yok. Bakın CHP ne yapacak söyledim, ne yapmayacağını da söyleyeyim. Bir; halkı ezdirmeyeceğiz. Halk eziliyor mu? Eziliyor. Çiftçi eziliyor mu, genç eziliyor mu, esnaf eziliyor mu? Ezdirmeyeceğiz. Ülkeyi soydurmayacağız. Ülke soyuluyor mu? Soyuluyor değil mi? Soydurmayacağız. Biz soymadık, soydurtmayacağız. Soyanlar soydurtamaz. Biz soymadık, soydurtmayacağız iki. Üç; devleti böldürtmeyeceğiz. Devleti bölmek isteyenler var mı? İktidar bunlar karışında aciz mi? Biz CHP devleti de böldürtmeyeceğiz. Tamam mı Çorumlular tamam mı? Önümüzdeki seçimde CHP’yi iktidar yapacak mıyız? Derviş Günday’ı Ankara’ya gönderecek miyiz? Ama yalnız değil ha. Bak ekip burada. Ekiple değil mi? Siz yaparsınız, size güveniyorum.
Sevgili Çorumlular, hepinize yürekten teşekkür ediyorum. İnşallah güzel günlerde de beraber olacağız. Türkiye’mizin önünü açacağız. Güzel günler göreceğiz. Motorları maviliklere süreceğiz. Hepinize teşekkür ediyorum, sevgiler saygılar sunuyorum.
11/7/2007 · Kategori: Soylev
GENEL BAŞKAN DENİZ BAYKAL’IN
KASTAMONU MİTİNGİNDE YAPTIĞI KONUŞMA
(10 Temmuz 2007)
Sevgili Kastamonulular, çok sevgili hemşehrilerim, hepinizi, tümünüzü içten sevgilerle, özlemlerle, saygıyla kucaklıyorum. Hepinize teşekkür ediyorum. Bu muhteşem toplantıyı gerçekleştirmemize katkı verdiniz. Bu toplantıya kayılan bütün Kastamonulu kardeşlerime, hepinize, hiçbir siyasi parti ayrımı gözetmenden ama elbette CHP’lilere, DSP’lilere, onun dışındaki partilere mensup olan hemşehrilerime, hepinize içten, yürekten teşekkür ediyorum. Hoşgeldiniz.
Kastamonu benim yaşamımın ilk dönemini geçirdiğim kentimiz. Doğumdan itibaren 6 yaşımın sonuna kadar Kastamonu’da yaşadım. Kastamonu’yu Kastamonu insanını çok yakından bilirim. İçimde, yüreğimde daima bir Kastamonu sevgisi yaşatırım. Ne zaman buraya gelsem kendi memleketime, öz yurduma, baba ocağıma, anavatanıma gelmiş gibi kendimi hissederim.
Eksik olmayın. Kastamonuluların da beni sevgiyle bağrına bastığını görmekten büyük mutluluk duyuyorum. Hepinize yürekten bir kez daha teşekkür ediyorum. Sağolun, eksik olmayın.
Sevgili Kastamonulular, nasılsınız, iyi misiniz? Keyfiniz yerinde mi? İşleriniz yolunda mı? Kazancınız yerinde mi?borçlar ödendi mi? Çiftçi masrafını çıkarıyor mu? Geliri artıyor mu? Esnafın işleri yolunda mı? Esnaf kirasını ödüyor, elektriğini, suyunu ödüyor, yanında çalışan çocuğun harçlığını veriyor, primini, sigortasını ödüyor mu? Ailesine, çoluk çocuğuna bakabiliyor mu? Bir dükkanı var yanında bir dükkan daha aldı mı? Almadı mı? Sarımsakçının işi yolunda mı? Kendircinin işi nasıl? İş yok mu kendircide de? Buğdaycının işi nasıl? Besicinin işi nasıl? Küre’de çalışan işçi kardeşlerim nasıl? Memnunlar mı hayatlarından? Küre işletmesi gelişiyor, canlanıyor, büyüyor mu? Yoksa kapatıldı gitti mi? Taşköprü’de SEKA fabrikası nerede? İyi mi?
Sizde bu meydanda toplanmışsınız her şeye hayır diyorsunuz. Yani şikayet diz boyu öyle mi? Gençler iş bulabiliyorlar mı? Diplomayı alan gençler tayin olabiliyorlar mı? Öğretmen olabiliyorlar mı öğretmen? Hemşire olabiliyorlar mı? Öğretmenliği de bozdular. Sözleşmeli öğretmenlik dediler. Part time öğretmenlik dediler. Öğretmen bir meslekti, bir yaşam tarzıydı. Türkiye’nin büyük gücüydü. Öğretmenlikte artık çığırından çıkarıldı, onu da özelleştirdiler değil mi?
Bunlar iyi mi değerli arkadaşlarım, sevgili hemşehrilerim, iyi mi bunlar? İyi değil. Kastamonu’ya büyük hizmet geldi mi? Fabrikalar açıldı mı? İşyerleri kuruldu mu? Gençler orada rahatça çalışabiliyor mu? Kastamonu’dan göç durdu mu? Türkiye’de her yerinde çok Kastamonulu var. özellikle İstanbul’da. Olmasından aslında bizim bir şikayetimiz yok. Eksik olmasınlar İstanbul’a Kastamonulular geliyorlar bize en büyük desteği veriyorlar. Kendilerine teşekkür ediyorum. Ama gönül istiyor ki, kendi memleketlerinde geçimlerini sağlayabilsinler.
Sevgili Kastamonulular, son 4,5 yılda geliriniz iki kat, üç kat artmadı mı? Türkiye zenginleşiyor diyorlar. Türkiye uçuyor diyorlar. Türkiye katlanıyor diyorlar. Yani Türkiye uçuyor da Kastamonu uçmuyor mu? Türkiye zenginleşiyor, Kastamonu zenginleşmiyor mu? Size gelen bir şey yok mu?
Bakın Türkiye bu son 4,5 yıllık dönemde büyük borç yaptı. Bu iktidar işbaşına gelirken Türkiye’nin borcu ile 4,5 yıl sonra şimdi ortaya çıkan borcunu karşılaştırdığınız zaman 80 yıllık cumhuriyet tarihine neredeyse eşit bir borcu 4,5 yılda bunların yaptığını görüyoruz. Şu anda Türkiye’nin borcu 408 milyar dolar. Bunlar geldiğinde 221 milyar dolardı. 221 aldılar 408 yaptılar. Bu ek borçtan size damlayan bir şey yok mu? Türkiye o 221 milyar dolar borcu Atatürk, İnönü, Bayar, Menderes, Demirel, Özal dönemlerinde daha sonraki hükümetler döneminde yaptı. O borçla Türkiye çok büyük hizmetler gördü. Demiryolları yapıldı. Uçak filoları yapıldı. Limanlar yapıldı,. Barajlar yapıldı. Karabük kuruldu. Ereğli demir-çelik kurudu. Alüminyum demir-çelik sanayi kuruldu. Tüpraş’lar kuruldu. Petrokimya tesisleri kuruldu. Rafineriler kuruldu. Hep o paralarla yapıldı. 80 yıl 221 milyar dolar. 200 milyar dolara yakın ek borç 4,5 yıl. Ne var ortada? Kastamonu’da ne var? Türkiye’de ne var?
Değerli arkadaşlarım, bu dönemde Anadolu’ya, Türkiye’ye, illerimize, kentlerimize ne yazık ki, bu borçlardan hizmet gelmemiştir. Yatırım gelmemiştir. Barajlar yapılmamıştır. Sulama tesisleri yapılmamıştır. Gençlerimize işyerleri açılmamıştır. Ama borç gelmiştir. Bu son dönemde Türkiye büyük borç yaptı. Ayrıca bu son dönemde elde avuçta ne varsa, o cumhuriyet tarihinin yaptığı büyük tesisleri sattık. Öyle değil mi? Bütün büyük ekonomik güçlü tesisler, fabrikalar, işyerleri, kazanç kapıları, Türkiye’nin gücü neyse o, onların hepsi elden avuçtan çıkarıldı değil mi? Satıldı değil mi? Elde avuçta ne varsa satıldı. Borç yapıldı. Borçtan size gelen yok. Satıştan gelen var mı? Satıştan da gelen yok.
Türkiye’de borsa 6 kat arttı diyorlar. Sizin borsada paranız yok mu? Borsada 6 kat artmış. Borsaya bakıyoruz kimlerin parası var diye %70’i yabancı. Sizin borsada paranız yok, borsada fabrikanız var mı? O da yok onlarda katlandı.
Demek ki, Türkiye’den birileri gerçekten kazanıyor. Kim kazanıyor? Zaten çok zengin olanlar kazanıyor. Değil mi? Onlar kat kat arttırıyorlar. Zenginler daha zengin oluyor. Süper zengin oluyor. Orta halliler yoksullaşıyor, yoksullar iyice yoksullaşıyor değil mi? Olan bu mu? Türkiye’nin sırtından yabancılar büyük para kazanıyorlar mı? Büyük zenginlik sağlıyorlar mı? Evet. Onlar memnun. Onlar diyor ki, Türkiye fırsatlar ülkesi. Türkiye eksik olmasın diyorlar. Dolar üzerinden %30 getirdiği paraya dünyanın en yüksek oranı kazanç sağlıyorlar.
Yabancılar kazanıyor Türkiye’nin üstünden. Türkiye’nin süper zenginleri kazanıyor ama halk, ama millet, ama Anadolu, ama çiftçi, ama esnaf, ama genç, ama Türkiye’nin işadamı onlar kazanmıyor. Ama Kastamonu kazanmıyor. Ama Karabük kazanmıyor. Ama Zonguldak kazanmıyor. Anadolu kazanmıyor. Ama Anadolu’nun sırtından birileri kazanıyor.
Bakın Japonya, Türkiye’den 7 kat zengin bir ülke. Japonya’daki dolar milyarderi sayısı Türkiye’den fazla. Japonya akılsız mı? 7 kat zenginliğe rağmen Türkiye’deki gibi dolar milyarderi üretmemiş. Dolar milyarderi üretmemiş ama Japon vatandaşı anlının teriyle hakkı olan kazancı sağlıyor. Bütün dünyayı turist olarak geziyor. Nitelikli bir ücret alıyor. Kazancı yerinde, işi yolunda, karnı tok, sırtı pek, başı dik. Japonya öyle. Biz nasılız? Biz zengin daha zengin olmuş, yoksul daha da yoksullaşmış.
Bu iyi mi değeri arkadaşlarım. Bakın bunlar eldekini avuçtakini de sattılar değil mi? En son Petkim’i sattılar. Değil mi? Petkim ne? Türkiye sanayiinin can damarı. Petkim’in ürettiği ürünler yerli sanayicimiz tarafından kullanılıyor, Petkim’i alan bizim sanayiimizi boğazından tutuyor demektir. Şimdi bu Petkim’i sattık değil mi? Kime sattık?
Değerli arkadaşlarım, öyle bir satış ki, kimin aldığı belli değil. Alan benim diye çıkamıyor. Alana dediler ki, kartvizitini ver, kimsin seni bir bilelim. Adam kartvizitini veremedi. Karışık, dolaşık, dolambaçlı. Kimdir, nereden parası geliyor, arkasında kim var, Türkiye’nin sanayiinin kalbini kime emanet ediyoruz? Bilemiyoruz.
Şimdi Petkim’i sattık. Ne zaman sattık? Seçime 15 gün kala. Değil mi? Böylesine önemli bir sanayi tesisi seçime 15 gün kala satılır mı? Gümrükten mal mı kaçırıyoruz? Bir telaşa mı var? Seçimden önce bu işi bitirelim diye bir telaş mı yaşanıyor?
Şimdi Kastamonu’da size soruyorum, Türkiye Petkim’i satsın mı? Şimdi ben size söylüyorum, inşallah gidiş öyle Türkiye’nin meydanlar CHP iktidarı müjdesi veriyor. Her yerde bunu alıyoruz. İnşallah 15 gün sonra Türkiye’de yeni bir dönem açılacak. Yeni bir iktidar kurulacak. İnşallah CHP iktidar olacak, CHP iktidarında ilk yapacağımız işlerin başında Petkim’e dur demek var dur diyeceğiz Petkim’e.
Meydan o kadar boş değil canım. Türkiye bu kadar sahipsiz değil. Türkiye herkesin parmağında oynatacağı bir ülke değil. Türkiye’nin kendi yararı var, çıkarı var, Türkiye’nin menfaati var. Bunları birileri düşünecek. İktidar düşünmüyorsa CHP düşünecek, CHP iktidar olacak.
Değerli arkadaşlarım, bakın Türkiye yeni bir istiyor. Artık bıçak kemiğe dayandı. Bir değişim lazım. Bu değişim olunca ne olacak size onu söyleyeyim. Yeni dönemde çiftçiye sahip çıkacağız. Çiftçinin kaderini değiştireceğiz. Türkiye artık tabanı boşalmış, tarımına küsmüş, toprağına küsmüş bir ülke haline geldi, bunu değiştirmek zorundayız, Türkiye’de kalkınmayı çiftçiden, köylüden, topraktan, Anadolu’dan, Kastamonu’dan, Tosya’dan başlatacağız.
Bunun için ne gerekirse onu yapacağız. Bakın bunu temsil eden bir olay haline geldi. Ben gittiğimiz her yerde diyorum ki, çiftçinin mazotundan ÖTV almayacağız. Şimdi sevgili kardeşlerim, Türkiye’de çiftçi mazotu kaçça kullanıyor? 2,5 milyona. Avrupa’da çiftçi mazotu kaça kullanıyor? 1 milyon 100 bin liraya. Türkiye’de mazotun içinde ham petrolün maliyeti var, rafineri maliyeti var, bayi karı var, nakliye masrafı var, KDV var, ÖTV’de var ama biz diyoruz ki, orada dur,çiftçiye gelince orada dur. Çiftçiden mazotun parasını isterken ham petrolün parasını iste. Rafineri maliyetini iste. Bayi karını iste. Nakliye masrafını iste. KDV’sini iste ama orada dur diyoruz. Sakın ha ÖTV isteme. ÖTV ne kadar? ÖTV 1 milyondan fazla. ÖTV’yi almadığın zaman 2,5 milyon 1 milyon 100 bin liraya düşüyor. ÖTV ne? Ankara açık vermiş. Ankara yolsuzluğa göz yummuş. Ankara bunu kapatmak için kaynak arıyor. Kaynak ararken gelmiş çiftçinin ÖTV’sine de litrede 1 milyon bindirmiş.
Biz diyoruz ki, bu haksızlıktır. Çiftçinin beli bükülmüş. Ayakta kalacak mecali yok, ondan bunu alma. Ondan bunu alma yazıktır, günahtır. Bırak çiftçi kendisinin toparlasın, ayakları üzerinde durur hale gelsin. Gün gelir ondanda alırsın. Ama şimdi alma diyoruz.
Bize diyorlar ki, bunun hesabını yaptın mı? Yaptım. Türkiye’de 11,6 milyon ton mazot tüketiliyor. Bunun %20’si çiftçi tarafından tüketiliyor. 2-2,5 milyon ton. Bunun ÖTV’si 2-2,5 milyar dolar. Kaç kişi yararlanıyor bundan? 4,5 milyon çiftçi ailesi. 20 milyon insan. 20 milyon insana 2,5 milyar dolar. Kendisinin toparlaması için bunu yapacağız diyorum.
Değerli arkadaşlarım, Yunanistan’da çiftçi mazotu 1 milyon 100 bin liraya alıyor bizim indireceğimiz düzeyde. Pamuk üretiyor. Türkiye’de çiftçi2,5 milyona mazot kullanıyor o da pamuk üretiyor sonra devlet diyor ki, Yunan pamuğu daha ucuz, ben Yunan pamuğunu alacağım, Türk pamuğunu almıyor.
Böyle haksızlık olur mu? Böyle adaletsizlik olur mu? Yunan devleti kendi çiftçisinden ÖTV almıyor sen alıyorsun. Onu kaldıracağız. Hesabını kitabını yaptın mı? Yaptım. Ne kadar? 2,5 milyar dolar.
Değerli arkadaşlarım, Başbakan buna büyük tepki gösteriyor. Şimdi ben Başbakana Kastamonu Nasrullah Camiinin yanından soruyorum; Sayın Recep Tayyip Erdoğan, oğlun Bilal Erdoğan mazotu kaça alıyor? Ondan ÖTV alıyor musun? Ondan ÖTV almıyor. Gemi almış oğlu, hayırlı olsun, kutlarız, güle güle kullasın, bol kazançlar dileriz. Şimdi o geminin mazotu ÖTV’siz. Başbakana soruyorum; Bilal’in mazotu kaça, Kastamonu’daki çiftçinin mazotu kaça?
Şu anda denizde almıyor, hava da özel uçak taşımacılığı yapanlardan ÖTV almıyor. Sen bunu almıyorsun da Deniz Baykal gelmiş, sen denizden almamışsın, havadan almamışsın Deniz Baykal’da diyor ki, bende geleceğim bende topraktan, Anadolu’dan, karadan, çiftçiden, tarımdan mazotundan ÖTV almayacağım diyorum.
2-2,5 milyar doları nereden bulacaksın diyor. Sen bankalarını batırmış bankerlere 50 milyar doları bu milletin kasasından verirken nereden bulduysan bende 20 milyon çiftçiye 2,5 milyar doları oradan bulacağım.
Çiftçiyi ayağa kaldıracağız değerli arkadaşlarım. Yapacağımız şeyleri söylüyorum. Tarıma sahip çıkacağız. İki, gence sahip çıkacağız. Gençliğe sahip çıkacağız. Gençliğin önünü açacağız. Gençlik iş bulamıyor. Gençlik doğru dürüst eğitim alamıyor. Eğitim aldıktan sonra tayin olamıyor. Üniversite kapısında perişan oluyor. Gençlerimizi lisede sanki tümü üniversiteye girecekmiş gibi okutuyoruz. Sanki hepsi üniversiteye girecek. Hepsi doktor, mühendis, avukat olacak. Okutuyoruz ama liseden mezun olduktan sonra sınava giriyorlar üçte ikisi 1 milyon 700 bin kişi sınava giriyor, bu sene girdi. Onun 1 milyon 200 bini geri dönüyor.
Geçen sene aynı şekilde gene o civarda sınava girdi, gene üçte ikisi 1 milyon 100 bin kişi geri döndü. Bir sene önce gene aynı. Daha önce gene aynı. Seneye eğer müdahale etmezsek gene aynı.
Sevgili kardeşlerim, böyle devlet yönetimi olmaz. O üçte iki öğrencinin sanki üniversiteye girecekmiş gibi eğitilip, sonrada üçte ikisinin geri dönmesinin bu millete bir maliyetti yok mu? Bu devlete bir maliyeti yok mu? Analar, babalar çocuklarını dershane, kurs, öğretmen, kitap, ek ders ücretleriyle yetiştirmeye çalışıyor. Ama ne kadar çalışırsa çalışsın üçte ikisi yenilmeye mahkum. Devlet de bunu seyrediyor. Böyle bir şey olabilir mi? Günah değil mi?
Yani buna bir çare bulmak lazım. Bunun çaresini bulacağız. Ben bunu gittiğim her yerde söylüyorum. Bir kadın kardeşimiz geldi bana dedi ki, ne olur şunu yapın. Çok doğru bir iş bu. Bütün gücümle size destek oluyorum, dua ediyorum, inşallah gelirsiniz bunu halledersiniz. Ben dedi çocuğuma dershaneye para, doktora para yetiştiremez oldum. Bir çare dedi. Dershaneye parayı anladım da doktora niye para yetiştiriyorsun dedim. Çocuğum ruh hastası oldu dedi. Hem dershaneye, kursa para hem de çocuğum ruh hastası onu psikiyatriye götürüyorum, tedavi ettiriyorum ne olur buna bir çare bulun dedi.
Yani bunu seyretmek mümkün mü değerli arkadaşlarım. Böyle bir şey olabilir mi? Dünyanın her yerinde uygulanan sistem var. Çocuğu lisenin içinde daha ortasındayken lisede alacaksınız. Onun geçmişteki eğitim durumunu değerlendireceksiniz. Öğretmenlerinden rapor alacaksınız. 4-5 ayrı sınava sokacaksınız. Rehber öğretmeniyle konuşacaksınız. Ailesiyle mülakat yapacaksınız. Kendisiyle mülakat yapacaksınız ve sonra çocuğa diyeceksiniz ki, çocuğum, yavrum senin iki sene sonra üniversite sınav kapısından yenilerek dönmeni istemiyoruz. Senin röntgenini çektik. Sen gel şimdi yol yakınken seni olmayacak bir işe yöneltmeyelim, sana yararlı, ülkeye yararlı, kabiliyetine, yeteneğine uygun sana bir iş ve meslek kazandıralım. Sana boş bir kağıttan diploma değil, koluna bir altın bilezik takalım. Senin iş ve meslek yaşamına yönlendirelim diyeceksiniz, çocuğu alacaksınız, ekonomiye, hayata, para kazanmaya, ticarete, iş ve meslek yaşamına yönlendireceksiniz.
Almanya böyle yapıyor. Bizde böyle yapacağız. Analar, babalar boşuna üzülmeyecek, boşuna o paralar harcanmayacak. Türkiye’nin önünü açacağız. ÖSS çılgınlığına bir son vereceğiz. ÖSS akılsızlığına bir son vereceğiz. Devlet oturmuş seyrediyor. Analar, babalar her yıl 1,5 milyon aile ağlıyor. Masraf ediyor, batıyor, bitiyor, yeniliyor, gençler umutsuz, devlet seyrediyor. CHP seyretmeyecek, o gençlerin acılarına sahip çıkacağız. O ailelerin önüne bir ufuk açacağız. Gençlerimize bir gelecek kazandıracağız.
Sevgili hemşehrilerim, CHP geldiğinde ne olacak, ne yapılacak? Yeşil Kartı kaldıracağız. Yeşil Kart ne? Yeşil Kart bir vatandaş AKP kodamanına sırtını dayıyor. Kaymakamdı, muhtardı gerekeni ayarlıyorlar, gidiyor Yeşil Kart alıyor. Altında Mercedes otomobil, cebinde Yeşil Kart her türlü sağlık imkanı ona açılıyor. Buna son vereceğiz. Yeşil Kartı kaldıracağız. Yeşil Kartın yerine ne gelecek? Yeşil Kartın yerine bu gelecek, bu. Nüfus hüviyet cüzdanı. Kimlik kartı. Onun üzerinde numara var ya, işte o numara. O numara bütün vatandaşımızın her türlü sağlık hizmeti almasının kapısının açacak. Bunun bir anlamı var. Bunun bir haysiyeti var. Bunun bir şerefi var. Bu varken ne Yeşil Karta ihtiyaç var ne başka karta ihtiyaç var.
Değerli arkadaşlarım, Türkiye’de giderek tepeden zenginlik artıyor ama aşağıda da yoksulluk artıyor. Nereden görüyoruz yoksulluğun arttığını? Ramazan gelsin poşet dağıtılsın diye bekleyen vatandaşlardan. Kurulan çadırlardan. Şimdi herkese kömür dağıtıyorlar. Temmuz ayında kömür dağıtılıyor. Kastamonu’da da dağıtıyorlar mı? Kömüründe arkasında bir hikaye var onu da söyleyeyim. Bir kararname çıkardılar, kömürü dağıtacağız ama dağıttığımız kömürün parasını gelecek hükümet ödeyecek dediler.
