10 06 2008

Savcılara Neden "Cumhuriyet Savcısı" Denir?

Savcılara neden Cumhuriyet Savcısı denir Lozan’da doktora yaptıktan sonra Atatürk tarafından ‘Hukuk Reformu yapmakla’ görevlendirilen AdaletBakanı Mahmut Esat Bozkurt, savcılar için ‘Cumhuriyet Savcısı’ unvanının isim babasıdır.Ata’nın huzurunda ‘Hukuk Reformu’ için fikir fırtınası yapılırken, Bozkurt çok tepki alır ve sıkıştırılır:   ‘Neden sadece savcılara Cumhuriyet Savcısı denilir?Cumhuriyet Başbakanı,Cumhuriyet Bakanı,Cumhuriyet Müsteşarı,Cumhuriyet Valisi,Cumhuriyet Büyükelçisi olmuyor da,Neden Cumhuriyet Savcısı?Savcılara neden bu imtiyaz? Atatürk, Bozkurt’a ‘Ne diyorsun?’ diye sorar.Bozkurt’un cevabı çok net olur:‘Çünkü öyle zaman olur ki, cumhuriyeti korumak için başbakandan, bakandan, müsteşardan, validen,büyükelçiden bile hesap sormak gerekebilir. İşte o hesabı soracak olan Cumhuriyet Savcısı’dır.’ Devamı

30 05 2008

Yılmaz Güney: Bütün Romanları / A. Ömer TÜRKEŞ

Yılmaz Güney Bütün Romanları Nazım Hikmet’in, Melih Cevdet’in, Oktay Rifat’ın romanlarını gölgeleyen şair kimlikleriyse, Yılmaz Güney’in romanlarını unutturan onu bir efsaneye dönüştüren sinema hayatıdır. Oysa sanat alanına hikayeleriyle başlamıştı Yılmaz Güney. 50’lerin başlarında ilk hikayesi “Pazar Postası”nda yayınlandığında henüz bir lise öğrencisiydi. Dergiciliği sevmişti; hem yazdı, hem kimi dergilerin Adana dağıtımını üstlendi, hem de arkadaşlarıyla birlikte kendisi dergi çıkardı. 1955 yılında liseyi bitirip Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne kaydolduktan sonra siyasete ilgisi artan Yılmaz Güney’in kaderini değiştiren de yazma tutkusudur; “On Üç” adlı dergide yayımlanan "Üç Bilinmeyenli Eşitsizlik Sistemleri"(1956) hikayesinde "komünizm propagandası" yaptığı gerekçesiyle hakkında açılan dava sonucunda 1961 yılında bir buçuk yıl ağır hapis, altı ay sürgün, ömür boyu amme haklarından yoksunluk cezalarına çarptırıldı. Yaratarak direnmekKendisini susturmak isteyenlere inat, bu ilk girişinden başlayarak her seferinde, mahpusluk günlerini daha fazla okuyarak, yazarak ve yaratarak geçirecektir Yılmaz Güney. Sinema deneyiminin olmadığı bu ilk hapishane döneminde bütün enerjisini “Boynu Bükük Öldüler” romanını tamamlamaya verecek ve bu süreci anılarında şu cümlelerle özetleyecektir; “ ‘Boynu Bükük Öldüler’ Nevşehir Cezaevinde, siyasiler koğuşunun en dip köşesinde, rutubetli bir duvara komşu bir ranzada, geceli gündüzlü on altı aylık bir çalışmanın ürünüdür. Ranzamdan hiç indirmediğim küçük bir masam vardı. Yatma zamanı gelince, ayakucuma çeker, ayaklarımı altına sokar uyurdum. Çoğunlukla, anlattığım insanları görürdüm düşlerimde, onlarla yaşardım. Altmış üç haziranında sürgünden döndüğümde, bir gazetede yayınlanması olanaklarını aradım, bulamadım. Altmış altıda, bir arkadaş basmak istedi. O günlerde ünü giderek artan bir sinema oyuncusuydum. Adım '... Devamı

09 04 2008

'Şeriat isteriz!'

