08 10 2007

"Artık Gitmeli miyim, Solan Çiçekler Gibi..."

"Artık Gitmeli miyim, Solan Çiçekler Gibi..." Che'nin Bolivya harekatına katılan tek kadındı Tanya. Şiirinde soruyordu "Adım unutulacak mı bir gün" diye. Unutulmadı... Kadın olduğu için özel muameleyi reddetti, Che'yle birlikte devrim yolunda yaşamını verdi. BİA Haber Merkezi - Küba 06 Ekim 2007, Cumartesi Alma H. BOND Artık gitmeli miyim, solan çiçekler gibi?Yeryüzünde benden hiçbir şey kalmayacakVe adım unutulacak mı bir gün?  Hayatını yaşamak istediği gibi yaşadı ve olmak istediği kişi oldu. Tanya'nın son derece kısa bir hayatının olması üzüntü verici belki ama yeryüzünde geçirdiği süre başarılarla doluydu. Anı olsun diye geride bıraktığı şiirin ilk dizeleri böyleydi... 1967 harekatında bir kadın...  Gerçek ismi Haydee Tamara Bunke Bider olan Tanya, efsanevi solcu isyancıların 1967 harekatına katılan tek kadındı. Gerilla ordusunun bir üyesi olarak Tanya oldukça soğukkanlıydı. Alışık olmadığı halde gerilla taktiği için gerekli olan uzun yürüyüşlere sessizce katlandı ve kadın olduğu için özel bir muamele görmeyi reddetti, kadınları hala toplumun tamamen kabul gören üyeleri olmaktan alıkoyan engelleri aşabilecek kapasitedeydi. Kemikleri, Eylül 1998’de Ernesto Che Guevera’nın ve diğer gerillaların cesetlerinin aranması sırasında Bolivya’nın uzak kasabalarından Valle Grande’de bir tabut içinde bulundu. Ailesinin düşlerini yaşayan bir komünist Tanya 19 Kasım 1937’de Arjantin’de doğdu, anne ve babası Nazi zulmünden Arjantin’e kaçmış olan Almanlardı. Sonradan Alman Demokratik Cumhuriyeti’nin inşasına katılmak için ülkelerine geri döndüler. Arjantin’e kaçtıktan sonra da yer altı çalışmalarını sürdüren komünist ana-baba, kızlarını burada büyüttüler. Tanya, 18 yaşındayken Alman Birleşik Sosyalist Partisi’ne kabul edildi. Annesinin anlattığına göre Tanya böyle bir ortamda yetişmişti ve ona göre bir komünist, doğduğu ülkede olmasa bile her nerede olursa olsun ... Devamı

05 10 2007

‘İNSANLAR GÜVEN KAYBINA UĞRADI’ / Kadir İNCESU

‘İNSANLAR GÜVEN KAYBINA UĞRADI’                                              Kadir İNCESU Aysim Altay’ın, Bilgisayar Mühendisliği’nden Davranış Bilimleri uzmanlığına giden yolda üçüncü kitabı Madem Öyle Pollyanna Çınar Yayınları tarafından yayımlandı. Aysim Altay ile son kitabı ve kişisel gelişim kitapları üzerine söyleştik...   Pollyanna iyimserliğin -insanımıza göre hayalciliğin- sembolü… Pollyanna’nın kişiliği için ‘ideal’ diyebilir miyiz? Yaşadığımız şartlarda (Sosyal-ekonomik) iyimserlik bize ne kadar yakın?   Pollyanna çocukluk günlerimizden bugüne kadar varlığını sürdüren bir sembol bizler için. Çoğumuz onu aşırı iyimserliğin sembolü olarak gördük. Aptallık derecesinde hatta. Ancak doğrusunu söylemek gerekirse bu “aptallık derecesinde iyimserlik” diye ifade ettiğimiz algı son dönemlerde çok daha fazla keskinleşti. Bunun nedenlerinden birisi de insanların keskin bir güven ve ümit kaybına uğramış olmaları. Oysa en büyük tehlike, gelecekle ilgili, yaşamla ilgili, bir şeylerin iyiye doğru değiştirilebileceği ile ilgili ümidimizi yitirmek, yanlışların içerisinden iyi olanı, doğru alanı görüp, seçebilme kabiliyetimizi kaybetmek. Hayatın sonu değil mi bu?   İlkokulların okuma listelerinden Pollyanna kitaplarının kaldırılacağını duyunca içimde uyanan tepkiler beni bu kitaba taşıyan adımları oluşturdu. Ümitsiz, yitik, mücadele için cesareti olmayan ve olumsuzluk denizinde boğulmuş bir yeni kuşaklar dizisi. Düşünmek bile istemiyorum doğrusu.   Pollyanna iyimser olduğu kadar cesurdu da. Bakmayı bilen gözler için bin tane olumsuzluğun içerisinde yaşamla göbek bağımız gibi olabilecek olumlu yanları bulup bize hayata nasıl bağlanabileceğimizi gösteriyordu.   Dolayısıyla ... Devamı

