10 04 2011

İçerideki Hapishaneden Sanat Cephesi Üzerine Bir Röportaj*

İçerideki Hapishaneden Sanat Cephesi Üzerine Bir Röportaj* Sanat Cephesi (SC): “Ünsüzler”le yaptığımız röportajlara devam ediyoruz. Genellikle dergiler “ünlüler”le röportajlar yaparlar. Sanat dergilerinin röportaj yapmak için piyasada çeşitli araçlarla ve reklam yöntemleriyle öne çıkarılmış olan “ünlüler”i tercih etmelerinin nedeni nedir? Nuri Akalın (NA); Adamın biri bir kucak ekmek taşıyormuş. Kucağına sığmadığı için bir tanesini kolunun altına sıkıştırmış. Yanından gelip geçenler kucağında yığılı ekmeklere değil de koltuğunun altına sıkıştırılmış olan bir ekmeğe dikiyormuş gözünü. Oysa o da diğerleri gibi bir ekmek. O misal, reklamla ya da medya aracılığıyla birini vitrine koyarsanız herkes dönüp ona bakacaktır. Dolayısıyla “ünlü” ya da “ünsüz” sıfatları bazen gerçekten hak edilerek kazanılıyor, bazen de çağımızın piyasa değerleri kapsamında birilerine atfediliyor. Bence, ünlü ya da ünsüz sıfatından daha ziyade, bu konuda gerçekten ne söyleyip söylemediğine bakmak lâzım. Hele ki sanat ve edebiyat alanında çıkan bir derginin bu konuda herkesin bir şeyler söylediği bir ortamda neyin nitelikli olduğunu ayırt etmesi önemli. S.C.: Birinci soru bağlamında şuraya gelmek istiyoruz: Sistem tarafından öne çıkarılmış olan sanatçılar, daha çok olayları dışından anlatanlar olmuştur. Olayları pratik olarak yaşayanlar kendi yaşadıklarıyla ilgili sanatsal üretimlerde bulunamıyorlar. Dışından yazanlar da daha çok kendi öznel düşünce, duygu ya da sınıfsal aidiyetlerine, ticari kaygılarına göre hareket ediyorlar. Süreçleri gerçekleştiren ya da tarihi yapanların, kendi eserleriyle ilgili sanatsal yapıtlar... Devamı

10 04 2011

Kürt Sineması

Kürt Sineması Yıllarca evinizin arka bahçesinde sakladığınız ve orada beslediğiniz ve yaşama alanı olarak sadece orayı gösterdiğiniz bir çocuğun yıllar sonra ortaya çıkıp ev halkını şaşırtması gibi yaşanan gelişmeler. Kürt halkı da yıllarca bu evin arka bahçesinde, üvey evlat misali her türlü baskıya, sömürüye ve açlığa mahkûm bir hayata mecbur bırakılmışlardır. Yıllarca yok sayılan, kart-kurt diye hitap edilen bir halk birdenbire tanınmaya başlanmıştır. Daha düne kadar Kürt kelimesinin bile ağza alınmadığı coğrafyamızda şimdi özellikle medya olmak üzere birçok mecrada büyük bir ikiyüzlülükle dillerden düşmemektedir. Biz elbetteki bu “açılım” sürecinin sistem tarafından iyi niyetli gerekçelerle ortaya çıkarılmadığını biliyoruz. Büyük emperyalist güçler tarafından Türkiye’ye biçilen yeni misyonlar doğrultusunda, Kürt sorunun çözülmesi gerekiyordu. Ama gelişmeler bunun bu kadar kolay olmayacağını göstermiştir. Şimdi konumuz olan Kürt sinemasını daha iyi algılayabilmek için bu süreçleri iyi analiz etmek gerekmektedir. Açılım adı altında estirilen “iyimser” havaya anlaşılan o ki başta Kürtler olmak üzere ilerici kesimler büyük bir iştahla sarılmışlardır. Burjuva bir hükümetin peşine takılarak bu gelişmelerden iyi niyetli sonuçlar beklemek, tarihin birçok kez gösterdiği yanılgılara bir yenisini eklemek olacaktır. Tarih bize hiçbir burjuva güce güvenilmemesi gerektiğini birçok kez göstermiştir. Baskı, zulüm, işkence ve yasak dolu bir tarihe sahip olan Kürt halkı kendini sinemada yıllarca başka bir halkın yansıması olarak bulmuştur. Kendi Kürt kimliğiyle var olabilmesi iç... Devamı