Şimdi kömürü bunlar dağıtıyor belki de parasını biz ödeyeceğiz. Helal olsun. Kömür dağıtıyorlar, pirinç dağıtıyorlar, bulgur, makarna dağıtıyorlar. Şimdi vatandaş yoksulluk diz boyu. Seçim zamanı gelse de biraz bir şey dağıtsalar diye bekliyor. Birde altın dağıtıyorlar, altın. Kastamonu’da da dağıtıyorlar mı altın? İkişer, ikişer.
Şimdi altın dağıtıyorlar, altını dağıtırken gidiyor kapıyı çalıyor, verecek ama bir gerekçe bulmak lazım. Diyor ki, sizin çocuğun sünnetine gelemedik, altını şimdi getiriyoruz. Oğlan çıkıyor görüyorlar 18 yaşında delikanlı, damat adayı.
Şimdi vatandaşlar bana soruyor. Ya bunları dağıtıyorlar be yapalım diye. Bende diyorum ki, hiç tereddüt etmeyin ananızın ak sütü gibi helaldir, alın kullanın. Alın diyorum. Ne dağıtırlarsa alın. Makarna, makarna, pirinç, pirinç, bulgur, bulgur, altın, altın, kömür, kömür. Günahı yok mu diyorlar? Hayır günahı yok diyorum. Bu milletin malı, günahı varsa Allah günahını benim boynuma yazsın. Günahı yok, alın kullanın. O pirinçle akşam güzel bir pilav yapın, yanına bir de güzel çorba yapın çoluk çocuk ailecek toplanın afiyet olsun, güzelce yiyin, helal olsun diyorum. Hiçbir sakıncası yok, alın.
Almanın, yemenin günahı yok, ama dikkat edin diyorum, sakın ha onu aldık diye oyu onlara vermeye kalkmayın. İşte o günahtır diyorum, sakın ha o günahı yapmayın. Aklı, vicdanın, yüreğin neyi gerektiriyorsa onu yap. Neye inanıyorsan onu yap. Ama bu bana verdi ben ona borçluyum. Borçlu filan değilsin, ona sana borçlu. O milletin malı, milletten almış onun bir kısmını sana veriyor. Sana verdiğini bırak da götürdüklerinin hesabını ona sormak lazım.
Şimdi biz gelirsek ne olacak? Elbette her türlü yardımı destekleyeceğiz. Ama başka bir şey yapacağız. Biz il ve ilçe başkanlarımızla değil. Devletin temsilcisi olarak muhtarları esas alacağız. Muhtarlarımıza kendi bölgelerinde gerçekten yardıma muhtaç aileleri yazmasını isteyeceğiz. Muhtarlar kendi mahallelerindeki gerçekten yardıma ihtiyacı olan aileleri tespit edecek, o ailelerin içinde çalışabilecek birisi varsa öncelikle ona iş vermeye çalışacağız. Çünkü yoksullukla mücadelenin en etkili yolunun insanlara iş vermekten geçtiğini çok iyi biliyoruz. İnsanlarımız cebine para konulmasını istemiyor. İnsanlarımız alnının teriyle, dürüst, namuslu, çalışabileceği, bir iş, bir helal kazanç kapısı istiyor. Onu verdiğiniz zaman yoksulluğu o yeniyor.
Onun için eğer iki aile var, birisi yoksul öbürü çalışan bir aile mensubuna sahipse ve aynı niteliklerine sahiplerse öncelikle o kimsenin çalışmadığı aileden birsine iş vereceğiz ve insanları kendi yoksulluklarını yenme noktasına getireceğiz. Ama olabilir ki, ailede çalışacak hiç kimse yoktur. Kadın yatalaktır, çocuklar küçüktür ya da adam yatalaktır kadın ona bakmak durumundadır. Çocuklar çalışamaz haldedir. Mutlaka yardıma ihtiyaç vardır. Gerçekten çalışacak kimsesi olmayan, yardıma muhtaç ailelerde yapacağımız şu sevgili Kastamonulular, o aileye gene muhtarın bilgisi içinde yardım edeceğiz, o aileyi listeye alacağız. Sosyal hizmet görevlileri gidecek, o aileyi ziyaret edecek. Durumu tespit edecek. Eğer gerçekten öyle bir durum varsa o aileye devlet olarak yardım edeceğiz.
Ailede kime yardım edeceğiz? Kadına yardım edeceğiz, kadına. Çünkü biliyoruz ki, ailenin gerçek sahibi kadındır, kadın. Kadın yemez yedirir, giymez giydirir, içmez içerir, kadın elindeki imkanı en iyi şekilde ailesine ulaştırır. Kanatlarını kartal gibi çocuklarının, eşinin üzerine açar. Kadına güveniyoruz. Kadını devlet muhatap alacak. Bu projeye de devlet ana projesi diyoruz. Kadın ailede devlet olacak, devlet.
Onun adına bankada hesap açtıracağız, kimse o kadının yüzünü bile görmeyecek, hesabına para yatırılacak, kadın bankaya gidecek, parasını çekecek, çocuklarına bakacak. Sosyal hizmet yetkilileri de zaman zaman gelip onları ziyaret edecek, denetleyecek.
Bu devlet ana projesi. Kadına destek projesi. Çocuk Esirgeme Kurumu kadın olacak. Kızılay kadın olacak. Fak-Fun Fon kadın olacak. Devletin yoksula yardım için ayırdığı bütün kaynaklar bürokrasiye değil, devlet teşkilatına değil, siyasi himayeyle değil gerçekten ihtiyacı olan ailelerin kadınlarına devlet tarafından helal olsun diye resmen verilecek.
Değerli arkadaşlarım, köklü değişimler planlıyoruz. Böyle gitmiş böyle gitmeyecek. Artık devlet tabana eğilecek, halka eğilecek, millete eğilecek, köylüye eğilecek, esnafa eğilecek, kimsesize, yoksula eğilecek, ona sahip çıkacak. Gence eğilecek, kadına eğilecek. Bunu sağlamak bizim boynumuzun borcudur.
Değerli arkadaşlarım, bugün Türkiye’de kazanan katlanarak daha fazla kazancını arttırıyor. Orta sınıf kayboluyor, yoksullar perişan oluyor. Türkiye’nin sırtından birileri kat kat para kazanıyor. Bu doğru değil. Buna bir çare bulmak lazım. Bunun bir çaresi var. Dünya uyguladı. Nedir o çare? Nedir o reçete? Sosyal demokrasi. Yani sosyal demokrasi deyince demokrasi olacak, yani insan özgür olacak, insan düşünce özgürlüğüne sahip olacak, inanç ve ibadet iman özgürlüğüne sahip olacak, insan teşebbüs özgürlüğüne sahip olacak., ticaret yapacak, tarım yapacak, fabrika kuracak. Miras hak olacak. Mülkiyet hak olacak. Parası olacak. Tasarrufu olacak. Evi barkı olacak.
Bütün bunlar olacak. Ama bunlarla her şey bitmiyor. Bir şey daha olacak. Nedir o? Komşusu aç yatarken tok yatan bizden değildir anlayışı da olacak. Sorumluluk olacak, sorumluluk. Demokrasi olacak ama aynı zamanda adalet olacak, adalet. Sosyal adalet olacak, sosyal adalet.
İşte onun adı sosyal demokrasi. O sosyal demokrasi olunca Türkiye’de toplumun bütün çile çeken kesimleri hakkını alacak. Emekli hakkını alacak. Çiftçi hakkını alacak. Esnaf hakkını alacak. Kim kaybedecek? O altı kat kazananlar var ya tıpkı Japonya’da olduğu gibi onlarda altı kat kazanmayacak üç kat kazanacak. Onların kaybettiği o üç kat aşağıya, tabana akacak, tabana, millete. Bütün dünyada böyle. Türkiye’de de öyle olacak. Olsun mu? Olduracak mıyız? İnşallah.
Bunu yapmak zorundayız. Bu yoksa ne oluyor? Türkiye’de hem yoksullaşma oluyor hem yolsuzluk oluyor, değil mi? Yolsuzluk var mı? Kastamonu’da yolsuzluk var mı? Özelleştirmede yolsuzluk var mı? İhalelerde yolsuzluk var mı? Ankara’da yolsuzluk var mı? Ne yapacağız bu yolsuzluk böyle gelmiş böyle mi gidecek? Değiştiremez miyiz? Değiştiririz. Nasıl değiştireceğiz? Ne yapmak lazım?
Bakın ben size yolsuzluğu bir anlatayım. Yolsuzluğun biz planını çıkardık. Yolsuzluk bir üçgen. Üçgenin bir tarafında haramzade bir işadamı var. Haram helal bilmeyen, üç kuruş daha fazla alacağım diye yetimin hakkı mı, milletin malı mı hiç aldırmayan, cebine giren paradan başka hiçbir şey düşünmeyen gözü dönmüş bir haramzade işadamı var.
Haramzade işadamı tek başına yolsuzluk yapabiliyor mu? Yapamaz. Yanında bir memur lazım. Yani, ona yol gösterecek, kılıf uyduracak bir memur. O ahlaksız memur, o haramzade işadamıyla yeter mi? Yetmez. Bir kişi daha lazım. Kim lazım? Bir de siyasetçi lazım. Bir namussuz siyasetçi lazım onlarla beraber çalışacak. Üçü bir araya geldi mi yolsuzluk tezgahı kuruluyor. Siyasetçi memuru himaye ediyor, memur işadamına yol gösteriyor, çark dönüyor. Bunu kıracak mıyız? Neresinden kıracağız? Siyasetçiden kıracağız. Siyasetçiyi nasıl kıracağız? Siyasetçinin dokunulmazlığını kaldıracağız. Tamam mı? Siyasetçi bu yolsuzlukları nasıl yapıyor? Dokunulmazlığı var. Savcı soru soramıyor. Mahkeme yargılayamıyor. Cezaevi yok. Hukuk işlemiyor. Niye dokunulmazlığı var?
Dünyanın başka ülkelerinde başka ülkelerinde böyle dokunulmazlık var mı? Hiçbir yerde yok ne Yunanistan’da, ne Bulgaristan’da ne Romanya da, ne İngiltere’de,, ne Fransa’da hiçbir yerde yok. Bizde var. Kalksın. Demokrasi nutuk atmakla olmaz. Hamaset yapmakla olmaz. Demokrasi dokunulmazlığa ihtiyacım yok diyen milletvekilleriyle olur. Onu göze alan insanlarla olur.
Değerli arkadaşlarım, bugün mecliste 200 milletvekilinin yolsuzluk dosyası var. Böyle meclis olur mu Allahaşkına? Yani kendisi hakkındaki yolsuzluk dosyalarının hesabını verememiş 200 milletvekili bulunan bir meclis milletin derdine çare olabilir mi? Halkın yüzünü güldürebilir mi? Çiftçinin hakkını verebilir mi? Esnafın hakkını verebilir mi? Gencin sorununu çözebilir mi? Çözemez. Bunu halletmek zorundayız.
Başbakanın hakkında yolsuzluk dosyası var. Bakanların hakkında yolsuzluk dosyası var. Maliye Bakanı, dünyanın neresinde Allahaşkına sevgili hemşehrilerim, hangi hükümette bir Maliye Bakanı ve bir Başbakan bizzat kendileri için 4 defa, 5 defa af kanunu çıkarır? Siz zannediyorsunuz ki, o af kanunu esnaf vergisini ödeyemedi, defterinde hata var, onu düzeltelim diye yapıldı. Hiç alakası yok. Kendi sorunlarını çözüyorlar. Kendisi hakkında af çıkaran Başbakan, kendisi hakkında af çıkaran Maliye Bakanı olur mu?
Oluyor Türkiye’de. Olursa işte işler böyle oluyor. Bunu düzeltmek zorundayız. 200 tane dosya var. İtiraf edeyim benim hakkımda da bir dosya var. Geçenlerde bir yazı geldi seninde dosyan var diye. Hemen gittim soruşturdum diyor ki, 2002 seçimlerinde Zonguldak’ta süresi bittikten sonra da konuşmaya devam ettim, bu yasanın ihlalidir, bu suçtur, tutanak tanzim etmişler, savcılığa vermişler, savcıda meclise göndermiş. Deniz Baykal’ın dokunulmazlığı kalksın. Bunu hesabını soralım diyor.
Bunu ben öğrenince Adalet Komisyonuna başvurdum dedim ki, benim dokunulmazlığımı kaldırın. Ben gidip Zonguldak’ta savcıya ifade vermek istiyorum. Mahkemede yargılanmak istiyorum. Eğer mahkeme derse ki, ya bu önemli değil kötü niyet yok, iyi niyetle böyle olduğunun farkındayız, mühim değil der beraat ederse teşekkür ederim. Ders ki, hayır arkadaş bu kanunu siz yaptınız, bunu uygulayacağız, ihlal etmişsin bunu cezasını çekeceksin derse, o cezayı çekmekten ben şeref duyarım, onur duyarım dedim.
Ama kaldırın benim dokunulmazlığımı. Dediler ki, hayır kaldırmayız. Ya size ne dedim benim dokunulmazlığım kaldırın. Senin dokunulmazlığını kaldırırsak bize yol olur dediler ve kaldırmadılar.
Şimdi bakın ne olacak size söylüyorum. İnşallah 22’sinde Türkiye’de iktidar değişecek. Yeni bir iktidar gelecek. O iktidarın ilk yapacağı işlerden biri benimki dahil o 200 dokunulmazlık dosyasının gereğini yapıp dokunulmazlığı kaldırmak ve bütün o milletvekillerine marş marş mahkemeye demek. Git hesabını ver. Aklanda gel.
Şimdi Kastamonu’da hemşehrilerime soruyorum. Burada muhtemelen CHP’nin dışındaki partilere oy vermiş arkadaşlarımda vardır. Dokunulmazlık kalkmasın diyen bir Kastamonulu .kardeşim varsa el kaldırsın. Var mı? Yok. Peki dokunulmazlık kalsın diyenler bir el kaldırsın. Hay maşallah.
Ne olacak? Millet kalksın istiyor. Meclis kaldırmıyor. Ne yapacağız? Meclisi millete mi uyduracağız, yoksa milleti meclise mi uyduracağız. Meclisi millete uyduracağız değil mi? Milletin meclisini kuracağız değil mi? Şimdi soruyorum size; mecliste bu işi yapabilecek, dokunulmazlığı kaldıracak bir parti var mı? O partinin adı ne? CHP değil mi? CHP’nin dışında bunu yapabilecek bir parti var mı? Yok değil mi? Ne yapacağız o zaman? CHP’yi meclise taşıyacağız. Değil mi?
Bir an için düşünün bu yapılsa sadece bu bile Türkiye’de yeni bir dönemin açılması anlamına gelmez mi? Milletvekili bugün isterse hostes tokatlıyor, isterse polis tokatlıyor, isterse kirasını ödemiyor, isterse ona buna efelik yapıyor, suç işliyor, olay çıkarıyor ayrıca tabi o 200 dosyada olduğu gibi her türlü utanç verici suçu işliyor ama kimse hesap soramıyor.
Bunu değiştireceğiz. Milletvekili milletine saygı gösterecek. Milletine caka atamayacak. Dayak atamayacak. Tokat atamayacak. Atarsa gidecek mahkemede hesabını verecek.
Değerli kardeşlerim, bu Türkiye için çok önemli bir olaydır. Bakın CHP iktidara gelirse ne yapar dedik. Bir, çiftçiyi ayağa kaldıracağız. Mazotu indireceğiz. Gence sahip çıkacağız. ÖSS saçmalığına son vereceğiz dedik. Öğretmenliği saygın bir iş haline, meslek haline getireceğiz dedik. Türkiye’de Petkim’in satışını durduracağız dedik. Yolsuzlukların hesabını soracağız dedik. Dokunulmazlıkları kaldıracağız dedik. Yoksul ailelere poşet göndermek, kömür göndermenin ötesinde hakkı olan kadına doğrudan bankada destek vereceğiz dedik. Sıfır açlık uygulayacağız dedik.
Şimdi emeklinin bak yıllardır uğraşıyoruz tüfe farklarından dolayı hala alacağınız var. Dilimizde tüy bitti hala vermediler. CHP gelecek emeklinin tüfe alacağını derhal verecek.
Değerli arkadaşlarım, kimsenin hakkı yenmezde emeklinin hakkı hiç yenmez. Günahtır. Emekli çarpar insanı çarpar. Emeklinin hakkı mahkeme karar verdi mahkeme ama hala ödenmiyor.
İntibak Yasası çıkacak. Aralarındaki o aylık farklılıkları ortadan kaldıracak. Herkes primine göre hakkı olan emeklilik maaşını alacak. Bütün bunları güvence altına alacağız. Ben Kastamonu’yu biliyorum, emekliyi biliyorum, yoksulu biliyorum, hiç merak etme. Yüzünü güldüreceğiz senin.
Önce yoksul ailelerin çocuklarına iş vereceğiz dedik. Bütün bunları yapacağız. Değerli arkadaşlarım, Türkiye’de bu projelerimizi söylüyoruz. İstiyoruz ki, Başbakanla bunu konuşalım. Bu seçim kampanyasında biz bunları anlatıyoruz. Bu konularda Başbakanla konuşalım istiyoruz. Ama Başbakanı arasında bul. Başbakan yok.
Amerika’da seçime giderken iktidar-muhalefet karşı karşıya geliyor, düşüncelerini söylüyor millet dinliyor. Fransa’da yeni seçim yapıldı. İktidar ve muhalefet karşı karşıya geldi tartıştı, Fransa halkı izledi ona göre oyunu verdi.
Geçen seçimde biz yaptık Türkiye’de hatırlıyorsunuz değil mi? Şimdi seçime gidiyoruz, niye tartışamıyoruz. Yani tartışmak benim keyfim için, zevkim için istediğim bir şey değil. Tartışmak vatandaşın bilgilenme hakkının gereği olduğu için. Seçim öncesinde biz düşüncelerimizi vatandaşa açıkça ortaya koymaya mecbur olduğumuz için ben Başbakana gel senin hakkında düşüncelerimi ben arkandan söylemek istemiyorum. Yüzüne bakarak söylemek istiyorum. Sende benim arkamdan konuşma çık karşıma televizyonda milletin önünde konuşalım diyorum.
Ama yok Başbakan. Geçen seçimde var bu seçimde yok. Niye yok? Ben yanlışlarını Başbakana sayarak söyleyeceğim. Bakın bir kısmını söyledim. Terör konusunda Başbakan büyük yanlışlar yapıyor. Çok büyük yanlışlıklar yapıyor. Anlaşılır gibi değil. Terör Türkiye’nin en büyük konusu. Terör Türkiye’nin huzuru, bütünlüğü. Ulusal bağımsızlığı. Egemenliği. Barışı. Şurada huzur içinde toplanışımız o terörle tehdit ediliyor. Nifak sokma. Türkiye’yi parçalama girişimi terör. Buna karşı etkin politikaya mutlaka ihtiyaç var. Böyle bir politika var mı? Yok.
Bakın terör konusunda ben hükümetin yanlışlarını her yerde söylüyorum. Burada da size söylemek isterim. Gelir gelmez bunlar Eve dönüş Yasası diye bir yasa çıkardılar. Hatırlıyorsunuz değil mi? Eve dönüş Yasası. Neymiş? Bu yasayı çıkaracaklar, af getirecekler o affı duyunca dağdaki terörist inecek evine gelecekmiş.
Dedik ya, böyle bir şey olmaz. Olsun yapacağız dediler zorla çıkardılar. Sonuç ne oldu? Dağdan bir tane terörist inmedi ama cezaevinde mahkum olmuş olan teröristler tahliye oldu. Ellerini kollarını sallayarak çıktılar.
Bu yanlış. Göz göre göre bu yanlışı yaptılar. Bir süre sonra 2003 yılını Eylülünde Duabi’de bir anlaşma imzaladılar. O anlaşmayla dediler ki, Amerika bize 1 milyar dolar hibe versin, biz Irak’a Türkiye’ye terör ihraç ediyor diye müdahale etmeyeceğiz.
Değerli arkadaşlarım, böyle bir şey olur mu? Hepimiz biliyoruz ki, terör Kuzey Irak’tan besleniyor. Geçmişte Suriye’den besleniyordu. O zaman Suriye’den ciddi bir politika uyguladık, çıkarttırdık. 3-4 yıl rahatladık. Oradan terör Irak’ı müsait buldu, Kuzey Irak’a geldi yerleşti.
Şimdi oradan çıkarmamız lazım. Onu oradan çıkaramazsak Türkiye’de daha çok şehit veririz. Çünkü terörün kökü, karargahı Irak’ta. Şehitler Türkiye’de. Bu olmaz. Irak’taki terör Türkiye’yi besliyor. Türkiye’deki terörü besliyor. Türkiye’deki terörle mücadele etmek için oradaki bataklığı kurutmak lazım. Öncelikli iş.
Bunu anlatmaya çalışıyoruz bizim hükümet 1 milyar dolar ver Irak’a hiç karışmayacağım diye anlaşma imzalıyor. Olacak iş mi? Karşı çıktık. Büyük mücadele verdik. İmzalayamadılar, çünkü meclise gelmesi gerekiyor. Ben bunu geçenlerde hatırlattım, Başbakan yalan dedi. İftira dedi. Böyle bir şey yok dedi. Hemen çıkardım yanımda belgeleri. İşte belge dedim, bak senin bakanın imzaladı. Kim imzaladı? Ali Babacan imzaladı. Nerede imzaladı? 22 Eylül 2003’te imzaladı. Ne için imzaladı? 1 milyar dolar ya da 8,5 milyar dolar kredi için imzaladı. Siyasi şartı var mı? Var. Irak’a müdahale etmemek. İşte belge dedim. Tıs. Sesi soluğu çıkmadı.
Bir Başbakan bu kadar kendisiyle ilgili bir konuda gerçek dışı konuşur mu? Şimdi televizyonda çıkalım ben bu belgeyi onun önüne koyuvereyim. Televizyonda da gösterivereyim. Başbakan yok. Hem doğru söylemiyor hem de terör konusunda büyük bir yanlışın içinde. Asıl önemli olan o.
Daha sonra 18 Nisan 2006’da geçen yıl bir kanun teklifi geldi meclise. 6.maddesi var. Diyor ki, terör örgütünün kurucusu bir defaya mahsus olmak üzere Pişmanlık Yasasından yararlanır diyor. Terör örgütü ne? Biliyor musunuz? PKK. Kurucusu kim? İmralı’daki. Değil mi? Ona Pişmanlık Yasasından af kapısını açalım diyor. Bunu kendi imzasıyla meclise verdi. Biz karşı çıktık. Korktu, çekindi ve o maddeyi çektiler. Eğer mecliste CHP olmasaydı o Dubai Anlaşması da bugün yürürlükteydi, Apo’nun affının kapısını açan o anlaşmada bugün yürürlükteydi.
Değerli arkadaşlarım, bunları ben konuşmak istiyorum ve Bilal’in mazotunun fiyatını sormak istiyorum. Soracak çok şey var ama Başbakan yok. Başbakan kaçıyor. Bir Başbakan kaçar mı? Başbakan ne yapıyor? Bunlara cevap vermiyor bize hakaret ediyor. Bize küfrediyor.
Barzani’ye iltifat ediyor, Talabani’ye iltifat ediyor, CHP’ye küfrediyor. Ne diyor? Cibilliyetsizler diyor. Şimdi CHP’ye cibilliyetsizler diyen bir Başbakan. Yani Başbakanın görevi 70 milyonun haysiyetini, şerefini korumak. Ana muhalefet partisi, Türkiye’nin en büyük siyasi güçlerinden birisi bizzat Başbakan cibilliyetsizler diyor.