03 10 2007

Tehlike Neymiş?.. / İlhan Selçuk

PENCERE İLHAN SELÇUK Tehlike Neymiş?.. Aradan çok bir zaman geçmedi; 22 Temmuz seçiminden önceydi... Cumhuriyet'in manşetlerinde yayımlanan uyarıyı anımsadınız mı?.. Neydi?.. "Tehlikenin farkında mısınız?.." Ardından Cumhuriyet mitingleriyle değişik kentlerde meydanlar doldu... * Ancak bizim medya ne âlemdeydi?..Ne tehlike... Ne farkındalık....Ne uyanış.. Medya kendi âlemindeydi, demokrasi martavallarıyla dolup taşan köşeler gerçekleri örterek dinci iktidarın ekmeğine yağ sürüyorlardı...22 Temmuz seçimleri AKP iktidarının yüzde 46'lık başarısıyla sonuçlanınca soruldu: - Peki bu durumda Cumhuriyet mitingleri fiyasko olmadı mı?.. Demek ki tehlike mehlike yoktu... Ama, medyanın uyurgezerliği kısa sürdü... * Meğer tehlike varmış...Üstelik büyükmüş.. Tehlikenin eli kulağındaymış, Malezya olabilirmişiz... Ya Türkiye ne âlemdeymiş?.. Allah korusun!.. * Eh... Sonunda tehlikenin farkına vardık, varıyoruz... Buna da şükür.. mü diyelim?.. Önce bir gerçeğin altını çizmekte saymakla bitmez yarar var... Cumhuriyet'in söylediği, yazdığı, haber verdiği tehlikenin gerçeğiyle, Cumhuriyet mitinglerinde meydanları dolduran milyonların dile getirdikleri gerçek artık elle tutulur, gözle görülürcesine somutlaşmıştır... Cumhuriyet gazetesi medyada tektir... 1991'de Sovyetler'in çökmesiyle ortaya atılan "Küreselleşme, Yeni Dünya Düzeni, Yükselen Değerler" konularında da Cumhuriyet medyada tek başına tavrını koymuştu... Gazetemizin yazdığı her şey aradan geçen sürede, bir bir ortaya çıktı, doğrulandı; Küreselleşme'nin ve Yeni Dünya Düzeni'nin ne demek olduğu Ortadoğu'da kabak çiçeği gibi sergileniyor... * Bugün yazdıklarımız da yarın doğrulanacak ve gerçekleşecektir... Atatürk 'ün laik ve bağımsız Türkiye Cumhuriyeti teslim olmayacak... Ama tehlikenin farkında mısınız?.. Farkına varmamak için ya kör, ya aptal ya da satılmış olmak gerek... ... Devamı

01 10 2007

"Dedemle anneannem uzaylılar gibiydi!"