22 03 2011

Başlangıcından Bugüne Türk Romanı Zamandizini 5 (1960- 1969)

Başlangıcından Bugüne Türk Romanı Zamandizini 5 (1960- 1969)/ Ali ŞAHİN ____________________________________________________________________ 1960 AHISKALI, Yusuf: Yedek Subayın Aşkı 1960 AKMEN, Sevim: Gonca Güller,İstanbul 1960 AZRAK, Kerime Nadir: Boş Yuva 1960 BAŞARAN, Mehmet: Şaka Bitti ,İstanbul 1960 BERKAN, S.Sami: Unutulmuş Günler 1960 DANIŞMAN, Zuhuri: Deli Hüseyin Paşa 1960 ERİK, Şaban: Çırpınmalar 1960 IŞIKTEKİN, Necati: Menevşe 1960 KARAKURT, Esat Mahmut: Kadın İsterse 1960 KORUGANLI, M.Zeki: Ebu Müslim-i Horasani 1960 MENEMENCİ, Suat: Doktor Ve Oğlu 1960 ORHAN KEMAL: Dünya Evi 1960 ORHAN KEMAL: El Kızı 1960 ORHAN KEMAL: Küçücük (u.ö) 1960 ÖZ, Erdal: Odalarda 1960 ÖZDEŞ, Oğuz: Dağ Başını Duman Almış 1960 ÖZDEŞ, Oğuz: Gecekondu Rüzgarı 1960 TUNCER, Cengiz: Hacizli Toprak 1960 TÜLBENTÇİ, Feridun Fazıl: Hürrem Sultan 1960 VEREL, Oktay: Kuklalar 1960 YAŞAR KEMAL: Ortadirek (Dağın Öte Yüzü:1) 1960 YÜCEL, Tahsin: Mutfak Çıkmazı 1960 AZRAK, Kerime Nadir: Gümüş Selvi 1960 BENER, H.Erhan: Loş Ayna 1960 BERKANT, Muazzez Tahsin: Yılların Ardından 1960 BÜYÜKARKIN, Bekir: Bir Sel Gibi 1960 DANIŞMAN, Zuhuri: Deli Hüseyin Paşa 1960 DENİZ, Ümit: Sessiz Harp 1960 ERDE, Mustafa: Kadın Parmağı 1960 HANÇERLİOĞLU, Orhan: Bordamıza Vuran Deniz 1960 KARAKURT, Esat Mahmut: Kadın İsterse 1960 SERTOĞLU, Murat: Bizanslı Aspasya 1961 ARIT, Fikret: Hep Bu Topraklar İçin 1961 AYHAN, Şahap: Don Juan 1961 AZRAK, K.Nadir: Ruh Gurbetinde 1961 AZRAK, Kerime Nadir: Bir Aşkın Romanı 1961 BAYKURT, Fakir: Irazca'nın Dirliği 1961 BAYKURT, Fakir: Onuncu Köy 1961 BİLBAŞAR, Kemal: Ay Tutulduğu Gece 1961 BİRSEL, Salah: Dört Köşeli Üçgen 1961 BORAN, İhsan: Afrodit Uyanıyor 1961... Devamı