'Şeriat isteriz!' Türker Alkan 24/01/2008 (5579 kişi okudu) Dincilerin öteden beri vurguladıkları bir slogan vardır: 'Şeriat isteriz!' 'Neden şeriat istersiniz?' "Şeriatta hırsızlık olmaz. Çünkü bütün hırsızların eli kesilir. Eli kesilen bir insan nasıl hırsızlık yapsın ki? Şeriatta zina olmaz çünkü recm (taşlayarak öldürme) cezası vardır. Zina yapacaklar korkar, yapamaz. Dindar insanlar suç işlemez!" Gerçekten dindar insanlar suç işlemez mi ya da daha az mı suç işler, bilemeyeceğim. Araştırılması gereken bir konu. Fakat 'şeriat' denince anlaşılması gereken şey hırsızların elini kesip zina yapanları taşlamaktan ibaret olmamalı elbette. Şeriat farklı yerlerde, farklı uygulamalara dönüşüyor. Afganistan'da kadınların 'burka' arkasına gömülmesi 'şeriat' oluyor. Suudi Arabistan'da kadınların araba kullanamaması ve tek başına seyahat edememesi anlamına gelebiliyor. 'Şeriat isteriz!' diye slogan atanlara sormak gerekmez mi: "Bir erkeğin dört kadınla evlenmesini mi istiyorsun?" "Kadına kalan mirasın, erkeğe kalanın yarısı kadar olmasını mı istiyorsun?" "Köleliğin yasal olmasını mı istiyorsun?" (Suudi Arabistan'da 1962 yılına kadar kölelik yasal olarak vardı. Bizde 1800'lerin ortasında yasal olarak kaldırılmakla birlikte, 1900'lerin başına kadar fiilen kölelik vardı.) "Kocanın üç kez 'boş ol' demesiyle karısından boşanmasını mı istiyorsun?" "İki kadın tanığın bir erkek tanıkla eşdeğer sayılmasını mı istiyorsun?" "Siyasal partiler dine aykırıdır, yasaklanmalıdır" görüşünü mü savunuyorsun?" Liste böylece uzar gider. Bu listedeki hukuk kurallarının bir teki bile çağdaş dünyada geçerli olamaz, işlevsel olamaz. Nitekim Suudi Arabistan'da kadınların araba kullanamaması sık sık dünya basınının alay konusu olmaktadır. Suudi yöneticiler arada bir oturup açıklama yapıyorlar: "Kadınlara araba kullanma hakkını vermeyi düşünüyoruz!" "Ooo çok güzel! Seçme ve seçilme hakkını da verecek misiniz?" "... Devamı

13 12 2007

Serbest bırakırsanız türbansız öğrenci kalmaz

Serbest bırakırsanız türbansız öğrenci kalmaz FOTOĞRAF: MUHSİN AKGÜN AKP türbanı serbest bırakırsa iki yıl içinde hiçbir üniversitede başı açık kız göremezsiniz. Ama örtünmenin artması AKP'ye yaramayacak. Çünkü istismar konusunda sizden ileride olanlar hep çıkar Türban takanların sayısı artıyor. Ben, yakın zamana kadar bu ülkede örtünmenin azaldığını düşünüyordum. Türbanın artmasıyla Türkiye'de hem demokrasi hem yaşam biçimi çok zorlanacak Dört yıldır basından 'tarımın battığını!' duyduk. 'Sübvansiyon yok, köylü perişan' dendi. Peki ne oldu? Tarımın oyu AKP'ye gitti. Meğer AKP iki misli sübvansiyon vermiş köylüye 10/09/2007 (9739 kişi okudu) NEŞE DÜZEL (E-mektup | Arşivi) NEDEN? Tarhan Erdem 22 Temmuz seçimlerinin sonuçlarını bir tek Tarhan Erdem'in araştırma şirketi tam olarak bildi. Erdem'in araştırması Radikal'de yayınlandığında, birçok gazeteci sonuçlara inanmadı. Hatta Erdem'e hakaretler yağdıranlar oldu. Ve Tarhan Erdem, seçimlerden sonra yeni bir araştırma daha yaptı. Bu kez AKP'nin oyu daha da artmış olarak çıktı. Burada önemli olan, bu son araştırmada ortaya çıkan sonuçların biraz sessizlikle karşılanması. Bugün Türk medyasını takip eden ya da ordunun tepkilerine bakan hiç kimse, bu ülkede bugün oyları yüzde 54'e varan bir siyasi partinin varlığını düşünemez bile. Neden ülkenin nabzını tutması gereken medya olan biteni görmekte zorlanıyor? Ordu, AKP'nin oylarının bu kadar istikrarlı artmasının sebeplerini niye fark edemiyor? Türkiye'in gerçeğini en sağlıklı biçimde ölçebilen Tarhan Erdem'e son gelişmeleri, medyayı, orduyu, AKP'yi ve türbanı sorduk. Erdem önemli açıklamalar yaptı. Sizin seçimlerden sonra yaptığınız son kamuoyu araştırmasında AKP'nin oyunun yeniden arttığı ve yüzde 50'yi geçtiği görülüyor. Evet, yüzde 54. Gerginlik her arttığında AKP'nin oyu da artıyormuş gibi görünüyor. Gerçekten de gerginlik ile AKP oyları arasında bir bağ mı var? Bunu... Devamı