"Dedemle anneannem uzaylılar gibiydi!"Ayşe Kulin: "Anneannemin annesi Behice Hanım ve babası, Osmanlı'nın son Maliye Nazırı Ahmet Reşit Bey'i de gördüm. Onlara bakınca bir çağ farkını hissediyordunuz. Dil başka, kıyafetler başka, eda başka. Farklı bir dünyanın insanları gibiydiler. Şuraya uzaylılar inse, aynen onlar gibi..." FİLİZ AYGÜNDÜZBeyazıt'ta kadınlarla dolu bir konak. İçinde deli saraylısı da var; nazenin gelini de, piyanosuna delicesine tutkun genç kızı da... Aşk da var bu konakta, Sarıkamış gazisi bir kaçak da, son Osmanlı kabinesinin maliye nazırı da...Aslında 1920'nin işgal altındaki İstanbul'u; yaşantısıyla, sorunlarıyla, diliyle, geleneği, göreneğiyle yine bu konakta... Konak ise, elinize aldığınızda bitirmeden bırakamayacağınız kadar akıcı bir üslupla yazılmış bir kitapta; Ayşe Kulin'in son romanı "Veda"da... Diğer adıyla "Esir Şehirde Bir Konak"ta...Bu romanın bir başka özelliği de kahramanlarının neredeyse tümünün Ayşe Kulin'in akrabaları olması. Üstelik bir üçlemenin ilk kitabı bu; 1922'de, Kulin'in annesinin doğumuyla bitiyor... Ne tuhaftır ki; kurgu yaşamda doğan karakter gerçekte veda ediyor hayata. Kulin'in annesi romanın bitiminden hemen sonra hayatını kaybediyor.İkinci kitap Ayşe Kulin'in doğumuna kadarki dönemi işleyecek, bütün arka bahçeleriyle... Son kitapta da günümüze kadar geleceğiz...Edebiyat eleştirmenleri ve tarihçiler ne düşünür bilinmez ama "Veda"nın okur nezdinde önemli bir sorunu var: Ona veda ettiğinizde kahramanları da konağı da çok özlüyorsunuz."Kendimi çocuk doğurmuş gibi hissediyorum!"Geç gelen bir kariyeriniz var. Sizin ailede kadınlar geç ölüyor ama bazen "Eyvah geç kaldım; yazacak ne çok şey var" paniği yaşıyor musunuz?Çoook. Annem, son beş senesinde kendini pek bilemedi. Aklı geldi, gitti; çocuk gibi olmuştu. Çok korkuyorum; bu benim de genlerimde vardır diye. Bütün büyük teyzelerim 100'e yaklaştılar. Ben de o genleri aldıysam uzun yaşayacağım ama bilinçsiz yaşamak kadar kö... Devamı

25 09 2007

Cumhurbaşkanı Neden Yaşar Kemal Olmasın?Cumhurbaşkanı adayımız Y

Cumhurbaşkanı Neden Yaşar Kemal Olmasın? Cumhurbaşkanı adayımız Yaşar Kemal, dünya edebiyatının en önemli romancılarından biri. Anadolunun ezilen insanlarının hikayesini yazdı. Düşüncelerini ifade etmeye başladığı 17 yaşında kovuşturmalarla, cezaevleri ve mahkemelerle tanıştı. BİA Haber Merkezi - İstanbul 16 Şubat 2007, Cuma Nilüfer ZENGİN Yaşar Kemal, siyasi duyarlılığını ve cesaretini yapıtlarında da, kamuoyunda aydın kimliğiyle yer aldığı girişimlerde de her zaman açıkça ortaya koydu. Kriter: "Kırk yaşını doldurmuş, yükseköğrenim yapmış, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) üyeleri veya bu niteliklere ve milletvekili seçilme yeterliğine sahip Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı." Yaşar Kemal'in yükseköğrenimi yok. Ancak aşağıda okuyacağınız yaşam öyküsünün , Yaşar Kemal'e çoktan bir "Emerutus" ünvanı kazandırabileceğini düşünüyoruz. Bu nedenle, bu adaylık önerisine bi fantezi gözüyle bakılmaması gerektiğini düşünüyoruz. En çok bilinen romanı İnce Memed'te ağalara karşı Çukurova'nın yoksul halkına arka çıkan İnce Memed'in halkı için savaşmasını anlatır. İnce Memed toprakları gerçek sahipleri olan köylülere dağıtır, ağayı öldürür, dağa çekilip kayıplara karışır ve bir efsane kişisi haline gelir. Yaşar Kemal 1950'de eski Türk Ceza Kanunu'nun 142. maddesine aykırı eylemde bulunmak savıyla tutuklandı. Kozan Cezaevi'nde yattı. 1951'de salıverilince İstanbul'a gitti. Cumhuriyet gazetesinde röportaj yazarlığına başladı.Fıkra yazarlığı ve kurduğu yurt haberleri serisinin yönetimini üstlendi(1951-63). 1962'de girdiği Türkiye İşçi Partisi'nde Genel Yönetim Kurulu üyeliği, Propaganda Komitesi başkanlığı ve Merkez Yürütme Kurulu üyeliği yaptı. 1963'te ayrıldığı gazetecilikten sonra kendini bütünüyle roman yazma uğraşına verdi. 1967'de haftalık dergi Ant'ın kurucuları arasında yer aldı. Sorumlusu olduğu bu derginin yayınları arasında çıkan Marksizmin Temel Kitabı adlı yapıttan dolayı 18 ay... Devamı