Böyle bir anlayış olabilir mi? Yani bizim kompleksimiz yok. Ne kişisel olarak cibilliyet problemimiz var ne de siyasi parti olarak, CHP olarak problemimiz var. Bizim kökümüz Kuvayi Milliye, Müdafai Hukuk. Biz milli mücadeleden geliyoruz. Biz Hikmet Yarı’ın önünde diz çökerek değil Yasin El Kadıya kefil olarak değil Türkiye’nin bağımsızlığı için canını veren insanların soyundan geliyoruz.
Cibilliyetmiş. Köşeye sıkışınca biz gömlek değiştirmiyoruz. Biz gölek değiştiren yaratıklardan değiliz. Bizim ne olduğumuz belli. Özümüz, kökümüz belli, soyumuz sopumuz belli. Neymiş? Cibilliyetsiz. Yakışıyor mu bir Başbakana?
Değerli arkadaşlarım, bir de diyor ki, kılavuzu karga olanın. Yani CHP’nin kılavuza ihtiyacı yok. Kılavuza senin ihtiyacın var. Sana bir kılavuz lazım. Bak sen 360 milletvekiliyle cumhurbaşkanı seçemedin. Yüzüne gözüne bulaştın. Eğer CHP’nin 360 milletvekili olsaydı cumhurbaşkanını seçemez miydi? 49 milletvekiliyle Meclis Başkanı seçtik biz.
Sen beceremedin, yapamadın. İktidar ağlama yeri değil. Şimdi diyor ki, o zaman ne diyordu cumhurbaşkanı seçimi sırasında? Diyordu ki, uzlaşma falan olmaz. Uzlaşma nerede yazıyor? Muhalefet partisine niye gideyim zaman israfıdır. Biz çelik çomak attık çelik çomak oynuyorlar diyordu. Uzlaşma olmayacak. Bu meclis cumhurbaşkanını seçecek diyordu seçimden önceki meclis için. AKP olarak biz seçeceğiz diyordu. Peki kimi seçeceksin, adayın ne? Onu söyleyemiyordu.
Son 2 güne kadar aday söyleyemedi. Kendi aday olmak istedi aday olamadı. Kimi aday yapacağını söyleyemedi. Merak etmeyin ben size söylerim siz seçersiniz dedi. Ne oldu? Ne kendi seçilebildi ne istediğini seçtirebildi. Niye? Çünkü uzlaşmayı reddetti. Biz dedik ki, o zaman cumhurbaşkanıdır seçilecek olan, 70 milyonun cumhurbaşkanı. Uzlaşmayla seçilmesi lazım. Bizde uzlaşmaya destek vermek istiyoruz. Bir AKP’liyi bile kabul ederiz dedik o zaman. O zamanın koşulları içinde. Bu hayır dedi, ben istediğimi seçtiririm. Yapabildi mi? Yapamadı. Türkiye’yi kilitledi. İlk kez bir meclis cumhurbaşkanı seçimini yapamadı, meclis cumhurbaşkansız seçime giriyor.
Şimdi birkaç aydır da seçim kampanyasının temelinde cumhurbaşkanlığı var. Gittiği her yerde cumhurbaşkanlığı diyor. Cumhurbaşkanlığı ağıtı yakıyor. O cumhurbaşkanlığı ağıtı yakıyor biz şehitlerimize ağıt yakıyoruz. Kaçırdığı cumhurbaşkanlığına o ağıt yakıyor.
Ne oldu? Uzlaşma olmazdı. O seçtirecekti. Şimdi ne demeye başladı dün dedi ki, artık diyor uzlaşma lazım diyor. Yani Deniz Baykal’ın 6 ay önce söylediğine daha yeni geldi. 6 ay önce CHP’nin söylediğine daha yeni geldi. 6 ay önce söyleyecektin. Türkiye’yi tıkamayacaktın. Cumhurbaşkanlığı krizi yaratmayacaktın. Türkiye’yi kutuplaştırmayacaktın. Gerginleştirmeyecektin. Cumhurbaşkanını seçememiş hale Türkiye’yi düşürmeyecektin. Neydi yolu? Deniz Baykal’ın kılavuzluğuna kulak verecektin. Sana bir kılavuz lazım. 360 milletvekiliyle seçememişsin.
Değerli arkadaşlarım, Başbakan Türkiye’deki terörist sayısıyla Irak’taki terörist sayısını şaşırıyor. Niye? Çünkü kılavuzu Talabani. Talabani ağzıyla söylüyor. Şimdi yanlış kılavuzu olan Başbakan. Birde yerli bir kılavuzu var onun biliyorsunuz. Kilolu bir fındıkçı bir kılavuzu var. Amerika’da dedi ki, bu Başbakanı lavabodan aşağıya süpürüp atmayın, kullanın dedi.
Şimdi öyle bir kılavuzu da var. Kılavuzu çok aslında ama doğru kılavuz seçememiş. Sonra da bize kılavuz lafı ediyor. Buradan söylüyorum bizim kılavuz problemimiz yok. Bizim bir tane kılavuzumuz var o da Gazi Mustafa Kemal Atatürk’tür.
Sevgili kardeşlerim, sevgili hemşehrilerim, bana güzel bir Kastamonu ortamı sağladınız. Güzel bir Kastamonu sevgisiyle bizi kucakladınız. Bizi eski günlere götürdünüz. Duygulandırdınız. Düşündürdünüz. Güç kattınız. Eksik olmayın hepinize yürekten teşekkür ediyorum. İnşallah kısa bir süre sonra Türkiye’de yeni bir dönem açılacaktır. Hep beraber açacağız. Bilmelisiniz ki, o dönem Türkiye için de Kastamonu içinde yeni bir dönem olacaktır.
Kastamonu’ya da sahip çıkacağız, size de sahip çıkacağız, Anadolu’ya, Türkiye’ye sahip çıkacağız, memleketimizi dürüst, haysiyetli, başı dik, karnı tok, sırtı pek, onurlu insanların Türkiye’si yapacağız. Güzel günler göreceğiz. Motorları maviliklere süreceğiz. Ülkemizin önünü açacağız.
Hepinize teşekkür ediyorum, sevgiler, saygılar sunuyorum.
10/7/2007 · Kategori: Soylev
GENEL BAŞKAN DENİZ BAYKAL’IN
KIRŞEHİR MİTİNGİNDE YAPTIĞI KONUŞMA
09 TEMMUZ 2007
Sevgili Kırşehirliler, sevgili kardeşlerim bir kez daha Kırşehir’de böyle muhteşem bir mitingde sizlerle beraber olmak benim için en büyük mutluluk. Sizi böyle heyecanlı, coşkulu, inançlı, umutlu, geleceğe güvenle bakan Kırşehirliler olarak görmek beni çok sevindiriyor. Kırşehir’i çok seviyorum. Kırşehir’in Türkiye demokrasisinin çok özel bir kenti olduğunu biliyorum. Kırşehir bir demokrasi kahramanıdır. Demokrasi gazisidir. Siyaseti en bilinçli yapan yerlerimizin başında gelir. Kırşehirli ülkesini sever, memleketini sever, hakkını bilir, hakkını savunur. Gerekirse haksızlığa maruz kalır. Ama o haksızlığın hesabını görmeyi mutla bilir. Tarihte bilmiştir, gelecekte de bilecektir.
Kırşehir’in en büyük zenginliği insanıdır. Kırşehirli bir başkadır. Türkiye’nin her yerinde sizin yüzünüzü ağartır. Ankara’da, İstanbul’da, Türkiye’nin her yerinde, memleketimizin en başarılı işlerini yapa Kırşehir’in çok temiz, pırıl pırıl iyi yetişmiş evlatları vardır. Onlarla beraber çalışmaktan ben daima mutluluk duydum. İnşallah bundan sonrada onlarla beraber çalışmaya devam edeceğiz. Kırşehirlinin eğitime, kültüre verdiği değeri bilirim. Yani bu üç yapın diye söylemiyorum, samimi kanaatim onun için söylüyorum. Gerçekten Kırşehirlinin yeteneğini, kabiliyetini biliyorum.
Bakınız bu ortaöğrenim kurumlarına seçme sınavlarında Kırşehir’in Türkiye’de ikinci olduğu söyleniyor. Bu çok önemli. Niye bu böyle? Kırşehirli niçin eğitimde başarılı. En parlak okullar burada değil, en yüksek eğitim yardımları burada değil. Özel okullar, kolejler burada değil. Burada halk çocukları, milletin evladı kısıtlı koşullar içinde, kendi kabiliyetiyle eğitime, kültüre değer verdiği için, daha iyi yetişmek istediği için başarılı oluyor. Gerçekten bununla iftihar ediyorum. Ne mutlu size. Kırşehir sadece bugün değil, tarihte de böyle olmuş. Tarihimiz boyunca da Selçuk medeniyetinin, Osmanlı medeniyetinin en parlak günleri bu coğrafyalarda yaşanmış, bu topraklarda yeşermiş. Medeniyet, kültür, barış, kardeşlik, sevgi bu toprakların ürünü. Büyük Mevlana, Hacıbektaş-i Veli hep bu coğrafyanın ürünü. Yunus Emre bu coğrafyanın ürünü. Siz tarih boyunca bizim kültürümüze daima en yüksek katkıyı yapmış insanların çocuklarısınız. Ne iyi ki, siz Türkiye’nin özüsünüz. Türkülerinizle, şarkılarınızla, baraklarınızla, kendinize özgü müziğinizle, değerli kültür adamlarınızla, sanatçı adamlarınızla Türkiye deyince bil ki, bir Kırşehir var onun özünde kökünde.
Sevgili Kırşehirliler, nasıl iyi misiniz? Keyfiniz nasıl, haliniz iyimi, işler yolundamı? Kazancınız, masrafınız birbirini tutuyor mu? Çiftçilerin yüzü gülüyor mu? Girdi fiyatları düşmedi mi? Fiyatlar yükselmedi mi? Gençler iş bulabiliyor mu? Bakın siz eğitimi yüksek bir ilsiniz. Öğrencileriniz diplomayı alıyor, üniversiteden çıkıyor, tayin oluyorlar mı? Öğretmen tayinleri yapılıyor mu? Hemşire tayinleri yapılıyor mu? Esnafın işleri nasıl? Elektrik parası, su parası, kirası, vergisi ödeniyor mu? Bir dükkanın yanına ikinci bir dükkan daha açılıyorlar mı? Yanında bir kişi çalışırken ikinci bir kişiye iş veriyorlar mı? Olmuyor mu? Geliriniz katlanmadı mı, artmadı mı? Emeklilerin durumu iyidir o zaman. O zaman emekliler rahat. Emeklilerde mi rahat değil. Memurlar rahattır. Memurlar rahat mı? Sizde çok şikayetçisiniz Kırşehirliler. Kırşehir’e büyük hizmetler geldi mi? Fabrikalar yapıldı mı, yollar yapıldı mı? Petlas ayağa kalktı mı? Barajlar kuruldu, sulama projeleri yapıldı mı? Türkiye çok zenginleşiyor diyorlar. Hani Türkiye üç, dört kat artmış öylemi? Türkiye arttı, Kırşehir artmadı mı? Türkiye zengin olmuş, Kırşehir zengin olmadı mı? Borsa 6 kat artmış. Sizin borsada paranız yok mu? Borsada parası olanlar 6 kat arttırmışlar. Onların %70’i yabancımı? Yabancı. Yani Türkiye yabancılarımı çalışıyor? Yani Türkiye fırsatlar ülkesi, biz çok memnunuz, Türkiye’yi çok seviyoruz aman ne güzel iyi ki Türkiye var, çok para kazanıyoruz diyor yabancılar. Yabancılar kazanıyor, yerliler kazanmıyor mu? Kırşehirliler kazanmıyor. Bu ne biçim iş, bu ne biçim düzen.
Bakın, sevgili Kırşehirliler Türkiye bu son dönemde çok borç yaptı. Türkiye’nin şuandaki borç miktarı 408 milyar dolar. Şimdi bu borcun yarıya yakınını bu hükümet 4,5 yılda yaptı. Yani 80 yılda Atatürk dönemi, İnönü dönemi, Bayar, Menderes, Demirel dönemleri, daha sonraki hükümetler dahil 80 yılda Türkiye’de yapılan borç 221 milyar dolar. 4,5 yılda bunlar bunu 408 milyar dolara çıkardılar. Yani bir kat arttırdılar neredeyse. Peki bu kadar borçtan size gelen bir şey olmadı mı? Kırşehir’e bir şey gelmedi mi? Sizin eve, sizin ocağa damlayan bir şey yok mu? Köye de gelmedi, ilçeye de gelmedi. Peki bunlar elde avuçta ne varsa satıyorlar değil mi? Şimdi bunlar cumhuriyet döneminde, gelmiş geçmiş hükümetlerin yaptığı eserler ne ise onları paraya çeviriyorlar, satıyorlar. Yerli yabancı ayırdıkları yok. Değil mi? Eldekini, avuçtakini satıyorlar. Peki bu satılanlardan damı size bir şey gelmedi? Kırşehir’e oradan damı gelen bir şey yok? Yani o satışlardan alanlar mı kazanıyor? Onlar kazanıyor değil mi? Satan kazanmıyor, millet kazanmıyor, o satılan mal kimin? Sizin, milletin. Senin malın satılıyor, sana giren yok, alan kazanıyor. Bu ne biçim iş? En son Petkim’i sattılar değil mi? Petkim’i kime sattılar Kırşehirliler kime? Belli değil, karışık. Alan adama soruyorlar kartvizitini ver diye. Çıkarıp kartvizitini veremiyor. Türkiye seçime gidiyor. Seçime iki hafta kala böylesine önemli bir tesis, önemini siz bilirsiniz Petkim. Bütün sanayi kuruluşlarına malzeme veriyor, hammadde veriyor. Onu işliyor Türkiye’deki bütün sanayi kuruluşları. Yani Petkimi almak demek Türk sanayiini boğazından tutmak demek. İstediğin zaman sıkarsın. Şimdi bu Petkim’i satmışız. Kime sattığımızı bilmiyoruz. Ne zaman satmışız? Seçime iki hafta kala. Bu telaş niye? İki ayağını bir pabuca niye sokuyorsun? Gümrükten mal mı kaçırıyorsun. Bekle, iki hafta bekle, iki hafta sonra satarsın. Hayır hemen satıverelim. Öyle değil mi?
Şimdi inşallah meydanlar öyle gösteriyor ki, Cumhuriyet Halk Partisi iki hafta sonra iktidardır, inşallah. Sevgili Kırşehirliler, CHP iktidarında ilk yapacağımız işlerden biri bu Petkim satışına dur demek olacaktır.
Sevgili Kırşehirliler, sizlerin durumunuzu, sorunlarınızı biliyorum. Bakın bu geride bıraktığımız dönemde Türkiye’de çok tahribat yaşandı. Pek çok alanda çok büyük tahribatlar yaşandı. Pek çok emekler israf edildi, pek çok iyi niyetli çabalar gözden çıkarıldı. En büyük tahribatta çiftçiye vuruldu, tarımda yaşayan kesime vuruldu. Çiftçi ve köylü bu dönemde perişan edildi. Bakınız; buğdayı üç yıl üst üste aynı fiyata verdiniz. Girdi fiyatları arttı. 4 yıl üst üste aynı fiyata verdiniz. Girdi fiyatları arttı. Bunlar gelirken yeşil mazot çıkaracağız demişlerdi. Mazotu indireceğiz. İndirdiler mi? Pancarın kotasını kaldıracağız demişlerdi kaldılar mı? Mısır ithalatını serbest bıraktılar. İthalatı da mahdum beye verdiler. Ter akıtan var ya ter akıtan. O ter akıtanın oğluna verdiler. O da mısır ithalatı yaptı. Pancar üreticisi ne oldu? Perişan oldu. Buğday üreticisi ne oldu? Perişan oldu. Besici ne oldu besici? Hayvan yetiştirici? Perişan oldu. Girdi fiyatları arttı, çiftçi borcun altında ezildi. Şimdi birde kuraklık yaşanıyor maalesef. Çok büyük bir kuraklık ve bu kuraklık özellikle Orta Anadolu çiftçisini vuruyor. Bu kuraklık karşısında derhal gerekli tedbirin alınması lazım ve çiftçinin borçlarının ertelenmesi lazım. Faizsiz ertelenmesi lazım.
Değerli arkadaşlarım, bu işle meşgul değil hükümet. Bakın biz önümüzdeki dönemde inşallah yeni bir sayfa açacağız. Türkiye’yi ayağa kaldırmak istiyoruz. Nereden başlayacağız? Çiftçiden başlayacağız. Önce çiftçiyi ayağa kaldıracağız. Çiftçiyi ayağa kaldırmak için hak ettiği desteği vereceğiz. Çiftçinin hak ettiği desteği ona vermenin en etkili yolu, her çiftçinin kullandığı mazotun fiyatından ÖTV almamaktır. ÖTV vergisini çiftçiden almamaktır.
Sevgili Kırşehirliler bakın, CHP olarak hesabımızı yaptık, kitabımızı yaptık. Açıkça burada ifade ediyorum önümüzdeki CHP iktidarında çiftçiden ÖTV (Özel Tüketim Vergisi) alınmayacaktır. Almadığın zaman ne olacak biliyor musunuz? 2,5 milyon liraya olan mazotu 1 milyon 100 bin liraya, 1 milyon 200 bin liraya inecek. Sadece ÖTV alınmadığı için. Yani çiftçi dışarıdan ithal edilen ham petrolü ödeyecek. Rafinerideki işleme maliyetini ödeyecek. Değirmenciliğini ödeyecek, nakliyesini ödeyecek, bayi karını ödeyecek, KDV’sini ödeyecek, ama CHP diyor ki, orada dur, o kadar. Birde ayrıca ÖTV alma diyor çiftçi için.
Değerli arkadaşlarım, bakın bu ÖTV nereden çıkmış? Ankara’nın açığı var. Ankara açığı kapatacağım diye bindirmiş. Her şeye bindirmiş. Bu arada çiftçinin mazotuna da bindirmiş. Şimdi biz diyoruz ki devlete. Her yere bildirmişsin ama bu çiftçinin mecali yok. Bunun ayakta duracak hali kalmadı. Gel bundan kendisini toparlayıncaya kadar ÖTV ama. Buna yapılacak en güzel destek bu mazot konusunda yapılır. Bak Yunanistan’da çiftçi mazotu 1 milyon 100 bin liradan kullanıyor. Türkiye’de siz 2,5 milyondan kullanıyorsunuz. O orada 1 milyondan, 1 milyon 100 binden kullanıyor pamuk ekiyor. Çukurova’daki, Ege’deki pamuk üreticisi 2,5 milyondan alıyor pamuk üretiyor. Sonra devlet diyor ki, Yunan pamuğu daha ucuz. Ben kendi çiftçimin, Türk çiftçisinin pamuğunu almam, Yunan çiftçisinin pamuğunu alırım diyor. Bunda hak var mı? Bu adaletsizliği ortadan kaldıracağız. Bu kimsenin cebine haksız para koymak değildir. Çiftçinin muhtaç olduğu desteği çiftçiye vermektir. Bakın bu iktidar ÖTV’yi kaldırdı. Nereden kaldırdı? Gemicilikten kaldırdı, yatlardan kaldırdı. Başka nereden kaldırdı? Özel uçak firmalarının kullandığı mazottan ÖTV’yi kaldırdı. Kardeşim sen denizden kaldırmışsın, havadan kaldırmışsın, bırak Deniz Baykal’da karadan kaldırıversin, çiftçiden kaldırıversin, köylüden kaldırıversin. Bunun hesabını yaptık. Bakın Türkiye’de 11.6 milyon ton mazot kullanılıyor. Toplam mazot. Bunun %20’sini çiftçi kullanıyor. Yani 2,5 milyon ton mazot çiftçi tarafından kullanılıyor. Bu 2,5 milyon ton mazotun KDV’si 2-2,5 milyar dolar. 2-2,5 milyar dolarlık bir fedakarlık yapacağız. Alacağımız parayı çiftçinin cebinden alacağımız parayı almayıvereceğiz. Çiftçi için yapacağız bunu. Nereden bulacağım onun parasını diyor. Kardeşim sen bankaları hortumlamış 50 tane bankere 50 milyar doları nereden bulduysan bende 2,5 milyar doları oradan bulacağım. Bunu yapacağız, bunu bilin. Prim uygulamasını yaygınlaştıracağız. Çiftçiye mümkün olan her desteği vereceğiz. Çiftçiyi ayağa kaldıracağız. Kalkınmayı tabandan, topraktan, köylüden başlatacağız. Aşağıdan yukarı doğru kalkınma. Yukarıdan aşağı doğru değil.
Sevgili Kırşehirliler, bakın yapacaklarımızı söylüyorum. çiftçiye sahip çıkacağız, çiftçiye destek olacağız. Gence sahip çıkacağız gence. Genç kardeşlerimi görüyorum burada. Çok mutlu oluyorum. Gençlerimize sahip çıkacağız. Gençlik milletimizin geleceği. Eğer onun önünü açabilirsek Türkiye ayağa kalkar. Gençlere sahip çıkacağız. Üniversitede okuyan gençlerin burs ihtiyacını, yurt ihtiyacını karşılayacağız. Üniversitede okuyan gençlerimize 250 milyon lira burs vereceğiz. Gençlere verilen krediyi daha gençler işe başlamadan icraya vererek tahsil etmeye çalışıyorlar. Bu yanlış uygulamaya son vereceğiz. gençler para kazanacak ondan sonra borcunu ödeyecek. Üniversiteye giriş sistemini değiştireceğiz. ÖSS saçmalığına son vereceğiz.
Sevgili Kırşehirliler, bakın 1 milyon 670 bin öğrenci bu sene sınava girdi. Sonuçlar verilmedi. Ama size şimdiden söyleyeyim. Bunun en fazla 500 bini 3 yıllık, 4 yıllık lisans programlarıyla açık öğrenim fakültesine girer, 1 milyon 100 bin öğrenci açıkta kalır. Geçen yıl 1 milyon 700 bin öğrenci sınava girdi, 1 milyon 200 bin öğrenci açıkta kaldı. Bir önceki yıl gene öyle, ondan önce gene öyle. CHP iktidara gelmezse gelecek gene öyle. Ondan sonra gene öyle. Her yıl liseden mezun edip üniversitenin önüne koyduğumuz öğrencilerimizin üçte ikisi geri dönüyor. Bunun bir maliyeti yok mu sevgili Kırşehirliler? Yıllarca analar, babalar o çocuğu üniversiteye sokacağız diye kurs, dershane, öğretmen masrafı yapıyor. Çocuklar gençliklerinin en güzel yıllarını yarış atı gibi sınava hazırlanarak geçiriyor ve daima üçte ikisi yeniliyor. Devlette bunu seyrediyor. Katrilyonlar harcanıyor boşuna. Gencecik umutlar yıkılıyor, aileler mutsuz oluyor, her yıl oluyor. Üçte iki öğrencisi 1 milyon ailenin başına bu geliyor. Her yıl geliyor, devlet bunu seyrediyor. Böyle bir akılsızlık olabilir mi değerli arkadaşlarım? Dünyada yok böyle bir olay.