12 03 2011

AlsahBlog/Dersimiz Edebiyat

  İBRAHİM’E AĞIT* Benim yavrum fakülteyi bitirmiş Eşi dostu hep yanına getirmiş, getirmiş Yaralanınca tümenini yitirmiş Yaralı gövdene kurban olurum Ben de senin yollarına ölürüm Ordunun askeri de üstüne varmış Kâfirin biri de yavruma vurmuş, vurmuş Bu acılı haberin köye duyulmuş Acılı haberini duyan ağlasın Yas çekesin de karaları bağlasın yavrum Benim yavrum muradını almamış Bayrak dikilip de düğün olmamış olmamış kuzum oy Okumuş da muradını almamış almamış Yaralı gövdene kurban olurum Ben de senin yollarına ölürüm Benim yavrum dört ay hapiste yatmış Uyudum uyandım yüreğim kopmuş kopmuş Bu yavrum gören ondan efkârım artmış Yiğit boylarına kurban olurum oy Ben de senin yollarına ölürüm Benim yavrum akılların kuyusu Vurmayın kafirler yiğit kuzusu oy Civan boylarına kurban olurum Ben de senin yollarına ölürüm oy Benim yavrum ezelinden gülmemiş   Okumuş da muradına ermemiş ermemiş Kafirin sürüsü de aman vermemiş vermemiş oy Yaralı gövdene kurban olurum Bende senin yollarına ölürüm kurban olurum sana neferim Yavrumun yaresi de hançer yaresi yaresi Ağlayan ağlayana da annesi, annesi oy Vurmayın kâfirler de lise hocası, hocası Yaralı gövdene kurban olurum Ben de senin yollarına ölürüm, kuzum Tunceli derler adını duydum, adını duydum Bir yiğit vurmuşlar da komşular duyun, duyun Babasına annesine tel vuruk, tel vuruk, Yiğit boylarına da kurban olurum Ben de senin yollarına ölürüm kuzum Arayı arayı da seni bulmuşlar Getirmişler de bir dergâha koymuşlar koymuşlar, kuzum, kuzum Yavrumu işkenceye almışlar almışlar Yaralı gövdene kurban olurum... Devamı

12 03 2011

Saklı Bahçenin Ozanı

Saklı Bahçenin Ozanı   Nevra Bucak     Kadın masallarda, düşlerde yaşardı. Yıllar sonra karşısına çıkan adam ona aynı masalı, düşü anlatınca etkilenmemesi olanaksızdı... "On dört yaşımda da, erişkin kadınlığımda da hiç bozmadan aynı masalı, düşü kuruyorum. Bundan böyle artık 'onun' masalını dinlemek istiyorum, dahası artık bu benim de masalım!" Ne yazık ki, adamın pek vakti yoktu; yine de tüm yoğunluğunun arasında kadına masallar anlatmayı, düşlerde gezdirmeyi bildi. Kadın artık deneyimli bir sabırla bekliyordu. Adama söz verdiği gibi olgun bir özveriyle... Aynı masalın ve düşün içindeydiler. Kadın büyülenmişti. "Yalnızca sesini duymak istedim," demişti; güneşli bir öğle saatinde adamı aradığında. Adam da her zamanki içtenliğiyle, onu unutmadığını, arayacağını söylemişti. Kadın ona sitem etmemişti, yalnızca onu özlediğini anlatmaya çalışmıştı. Sözcüklerindeki tını ürkekti, utangaçtı. Adam anlamıştı... Kadın hâlâ çocuktu, büyümek de istemiyordu. Adamın düşlerini seviyordu: o düşlerde yol almayı da. Yaşam acımasızdı, alaycıydı ve kısaydı; kadın da gülmeyi öğrenerek yazgısıyla baş etmeye çalışıyordu. Kimi kez başa çıkabiliyordu, kimi kez de kendini ağaçtan düşmüş gibi duyumsuyordu; özellikle adamın onu istese de arayamadığı günlerde, gecelerde... Aranıldığındaysa, bir dünya değil, dünyalar onun oluyordu... Bu böyle sürüp giderken, yolu bir gün saklı bahçeye düştü. Ağaçların altındaki tahta masalardan birine geçip oturdu. Yakınlarda bir yerlerden flüt sesi geliyordu; insanı kendine döndürüp uzak düşlere yaklaştıran, sakıncalı yoğun tutkular yaşa... Devamı