10 10 2007

"Tavizsiz Komünist" Behice Boran'ı Anmak...Üçüncü Sinemacıla

"Tavizsiz Komünist" Behice Boran'ı Anmak... Üçüncü Sinemacılar tarafından çekilen Boran belgeseli 11 Ekim'de Tarih ve Toplum Bilimleri Enstitüsü'nde yeniden gösteriliyor. BİA Haber Merkezi - İstanbul 10 Ekim 2007, Çarşamba Eylül ÇULFAZ-Gökçe GÜNDÜÇ Üçüncü Sinemacılar tarafından çekilen "Behice Boran: Son Nefesine Kadar", Boran'ın ölümünün 20. yılı dolayısıyla 11 Ekim, 19:00'da Tarih ve Toplum Bilimleri Enstitüsü'nde yeniden gösterilecek. Türkiye’nin önemli sosyolog ve siyasetçilerinden Behice Boran’ın siyasi yaşamını, ideolojisini ve kişiliğini, röportajlarla anlatan belgesel, arşivlerden alınmış gerçek görüntülerle ve arka planda duyduğumuz Timur Selçuk ezgileriyle sürükleyici bir hava taşıyor. "Son nefesine kadar" görev başında... Boran Türkiye’nin değerli sosyologlarından. Birçok önemli çalışmaya imza atmış. Hatta kendi sesinden dinlediğimiz kayıtlara bakılırsa; Cumhuriyet Halk Partisi'nin (CHP) tek parti döneminde izlediği politika tüm fikir hayatını dondurmasaymış, bu çalışmalar şimdiki içeriklerinden çok daha kapsamlı olabilirmiş de... Doktora yıllarında tanıştığı Marksizm’i inceleyip, hayatına uygulamayı seçen Boran; yayıncı Yusuf Ziya Bahadınlı’nın deyişiyle “tavizsiz bir komünist”. Mantığı, ciddi tavrı ve katı yüzü her zaman ön planda olan Boran’ın, Nevzat Hatko'yla evliliği bile sevgi birlikteliğinden çok yoldaşlıkla bağdaştırılmıştı. Türkiye İşçi Partisi'nin (TİP), Türkiye Komünist Partisi'yle (TKP) birleştiği ve Türkiye Birleşik Komünist Partisi'nin (TBKP) kuruluşunu bildirdikleri basın toplantısından saatler sonra yaşamını yitiren Boran; Nihat Sargın’ın sözleriyle “son nefesine kadar” görev başında kalmıştı. Boran'ın ölümü, Türk solunda bir çok spekülasyona yol açarak, "Ölmeseydi bu birleşme tüm komünistlerin birleşmesi yolunda etkili olur muydu" sorusunu akıllarda bıraktı. Boran: Türkiye'nin ilk kadın pa... Devamı