Değerli arkadaşlarım, bunları ben söylüyorum. Beni anneler, babalar arıyorlar. Aman diyorlar bu yara büyük bir yara. Ne olur bunu tedavi et. Bütün gücümüzle arkandayız, perişanız diyorlar. Bir çocuğum var diyor bir anne hem öğretmene, hem doktora para yetiştiremiyorum diyor. Öğretmeni anladım anneciğimde dedim niye doktora para veriyorsun? Çocuk ruh hastası oldu diyor, psikiyatra götürüyorum diyor. Doktora tedavi ettiriyorum, bir yandan da öğretmene ders öğrensin diye para veriyorum diyor. Buna son vereceğiz sevgili Kırşehirliler. Nasıl son vereceğiz? Bakınız, daha lisenin ortasına gelince öğrenci, lise ikiye gelince o öğrencinin o ana kadarki bütün öğrenim geçmişini dikkate alacağız. Onu ayrı üç-dört sınava, teste sokacağız. Bütün öğretmenlerinden rapor alacağız. Rehber öğretmenini dinleyeceğiz, ailesiyle konuşacağız, çocuğumuzla konuşacağız ve ona diyeceğiz ki, yavrum gel daha yol yarıyken gel seni bu istikamete sokmayalım. Sen bu istikamete girersen sonunda kaybedeceksin. Gel seni kazandıralım. Senin koluna bir altın bilezik takalım. Gel seni iş ve meslek yaşamına yönlendirelim. Orada para kazanacağın, yeteneğini, kabiliyetini kanıtlayacağın, başı dik, şerefle toplumda dolaşacağın bir işe sahip çıkalım. Gel seni buraya doğru itmeyelim diyeceğiz. Ve çocuklarımızı yaralamadan, daha lisenin ikinci sınıfındayken üniversiteye gidecek olanlara üniversite yolunu, üçte ikisine de iş ve meslek yolunu açacağız. Onlarda kazanacak, ana babaları da kazanacak, millette kazanacak, devlette kazanacak, ekonomide kazanacak.
Değerli arkadaşlarım, bakın, başka ne yapacağız? ÖSS saçmalığına son vereceğiz. Başka ne yapacağız? Yeşil kartı kaldıracağız değerli arkadaşlarım. Yeşil kart ne? AKP’li bir kodamanı buluyorsun, muhtardı, kaymakamdı ayarlıyorsun, sana bir yeşil kart veriyorlar. Bugün bakıyoruz altında mercedes araba ama yeşilkart cebinde. Yeşil kart kalkacak. Yerine ne gelecek? Yerine bu gelecek bu? Nüfus hüviyet cüzdanı. Bu kadar. Yeşil karta gerek yok. Nüfus hüviyet cüzdanını göstereceksin hakkın olan tedaviyi alacaksın. Türkiye sosyal bir devlet.
Değerli arkadaşlarım, bakın Türkiye’nin kaynakları yanlış kullanılıyor. Demin söyledim. Zengin daha zengin oldu Türkiye’de. Orta sınıf yoksullaştı. Yoksul daha da yoksullaştı. Değil mi? Uçurum arttı. Yukarıdaki büyük zengin. Bakın Japonya Türkiye’nin 7 katı zengin. Milli geliri Türkiye’nin 7 katı Japonya’nın. Ama bizdeki dolar milyarderi sayısı Japonya’dan fazla. Japonya Türkiye’nin 7 katı zengin. Ama Türkiye’deki kadar dolar milyarderi yok. Niye? Çünkü yoksulu yok. Gelir dağıtımı adaletli olmuş. Türkiye’de büyük haksızlık var, vurgun var, soygun var, kanuni soygun, kanuni vurgun. Yani bakanlar kurulu kararıyla, kanunla vurgun yapılıyor.
Değerli arkadaşlarım, olmaz. Bunun ilacı ne, bu haksızlığın ilacı ne? Bu haksızlığın sosyal demokrasi. Yani demokrasi olacak. Demokrasi ne? Fikir ve düşünce özgürlüğü olacak. İnanç ve vicdan özgürlüğü olacak. İman özgürlüğü, din özgürlüğü olacak. Teşebbüs özgürlüğü olacak. Mülkiyet hak olacak, miras hak olacak elbette. Ama komşusu aç yatarken tok yatan bizden olmayacak. Tüm özgürlükler var, tam demokrasi var ama sosyal sorumluluk var. Demokrasi var, yanında ne olacak? Adalette olacak, adalet! Yani şimdi çiftçinin boynunun bükük kalmasında adalet var mı? Dürüstçe çalıştığı halde, bütün gayretiyle çalıştığı halde gene de iki yakasının biraraya gelmemesinde adalet var mı? Çiftçinin giderek yoksullaşmasında adalet var mı? Yok. Esnafın yoksullaşmasında adalet var mı? Gencin iş bulamamasında adalet var mı? Bakan çocukları gemi alırken, Kırşehir’in pırıl pırıl aydınlık evlatlarının bir iş bile bulamamasında adalet var mı? Biz ne diyoruz? Adalette olacak. Demokrasi olacak, adalette olacak, sosyal adalet olacak. Onun adı ne? Sosyal demokrasi. Tamam mı? O sosyal demokrasi ne biliyor musun? Şu altıoklu kırmızı bayraklarla şu mavi güvercinli bayraklar ikisi birarada işte.
Değerli arkadaşlarım, sevgili Kırşehirliler çalışma olacak, emek olacak, demokrasi olacak, adalet olacak, ne olmayacak? Yolsuzluk olmayacak. Yolsuzluk var mı? Kırşehir’de de var mı? Türkiye’de de var mı? Ofer ne Ofer? Ofer ne demek? Ali Dibo ne demek? AKP sayesinde öğrendik bunları değil mi? Bakın bu Ofer’in işini söyleyeyim, Tüpraş’ımız var ya, Tüpraş’ı Petrol-iş işte biliyor. Bu arkadaşlara Türkiye şükran borçludur. Bak o petrol-iş şapkasını giyen işçi kardeşlerime Türkiye’nin borcu var. Bakın ucuza kapatılmıştı Tüpraş arkadaşlar mücadele ettiler ve birden bire değeri arttırıldı. 1 milyar dolara kadar Türkiye para kazandılar. Teşekkür ederiz size sevgili Petrol-iş çalışanları. Tüpraş önce bir gece yarısı kimseye haber vermeden, kimseye duyurmadan, böyle bir iş olacağını bildirmeden, gizlice Ofer adındaki bir İsrail firmasına, bir vatandaşına satıldı. Fiyatı belli değil, rekabet yok. Gizlice satıldı. Başka bir firma teklif veremedi. Biz sorduk Başbakana tanıyor musun bu Ofer’i diye. Sabahleyin tanıyorum dedi, öğleden sonra tanıdığını kabul etti. O ter akıtan bir bakan var ya ona tanıyor musun dedik. Anlaşıldı ki, özel uçağı ile bütün dünyayı dolaşmışlar. Şimdi onlarla özel ilişkisi var başka kimseyle ilişki yok. Buna satıldı %14.76’sı. Bu adama satıldı. Niye buna satıldı, kim karar verdi, ne hakla karar verdi belli değil. Bu adama verildi. Başbakan, arkadaşları ayarladılar. Sonra bu borsada zaten değeri var. Özelleştirildi, bir hesap edildi ki, bunlara satılan fiyatla özelleştirmedi ki fiyat bir mukayese edildi ki, devlet 750 milyon dolar kaybetmiştir. Sadece bir yolsuzluğu anlatıyorum size. Sadece çiftçiye verilecek olan mazotun bedeli 2 milyar dolar. Sadece bu yolsuzluğun kaybettirdiği Türkiye’ye 750 milyon dolar. Tamam mı? Bu olmayacak değerli arkadaşlarım. Değil mi? Bunu önlemek zorunda değil miyiz? Türkiye’yi kalkındırmak istiyorsak ilk yapılacak iş bu değil mi? Bu iş nasıl oluyor? Ben size anlatayım. Bu işin içinde bir üçgen var. Bir sac ayağı var. Sac ayağının bir tarafında haramzade bir işadamı var. Onun yanında ona yardımcı olan bir ahlaksız devlet memuru var. Bir de bu ikisiyle işbirliği yapan namussuz bir siyasetçi var. Bu üçü el ele veriyor Türkiye’yi soyuyorlar öyle değil mi? Bu soyguna son verilmesi için yapılması gereken iş nedir? O siyasetçiyi aradan çıkarmak. Nasıl çıkaracağız siyasetçiyi? Dokunulmazlığı kaldırarak çıkaracağız.
Şimdi bakın değerli arkadaşlarım, mecliste 200 milletvekili hakkında dosya var. Dosyalarda üstelik her türlü yolsuzluk suçuyla ilgili. Bu dosyaları kaldıralım diyoruz, dokunulmazlığı kaldıralım bunlar yargılansın. Hayır diyorlar. Bu 200 kişi yolsuzlukla ilgili dosyalara sahip. Bu arada itiraf edeyim benim hakkımda da bir dosya var. Benim de dokunulmazlığımın kaldırılmasını istemiş bir savcı. Merak ettim gittim sordum nedir diye. Anladım ki, 2002 seçiminde Zonguldak’ta konuşurken vakti geçirmişiz, tutanak tutmuşlar. Seçim zamanı falan saatten sonra konuşmak suçtur demişler. Bizim hakkımızda da bir dosya hazırlamışlar. Bizimde böyle bir dosyamız varmış. Ben bu dosyayı öğrenince meclise başvurdum. Dedim ki, benim dokunulmazlığımı kaldırın. Gidiyim Zonguldak’a savcıya ifademi vereyim, mahkemede yargılanayım. Mahkemeye eğer derse ki, iyi niyetle yapılmış bir şey bir suç oluşturmaz. Beraat ettirse teşekkür ederim. Eğer derse ki, kardeşim bu kanunu siz yaptınız, ihlal ettin uyguluyorum, sana ceza veriyorum derse ben o cezayı çekmekten şeref duyarım, onur duyarım dedim. Kaldırın bunu görelim dedim. Hayır dediler. Ya niye kaldırmıyorsunuz bu sizinle ilgili değil, benimle ilgili dedim. Olsun dediler seninkini kaldırırsak bizimkine yol olur.
Şimdi ben size söyleyeyim ne olacağını. İki hafta sonra inşallah CHP mecliste çoğunluğu bulacak. O zaman ilk yapacağımız iş o 200 dosyanın sahibine dokunulmazlıklarını kaldırıp marş marş mahkemeye demek. Herkes hesabını verecek. Dokunulmazlığı kaldıracağız değerli arkadaşlarım. Şimdi size soruyorum dokunulmazlığın kalkması lazım mı, değil mi? Kırşehir’de dokunulmazlık kalkmasın diyen bir kişi varsa işaret etsin. Var mı? Kalksın diyenler işaret etsin. Hay maşallah. Ne güzel. Peki mecliste dokunulmazlıkları kaldıracak bir parti var mı ? Hangi parti? CHP’nin dışında bunu yapacak parti var mı? E ne yapacaksınız? Çare yok. Bunu yaparsak Türkiye’de işte demokrasi anlam kazanır. Milletvekiliyim ben ister hostes tokatlarım, ister polis tokatlarım. Kimse bana hesap soramaz. Borcumu ödemem, kiramı ödemem. Kimse bana dokunamaz diyenlerin cakasını bozuverin.
Değerli arkadaşlarım, bütün bunları yapacağız değil mi? Bakın, öğrencilerimize 250 milyon lira burs parası vereceğiz. Yurt bulacağız, sıfır açlık projesi uygulayacağız. Yoksul ailelerde kadınlara yardımcı olacağız. Yoksul aileleri muhtarlar eliyle belirleyeceğiz, ailenin kadınının hesabına bankada parayı yatıracağız kadın gidip kendisi alacak o parayı. Kimseye yüzsuyu dökmeden, kimseye yaranmaya çalışmadan. Hakkı olarak gidecek alacak. Buna devlet ana projesi diyoruz. Yani kadın ailenin devleti olacak. Biz inanıyoruz ki, kadın yemez yedirir, giymez giydirir, içmez içirir. Kadına yapılacak yardım çocuğa yapılmış demektir, eşe yapılmış demektir. Bütün aileye yapılmış, konuya, komşuya yapılmış yardım demektir. Biliyoruz onu. O nedenle kadına sahip çıkacağız, kadının adına hesap açtıracağız ve oraya para yatıracağız. Ve böylece ramazan gelsin de poşetler, pirinçler dağıtılsın.
Bakın, bu uygulama, bu devlet ana uygulaması ramazan gelsin de bize de poşetler gelsin, pirinç gelsin, makarna gelsin, yazın kömür dağıtsınlar yada seçim gelsin de işte gelsinler altın dağıtsınlar diye beklemeye gerek kalmayacak. Altın dağıtıyorlar mı buraya da? Altın dağıtıyorlarmış. Geliyor, evleri çalıyorlar elinde altın. Takacak ama bir laf uydurmak lazım, bir vesile niye takacak? Çocuğun sünneti için diyor. Gelememiştik de altını getirdik. Çocuk damatlık, 18 yaşına gelmiş. Şimdi bakın, buna son vereceğiz. Ama bu arada size söyleyeyim sevgili Kırşehirliler. Eğer size şu sırada seçim var diye kömür getiriyorlarsa, yiyecek getiriyorlarsa hiç tereddüt etmeyin ne getirirlerse alın. Bence hiçbir mahsuru yok, alın. O sizin ananızın ak sütü gibi helal. O kimsenin babasının malı değil. O milletin malı milletin. Sizde milletsiniz alın. Yani diyelim pirinç getirmişlerse güzel bir çorba yapın, ailecek toplanın çoluk çocuk afiyetle yiyin, afiyet olsun, helal olsun. Hiçbir sakıncası yok. Ama sevgili Kırşehirliler, şimdi pirinci yiyin, kömürü alın. O kömüründe hikayesini söyleyeyim. Kömürü dağıtıyorlar, kararnamesinde diyor ki, bu kömürün parasını gelecek hükümet öder diyor. Yani kömürü onlar dağıtıyor parayı biz ödeyeceğiz. Şimdi kömürü de alın, her şeyi alın ama bir şeyi yapmayın. Sakın ha, bana pirinç verdiler, altın verdiler diye oyunu onlara vermeye kalkma sakın ha! Bak sevgili Kırşehirli, sevgili kardeşim, almak günah değil de oy vermek günah işte. Oy vermek günah. Almak günah değil. Ama sırf onu yaptı diye haksız yere milletin parasıyla sana bir şey verdi diye oyu ona vermek o günah. O günaha girme tamam mı? Çünkü oy namustur, oy şereftir, oy ırzdır, ırz, ırz!
Sevgili Kırşehirliler, sizleri çok seviyorum, sizlerle uzun uzun konuşmak istiyorum. Çok da doluyum yapacak şeylerimiz var. İnşallah iktidara geleceğiz. Kırşehir’i ayağa kaldıracağız, Kırşehir halkının yüzünü güldüreceğiz, gençlerinin yüzünü güldüreceğiz. Bakın ben bunları söylüyorum. Ama Başbakanla bu konuları konuşamıyoruz. Bu konularda Başbakan bir şey söylemiyor. Varsa, yoksa hakaret ediyor. Ben diyorum ki, Başbakana gel televizyona çıkalım. Bende çıkıyım, sende çık, yan yana oturalım. Gazeteciler sana da, bana da soru sorsunlar. Ben sana sorayım, sen bana sor. Millette izlesin 70 milyon. Başbakan tıs yok ortalıkta, kayıp. Başbakan kayıp. Kendine güvenen bir insan meydandan kaçar mı, tartışmadan kaçar mı? Amerika’da bu tartışma oldu, Fransa’da oldu, 2002’de biz yaptık. Ama 2007’de Başbakan korktu. 2002’de tartışmaya geldi, 2007’de tartışmadan kaçıyor. Niye? Bak ben söyleyeceklerimi senin yüzüne söyleyeyim. Sende benim arkamdan konuşma, gel önümde konuş, cevabını al. Başbakan bizim konuştuğumuz konularla meşgul değil. O hakaret ediyor. Bize hakaret ediyor. Ne diyor? Cibilliyetsiz diyor. Şimdi bir Başbakana ana muhalefet partisine, ona oy vermiş milyonlarca insana, 6 milyonun üstündeki insana cibilliyetsiz demek yakışır mı? Bunu söylemek fikir söylemek mi, düşünce söylemek mi? Bu neyi gösterir? Onun içinde bulunduğu aczi, onun içinde bulunduğu sıkıntıyı, çaresizliği, kızgınlığı, tepkiyi değil mi? Yazıklar olsun. Ne diyor bize? Kılavuzu karga olanın. Bizim kılavuza ihtiyacımız yok, senin kılavuza ihtiyacın var. Yani sen 360 milletvekiliyle bir cumhurbaşkanı seçmeyi beceremedin. Senin bir kılavuza ihtiyacın var. Yani sen biran için düşünebiliyor musun bizim 360 milletvekilimiz olsa biz Cumhurbaşkanını seçmeden Türkiye’yi seçime götürür müydük? 49 milletvekiliyle biz meclis başkanı seçtik geçmişte. Yani 360 milletvekiliyle Cumhurbaşkanı seçememek ancak Başbakanın başarabileceği bir beceriksizliktir. Olmadı yapamadı. Başbakanlık ağlama yeri değil, çaresizlik yeri değil. Mağdurum ben diyor. Hadi canım sende. Mağdur kim biliyor musun? Mağdur o İslami sermaye diye camilerde para toplayıp Türkiye’de insanların, milyonlarca insanın, milyarlarca dolarını alıp sonra üstüne yatıp o insanları mağdur bırakmak. Mağduriyet o. Sen bu mağduriyetin hesabını sorabiliyor musun? O mağdur insanların derdine çare olabiliyor musun? Hayır.
Değerli arkadaşlarım, bakınız başbakan kılavuz diyor. Başbakanın aslında kılavuzu çok. Başbakanın yerli kılavuzları var, yabancı kılavuzları var değil mi? Bir yerli kılavuzu var onun fındıkçı. Geçenlerde Amerika’da dedi ki, bunun hakkında Amerikalılara. Bizim Başbakanı dedi sakın ha süpürüp atmayın lavabodan aşağıya kullanın dedi. Şimdi o onun kılavuzu. Başka yakın kılavuzları da var değil mi? Yakında var. Geçenlerde ne diyor? Türkiye’de terör bittide sıra Irak’taki teröre mi geldi diyor. Terörün daha Irak’tan beslendiğini kavramamış. Türkiye’de terörü bitirmenin Irak’ta terörü bitirmekten geçtiğini anlamamış, terörün başı, karargah orada, şehitler burada. Orayı susturacaksın. Bunu kavramamış. Bu sözler kimin sözleri? Bize Barzani bu sözleri söylüyordu. Siz diyordu kendi terörünüzü bitirin, bizle uğraşmayın diyordu. Barzani ağzıyla konuşuyor Başbakan.
Bakın bize diyor ki, bunlar gelirse MHP’yle koalisyon kurar. Hayır biz tek başımıza iktidar olmak için geliyoruz. Ama Başbakanın kafasına kendisi için bir korku gelmiş. Koalisyon diye düşünmeye başlamış ve kendi kafasında PKK’nın siyasi uzantılarıyla koalisyon kurma düşünceleri var. Bakın sevgili Kırşehirliler söylemedi demeyin. Burada bir görev yaparak söylüyorum. AKP’ye verilecek oy yarın mecliste PKK’nın siyasi uzantılarıyla işbirliğine dönüşecektir.
Sevgili Kırşehirliler, Başbakanın kılavuzu çok. Nereden istersen var. Barzani’ye bak, Talabani’ye bak. Türkiye’deki PKK’nın siyasi uzantılarına bak. Yurtdışına bak, kendi yakınındaki bir takım işbilir insanlara bak, onların kılavuzu çok. Bizim bir tane kılavuzumuz var. Bizim kılavuzumuz Gazi Mustafa Kemal Atatürk!
Sevgili Kırşehirliler, bakın güzel bir kadroyla karşınızdayız. Kırşehir’in evlatları. CHP’nin önü açıldı, CHP iktidara doğru yürüyor, önümüzdeki dönem başka bir dönem olacak. Sizden ricam Kırşehir’de de CHP’ye destek olun, güç verin, sahip çıkın. Siz yaparsınız bunu. Siz bunu yaparsınız. Geçmişte yaptınız, gene yaparsınız. Sizden bize sahip çıkmanızı istiyorum, size güveniyorum. Türkiye’ye sahip çıkın, Kırşehir’e sahip çıkın, CHP’ye sahip çıkın. Gelin hep beraber ülkemizde iyi bir gelecek, güzel günler önümüzde açılsın. Hep beraber güzel günler görelim. Motorları maviliklere sürelim, hep beraber güzel günler görelim. Hepinize teşekkür ediyorum, sevgiler, saygılar sunuyorum.
10/7/2007 · Kategori: Soylev
GENEL BAŞKAN DENİZ BAYKAL’IN
KIRIKKALE MİTİNGİNDE YAPTIĞI KONUŞMA
09 TEMMUZ 2007
Sağolun, çok teşekkür ediyorum, eksik olmayın. Hoşbulduk, sizde hoşgeldiniz sevgili Kırıkkaleliler. Hepinizi, bütün Kırıkkaleleri bu güzel mitingde görmekten büyük mutluluk duydum. Bütün Kırıkkaleli vatandaşlarımı, sevgili kardeşlerimi en içten duygularla, sevgilerle, saygılarla selamlıyorum.
Hoşgeldiniz. Sizleri özlemiştim. Kırıkkaleleri böyle birarada görmeyi, sizlerle konuşmayı, Kırıkkale’mizin, Türkiye’mizin sorunlarını birlikte paylaşmayı çok istiyorum. Bu seçim bir fırsat oluşturdu. Şimdi bu seçim ortamında Kırıkkale’de sizlerle beraberiz. Sevgili Kırıkkaleliler şunu öncelikle bilmenizi istiyorum. Bizim gözümüzde Kırıkkale’nin ve ayrı ve özel bir yeri vardır. Yurdumuzun her köşesi mukaddestir. Yurdumuzun her köşesi bizim için değerlidir. Yurdumuzun her ilini severiz. Ama biz CHP’liler nedense Kırıkkale’yi bir başka severiz. Kırıkkale bizim için cumhuriyetin bir eseridir. Türkiye’nin kalkınma hamlesidir Anadolu’da ilerleme, sanayileşme, refah arayışının sıfırdan bir medeniyetin nasıl insan eliyle, cumhuriyetin çabasıyla yaratılabileceğinin en güzel göstergesidir. Kırıkkale kalkındı mı biz mutlu oluruz. Kırıkkalelinin yüzü gülerse biz mutlu oluruz.
Şimdi size soruyorum sevgili Kırıkkaleliler nasıl iyi misiniz? Keyfiniz yerinde mi, Kırıkkale’nin yüzü gülüyor mu? İşleriniz yolundamı? Kazancınız yolundamı, maaşlarınız giderlerinizi karşılıyor mu? Çoluğunuzu, çocuğunuzu işe sokabiliyor musunuz? Çiftçi ürününü maliyetini kurtarıp satabiliyor mu? Esnafın durumu nasıl? Esnaf elektrik parasını, su parasını, kirasını ödeyebiliyor mu? KDV’sini, Bağ-kurunu, primini, yanında çalışan çocuğun vergisini veriyor mu? Ailesini mutlu edebiliyor mu, zenginleştirebiliyor mu? Bir dükkanı varken ikinci bir dükkan yapabiliyor mu? Kırıkkale’nin gidişi nasıl? Yani makine, kimya eskiden 20-25 bin kişiyi çalıştıran büyük Türkiye çapında fabrikaydı. Nasıl büyüdü mü? Makine kimya doğurdu mu? Yeni genel müdürlükler, yeni fabrikalar, yeni büyük tesisler çıkardı mı? Ne oldu? 2 bin kişilik bir atölyeye mi döndü? Öylemi? Koca Türkiye çapındaki makine kimyayı öldürdük bir atölye haline mi getirdik? Peki makine kimyanın durumu böyle. Makine kimya dışındaki Kırıkkale’deki tesislerin durumu nasıl? Onlar ne halde? Yani mesela şimdi desem ki, orman işletme müdürlüğü ne halde? Orman işletme müdürlüğü kapatıldı mı? Peki Kırıkkale’ni bazı belediyeleri de kapatıldı mı yoksa? Öylemi? Belediyelerde kapatıldı. Yoksa Tekel Başmüdürlüğü de kapatıldı mı diyeceksiniz.? Tekel Başmüdürlüğü de kapatıldı. Peki Kırıkkale’deki okulların durumu ne? Yani AKP iktidara geldiğinde 192 tane okul vardı burada. Şimdi ne oldu? 174’e düştü öylemi? Okullarda kapandı. Keskin’deki hindicilik istasyonu ne oldu? Orada kapandı değil mi? Peki Karakeçili adliyesi ne oldu? O damı kapatıldı. Adliyede kapatıldı.
Şimdi değerli arkadaşlarım, anlaşılıyor ki, Kırıkkale bu 4,5 yılda bu iktidardan aradığını bulamamış. Doğrumu? Yani hizmet geldi, Kırıkkale kalkındı diyebiliyor muyuz? Peki Kırıkkale’de yaşayan emeklilerimizin durumu ne? Hayatından memnun mu emekliler? Sizin bir tür alacağınız vardı biz takip ettik onu, Yargıtay’a gitti, Yargıtay’dan çıktı. Aldınız mı tüm bu alacaklarınızı? Almadınız mı? Onları da anlamadınız. Peki bir intibak kanununuz vardı çıktı. Çıktımı intibak kanunu?
Şimdi sevgili kardeşlerim, konut edinme fonu zorunlu kesintileri aldınız mı? Onları da almadınız. Yani Kırıkkale’nin emeklisi bu iktidardan alacaklı öylemi? Bu iktidardan alma umudunuz var mı? Peki şunu söyleyelim, AKP 4 yıl daha iktidara gelse Kırıkkale daha da ileri gider mi? Bu gidişat değişir mi? Peki Kırıkkale’deki emeklinin durumu düzelir mi? Gençler iş bulur mu? Siz anlaşılan çok şikayetçisiniz. Peki diyorlar ki, Türkiye kalkınıyor, Türkiye büyüyor, hatta Türkiye uçuyor diyorlar. Katlanıyormuş Türkiye. Siz uçmuyor musunuz? Siz katlanmıyor musunuz? Peki o kim o katlananlar? Peki siz Türkiye değil misiniz? Türkiye deyince onlar mı akla geliyor. Yani şunlar diyorsun ha? Şunlar, o gemiyle öylemi onlar ilerliyor.
Şimdi Kırıkkaleliler diyorlar ki, Türkiye’de zenginlik 5 kat, 6 kat arttı. Artanlar var tabi. Borsa 6’ya katlanmış. Sizin borsada paranız yok mu? Yabancılar diyor ki, biz Türkiye’den çok memnunuz. Türkiye’den çok para kazanıyoruz. Türkiye fırsat ülkesi diyorlar. Kazanıyorlar. Peki Türkiye yabancılara kazandırıyor da, Türklere kazandırmıyor mu? Yani İstanbul’da, New York’ta, Londra’da oturanlar Türkiye’den kazanıyor da, Kırıkkale’de oturanlar kazanamıyor mu? Bu ne biçim çelişki? Bu ne biçim düzen, bu ne biçim yönetim? İyimi bu, doğrumu? Son dönemde Türkiye değerli hemşehrilerim, değerli kardeşlerim son dönemde Türkiye büyük borç aldı. Bakın şuanda Türkiye’nin borçları son 4,5 yılda 80 yıldaki borca neredeyse eşit bir artış gösterdi. 80 yılda Türkiye’nin, yani Atatürk dönemi, İnönü dönemi, Bayar, Menderes, Demirel dönemleri, Özal dönemleri dahil, daha sonrakiler dahil 80 yılda Türkiye 221 milyar dolar borç yaptı. 4,5 yılda bunlar bir o kadar buna eklediler. Şuanda Türkiye’nin borcu 408 milyar dolar. Bu borçtan size damlayan bir şey olmadı mı? Size gelen bir şey olmadı mı? Sizin cebinize, refahınıza, mutluluğunuza katkı yapan bir şey yok mu? Hiçbir şey yok. Nereye gitti bunlar? Birilerinin cebine gitti, birileri zengin oldu değil mi?
Şimdi sevgili Kırıkkaleliler bunlar birde satış yaptılar değil mi? Devletin elinde, avucunda ne varsa sattılar. Her şeyi sattılar değil mi? O satışlardan size bir şey gelmedi mi? Ondan da bir şey gelmedi. En sonda Petkim’i sattılar biliyorsunuz. Petkim biliyorsunuz Türkiye’de sanayiinin bel kemiği. Bizim Türkiye’deki bütün sanayi kuruluşları ondan beslenir, hammadde oradan gelir, onlara ürün verir. Yani Petkim’i tuttun mu, Türk sanayiinin boğazını tutmuşsun demektir. Şimdi bunu sattılar kim aldı Allah aşkına? Kimin aldığını bilmiyoruz. Ne olduğu belli değil, karışık. Karışık, kuruşuk bir vaziyet. Alan kartvizitini gösteremiyor. Ben aldım işte ben şuyum diyemiyor. Karanlık ilişkiler, karışık ilişkiler. Sattılar gitti. Peki bu kadar önemli bir tesisisin seçime iki hafta kala satılmasına ne diyorsunuz? Yani seçime iki hafta kala bu kadar büyük tesis satılır mı? Niye satılıyor, acelesi ne? Gümrükten mal mı kaçırıyorlar. Yani bir telaş mı var? Kendine güveniyorsan usulüne göre rahat, ferah bir zamanda yap. Hayır seçime giderken karambolden satış yapacağız öylemi? Şimdi bende seçim öncesinde diyorum inşallah iki hafta sonra CHP iktidar olacak. CHP iktidar olursa bilmenizi istiyorum. Bu Petkim satışına dur diyeceğiz dur!
Değerli arkadaşlarım, Türkiye’de ne var, ne yoksa satıyorlar, borç yapıyorlar, millet hayatından şikayetçi, çiftçi şikayetçi, esnaf şikayetçi, genç şikayetçi, emekli şikayetçi. Böyle bir tablonun içindeyiz. Ama Türkiye’de olan bir şey daha var. Nedir o? Yolsuzluklar. Türkiye’de yolsuzluk var mı, yok mu? Kırıkkale’de yolsuzluk var mı yok mu? Her özelleştirmenin içinde yolsuzluk yok mu? İhalelerin içinde yolsuzluk yok mu? Yani sizin gençleriniz iş bulamıyor, ama iktidara yakın olanların çocukları iş bulabiliyor mu? Niye buluyor? Onlar niye buluyor da siz niye bulmuyorsunuz. Yani iktidar devlet yetkisi o yetkiyi kullananlar tarafından önce kendi ailesi için, kendi yakınları için kullanılır diye bir Anayasa maddesi mi var? Bu yolsuzluklarla mücadele etmeden Türkiye’nin ayağa kalkması mümkün mü? Çiftçinin iki yakasının biraraya gelmesi mümkün mü? Emeklinin yüzünün gülmesi mümkün mü? Değil.
Değerli arkadaşlarım, çok açık söylüyorum. Bu yolsuzlukların üstünden geleceğiz. Yolsuzluğun arkasında ne var biliyoruz. Yolsuzluğun arkasında bir sac ayağı var, bir üçgen var. Üçgenin bir tarafında haramzade bir işadamı var. Gözü doymayan bir işadamı, kazancı helal mi, haram mı hiç umurunda olmayan. Nereden gelirse gelsin, nasıl gelirse gelsin hep bana gelsin, hep bana gelsin diyen bir haramzade var. Ama sadece o yetmiyor. Onun yanında birde ona yardımcı olacak, yol gösterecek, kanunu, tüzüğü anlatacak, önünü açacak, minareyi çalarken ona kılıf giydirecek bir memura, bir bürokrata, bir kamu görevlisine ihtiyaç var değil mi? O olmadan olmaz. Onlarla beraber. Ama bu ikisi yetiyor mu? Yetmiyor. Birde bunun yanında ne lazım? Bunlarla işbirliği yapacak ahlaksız, namussuz bir siyaset adamı lazım. Birde o var değil mi? Bu üçü biraraya geliyor yolsuzluk oluyor. Bu yolsuzluğu ortadan kaldırmanın yolu ne? Önce o siyasetçiyi aradan çıkarmak. İlk iş o. Siyasetçiyi çıkarsan memur korkar arkasında siyasetçi var o sayede yapıyor. Memur olmasa haramzade işadamı cesaret edemez. Önce siyasetçiyi çekmek lazım. Siyasetçiyi neyle çekeceğiz? Siyasetçiyi dokunulmazlığı kaldırarak çekeceğiz değil mi? Siyasetçi neyden güç alıyor? Kanuna karşı nasıl geliyor, kanundan niçin korkmuyor? Çünkü dokunulmazlığı var. dokunulmazlığını kaldıracağız.
Bakın bugün mecliste 200 kadar milletvekilinin dosyası var. Yolsuzluk dosyası. Kalpazanlık dahil. Her türlü utanç verici suç milletvekillerinin dosyalarında. Bunların arasında kimler var? Başbakan var. Bunlar arasında kim var? Bakanlar var. Milletvekilleri var. Şimdi Başbakan seçimden önce dokunulmazlığı kaldıracağım diye söz verdimi? Kaldırdı mı? Niye kaldırmadı? Çünkü kendi dosyası var.
Değerli arkadaşlarım, dosyası olan partilerden milletvekillerinden oluşan bir iktidar Türkiye’nin önünü açabilir mi? Türkiye’de vatandaşın hakkını verebilir mi, onun yüzünü güldürebilir mi? Daha kendi hesabını vermemiş, vatandaşın hesabını nasıl görebilir. Bunu halletmek zorundayız, bunu halledeceğiz. Bakınız, o 200 dosyadan birisi hep AKP, AKP diyoruz, yanlış bir izlenim vermeyeyim, samimi olalım, dürüst olalım. O dosyalardan biriside bana ait. Benimle ilgili bir dosyada var. Bana bir yazı geldi seninde dosyan var diye. Hemen gittim soruşturdum nedir bu dosya diye. Anladım ki, 2002 seçimleri sırasında Zonguldak’ta meydanda konuşurken vakti geçirmişiz kanunen yasak saate girmişiz, tutanak tutmuşlar. Demişler ki, Deniz Baykal suç işledi cezalandırılsın. Hemen göndermişler meclise. Şimdi bunu görünce adalet komisyonuna başvurdum. Dedim ki, benim dokunulmazlığımı kaldırın, ben bu dosyanın icabını yerine getireceğim Zonguldak’a gideceğim, oradaki savcıya, mahkemeye vereceğim. Onlar ne kararı verirse başımla beraber. Eğer bana derlerse ki, sen bu konuda bir kötü niyetin yok, iyi niyetle bu olmuş, dikkatsizlikten olmuş önemli değildir diye hakim beni beraat ettirirse mesele yok. Ama derse ki, arkadaş bu kanunu siz yaptınız, sen uyacaksın, uymamışsın seni mahkum ediyorum derse o mahkumiyeti çekmeyi, o cezayı çekmeyi ben şeref bilirim, onur bilirim, onun gereğini yerine getiririm. Kaldırın dedik kaldırmadılar. Niye kaldırmıyorsunuz dedik, canım şimdi kaldırırsak bizim içinde yol olur sonra dediler. Yol olur, yol olmasın diye kaldırmıyoruz. Şimdi ben size buradan açıkça söylüyorum. Önümüzdeki seçimde, iki hafta sonra inşallah CHP meclisi yönlendirecek bir noktaya gelir ise ilk yapacağımız işlerden birisi o 200 dosyanın dokunulmazlığını kaldırmak ve milletvekillerine marş marş mahkemeye demek. Türkiye’de yolsuzlukla mücadele etmeden Türkiye’nin sorunlarını çözmek mümkün değildir. Bunu bileceğiz, gereğini yapacağız.
Şimdi ben soruyorum Kırıkkale’de, sevgili vatandaşlarım, dokunulmazlıklar kalkmasın diyen bir tane Kırıkkaleli var mı? Varsa elini kaldırsın bir göreyim. Var mı? Yok. Bir tane göremiyorum. Kalksın diyenlerde bir elini kaldırıversin bakayım. Maşallah. Şimdi hepimiz istiyoruz değil mi? Size bir soru soruyorum. Bu mecliste dokunulmazlığı kaldıracak bir parti var mı? Hangi partidir o? CHP’den başka bir parti bu dokunulmazlığı kaldırabilir mi? Bunu kaldırmadan Türkiye’nin önü açılır mı? Milletvekilinin cakasını bozacaksınız arkadaşlar. Yani ben istersem hostes tokatlarım, istersem ev sahibine kiramı ödemem, istersem ona buna her türlü hukuksuzluğu yaparım. Karşıma polis geldiği zaman çekil git benim dokunulmazlığım var derim. Üzerime gelirse birde polisi tokatlarım diyen milletvekiline hayır yapamazsın, sende vatandaşsın demeyi istemiyor muyuz? Bunu gerçekleştirmenin yolu CHP’nin iktidarıdır. Başbakan demokrasi demokrasi diye konuşuyor. Milli irade hamaseti yapıyor, nutuk atıyor. Bırak nutuk atmayı, gerçekten demokratsan çıkar üzerinden dokunulmazlığı gel milletin içine de seni bir görüvereyim.
Değerli arkadaşlarım, bakınız bugün seçime gidiyoruz. Seçime giderken memleket meselelerini biz konuşmak istiyoruz. İktidarın uygulamalarından şikayetimiz var. Yanlış yapıyor iktidar, tehlikeli yanlışlar yapıyor. Bunu millete anlatmak istiyoruz. Şu terör konusunda bu hükümetin izlediği politikayı desteklemek mümkün mü Allah aşkına? Bu hükümetin terör karşısında ne kadar zayıf, tutarsız, çelişkili bir tutum içinde olduğu açık değil mi? Bunu ben meydan meydan söylüyorum. Bakın bunlar iktidara geldikten sonra ilk çıkardıkları kanunlardan birisi eve dönüş yasası oldu. Yani bu ne oldu biliyor musunuz? Türkiye’de terör yapmış olan cezaevindeki tutuklular tahliye oldu, gittiler dağa çıkma imkanını elde ettiler. Ama bir tek kişi dağdan inip terörü bırakmadı. Bunlar Türkiye’nin terörle mücadelesinin en kritik noktasında yanlış destek anlamında bir tedbir aldılar teröre ve af niteliğinde bir kanun çıkardılar. Teröre afla başladı bunlar. Eve dönüş yasası teröre yönelik bir af yasasıdır. Çıkardılar. Daha sonra Dubai’de Amerika’yla bir anlaşma yaptılar. Dediler ki, bize 1 milyar dolar hibe verin Kuzey Irak’a girmeyeceğiz. Yani bu Türkiye’de terörü besleyen yer Kuzey Irak. Orayı etkisiz kılmamız lazım. Bakın eskiden Suriye Türkiye’de terörü besliyordu. Biliyorsunuz değil mi Suriye besliyordu. Suriye’ye karşı o zaman etkili bir politika izlendi ve terör örgütünün elebaşısı Suriye’den çıkarıldı, sonra iflah etmedi Amerikalılar yakaladı Türkiye’ye verdiler. Ve Türkiye 3-4 yıl rahatladı. Sonra terör Suriye’den Kuzey Irak’a geçti. Şimdi Kuzey Irak’tan kaynaklanıyor. Kökü orada, karargah orada, şehitler burada. Onlara anlatmak lazım ki, teröre, PKK’ya Kuzey Irak’ta destek olmaya devam edemezsiniz. Bunu kabul edemeyiz. Onlara bunu anlatmak lazım. Bunu anlatmak bizim hakkımız. Uluslar arası hukuka göre bizim hakkımız. Bunu anlatmamız lazım. Bunu anlatmaya çalışıyoruz. İktidar canım Türkiye’deki terör bittide şimdi Kuzey Irak’taki terörle mi uğraşacağız diyor. Barzani ağzı. Barzani bize terör sizin meseleniz, bize karışmayın diyor. Niye karışmayalım bizim terörü sen besliyorsun. Yılda 2 bin ton patlayıcı Kuzey Irak’tan geliyor. Teröristleri sen eğitiyorsun gönderiyorsun. Karargah orada, kumanda orada.
Değerli arkadaşlarım, bunu değiştirmek lazım. Bunlar tutuyor 1 milyar dolar ver Kuzey Irak’a hiç karışmayacağım diye anlaşma yapmaya kalkıyorlar. Yaptılar ama bunu mecliste oylamalarına izin vermedik, iptal etmek zorunda kaldılar. Şimdi bunu söylüyorum Başbakana. Önce yalan dedi, bu bir iftiradır dedi. Al sana belgesi dedik, belgeyi dayadık. İmzasını gösterdik. Bakanlığın yaptığı resmi açıklamayı gösterdik. Sesi çıkmadı. Şimdi burada önemli olan nokta Başbakanın kendi imzaladığına yarın yalan demesi değil. O tabi çok önemli bir olayda. Ama terör konusunda nasıl çelişkiler içinde olduğu ortaya çıktı. Bakın ikinci yanlışı budur. Üçüncü bir büyük yanlışı var. Onu da size anlatmak istiyorum belgesiyle. Bakın, sevgili Kırıkkaleliler, 18 Nisan 2006’da, yani bir yıl önce, geçen yılın nisan ayında başbakanlık meclise bir kanun sevk etti. Kanun tasarısı. İmza Recep Tayyip Erdoğan burada. 18 Nisan 2006. Burada diyor ki, gene kendi imzasıyla gönderdiği metni okuyorum. Bu yasanın 6. maddesinin gerekçesi. Maddenin son fıkrasında suç işlemek için örgüt kurma suçuna ilişkin etkin pişmanlık hükümlerinin terör örgütünün kurucusu, yöneticisi veya üyeleri hakkında da uygulanabileceği kabul edilmiştir. Etkin pişmanlık hükümlerinden ancak bir defa yararlanılabilir diyor. Kim diyor? Başbakan Tayyip Erdoğan diyor. Şimdi bunun ne anlama geldiğini bu kanuni ifadenin etkin pişmanlık falan, ben size tercüme edeyim de anlayın ne dediğini. Burada diyor ki, Türkiye’de bir terör örgütü var. Var mı? Biliyorsunuz değil mi ne olduğunu? Onun bir kurucusu var diyor. Var değil mi onu da biliyorsunuz. Onu da diyor avukatı eğer bir dilekçe verir ben pişman oldum derse onu da tahliye edebiliriz diyor. Anladınız mı? Kanun bu. Böyle geldi. Nisan’da geldi, geçen yıl Nisan’da. Kıyameti kopardı CHP, kıyameti kopardık, yapamazsınız, milleti birbirine mi sokacaksınız dedik. Ve bunun karşısında en büyük mücadeleyi veririz dedik. Korktular maddeyi çıkardılar. Ama teklif edilmiş şekliyle ortada. Şimdi bu zihniyette bir iktidarın Türkiye’de terörle mücadeleyi başarıya ulaştırması mümkün mü? Yani terör örgütünün elebaşısını tahliye etmeyi öngören Kuzey Irak’a 1 milyar dolar karşılığı hiç girmemeyi öngören, teröristlere af çıkaran bir iktidarın Türkiye’nin terörle mücadelesinde başarıya ulaşması mümkün mü? Bunları söylüyoruz. Bunlar ciddi iddialar. Ben isterim ki, bu iddiaları ben Başbakanla karşı karşıya konuşayım. Ben söyleyeyim o cevap versin. O söylesin ben cevap vereyim. Dünyanın her yerinde seçimden önce partilerin liderleri biraraya gelir düşüncelerini milletin önünde söylerler ve seçimlerde ona göre şekillenir. O tartışmayı millet izler, kimi haklı buluyorsa gider ona oy verir. Şimdi biz diyoruz ki, gel Tayyip Erdoğan televizyona beraber çıkalım. Gazetecileri, televizyoncuları çağıralım, onlar bize soru sorsunlar, sana sorsunlar sen cevap ver, bana sorsunlar ben cevap vereyim. Sonra ben sana sorayım sen cevap ver. Sonra sen bana sor ben cevap vereyim. Millette bütün bunları dinlesin ve hükmünü versin. Gel yapalım diyorum. Amerika yapıyor, Fransa yapıyor, dünya yapıyor. Geçende seçimde biz yaptık. Gel bu seçimde de yapalım. Gelmem diyor başbakan. Niye acaba? Neden kaçıyor, neden korkuyor başbakan? Milletten kaçılır mı? Benden kaçmıyor milletten kaçıyor. Milletten kaçıyor, benden niye kaçsın. Ben millet adına söyleyeceğimi söyleyeceğim. Dinle söylediğimi cevap ver. Eğer benim söylediğim gerçek değilse millet beni ayıplar, millet yadırgar. Eğer sen haklıysan millet sana hak verir. Gel bir tartılalım milletin terazisinde. Biz bunları söylüyoruz, tartışalım diyoruz başbakan yok. Niye yok? Verecek cevabı olsa bu söylediklerim yanlış olsa gelmez mi? Ne yapıyor o? Çıkıyor bize hakaret ediyor. Söylediği ciddi bir şey yok. Memleket meseleleriyle ilgili bir anlayışı söyle. Deki, çiftçi sorunlarını ben çözdüm. Sen söyle bende niye çözmediğini anlatayım. Karşılıklı konuşalım. Emeklilerin sorunlarını çözdün, çözmedin konuşalım. Niye hakaret ediyorsun. Hakaret ediyor, ne diyor? CHP’ye cibilliyetsiz diyor. Başbakan diyor. Yani her vatandaşının şerefini, hukukunu, haysiyetini korumak zorunda olan bir iktidarın başbakanı milletin ana muhalefet partisine milyonlarca oy vermiş vatandaşı dahil bunlar cibilliyetsiz diyor. Sonra ne diyor? Diyor ki, kervan yürür diyor. Şimdi biz şikayet ediyoruz kervan yürür diyor. Dediği kervanda şu arkadaşımın denizde yürüyen kervan. Yani bir tekne var. Aslında kervanı filo demesi lazım. Bir filo o yürür diyor. Yürüsün yürüyebildiği kadar. Millet dur diyinceye kadar yürür. Millet dur dediği zaman o filonun halini görürüz. Bize hakaret etmeye çalışıyor. Diyor ki, kılavuzu karga olanın diyor. Şimdi değerli arkadaşlarım, bunlara söylenecek çok söz var. Ama bizim derdimiz milletin meselesini çözmek. Sen bana cibilliyetsiz diyorsun. Benim cibilliyet kompleksim yok. Benim kim olduğum, ne olduğum belli, insan olarak da belli, siyasi parti olarak da belli. Biz müdafaa-i hukuktan geliyoruz. Biz milli mücadeleden geliyoruz. Kuvva-i Milliyeden geliyoruz. Bizim siyasetimiz, cibilliyetimiz meydanda. Gömlek falanda çıkarmıyoruz sıkışınca. Bir çıkardık, bir giydik yapmıyoruz. Neysek oyuz, Kuvva-i Milliyeciyiz, Müdafaa-i Hukukçuyuz, CHP’liyiz.
Değerli arkadaşlarım, başbakan diyor ki, bunların kılavuzu diyor, kılavuz diyor. Şimdi bir defa önce bu başbakana bir kılavuz lazım. Bir kılavuz lazım. Başbakan Irak’taki terörist sayısını bilmiyor, Türkiye’deki terörist sayısını bilmiyor. Bunları birbirine karıştırıyor. Sabah söylediğini akşam tekzip ediyor. Doğru söylediğini daha sonra inkar ediyor. Daha sonra kabul etmek zorunda kalıyor. Ona bir kılavuz lazım. 360 milletvekiliyle Cumhurbaşkanı seçemiyor. Ona bir kılavuz lazım. Yani 360 milletvekilin var Cumhurbaşkanını seçememişsin. Yani onun bir kılavuza ihtiyacı var. Ama aslında pekala biliyoruz ki, onun kılavuz eksiği yok. Bir sürü kılavuzu da var değil mi? Hem yerli kılavuzları var, hem yabancı kılavuzları var. Hem komşularımızdan kılavuzları var, hem de uzaktan kılavuzlar var değil mi? Bunun en yakın danışmanı bunun hakkında ne diyordu Amerika’da? Bunu lavabodan aşağıya süpürmeyin kullanın diyordu değil mi? Onun böyle kılavuzları var. Bizim kılavuza ihtiyacımız yok. Bizim bir tane kılavuzumuz var. O kılavuzumuzda Gazi Mustafa Kemal Atatürk’tür. Bizim başka kılavuza ihtiyacımız yok. Var bizim kılavuzumuz.
Şimdi sevgili Kırıkkaleliler, birazda yapacağımız şeylerden kısaca bahsedeyim. Bakın önümüzdeki dönemde inşallah CHP iktidarı gelecek. İktidara gelince yapacağımızı söylediğim işlerden birisi dokunulmazlığı kaldırmak. Bunu açıkça ifade ediyoruz, bunu bilmenizi istiyorum. İkinci yapacağımız iş; çiftçiyi ayağa kaldırmak. Türkiye’de tarım battı, tarımı güçlendirmek istiyoruz, tarıma destek olmak istiyoruz. Çiftçinin yüzünü güldüreceğiz. Yeter artık çiftçinin çektiği. Her gelen hükümet bindirdi çiftçi perişan oldu. Bir yılda 1 milyon 300 bin insan tarımdan kopmak zorunda kaldı. Ayrıldı, koptu, büyük kentlerin etrafına gitti, işsiz hale dönüştü. Yoksulluğun kaynağında tarımın çökertilmesi yatıyor. Tarıma sahip çıkacağız. Bu konuda çok ciddi hazırlığımız var. Ama bu hazırlığın içinde en çok dikkati çeken bu mazot meselesi. O konuya da kısaca değinmek istiyorum.
Bakın değerli arkadaşlarım, biz CHP olarak önümüzdeki seçimlerde iktidara gelince çiftçinin mazotundan alınan ÖTV’yi kaldıracağız. Fiyat vermiyoruz, tüm mazotu indireceğiz demiyoruz. Çiftçinin mazotundan alınan ÖTV’yi kaldıracağız diyoruz. Çiftçinin mazotundaki ÖTV mazotun Türkiye’ye maliyetinin yarısı kadar. Bizim çiftçiden alacağımız mazotun fiyatı içinde ham petrol var, ham petrolün rafinerideki incelenmesinden kaynaklanan maliyet var. Nakliye masrafları var, bayi karları var, KDV var ama sadece ÖTV yok. ÖTV kalktığı zaman ne olacak? Bugün 2,5 milyon olan mazotun fiyatı çiftçi için o zaman 1 milyon 200, 1 milyon 250 bin liraya gelecek. Bu Türkiye’nin mazotu pahalıya alıp ucuza satması anlamına gelmiyor. Bu Türkiye’nin mazot tüketen çiftçiden KDV aldıktan sonra birde ek ÖTV almaması anlamına geliyor. Niye almıyoruz? E mecali kalmamış çiftçinin, ayakta duracak hali yok. Güçleninceye kadar bu iyiliği çiftçiye yapmamız gerekir diye düşünüyoruz. O iyiliği yapacağız. Bakın Yunanistan’da çiftçi mazotu 1 milyon 100 bin liraya alıyor. Türkiye’de 2,5 milyona. O pamuk üretiyor, bizde pamuk üretiyoruz. Sonra bize diyorlar ki, Yunan pamuğu daha ucuz. Yunan pamuğu niye daha ucuz? Çünkü devlet oradan senin kadar çok vergi almıyor. Çiftçiye bizde Avrupa’daki kadar vergi alalım. Onun belini kırmayalım, çökertmeyelim diyoruz. Bunu yapacağız değerli arkadaşlarım. Şuanda bu zaten biliyorsunuz denizcilik çalışmalarında uygulanıyor. Denizcilik çalışmalarından almıyorsan, nasıl havadaki özel uçak firmalarından almıyorsan bende Türkiye’deki toprağı işleyen çiftçiden onu almayacağım.
Değerli arkadaşlarım, bunun maliyetinin hesabını yaptık. Türkiye’de 11.6 milyon ton mazot tüketiliyor. Bunun %20’si çiftçi tarafından tüketiliyor. Yani 2,5 milyon ton. 2,5 milyon tonun devlete ÖTV eksilmesinden kaynaklanan kazanç kaybı 2-2,5 milyar dolar. Ne kadar kişi yararlanır bundan? 4,5 milyon çiftçi ailesi, 20 milyon bir nüfus doğrudan yararlanır. Tüketicilerde dolaylı yararlanır. Yani 20 milyon insana 2,5 milyar dolar vereceğiz. Veremezsin, hayır buna karşı çıkıyoruz diyorlar. Bütün siyasi partilerin programlarında bankacılık, sigortacılık vergilerini kaldıracağız diye hüküm var. Hiçbir kimse onlara bu banka ve sigorta muamele vergisi niye kalkıyor. Bunun 3 milyar dolar kaydı, bunu nasıl karşılayacaksın diye sormuyor. Ama bize 2,5 milyar dolar 20 milyon çiftçiye bir katkı vereceğiz. Bunu nereden bulacaksın diyor. 100 tane bankere sormuyorsun. 20 milyon çiftçi ailesine 2,5 milyar doları çok görüyorsun. Nereden bulacaksın. Ne demek nereden bulacaksın? Sen batırdığın o bankerlere, 50 bankere 50 milyar doları nereden bulduysan bende o çiftçi ailesine 2,5 milyar doları oradan bulacağım. Bunu çözeceğiz, bunu bilmenizi istiyorum bir.
İki; bakın üniversite gençliğine sahip çıkacağız. Eğitim sistemini değiştireceğiz. Parasız bölge yatılı okullar açacağız. Memleketin en yetenekleri gençlerini daha ilkokul düzeyindeyken alıp devlet olarak okutacağız. Bölge yatılı okulları kuracağız. Gençlerimize 250 milyon lira burs vereceğiz, öğrencilerimize. Emeklilerimizin çocuklarının okuması konusunda devlet üzerine düşen sorumluluğu üstlenecek. Ve üniversite sınavı, ÖSS sınavı saçmalığına son vereceğiz. Daha lisede okuyan gençlerimizi öğrenciyken geleceğe hazırlayacak projeleri koyacağız. Liselerden sadece masa başı avukat, doktor, mühendis olmak üzere değil, iş ve meslek yaşamına da öğrenci çıkaracağız. O çocukları iş yaşamına, ekonomiye yönlendireceğiz. Sıfır açlık projesi uygulayacağız. Devlet ana projesi uygulayacağız. Nedir devlet ana projesi? Ülkemizde maalesef büyük yoksulluk var. İşsizlik ve yoksulluk ikisi birbirini besliyor. CHP iktidarında muhtarlar devletin gerçek temsilcisi haline dönüşecektir. İlçe başkanlarıyla, il başkanlarıyla değil, muhtarlar eliyle her mahalledeki yoksul ailelerin listelerini çıkarttıracağız ve o ailelerin kurtarılması için önce o aile mensuplarından birisine iş vermeye çalışacağız. Çünkü biliyoruz ki, yoksulluğu yenmenin yolu her ailede bir insanın çalışmasına imkan sağlamaktır. Milletin doğrudan paradan önce çalışacak işe ihtiyacı var. Eğer iki kişi aynı yetenekte ise ve onlardan birisinin ailesinde çalışan yoksa öncelik onda olacak, ona mutlaka iş vereceğiz. İş vererek aileleri kurtaracağız. Türkiye’de devletin hedefi aile olacak. Aile bizim en büyük gücümüz. Aile toplumun temeli, aile Türkiye’de çok önemli. Aile bütün mensuplarının her derdine sahip çıkar, dayanışma kurumudur aile. Aileyi temel alacağız. Eğer ailede çalışabilecek hiç kimse yoksa, hiçbir yakını yoksa o aile gerçekten yoksulluğa mahkum edilmişse o aileye yardım edeceğiz. Nasıl yardım edeceğiz, kiminle yardım edeceğiz? Kadınla yardım edeceğiz. Ailede kadını devlet muhatap olarak alacaktır. Devletin işbirliği yapacağı kişi anne, eş, kadın olacaktır. Analarımızı, bacılarımızı, kardeşlerimizi devletin muhatabı yapacağız. Bankada bir hesabı olacak o yoksul ailenin kadının, kendi şahsı adına hesabı. Oraya devlet yatıracağını yatıracak. Çocuk Esirgeme Kurumu, Kızılay, FAKFUK fon vs. onlara giden paralar analara gidecek. Anların banka hesaplarına yatacak. Ve onlara diyeceğiz anacağım aile sana emanet. Söylemeye gerek yok. Kadın zaten yemez yedirir, giymez giydirir, içmez içirir. Kartal gibi kanatlarını açar eşinin, çocuklarının üzerine. Ona güvenmek lazım, ona güveniyoruz, ona güveneceğiz. Yani kadın ailede devlet olacak. Devlet ana projesi bu. Bunu uygulayacağız. Pilot proje olarak başlayacağız, en çok ihtiyaç olan yörelerde. Artık bir daha insanlarımız Ramazan gelse de eve poşet gelse, biraz pirinç, bulgur dağıtsalar. İşte kömür dağıtıyorlar Temmuzda. Bunları bekler olmaktan çıkaracağız. Bu yardımların yapılması gerekenler elbette yapılacak, yapılmaya devam edecek.
Bakın, bu kömür yardımının arkasında ne var? Bir kararname çıktı. Kararname diyor ki, 2007 yılı Ocak’ından sonra dağıtılacak olan kömürün parasını seçimden sonra gelecek olan hükümet uygular diyor. Yani bu dağıtılan kömürün parasını belki de biz ödeyeceğiz. Helal olsun.
Şimdi biz diyoruz ki, bunu bir ciddi düzene oturtmak lazım. Şimdi bayramda, ramazanda, seçim öncesinde poşetler, paketler dağıtılıyor. Vatandaşlarda bana soruyor ne yapalım bunları dağıtıyorlar diye. Bende diyorum ki, hiç tereddüt etmeyin alın. Alın ne verirlerse alın, makarna verirlerse alın, pirinç verirlerse alın, bulgur verirlerse alın, yağ verirlerse alın. Alın ve yiyin. Güzel bir çorba yapın akşam çoluk çocuk toplanın etrafında helal olsun, afiyet olsun, yiyin. Günahı var mı diyorlar? Hiçbir günahı yok diyorum. Günahı varsa benim boynuma yazsın Allah. Bu sizin hakkınız zaten. Sizin hakkınız bu. Size verdiklerinin değil de vermediklerinin hesabını onlara sormak lazım. Dağıtılanı alın ve kullanın. Ama sakın ha bunlar bana pirinç verdi, bulgur verdi, kömür verdi diye oyunu vermeye kalkma. Sakın ha oyunu satma. Çünkü oy namustur, oy şereftir, oy ırzdır! Oyuna sahip çık, oyunu verme. İnşallah bunlara son vereceğiz. Vatandaş olarak halkımıza ihtiyaç duyduğu yardımı en düzenli şekilde yapacağız. Tamam mı?
Bir CHP iktidarında nelerin olacağını söylüyorum. Bakınız, bir CHP iktidarında bundan en çok kazanacak illerin başında Kırıkkale geliyor. Kırıkkale çünkü bize Atalarımızın emaneti. Atatürk’ün emaneti, İsmet İnönü’nün emaneti Kırıkkale. Onu geliştirmek, güçlendirmek bizim boynumuzun borcu. Biz bu duygularla Kırıkkale’ye bakıyoruz. İnşallah önümüzdeki seçimden sonra Kırıkkale içinde yeni bir dönem açılacaktır. Hep beraber açacağız. Tamam mı? Başta Kırıkkaleli kızınızı, bu evladınızı, Aliye Gündüz olmak üzere CHP’li milletvekillerini Ankara’ya taşıyacak mısınız? Kırıkkale’ye bu yakışır. Bir ders verin bunlara. Bunu yapacağınıza inanıyorum.
Sevgili kardeşlerim, bakın ne yapmayacağımızı da söyleyeyim konuşmamı öyle bağlayım. Yapacaklarımızı söyledim. Yoksula sahip çıkacağız. Sıfır açlık projesi uygulayacağız. Devlet ana projesi uygulayacağız, anaların banka hesaplarına destek olacağız. Gençliğe sahip çıkacağız, eğitim sorunlarını köklü biçimde çözeceğiz. ÖSS sınavlarını ortadan kaldıracağız. Tarıma sahip çıkacağız, çiftçinin yüzünü güldüreceğiz, mazotu indireceğiz. Kırıkkale’ye sahip çıkacağız, gençlerimize iş vereceğiz. Bütün bunları söyledim. Ama yapmayacağımız şeylerde var. Bir; halkı ezdirmeyeceğiz. Halk eziliyor mu? Eziliyor. Çiftçi eziliyor mu, esnaf eziliyor mu? İşsiz gençler eziliyor mu? Kadınlar eziliyor mu? Emekliler eziliyor mu? Eziliyor. Ezdirmeyeceğiz. Bizim temelimiz o, tabanımız o. Biz onlar için siyaset yapıyoruz. Onlar 5 kat, 6 kat kazandırdık diye övünüyorlar. Ben Kırıkkale’deki halkımıza bir kat kazandırmanın mücadelesini veriyorum. Yabancı iş adamlarına, Türkiye’nin zaten zengin olmuş olanlarına para kazandırdık diye övünüyorlar. Biz size verdiğimiz hizmetlere övüneceğiz. Size hizmet edeceğiz. Halkı ezdirmeyeceğiz.
İki; ülkeyi soydurmayacağız. Soyuluyor mu ülke? Hem de nasıl. Tüpraş’la soyuldu, Ofer’le soyuldu, ter akıtan var bir tane. O bütün bunlarda baş rolleri oynadı. Ali Dibo’yu biliyor musunuz? Ali Dibo dediler soydular, özelleştirme dediler soydular değil mi? Şimdi ben CHP adına söylüyorum. Ülkeyi soydurmayacağız. Ne ben soyacağım, ne çoluk çocuğum soyacak, ne partililerim soyacak, ne de memleketteki haramzadelere soyma fırsatı vereceğim. Soydurmayacağız.
Üç; devleti böldürmeyeceğiz. Devletin bölünme tehlikesi var mı? Haritalar dolaşıyor değil mi? Her gün haritalar dolaşıyor. Ne yapıyor bizimkiler? Seyrediyor. Türkiye’de devleti içten dıştan bölmek isteyenler var mı? Var. Bunların karşısında iktidar etkili bir mücadele veriyor mu? Meydanı bunlara boş bırakmış mı? Tehlike her geçen gün büyüyor mu? Bu gidişin sonu Türkiye için kardeş kavgası değil mi? İşte buna engel olacağız. Devleti böldürmeyeceğiz, milleti böldürmeyeceğiz. Devlette bizim devletimiz, millete bizim milletimiz. İnancı ne olursa, mezhebi ne olursa olsun, ırkı, etnik kökeni ne olursa olsun Türkiye Türk milletinin oluşturduğu bir büyük devlettir. Biz bu milletin parçasıyız. Devlette bizim devletimiz, millette bizim devletimiz. Hiçbir ayrımı kabul etmeyiz. Bütün vatandaşlarımızı seviyoruz. Herkesi seviyoruz. Herkes bizim, Kırşehirlide bizim Kırıkkalelide bizim, Keskinlide bizim. Alevi de bizim, Sünni de bizim. Herkes bizim, hepsini seviyoruz. Hepsi bizim kardeşimiz. Bu anlayışı da inşallah iktidara hep birlikte geçireceğiz.
Sevgili Kırıkkaleliler, değerli kardeşlerim, kapanmış belediyeler. Belediyeyken bakın bunu daha önce söyledim bana geldiniz. Belediyeyken nüfusu azaldı diye belediyeliği elinden alınmış olan bütün belediyeleri belediye olarak kabul edeceğiz. Nüfus kriteri bundan sonrası için uygulanacaktır. Geçmişe yönelik olarak uygulanmayacaktır.
Sevgili Kırıkkaleliler hepinize bu güzel miting için yürekten teşekkür ediyorum. Bu seçimde desteğinizi bekliyorum. Türkiye’ye hep beraber sahip çıkalım. Hepinize teşekkür ederim, sevgiler, saygılar sunarım. Genel Sekreterimiz Önder Sav’da burada.
9/7/2007 · Kategori: Soylev
GENEL BAŞKAN DENİZ BAYKAL’IN
MUĞLA MİTİNGİNDE YAPTIĞI KONUŞMA
(8 Temmuz 2007)
Sevgili Muğlalılar, sevgili kardeşlerim, bir kez daha bir seçim öncesinde güzel Muğla’mızda, güzel Muğlalılarımızla birlikte bir ülkeye sahip çıkma mitingi gerçekleştiriyoruz. Bütün Muğlalı kardeşlerime bu güzel miting için yürekten teşekkür ediyorum. Hepinize hoşgeldiniz diyorum.
Sevgili Muğlalılar, sizlerle beraber olmanın daima benim için özel bir anlamı, özel bit güzelliği olmuştur. Ne zaman Muğla’ya gelsem baba ocağına gelmiş gibi, kendi evime, kendi yuva gelmiş gibi hissediyorum. Bu kez de öyle. Muğla’da sanki CHP olarak bir büyük iktidar yolculuğuna çıkmışız da, bize hep sahip çıkmış olan baba ocağımıza gelip, hayır dualarını almaya, ellerini öpmeye ve önümüzdeki dönem için desteklerini almaya gelmişiz gibi bir duygu içindeyim.
Bugüne kadar hep beraber olduk, bize hep destek oldunuz. Ama bu defa biraz daha farklı bir tablo var. Bu defa CHP’nin iktidar yolculuğunda destek olacaksınız. CHP’ni ezdirmeme, sindirme çabalarına engel olma, CHP’yi ayakta tutma mücadelemize destek oldunuz şimdi CHP’yi iktidara taşıma mücadelesine sahip çıkıyorsunuz. Sizlerle beraber olmaktan onur duyuyorum, mutluluk duyuyorum, sizlerden güç alıyorum.
Sevgili Muğlalılar, nasılsınız, iyi misiniz? Önce Bodrum’da yaşanan yangın faciası için hepinize geçmiş olsun dileklerimi ifade etmek istiyorum. Geçmiş olsun. Her yıl yaşadığımız bir facia maalesef bu yıl tekrar ortaya çıktı. Hepimiz büyük üzüntü içindeyiz. Yana ormanlarımıza üzülüyoruz, arazisi yanan arkadaşlarımıza evi, arabası yanan vatandaşlarımıza üzülüyoruz. Bu yangın hepinize yürekten geçmiş olsun dileklerimi ifade ediyorum.
Alandan geçerken baktık gerçekten iki ayrı yerde bir türlü son alınmamış, hala yangının devam etmekte olduğunu görüyoruz. İnşallah en kısa zamanda bunu söndürmek olanağını hep birlikte buluruz.
Değerli arkadaşlarım, onun dışında iyi misiniz? Keyifler yerinde mi? İşiniz yolunda mı? Muğla’da yaşayan, çalışan vatandaşlarım aradıklarını buldular mı? Geride bıraktığımız 4,5 yıl insanımızın mutluluğuna, refahına yardımcı oldu mu? Muğlalı çiftçi bugün daha zengin mi? Daha güvenceli mi? Yani tütünün kotası kalktı mı? Tütün var mı? Giderek kayboldu. Pamuk yetiştiren çiftçimiz hayatından geçmişe göre daha memnun mu? Yeşil mazot geldi mi? Çiftçi daha bir güçlü, daha bir umutlu noktaya ulaşabildi mi? Esnaf rahatladı mı? Esnaf mutlu mu? Elektrik parasını, telefon parasını, su parasını ödüyor, çocuğun primini ödüyor, vergisini ödüyor, akşam evine, ailesine arzu istediği gibi istediğini taşıyabiliyor mu? Ekonomi gelişti mi?
Türkiye büyüyor diyorlar. Milli gelir artıyor diyorlar. Türkiye zenginleşiyor diyorlar. O zenginleşme Muğla’ya gelmedi mi? Çiftçiye gelmedi mi? Gençler iş bulabiliyor mu? Gençler çalışabiliyor mu? Üniversitede okuyan, diploma alan gençler tayin olabiliyor mu? Gençlere iş yok, çiftçi perişan, esnafın boynu bükük, herhalde emeklilerin durumu iyidir. Emeklilerin keyfi yerinde değil mi?
Niye böyle oluyor? Türkiye’ye büyüyor, kalkınıyor. Borsa 6 kat artmış. 6 kat artmış borsa, yani 1 koyan 6 almış borsada. Muğlalı 1 koyup 6 almadı mı? Yabancı firmalar Türkiye’den çok memnun. Türkiye’ye geliyorlar, paralarını Türkiye’de değerlendiriyorlar ve çok geniş imkanlar sağlayarak dolar üzerinden, yıllık %30’un üzerinde gelir elde ederek çıkıyorlar. Onlar zenginleşiyor Türkiye üzerinden. Türkiye içinde siz zenginleşemiyor musunuz? Niye böyle oluyor?
Yani bakın Türkiye’den kazanan çok kazanıyor. Türkiye bir sürü insan zenginleşme kaynağı. Ama 70 milyon için öyle olmadığı anlaşılıyor. Gittiğimiz her yerde aynı manzarayı görüyorum. Dün Adıyaman’daydım bugün Muğla’dayız. Aynı şikayet orada da var burada da var. insanımız geride bıraktığımız dönemde emeğinin karşılığını aldığını, ekonomik bakımdan güçlendiğini, çocuklarına iş bulabildiğini, geleceğe daha umutla baktığını söyleyemiyor. Başkaları söylüyor ama. Başkaları diyor ki, Türkiye fırsatlar ülkesi. Türkiye dışarıdakiler açısından fırsatlar ülkesi de Türkiye’de yaşayan insanlar açısından fırsatlar ülkesi değil mi?
Peki bu nasıl politika? Üstelik bu dönemde değerli arkadaşlarım, Türkiye tarihinin en büyük borç biriktirmesini yaptı. Bakınız, Türkiye’ni 80 yıllık tarihinde yani bu iktidar işbaşına gelinceye kadar Türkiye’nin bütün dünyaya toplam borcu yani iç borcu, dış borcu yani Atatürk döneminden, İnönü döneminden, Özal döneminden en son hükümet Ecevit dönemine kadar gelmiş geçmiş bütün hükümetlerin yaptığı borç miktarı bu iktidarın 4,5 yılda yaptığı borç miktarıyla neredeyse birbirine eşit. 4,5 yılda 80 yıllık cumhuriyet tarihinin toplam borcunun %86’sını tamamına yakınını bu hükümet bu 4,5 yılda gerçekleştirdi.
Değerli arkadaşlarım, bakınız Atatürk döneminden başlatıyoruz ama onların aldıkları bir borç yok. Onlar borç almadılar, borç ödediler. Atatürk, İnönü borç ödedi. Osmanlı’nın borcunu ödedi. Borçlanma dönemi sonradan başladı. 950’lerden itibaren başladı. Ama onların tümünün aldığı borç kadar 4,5 yılda bunlar borç aldılar. Elde avuçta ne varsa sattılar. Öyle değil mi? Cumhuriyet tarihinin bütün eserleri, demokrasi tarihinin bütün eserleri, hepsi ekonomik bakımından Türkiye’ye güç katan ne kadar önemli tesis, ne kadar büyük ekonomik işletme varsa, kar eden Türkiye’nin ne kadar sağlam kuruluşu varsa hepsi satıldı.
Evvelsi gün PETKİM’i sattılar değil mi? PETKİM Türkiye sanayiinin can damarıdır. Türkiye sanayiinin hammadde ihtiyacını, işlenmiş madde ihtiyacını PETKİM sağlar. PETKİM’i tuttunuz mu Türk sanayiinin boğazını tutmuşsunuz demektir. PETKİM’i sattık. Kime sattık? Kime sattığımızı da bilemiyoruz. Kime satıldığı belli değil. Rivayet muhtelif. Ama net bir şey yok.i satın alanlara soruyoruz siz kimsiz diye kimliğini söylemekten kaçıyorlar. Kime satıldığı belli değil.
Ne zaman satıldı? Seçime 2 hafta kala. 15 gün kala. Bu ne telaş böyle? Gümrükten mal mı kaçırıyorsunuz? Yani PETKİM gibi Türkiye’nin en önemli tesisini, Türkiye’nin tam bir siyasi geçiş döneminde bir iktidar giderken yeni bir iktidar gelirken, alelacele sonuçlandırmaya kalkmanın iyi niyetle bağdaştırılabilir bir tarafı var mı? Allah’ın günü bitti, seçimden iki hafta öncesine geldi mi PETKİM’i satmak. Kime sattınız? Cevap yok.
Değerli arkadaşlarım, bakın burada açık ilan ediyorum. İnşallah 15 gün sonra CHP iktidardır. CHP iktidarında o PETKİM satışına dur diyeceğiz.
Değerli arkadaşlarım, borçlandılar, büyük borç yaptılar. Elde avuçta ne varsa sattılar. Peki vatandaşın, 70 milyonun refahında, geçiminde gözle görülür, elle tutulur bir ilerleme sağlandı mı? Yaşamında bunu hisseden var mı? 4 kat, 5 kat refahım arttı diyebilecek kimse var mı? Yok. Ama birilerinin var. Birileri zenginleşti. Büyük zengin daha büyük zengin oldu.
Bakınız, sevgili Muğlalılar, Japonya Türkiye’nin milli gelirinin 7 katına sahip. Daha bile fazlası var. 7 kat daha fazla Japonya’nın milli geliri Türkiye’den. Ama Türkiye’deki dolar milyarderi sayısı Japonya’dan fazla. Japonya bizim 7 kat zenginimiz ama daha adaletli gelirini dağıtmış, halkı gözetmiş, çiftçisini gözetmiş, işçisini gözetmiş, esnafını gözetmiş, gencini gözetmiş, vatandaşına sahip çıkmış. Bizde ne olmuş? Yedide bir zenginiyiz ama onlardan fazla dolar zenginimiz var.
Bu yanlıştır. Bu izlenen ekonomi politikası Türkiye’de gelir dağılımı daha da çarpık hale getirmiştir. Birileri çok zengin olurken birileri elindekini avucundakini kaybetmeye başlamıştır. Orta gelir düzeyinde olanlar yoksullaşmaya başlamıştır. Yoksul daha yoksul olmaya başlamıştır. Orta sınıf erimeye başlamıştır. Yukarıda bir avuç insan aşağıda milyonlar.
Bu doğru bir siyaset değildir. Bu siyasetin ilacı, reçetesi sosyal demokrasidir sevgili Muğlalılar, sosyal demokrasi. Yani demokrasi olacak. Yani düşünce özgür olacak. İnanç özgür olacak. Din, iman, mezhep özgür olacak, kimlik, kişilik özgür olacak., onurlu olacak, herkes saygıdeğer olacak. Demokrasi tamam, siyasi özgürlük tamam, düşünce özgürlüğü, inanç özgürlüğü, teşebbüs özgürlüğü tamam, mülkiyet hak, miras hak, girişim özgürlüğü, teşebbüs özgürlüğü hak evet ama yetmez, yetmez.
Gücü yeten gücü yetene değil. Türkiye bir bütün, hepimiz kardeşiz. Komşusu aç yatarken yatağa tok giren bizden değildir anlayışı da olacak. Demokrasi olacak ama bir şey daha olacak. Ne olacak? Adalet olacak, adalet. Sosyal adalet olacak. Bunun sosyal adı sosyal demokrasi.
Sevgili Muğlalılar, Türkiye sosyal demokrasiyi arıyor. Türkiye’yi ayağa kaldıracak olan sosyal demokrasidir. İnsanımızın üreticiliğine, yaratıcılığına, özgürlüğüne güvenmek sosyal sorumluluğumuzu kesinlikle unutmamak, birbirimize sahip çıkmak, birbirimize kol kanat germek, birimizin acısını hepimizin acısı olduğunu unutmamak, bu zihniyet bu anlayış böyle olursa Türkiye kurtulur, Türkiye’nin önü açılır, Türkiye kendi zenginliğini başkalarına kaptırırsa değil. kendi zenginliğini kendi insanı için kullanırsa kalkınır, refaha ve mutluluğa ulaşır. Bu yolu bulacağız.
Değerli arkadaşlarım, bakınız için hazırlıklarımız tamam. Birazdan size iktidara gelirsek ne yapacağımızı anlatacağım. Hepsinin projeleri hazır. Ne yapacağımızı biliyoruz. Ne yapacağız? Önce çiftçiyi ayağa kaldıracağız. Çiftçiyi, tarımı, toprağa sahip çıkacağız. Toprak insanına sahip çıkacağız.
Değerli arkadaşlarım, çiftçi, köylü eğer mutlu olmazsa o toplumun mutlu olması mümkün mü? Dünyanın en kalkınmış ülkeleri de mutlaka köyün, çiftçinin mutlu olmasına dayanır. Herkes ona sahip çıkar. Türkiye’de geride bıraktığımız dönemde en büyük tahribatı yaşayan çiftçi olmuştur. Çiftçi giderek daha sıkışan bir tablonun içine girmiştir. Girdi fiyatları artmıştır, ürün fiyatları artmamıştır ve kendi kaderine çiftçi terkedilmiştir. Buna el koyacağız. Buna sahip çıkacağız.
Bu seçim kampanyasında CHP olarak damgamızı vuruyoruz. Bu damga bir, çiftçiye sahip çıkacağız damgasıdır. İki, gencimize sahip çıkacağız, gençliğe sahip çıkacağız damgasıdır.
Değerli arkadaşlarım, bakın herkes bir mazot tartışması yapıyor. Bu mazot tartışması bazı çevreleri çok rahatsız etti. Nereden çıktı çiftçinin mazotuna niye bu destek diye sorular sormaya başladılar. Bu konuda CHP olarak hazırlığımızı yaptık, ne istediğimizi biliyoruz, nasıl yapacağımızı biliyoruz. Burada Muğla’da bir kez daha ifade etmek istiyorum.
CHP iktidarında çiftçinin mazotuna, dikkat edin tüm mazota demiyorum, çiftçinin mazotuna uygulanan özel tüketim vergisi ÖTV alınmayacaktır. Çiftçi mazotun maliyetini ödeyecektir. Ödüyor. Nedir o maliyet? Dışarından alınan ham petrolün maliyeti. Nedir o maliyet? Petrolün işlenmesinden kaynaklanan, rafineriden kaynaklanan ek maliyet. Onu da ödeyecektir. Bayi karı, onu da ödeyecektir. Nakliyesi, onu da ödeyecektir. Devletin KDV vergisi, onu da ödeyecektir ama bunun ötesinde ek, ekstra bir vergiyi çiftçimizin ödemesine izin vermeyeceğiz, ÖTV’yi almayacağız ondan.
Değerli arkadaşlarım, bakın ÖTV’nin miktarı neye eşit biliyor musunuz? Demin anlattığım maliyetlere eşit neredeyse. Yani ham petrol, rafineri maliyeti, taşım maliyeti, bayi karı, KDV topluyorsun ÖTV’ye eşit hale geliyor. Bu haksızlık değil mi? Yani devletin ihtiyacı var, Ankara’nın açığı var. Ankara açığını kapatacak, onun vergi koyacak yer arıyor. Aramış bulmuş, çiftçinin mazotuna da koymuş.
Şimdi biz diyoruz ki, dışarından pahalıya aldığın mazotu çiftçiye ver değil. onu söylemiyoruz. Ama insaf et. Ayakta duracak mecali kalmamış olan çiftçiden, bir koyundan iki post nasıl çıkmazsa KDV’yi aldıktan sonra bir de ÖTV’yi alma diyoruz.
Şimdi yatlardan alınmıyor, denizden alınmıyor, denizcilikten, özel uçak seferlerinden alınmıyor, çiftçiden de alma. bize diyorlar ki, bunun parasını nereden bulacaksın? Kardeşim sen özel uçak firmalarından bunu kaldırırken bunu sen yatlardan falan kaldırırken o parayı nereden bulduysan bende oradan bulacağım.
Bakın bunun hesabını biz çok iyi yaptık. 11 milyon ton Türkiye’de mazot kullanılıyor. Bunun %20’si 2,5 milyon tonunu çiftçi kullanıyor. 2,5 milyon tonun ÖTV’sini hesap ettik 2-2,5 milyar dolar. 2-2,5 milyar dolardan kim yararlanacak? Kaç kişi? 4 milyon çiftçi ailesi, 20 milyon insan. 20 milyona insana 2-2,5 milyar dolar vereceğiz diyoruz, olmaz bunu veremezsin diyorlar.
Kardeşim sen bankasını batırıp, hortumlamış 50 tane bankere bu devletin kasasından 50 milyar doları nasıl ödediysen bunlara o 2,5 milyar dolarda helal olsun ben ödeyeceğim.
Değerli arkadaşlarım, bu para haksız yere birisinin cebine konulan avanta değil. şimdi düşünün Yunanistan’da çiftçi mazotu kaça alıyor? 1 milyon 100 bin liraya. Türkiye çiftçi mazotu kaça kullanıyor? 2,5 milyon liraya. O da pamuk üretiyor bizde pamuk üretiyoruz. Sonra devlet bize diyor ki, kardeşim Yunanistan pamuğu daha ucuz, seninki daha pahalı ben seninkini almayacağım onu alacağım. Onun ki, niye daha ucuz çünkü Yunan devleti senin benden aldığın ÖTV’yi orada almıyor. O almadığı için o benden daha ucuz yapıyor. Benden daha mı iyi pamuk üretmesini biliyor. Orası pamuk üretimine daha mı elverişli? Hayır. Onun devleti çiftçiye sahip çıkıyor, sen çıkmıyorsun. Şimdi CHP gelecek ve sahip çıkacak. Değerli arkadaşlarım, asıl önemli olan bu olaya gösterilen tepki. Hazmedemiyorlar. Çiftçiye bir şey verilmesini kabul edemiyorlar.
Yani bakın Bankacılık Sigorta ve Muamele Vergisi diye bir vergi var. küçük oranlı bir vergi ama büyük maliye operasyonlar yapıldığı için o verginin toplamı 2,5-5 milyar dolar civarında. Şimdi bir sürü parti onu kaldıracağız dedi. Kimse sen niye Banka Sigorta ve Muamele Vergisini kaldırıyorsun demiyor. 2,5-5 milyar dolar bunun faturası. Ama burada 20 milyon çiftçi yararlanacak, 2,5 milyar dolardan kıyameti koparıyorlar bunun hesabını soruyorlar. Sorun hesabınızı alırsınız cevabınızı. Sorun.
Değerli arkadaşlarım, şuna da dikkatiniz çekeyim. Bu bizim seçime beş kala aman milletin oyunu nasıl alırız diye ortaya attığımız bir proje değil. bunu bilmenizi istiyorum. Bu bizim ciddi hazırlığını yaptığımız çok daha önceden kitabını yazdığımız bir proje. 2002 seçimden bu yana CHP olarak biz bu projenin üzerinde duruyoruz.
Değerli arkadaşlarım, milletvekiliniz bu konuda CHP’nin görüşlerinin şekillenmesine en büyük katkıyı yapmıştır. Ne kadar iftihar etseniz yeridir. Bu Muğla projesidir, Muğla. İşte kitabı. Türkiye’de Tarım Gerçeği. Kitabın tarihi 2005. Ama bunu söylemeye başladığımız tarih 2002-2003. yani seçime 10 gün kala uydurulmuş bir şey değil bu. Bizim çiftçiyi ayağa kaldırmak için inandığımız, önemli olduğunu bildiğimiz, nasıl gerçekleştireceğimizin hesabını yaptığımız bir proje. Akılları almıyor. İnşallah CHP bu seçimde iktidar olur. O verilen sözler nasıl tutulurmuş göstereceğiz. Mazotla başlayacağız. Çiftçinin mazotundan ÖTV’yi almayacağız.
Değerli arkadaşlarım, tarıma ayağa kaldırmak için ciddi bir destek politikası uygulayacağız. Tarıma verilen desteği iki katına çıkaracağız. Bu sene kuraklık, Orta Anadolu’da buğday yetiştiren, bu bölgede pamuk yetiştiren çiftçilerimiz büyük zarar gördüler. Onların zararını telafi edecek önlemleri alacağız. CHP iktidarı çiftçinin yüzünü güldürecek iktidar olacaktır. Artık yeter çiftçinin çektiği yeni bir dönemi hep beraber açacağız.
Değerli arkadaşlarım, aynı şekilde gençlere CHP iktidarı sahip çıkacaktır. Eğitim sistemini köklü biçimde değiştireceğiz. Lise eğitimini akademik, masa başı, nazari, üniversiteye öğrenci hazırlayan bir eğitim olmaktan çıkaracağız. Lise eğitimini hayata, üretime, iş dünyasına meslek sahibi genç yetiştiren bir eğitim haline dönüştüreceğiz.
Bunu hesaplarını yaptık bu konuda da ciddi bir hazırlığımız var bunu da bilmenizi istiyorum. Her yıl yaşan bir büyük acı yani liseden mezun olan bütün öğrenciler sanki hepsi üniversiteye girecek gibi yetiştiriliyor. Sonra sınava giriyor ve 1 milyon 600 bin kişi sınava giriyor. 1 milyon 200 bini dışarında. 500 bini 3 yıllık, 4 yıllık ya da Açık Öğretim Fakültesi kaydı yaptırabiliyor gerisi açıkta. Geçen yıl öyleydi, bu yıl öyle olacak, bir önceki yıl öyle idi, ondan önce öyleydi. CHP iktidara gelmezse gelecek seçimde gene olacak.
Değerli arkadaşlarım, bunu değiştireceğiz. Bu dünyanın hiçbir yerinde böyle bir olay yok. Üniversiteye ne kadar öğrenci girecekse o kadar öğrenciyi üniversiteye daha lisenin içinde onları belirleyerek, 3 saatlik bir sınavla değil bütün akademik geçmişini dikkate alarak, pek çok şans ve sınav yaparak, ailesiyle görüşerek, kendisiyle mülakat yaparak, rehber öğretmenlerini dinleyerek öğrencilerimizi önceden lisenin içinde ayıracağız ve üçte ikisini öğrencilerimizin iş ve meslek yaşamına hazırlayacak şekilde eğiteceğiz, donatacağız, yetiştireceğiz. Yenilmeden, 2 yıl daha masraf etmeden, 2 yıl daha ailesini üzmeden, perişan olmadan hayata hazırlayacağız. Kollarına altın bilezik takacağız onların. İş ve zanaat sahibi haline getireceğiz.
Değerli arkadaşlarım, bunu söyleyince diyorlar ki, kaynak nereden? Onun bir sürü cevabı varda bir tanesini burada size hatırlatayım. İstanbul’da bir arsayı belediye alıyor, onun imar düzenini değiştiriyor. Yeşil alansa konuta ya da ticaret alanına açıyor. Emsalini yükseltiyor. Kullanım tarzını değiştiriyor ve bir arsadan 700-800 milyon dolar ek rant sağlanması mümkün hale geliyor. Düşünebiliyor musunuz, bir arsadan 800 milyon dolar rant sağlayacak kararı belediyeler alıyor. Ne karşılığı alıyor? Hangi pazarlıkla alıyor? Niçin alıyor? Bunların cevabı yok.
Peki bu 800 milyon dolarlık ranttan halk, toplum, millet, devlet, kamu hakkını alabiliyor mu? Herhangi bir şey geliyor mu? Hiçbir şey gelmiyor. Rüşvet diye bir kısmı dağıtılıyor. Bir çarktır dönüyor.
Değerli arkadaşlarım, sadece bu kaynak yani büyük metropollerdeki belediyecilik yolsuzluklarından kaynaklanan o büyük rant %50’si kamuya döndürülürse bırak sen 2,5 milyar dolarlık mazotun finansman ihtiyacı her derde deva olacak kaynak çıkar. Burada ihtiyaç olan Türkiye’de kaynak değil. ihtiyaç olan var olan kaynağı kullanacak siyasi iradedir. O siyasi iradeyle Türkiye’de çok şeyin değişeceğine kesinlikle inanıyorum. İngiltere’de var mı böyle bir uygulama? Almanya’da var mı? Türkiye’de var. Sonra ne var? Sonra çocuk okula gittiği zaman penceresi kırık, sobası yanmaz, kadrosu yok, eğitim yetersiz, hasta çocuk annesi babası eyvah bunu doktora götürsek altından nasıl kalkarız korkusu içinde. Bunlara son vereceğiz.
Bakın değerli arkadaşlarım, bilmenizi inşallah bir büyük değişim olacak, yeni bir hükümet kurulacak. Bu hükümet bundan önce kurulmuş hükümetler gibi çarkı çeviren bir hükümet olmayacak. Büyük bir değişimin hükümeti olacak. Yeni bir başlangıcın hükümeti olacak. Türkiye’nin önünün açılacağı bir hükümet olacak.
Halkımız böyle gelmiş böyle gider diye bakıyor. İnşallah böyle gelmiş ama böyle gitmeyeceğini önümüzdeki seçimde hep beraber göstereceğiz. Bunun için yola çıktık. Bunun için sizden güç istiyoruz. Bunun için Türkiye’de iktidara gelmek istiyoruz.
Sevgili kardeşlerim, bakınız Türkiye’de pek çok sıkıntı, sorun yaşanıyor. Bu sıkıntıları, sorunları aşmanın yollarını ortaya koymaya çalışıyoruz. Sosyal sorunlar en ileri noktaya geldi. Önümüzdeki CHP iktidarında şunu bilmenizi istiyorum Yeşil Kart maskaralığına son verilecektir. Yeşil Kart biliyorsunuz adamın altında Mercedes var. sırtını dayamış bir AKP’liye cebinde Yeşil Kart istediğini yapıyor hastanelerde. Buna son vereceğiz. Yeşil Kart kalkacak yerine ne gelecek? Yerine bu gelecek, bu. Nüfus kağıdı, nüfus cüzdanı. Bu gelecek ve her vatandaşımız buradaki numarasıyla sağlık tedavisini görme imkanını bulacak.
İnsanlarımızın öneli bir kısmı zaten SSK, Emekli Sandığı, Bağkur sosyal güvenlik şemsiyesi içinde. Bir kısmının özel sosyal güvenlik sistemleri var. olmayanların bir kısmı Yeşil Kart, bir kısmı kendi kaderine terkedilmiş. Onları kaldıracağız, primini ödeyemeyen vatandaşın primini devlet ödeyecek, genel sağlık sigortası sistemi içine 70 milyonu da koyacağız. İhtiyacı olan ailelere sosyal yardım artık Ramazan gelsin, çadır kurulsun da bizim eve de bir poşet gelsin diye olmayacak. Temmuz ayında kömür dağıtıyorlar.
Değerli arkadaşlarım, o kömüründe bir arka planı var. Bir kararname çıkardılar, kararnamede diyor ki, bu yıl Ocak ayından itibaren seçime kadarki dönemde kömür dağıtımı yapılacak, dağıtılacak olan kömürün parasını gelecek olan yeni hükümet ödeyecek. Yani onlar kömürü dağıtıyor parasını belki de biz ödeyeceğiz.
Şimdi kömür dağıtma, poşet dağıtma vs. bu işlerle bu iş olmaz. Hukuka, düzene ve sisteme oturtmak lazım. Biz bu sistemi muhtarlar aracılığıyla oturtacağız. İlçe başkanları, il başkanları aracılığıyla değil, siyasetle değil. Muhtar gelecek kendi bölgesindeki gerçekten yardıma muhtaç olan aileleri tespit edecek, sıraya koyacak ve Sosyal Hizmetler İdaresi muhtarla işbirliği içinde oradaki insanlara yardımcı olacak.
Yardımcı olurken ilk ilkemiz, insanlara önce iş bulmak olacak. Çünkü inanıyoruz ki, yoksulluğun altında işsizlik yatıyor, işsizlik. İnsanlar iş bulsa, çalışsa kendini kurtaracak. Yoksulluğu yenmenin ilk yolu insanlara iş vermektir. O nedenle muhtarları tespit ettiği yoksul ailelere bakacağız. Çalışabilecek insan varsa ona iş bulmaya gayret edeceğiz. Önce onu iş sahibi yapacağız. O iş sahibi olursa ailesini kurtarır biliyoruz.
Eğer çalışacak insan yoksa, baba yatalak hasta yatıyor, çocuklar çok küçük, kadın çalışamaz halde böyle bir durum var. Hiçbir dayanışma ve destekte yoksa o aileye devlet yardımcı olacaktır. Öyle Ramazanda poşetle falan değil. O aileye kadının eliyle yardımcı olacaktır. Aileye yapılan yardım kadın eliyle yapılacaktır. Kadının hesabına bankada hesap açılacaktır, onun hesabına devlet parayı yatıracaktır ve o insan, o kadın o parayı alarak ailesine, eşine, çocuğuna sahip çıkacaktır, bakacaktır.
Değerli arkadaşlarım, bunlar dünyada uygulanan sistemler. Dünyada pek çok ülkede bu var. bizde de bu olacak. Öp elimi al poşeti, ver oyu al bulguru, pirinci, makarnayı. Yok böyle bir şey. O vatandaş, o anne, o kadın, o ailenin sahibi kanatlarını açmış kartal gibi ailesini almış, o Kızılay, o Çocuk Esirgeme Kurumu, her şey o kadın. O kadına yardımcı olacağız. Devlet ana modeli uygulayacağız. Ana ve devlet birleşecek. Ailenin devleti kadın olacak. Ana olacak.
Değerli arkadaşlarım, böyle düşüncelerimiz var. Böyle heyecanlarımız var. böyle projelerimiz var. bunları uygulayacağız. Türkiye’nin çizgisini değiştireceğiz. Bu konuda sen büyük etken nedir? Türkiye’de yolsuzluktur. Değil mi? Türkiye’de yolsuzluk var mı? Muğla’da da var mı? Ali Dibo buraya da geldi mi? Her yerde var.
Şimdi yolsuzluklar arkasında bence bir saç ayağı var. bir üçlü düzen var. bir üçgen var. Bir tarafında paraya gözü doymayan haramzade bir işadamı var. yani yolsuzluk oradan başlıyor. Onun hemen yanında sağında kendisiyle işbirliği yapacak ahlaksız bir bürokrat var. bir devlet memuru var. Genel müdür, müsteşar, yardımcı, daire başkanı neyse. Yani kanunu falan bilerek ona yol gösterecek, erketelik yapacak haramzade işadamına devletin sırtından para kazandıracak usulü, erkanı bilen bir bürokrat var. Tamam mı?
İki bu, üçüncüsü, üçüncüsü de namusuz bir siyasetçi var. Siyasetçi olmadan bu iş olmaz. Siyasetçi bürokratı himaye edecek, bürokrat işadamını himaye edecek çark beraber gidecek değil mi? Bunu kırmanın yolu ne? Siyasetçinin yakasından tutacak düzeni getirme. Bugün siyasetçinin güvencesi ne? Siyasetçinin dokunulmazlığı var. Savcı soramıyor. Hakim yargılayamıyor. İfadesi alınamıyor. Dokunulmazlık. Ne demekse?
Dünyada böyle bir şey yok. Böyle bir dokunulmazlık kalmadı. Demokrasi demek herkesin eşit hukuka tabi olduğu düzen demektir. Demokrasi lafını ağzından düşürmeyen isim Başbakan demokrasi hamaset nutukları atarak olmaz. Kaldır üzerinden o dokunulmazlığı. Yolsuzlukları sona erdirmenin yolu siyasetçinin dokunulmazlığını kaldırmaktan geçer. Öyle mi?
Bakın bugün mecliste 200 tane milletvekillerinin yolsuzluk dosyası var. Mecliste. 200 tane milletvekili yaralı. Yolsuzluk iddiasında yaralı. İçlerinde Başbakan var. içlerinde bakan var. İçlerinde milletvekili var. Hepsi AKP’li bunların. Bunların eline devlet emanet edilir mi? Bunların eline Türkiye’nin kasası bırakılır mı? Bunların milletin sorununu çözeceğine güvenilir mi? Kendi dosyasının hesabını verememiş. Kendisi savcıya hesap verememiş, milletin hakkını koruyacak. Olur mu öyle bir şey?
Bunu kaldıracağız değerli arkadaşlarım. Bakın benimde bir dosyam varmış. Bunu bende öğrendim. Merak ettim neymiş bizim dosya diye. Diyor ki, 2002 seçimleri sırasında Zonguldak’ta konuşurken vakti geçirmişsin, güneş battıktan sonra da devam etmişsin. Bu da suçmuş. Onun için senin hakkında da bir dokunulmazlığın kaldırılması fezlekesi.
Bunu öğrenince ben Adalet Komisyonuna gittim, dedim ki, hemen kaldırın dedim dokunulmazlığımı. Hayır kaldıramayız dediler. Hayır, ben istiyorum, kaldırın. Bu kanunu biz yaptık. Ben giderim hakime anlatırım. Hakim canım önemli değil, kötü niyet yok, suiniyet yok, bu mesele önemli değil deyip beraat ederse mutlulukla çıkarım. Ama derse ki, kardeşim bu kanunu siz yaptınız uygulayacağım, ihlal etmişsin cezanı veriyorum derse cezayı çekmekten şeref duyarım, onur duyarım dedim. Ama bir türlü ikna edemedik. Kaldırın dedim hayır dediler. Niye kaldırmıyorsunuz dedim? Seninkini kaldırırsak bizimkine yol olur dediler.
Şimdi size burada açıkça söylüyorum inşallah önümüzdeki seçimde CHP parlamentoda çoğunluğu sağlayacak. O zaman ilk yapılacak işlerden birisi o 200 dokunulmazlı dosyasının kaldırılması ve tümünü o milletvekillerine marş marş mahkemeye git, mahkemede hesabını verdireceğiz sonunda. Bunu yapacağız.
Şimdi size soruyorum CHP’nin dışında Türkiye’de bunu yapabilecek başka parti var mı? Bunun yapılması önemli değil. Olmayıversin canım diyen bir tane .......... var mı? Peki nasıl olacak bu iş? Yani Türkiye’yi nasıl kurtaracağız bu ayıptan. CHP’yi iktidara getirerek değil mi?
Bakın bizim milletvekili arkadaşlarımız her parti gibi bize dilekçe verdi, savcılıktan kağıt getirdi, gereken formaliteyi tamamladı. Ama biz onlardan ekstra bir şey istedik. Dedik ki, bize bir taahhütname imzalayın. Ne var o taahhütnamede? Milletvekili seçilirsem dokunulmazlığın kaldırılması için oy vereceğime şerefim ve namusum üzerine söz veririm. Yazın ve imzalayın dedik. Hepsi yazdı, imzaladı.
Değerli arkadaşlarım, bu iş önemli. Bu Türkiye işi. Yani CHP iktidara gelirse ne olur? Dokunulmazlık kalkar. Çiftçinin mazotundan ÖTV kalkar. Üniversite öğrencilerinin ÖSS saçmalığına son verilir. Tarım ayağa kaldırılır. Vatandaşın hakkı ona verilir. Yeni bize düzen kurulur. Hep beraber yapacağız.
Şimdi bakınız, Başbakanı izliyorsunuzdur mitinglerde. Siz izlemediniz de televizyonlarda görüyorsunuz. Türkiye seçime gidiyor. Türkiye’nin bunca önemli konusu var. Seçime giderken bu konuları konuşmamız ve düşüncelerimizi halka anlatmamız lazım.
Bakın ben memleket meseleleriyle ilgili anlayışımı söylüyorum. Terör var mesela burada konuşamadık. Terör konusunda söyleyecek çok şeyimiz var. dış politika konuları var. şimdi bunları seçime giderken biz anlatmaya çalışıyoruz. Başbakan ne yapıyor? Başbakan bu konuları hiç konuşmuyor. Bizim önerilerimizi, düşüncelerimizi değerlendirmiyor, eleştirmiyor, tartışmıyor, o konuda düşünce söylemiyor.
Ne yapıyor? Bize hakaret ediyor. CHP’ye hakaret ediyor. Hakaret etmek zafiyetin ifadesidir. Kendine güvene adam hakaret etmez. Düşüncesini söyler. Bak ben söylüyorum. Başbakanı yaptığı çok yanlış iş var. O yanlışları söylüyorum. Biz kısmını söylemedim. Söyleyeceğiz. Terörde ne yanlışlar yaptı, ne yanlışlar yaptı.
Eve Dönüş Yasası çıkardı mesela. Ben bunu söylüyorum. O çıkıp desin ki, Eve Dönüş Yasası doğruydu desin. Millette baksın. Hayır, hiç konuşmuyor. Eve Dönüş Yasasını niye çıkardın arkadaş? Türkiye’ye teröre gidiyor. Sen cezaevindeki teröristleri tahliye ettin, onların dağa çıkmasına izin verdin. Bak şimdi terör tehlikesiyle Türkiye karşı karşıya.
Yanlış yaptın diyoruz, ses yok. Daha sonra çıktım dedim ki, siz 2003 yılının Eylülünde bir anlaşma imzaladınız Amerika’yla ve 1 milyar dolar karşılığı Kuzey Irak’a müdahale etmeyeceğiz diye söz verdiniz. Yanladır, yoktur böyle bir doğru değil, iftiradır dedi, al sana belgesini dedim, belgeleri koyuverdim. Yanımda. İsterseniz size de gösteririm.
Şimdi Başbakandan tıs, cevap yok. Kardeşim yaptın mı yapmadın mı? Bu anlaşmayı imzalamadım dedi, imzaladığı ortaya çıktı. Yok anlaşma dedi, anlaşmanın var olduğu ortaya çıktı. Anlaşmanın Irak’a girmeme şartını da içerdiği ortaya çıktı. Her şey görüldü. CHP doğru söylemiş. Sen inkar ediyorsun, boşuna inkar ediyorsun, gerçek ortada, üstelik daha önemli olanı senin yalan söylemin ötesinde önemli olanı terör konusunda sen yanlış adımlar atıyorsun. Bak, Eve Dönüş Yasasını çıkardın birinci yanlış. 1 milyar dolarlık Irak’a girmeme anlaşmasını imzaladın ikinci yanlış.
Bu yanlışları yapan insan terörle mücadele edebilir mİ? Edemez. Bunu söylemeye çalışıyorum. gel tartışalım, tıs. Bu konuda da Başbakandan ses seda yok.
Şimdi en son üçüncü yanlışını ortaya koyuyorum. Ağzını bile açmıyor. İddiam şu sevgili Muğlalılar, sen 2006 yılının 18 Nisanında bir kanun tasarısı hazırlayıp meclise gönderdin o kanun tasarısında terör örgütünün kurucusunun, biliyorsunuz tabi kim olduğunu, terör örgütünün kurucusunun pişmanlık dilekçesi vererek tahliye edilmesinin kapısını açtın diyorum, Başbakan diyorum. Belgesi elimde.
Bakın sevgili Muğlalılar, Başbakanın imzasıyla, TBMM Başkanlığına Başbakanlık Kanunlar ve Kararlar Genel Müdürlüğünden gönderilen bir yazı. Şu kanunu hemen çıkarıverin diyor. Bu kanunun 6.maddesinin gerekçesi; maddenin son fıkrasında suç işlemek için örgüt kurma suçuna ilişkin etkin pişmanlık hükümlerinin terör örgütünün kurucusu, yöneticisi veya üyeleri hakkında da uygulanabileceği kabul edilmiştir. Altında da diyor ki, etkin pişmanlık hükümleri ancak bir defa uygulanır. Bir defa affedilebilir, bir daha etmem ha diyor.
Şimdi değerli arkadaşlarım, bakın dikkatinizi çekerim. Terör örgütünün kurucusu diyor. Bir terör örgütünden bahsediyor. Terör örgütlerinin kurucuları demiyor. Ana terör örgütü. Hangi örgüt belli. PKK. Kurucusu diyor, kim olduğu belli. Etkin pişmanlık dilekçesinden yararlanır diyor.
Şimdi değerli arkadaşlarım, bunu hazırlamış olan bir zihniyet terörü etkisiz kılabilir mi? Terör nereden güç alıyor? Bundan güç alıyor. Eve Dönüş Yasası, 1 milyar dolara Irak’a girmem vaatleri, Apo’yu affetme hazırlıkları. Zaten sen değil misin alt kimlik üst kimlik diyen? Türkiye’de şu kadar etnik grup var, ya biz Türkiye’yi bütünleştirmeye çalışıyoruz adam parçalamaya çalışıyor. Biz diyoruz ki, kardeşim dinin, mezhebin, etnik kökün, kökenin ne olursa olsun hepimiz aynı milletin parçasıyız, hepimiz Türk milletinin parçasıyız diyoruz o Türk milleti lafını ağzına almaktan tereddüt ediyor.
Değerli arkadaşlarım, bunlardan güç alıyor. Bakın millet şunu fark etti tabi. Terör örgütünün elebaşısına ‘Sayın’ diyen Başbakan. Şehitlerden ‘Kelle’ diye bahseden Başbakan. Canını Gabar Dağında bu milletin huzuru, bütünlüğü ve barışı için vermekten yılmayan kahraman askerilerimize ‘askerlik yan gelip yatma yeri değildir’ diyen Başbakan.
Şimdi bu lafları biz canım yanlış yapmıştır, dili kaymıştır, istemeden olmuştur diye anlamak istiyoruz. Ama gelin insaf edin. Yani bu kadar yanlış tesadüfle olur mu? Hadi onlar yanlış, peki bu kanun maddeleri ne? Bunlarda mı aynı şekilde dil sürçmesi. Yani zihniyet yansıyor. Zihniyet müsait değil. sıkıntı o değerli kardeşlerim ve Türkiye’nin başına bundan bu işler geliyor.
Şimdi ben bu konuyu Başbakanla konuşmak istiyorum. Ben bunları söylüyorum. Bunlara cevap yok. Ne söylüyor Başbakan bizim hakkımızda? Küfrediyor, hakaret ediyor. Cibilliyetsizler diyor. Şimdi cibilliyetsizler lafı bunun cevabı mı? Ben bunu söylüyorum. Buna cevap ver. Cibilliyetsizler diyor. Sonra ne diyor? İt ürür kervan yürür diyor. Kılavuzu karga olanın diyor.
Şimdi bütün bunlar nedir biliyor musunuz? Başbakanın içinde bulunduğu ruhsal sıkıntının karşısındakine hakaret ederek boşalmaya çalışması. Bizim içimizde böyle bir ruhsal sıkıntı yok. Biz Başbakan hakaret falan etmiyoruz. Biz Başbakan milletten oyu almış ülkeyi yönetsin istiyoruz. Önündeki engelleri biz kaldırdık. Demokrasinin gereğidir diye kaldırdık. Milli iradeye saygıdır diye kaldırdık. Bir kızgınlık, bir kavga içinde değiliz. Senin önünü açtık. Ama sen ne yaptın kardeşim. Bunun hesabını sana sormayacak mıyız? Sorduğumuz zaman sen ya hesabını ver ya soracağın bir hesap varsa bize gel onu sor. Hesap sorabiliyor mu? Hesap soramıyor. Cevap verebiliyor mu? Cevap veremiyor. Ne oluyor? Hakaret ediyor. Cibilliyetsizmiş, hadi canım sende. Sen kendi cibilliyetine bak.
Bizim cibilliyet diye kompleksimiz yok. Bizim böyle bir anlayışımız yok. Ne kişi olarak ne siyaset olarak geldiğimiz yer belli, çizgimiz belli. Anamız babamız belli. Atamız, soyumuz belli. Kimliğimiz belli. İnancımız belli. Anlayışımız belli. Bu konuda kimsenin tereddüt ifade etmeye hakkı yok. Bir kompleksimiz yok. Sen kendine bak.
Neymiş? Diyor ki, kılavuzu karga olanın. Arkadaş bir kılavuza ihtiyacı olan bir insan varsa o sensin. Önce sana bir kılavuz lazım. Bak sen 360 milletvekiliyle bir cumhurbaşkanı seçemedin. Yüzüne gözüne bulaştırdın. Yapamadın. Yani o 360 milletvekili benim elimde olsaydı bugün Türkiye cumhurbaşkanını seçmeden seçime gidiyor oluyor muydu? Biz 49 milletvekiliyle meclis başkanı seçtik. Yapamadın. Ne o, kimseye aday söylemedi. Kendi olmak istiyor ya. Aday söyle kendi aleyhinde olacak. Aday söylemeden günleri geçirip son anda söylerim zannetti. Biz açıkça çıktık, kardeşim senden cumhurbaşkanı olmaz dedik. Olmaz. O zamanda olmadı şimdide olmaz.
Yani Hikmet Yar’ın önünde diz çökmüş adamdan Türkiye Cumhuriyeti cumhurbaşkanı olur mu? Yasin El Kadı’ya kefil olmuş adamdan Türkiye Cumhuriyeti cumhurbaşkanı olur mu? Kendi hesaplarını verememiş olan birisinden cumhurbaşkanı olur mu? Danışmanının at mayın bu adamı, kullanın kardeşim diye Bush’a tavsiye ettiği bir insandan cumhurbaşkanı olur mu? Olmaz. Olmadı. Önlerine attık bir çelik çomak oynuyorlar dedi. Ne oldu?
Şimdi değerli arkadaşlarım, buralardan o yararlı, yenik, ezik bize hakaret ediyor. Yaptığı hataların iler tutar tarafları yok. İt ürür kervan yürür diyor. Niye söylüyor? Onu ben söylemedim de birileri çocuklarının durumuna dikkati çekti. Çocuklarının zenginliğine dikkati çekti. Gemilere dikkati çekti. Yani diyor ki, siz istediğiniz kadar konuşun biz yapacağımızı yaparız, gideceğimize gideriz, gemimiz rotasını tuttu, biz yürüyoruz, gidiyoruz kardeşim. Sizi dinlemeyiz diyor. Dinleme kardeşim.
Demokraside milleti dinleyeceksin. Milletin sesine bir kulak ver. Bak millet ne diyor. Milletin sesine kulak ver. Vermezsen sandıkta cezanı görürsün. Sandıkta millet sana dersini verir.
Kendisi çıkmış diyor ki, ben Türkiye’yi pazarlarım, karşıma gelen milleti de azarlarım. Uygulaması bu Başbakanın. Şimdi biz diyoruz ki, Başbakana, Sayın Başbakan bak Türkiye seçime gidiyor. Seçime giderken bakın bütün dünyada Fransa’da, Amerika’da olduğu gibi bizde de gel şu televizyonun karşısına birlikte çıkalım. Ben senin arkadan Muğla meydanında konuşmayayım. Sen benim arkamdan laf atma. Gel şöyle milletin önüne geçelim televizyondan, sen biliyorsan söyle, ben biliyorsam söyleyeyim, millet dinlesin desin ki, şu haklıdır. Var mısın buna? Ben varım. Sen var mısın Sayın Recep Tayyip Erdoğan, AKP Genel Başkanı. Başbakan yok. Niye yok? 2002 seçiminde vardın. Şimdi niye yoksun? Yani bundan kaçmak olur mu? Demokraside böyle bir şeye yer var mı? Ben kendi tatminim için sana gel tartışalım demiyorum. Milletin seçim öncesinde bilgilenme hakkına saygı duyduğum için. Benim söylediklerime senin verecek cevabın varsa o cevabı verme fırsatını sana tanımak için. Senin hakkında düşündüklerimi arkandan değil gözlerinin içine baka baka, yüzüne söylemek istediğim için bu televizyon tartışmasını istiyorum. Niye olmuyor? Başbakan kaçıyor. Kaçıyor sonra ne yapıyor? Arkadan atıyor tutuyor.
Değerli arkadaşlarım, neymiş? CHP’nin halkla ilgisi yokmuş. Halk değil mi bunlar? Halk değil mi Muğlalı? Türkiye 6 milyonun üzerinde oyu verdi 2002 seçimlerine CHP’ye. Halk değil mi onlar? Millet değil mi onlar? Bu seçimde oy verecekler millet değil mi? Sen kim oluyorsun da milleti ayırmaya, buyurmaya, bölmeye kalkıyorsun. Sana ne. Sen o halkın içine dokunulmazlığını kaldır da bir gir de bir öyle görüvereyim ben seni. O etrafındaki koruma polislerinden kendini sıyır ve sade bir vatandaş olarak giriver halkın içine de öyle göreyim seni.
Değerli arkadaşlarım, bunların hepsi boş laflar. Başbakan işi gereksiz bir tartışma zeminine çekmeye çalışıyor. Neymiş, CHP-MHP koalisyon kurarmış, biz tek başımıza iktidara gelmek için çalışıyoruz. Herkes onun için çalışıyor. Geliriz, gelemeyiz o milletin kararı, o zamanki mesele. Biz bunun için çalışıyoruz. Koalisyon lafı Başbakanın kafasına girdi. O bize yönelik koalisyon lafları çıkıyor ama öte yandan da kendisi PKK’nın uzantılarıyla mecliste koalisyon yapma hazırlığına giriyor.
Dikkat edin, önümüzdeki döneme dikkat edin. AKP’ye verilen oy PKK’nın siyasi uzantılarıyla işbirliğiyle sonuçlanacaktır. Bunu bilin sevgili Muğlalılar. Bu komplekse neymiş CHP-MHP’yle koalisyon kuracakmış. Kardeşim ben tek başıma gelmek istiyorum. Onun için mücadele ederim. Gelirsem Türkiye’yi tek başıma yönetirim. Koalisyon gerekirse o günkü şartlar içinde bakarız. Koalisyon ortaklarımızın da mutlaka Türkiye’nin ulusal bütünlüğüne inanan, Atatürkçülüğe inanan, laik demokratik cumhuriyete inanan, dürüst, namuslu insanlar olmalarını isteriz.
Türkiye’yi bölme, parçalama peşinde olanlarla koalisyon olmayız. Daha şimdiden kapıyı açmaya başladılar. Gidiyorlar ya. Onları yanlarına almaya çalışıyorlar. Sizin haliniz bu, vatandaş bilsin ona göre oyunu versin.
Değerli arkadaşlarım, bakın bizim böyle kılavuz diyor, Başbakanın kılavuza ihtiyacı var. Aslında bir sürü kılavuzu da var. Kılavuzlarından birisi biliyorsunuz o Amerika’da ona bunu aman lavabodan aşağıya akıtmayın, çöp sepetine süpürmeyin, bunu kullanın diyen kişi. Biliyorsunuz değil mi? Dalton’ların nesi oluyor o? O kısa boylu olanı? O Jeo onun kılavuzu. Onun çok kılavuzu var. yerli kılavuzları var, yabancı kılavuzları var. değil mi? Yani uzaktan kılavuzları var, hem de yakından, Irak’tan Kuzey Irak’tan kılavuzları var değil mi?
Bizim kılavuza falan ihtiyacımız yok. Bizim kılavuzumuz bir tane. Bizim kılavuzumuz Gazi Mustafa Kemal Atatürk.
Sevgili Muğlalılar, bizi muhalefet partisinin yöneticilerini Dalton’a benzetmeye çalışıyor AKP. Mahkum elbisesi giydirmiş, hapishane elbisesi. Bana ve diğerlerine. Dalton’lar diyor. Şimdi baktım hepimizin boyu aşağı yukarı aynı düzeyde. Dalton’ların boyu farklı. Uzunu var kısası var. yani o bize yakışmıyor da bence AKP’ye daha çok yakışıyor. Bu Başbakana Avarel çok iyi yakışıyor. Kemal Unakıtan’a Joe iyi yakışıyor. Ofer’e de bir tane bulursunuz. Ona da bir tane bulursunuz. Dördünü de yerleştirmek mümkün.
Şimdi o bize mahkum elbisesini giydirmiş, benim AKP’ye tavsiyem, o bana giydirdiği mahkum elbisesini benim üstümden çıkarsın saklasın. Günün birinde belki lazım olur. Benim arkamda yolsuzluk dosyaları yok. Benim arkamda devletimi bölmeye, parçalamaya yönelik bir suç işbirliği içinde olmaya yönelik hiçbir iddia yok. Ben milletimi kin ve düşmanlığa tahrik etmek için cezaevine girmedim. Ben demokrasi mücadelesinin gereği olarak 12 Martta, 12 Eylülde sivil demokratik rejim mücadelesi verdiğimden dolayı Zincirbozan’a sürüldüm, merkez komutanlığında tutuklandım, gözaltına alındım. Bunlardan şeref duyarım, şeref. Hakkında adi suç dosyaları oluşan bir Başbakanın böyle bir şerefli bir muhalefet liderine mahkum elbisesi giydirmeye hakkı da yok, aklıda yok, hayalide yetmez.
Sevgili Muğlalılar, ne ya